+1 Daha
Kültürel sermaye, bireylerin veya grupların sahip olduğu, toplumsal alanda avantaj ve statü sağlayan, kültürel bilgi, beceri, tutum ve yetkinliklerin bütününü ifade eden sosyolojik bir kavramdır. Kavram, temel olarak Fransız sosyolog Pierre Bourdieu tarafından geliştirilmiş olup, ekonomik sermayenin yanı sıra diğer sermaye türlerinin de toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretimindeki rolünü açıklamak amacıyla kullanılmıştır. Bourdieu'ye göre kültürel sermaye, özellikle eğitim sistemi aracılığıyla bir nesilden diğerine aktarılarak mevcut sosyal yapının korunmasına ve meşrulaştırılmasına katkıda bulunur.

Kültürel Sermaye İle Yükselen Bir Gelecek (Yapay Zeka İle Oluşturulmuştur)
Bourdieu, sermayeyi birikmiş emek olarak tanımlar; bu emek, eyleyiciler tarafından özel bir temelde ele geçirildiğinde, onlara toplumsal enerjiyi yaşayan veya şeyleşmiş emek biçiminde mal etme olanağı tanır. Toplumsal dünyanın yapısını ve işleyişini anlamak için sermayeyi yalnızca ekonomik biçimiyle değil, tüm biçimleriyle ele almak gerektiğini savunur. Bu çerçevede sermayenin üç temel görünümünden bahseder:
Bourdieu, kültürel sermayenin üç farklı halde var olabileceğini belirtir: cisimleşmiş, nesneleşmiş ve kurumsallaşmış.
Bu, sermayenin en temel halidir ve bedenin ve zihnin kalıcı eğilimleri (habitus) olarak var olur. Bu tür sermayenin birikimi, bireyin kişisel olarak zaman ve çaba harcamasını gerektiren bir içselleştirme sürecidir. Örneğin, kas geliştirmek gibi, vekaleten veya başkası aracılığıyla edinilemez. Bu sermaye, bireyin ayrılmaz bir parçası haline geldiği için hediye, miras veya satın alma yoluyla anında aktarılamaz. Aktarımı daha gizli olduğu için, genellikle meşru bir yeterlilik olarak algılanır ve bir (yanlış)-tanınma etkisi yaratır.
Kitaplar, resimler, sözlükler, müzik aletleri gibi kültürel metalar biçiminde var olur. Bu nesnelerin yasal mülkiyeti ekonomik sermaye gibi aktarılabilir. Ancak bu nesneleri "tüketmek" veya anlamak, yani onlardan sembolik olarak faydalanmak için, cisimleşmiş kültürel sermayeye sahip olmak gerekir. Dolayısıyla, bir sanat koleksiyonuna sahip olmak için ekonomik sermaye yeterliyken, o koleksiyonu takdir etmek için kültürel sermaye zorunludur.
Bu hal, en belirgin olarak akademik yeterlilikler ve eğitim vasıfları (diplomalar) şeklinde ortaya çıkar. Kurumsallaşmış kültürel sermaye, sahibine yasal olarak güvence altına alınmış, kalıcı ve konvansiyonel bir değer sağlar. Bu durum, bireyin o anki fiili kültürel birikiminden görece bir özerkliğe sahiptir ve farklı bireylerin sermayelerini karşılaştırmayı ve birbirleriyle mübadele etmeyi mümkün kılar. Aynı zamanda, kültürel sermaye ile ekonomik sermaye arasında bir dönüşüm oranı belirlemeyi de olanaklı kılar; zira belirli bir diploma, emek piyasasında belirli bir parasal değere karşılık gelebilir.
Ekonomi disiplininde kültürel sermaye kavramı, Bourdieu'nün sosyolojik tanımından farklı bir biçimde ele alınır. Ekonomist David Throsby'ye göre kültürel sermaye, "diğer girdilerle birleştiğinde daha fazla mal üreten bir varlık" olarak tanımlanabilir. Bu yaklaşıma göre kültürel sermaye iki temel biçimde anlaşılabilir:
Throsby, Bourdieu'nün "yüksek statülü kültürdeki bireysel yetkinlik" olarak tanımladığı kültürel sermayeyi, ekonomik bir bakış açısıyla daha çok "insani sermaye" (human capital) kavramının bir parçası olarak değerlendirir.
Kültürel sermayenin aktarımı ve yeniden üretimi sürecinde aile merkezi bir rol oynar. Bourdieu'ye göre eğitim sistemi, herkesin sahip olmadığını bildiği şeyi herkesten talep ederek, aslında aile tarafından aktarılan kültürel sermayeyi zımnen varsayar ve ödüllendirir. Bu aktarım farklı mekanizmalarla gerçekleşir:
Bu süreç, yüksek kültürel sermayeye sahip ailelerden gelen çocukların eğitim hayatına avantajlı bir başlangıç yapmasını sağlar. Ailedeki dil kullanımı, okuma alışkanlıkları ve genel kültürel ortam, çocuğun okulda başarılı olmak için ihtiyaç duyacağı temel yetkinlikleri edinmesinde belirleyici olur.
Kültürel sermaye kavramı en yaygın olarak eğitim ve toplumsal eşitsizlik arasındaki ilişkiyi analiz etmek için kullanılır. Araştırmalar, öğrencinin akademik başarısı ile sosyo-ekonomik ve kültürel kökeni arasında güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir.
Bourdieu, akademik dilde yetkinliğin sınavlardaki başarının temel faktörü olduğunu vurgular. Bu, Basil Bernstein'ın "sınırlı kod" (restricted code) ve "işlenmiş kod" (elaborated code) ayrımını akla getirir. Alt sınıftan gelen çocukların daha yerel ve somut bir dil olan sınırlı kodu kullanma eğiliminde olmaları, okulun talep ettiği analitik ve soyut bir dil olan işlenmiş kod karşısında dezavantajlı olmalarına neden olabilir. Yapılan çalışmalarda, yoksul ailelerden gelen çocukların kelime dağarcığının diğer çocuklara göre daha sınırlı olabildiği belirtilmektedir.
Kültürel katılımın akademik başarı üzerindeki etkisi konusunda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır.
Crook (1997) ve De Graaf (2000) gibi araştırmacılar, okuma gibi faaliyetlerin ("bilgi işleme") akademik başarı ile "beaux arts" (güzel sanatlar) katılımından ("statü arayışı") daha güçlü bir ilişkisi olduğunu bulmuşlardır. Sullivan (2001), bu ayrımın temelinde dil temelli (kitap okuma, belirli TV programları) ve dil temelli olmayan (müzik, görsel sanatlar) kültürel biçimler arasındaki farkın yattığını öne sürer. Dil temelli formlar, okulda temel bir beceri olan dilsel akıcılığı doğrudan geliştirir.
Bourdieu, eğitim sistemindeki müfredat ve değerlendirme kriterlerinin "keyfi" olduğunu ve egemen sınıfın kültürünü kayırdığını öne sürmüştür. Ona göre, özellikle beşeri bilimlerde, içerikten çok üsluba ve doğrudan bilgiden çok belagat yeteneğine değer verilmesi, kültürel sermayesi zayıf öğrencileri dezavantajlı duruma düşürür. Ancak bazı araştırmacılar, okuryazarlık, mantıksal akıl yürütme gibi okulda ödüllendirilen becerilerin evrensel olarak değerli olduğunu ve keyfi olmadığını, ancak ayrıcalıklı sınıfların bu becerileri çocuklarına aktarmada daha fazla kaynağa sahip olduğunu belirtir.
Kültürel sermaye kavramının soyut ve geniş kapsamlı olması, onun ölçümlenmesini (operasyonalizasyonunu) zorlaştırmaktadır. Ancak kavramın ampirik araştırmalarda kullanılabilmesi için operasyonalizasyon süreci kritik bir öneme sahiptir ve bu süreç, kavramın kendisinin de netleştirilmesine yardımcı olur. Araştırmalarda kültürel sermayeyi ölçmek için çeşitli yöntemler ve göstergeler kullanılmıştır:
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Kültürel Sermaye" maddesi için tartışma başlatın
Tanım ve Kuramsal Çerçeve
Kültürel Sermayenin Üç Hali
Cisimleşmiş (Bedenlenmiş) Hal
Nesneleşmiş Hal
Kurumsallaşmış Hal
Ekonomik Yaklaşım
Kültürel Sermayenin Aktarımı ve Yeniden Üretimi
Uygulama Alanları: Eğitim ve Toplumsal Eşitsizlik
Dilsel Yetkinlik ve Akademik Başarı
Kültürel Katılım ve Bilgi
Okul Müfredatı ve Değerlendirme
Kültürel Sermayenin Ölçümlenmesi
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.