Ai badge logo

Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.

Osmanlı Devleti İle Japonya İlişkileri

fav gif
Kaydet
kure star outline

Osmanlı İmparatorluğu ile Japonya arasındaki ilişkiler, 19. yüzyıl öncesinde coğrafi uzaklık nedeniyle sınırlı kalmıştır. İlk temaslar, Japonya'nın Meiji Restorasyonu ile modernleşme sürecine girdiği dönemde başlamış, iki ülke Batı emperyalizmine karşı potansiyel müttefik olarak birbirine ilgi göstermiştir. Prof. Dr. Selçuk Esenbel’in “alacakaranlık diplomasisi” olarak tanımladığı bu ilişkiler, Osmanlı’nın Rusya ile dengeleri gözetme çabası ve Japonya’nın ticari talepleri nedeniyle resmi bir statüye kavuşamamıştır.

19. Yüzyıla Kadar İlişkiler

Osmanlı ve Japonya arasındaki ilişkiler, 19. yüzyıldan önce doğrudan bir bağlantı içermemekle birlikte, coğrafi uzaklık ve dönemin dünya politikaları nedeniyle dolaylı bilgilerle sınırlıydı. Osmanlı İmparatorluğu, Doğu Asya'yı genel olarak “Uzak Doğu” olarak adlandırırken, Japonya hakkındaki ilk kayıtlar Kâtib Çelebi’nin 17. yüzyılda yazdığı Cihannümâ adlı eserinde yer aldı. Bu eserde Japonya, “Cezîre-i Yaponyâ” adıyla anılmış ve coğrafi özellikleri ile genel yapısı hakkında geniş bir açıklama yapılmıştır.


Bunun yanı sıra, Osmanlı’nın Japonya’ya yönelik algısı, daha çok Asya’daki diğer Müslüman topluluklar ve bölgedeki siyasi yapılar üzerinden şekillenmişti. O dönemde Japonya, Togukawa Şogunluğu altında dış dünyaya büyük ölçüde kapalıydı ve dünya ile sınırlı bir ticaret ve diplomasi yürütüyordu. Japonya’nın bu izolasyon politikası nedeniyle Osmanlı ile bir temas sağlanamamış, ilişkiler başlamamıştır.

İlk Temaslar

1871-1881 yılları arasındaki dönem, Osmanlı ve Japonya arasında ilk diplomatik temasların kurulduğu ve ilişkilerin temelinin atıldığı yıllardır. Bu dönemde Japonya, Meiji Restorasyonu sonrasında dış dünyayla daha fazla ilişki kurmaya başlamış ve modernleşme çabaları kapsamında Osmanlı İmparatorluğu ile temas kurmuştur. 1871 yılında Japon hükümeti, Batılı güçlerle imzaladığı eşit olmayan ticaret antlaşmalarını yeniden gözden geçirmek ve dünya siyasetinde daha güçlü bir yer edinmek amacıyla Osmanlı’ya bir temsilci göndermiştir. Bu bağlamda, Japonya’dan Fukuchi Genichiro, Iwakura Misyonu çerçevesinde İstanbul’a gelmiş ve Osmanlı Devleti’nin Batı karşısındaki durumu ile dış politikalarını incelemiştir.


Bu ziyaretten sonra Japonya, Osmanlı ile daha resmi ilişkiler kurmak için girişimlerde bulunmuş ve 1880 yılında Yoşida Masaharu başkanlığında bir heyet Osmanlı Devleti’ne gönderilmiştir. Heyet, 1881’de II. Abdülhamid tarafından kabul edilmiş ve ilişkilerin geliştirilmesi yönünde olumlu adımlar atılmıştır. Ancak bu süreçte Japonya’nın ticari ayrıcalık talepleri ve Osmanlı’nın kapitülasyonlara olan olumsuz bakışı nedeniyle taraflar arasında somut bir anlaşma sağlanamamıştır. Buna rağmen, 1871-1881 dönemi, iki tarafın birbirini yakından tanıdığı ve ileride kurulacak diplomatik bağların temellerinin atıldığı bir dönem olmuştur. Bu dönemde Osmanlı, Japonya’yı Batılı güçlerin sömürgeci politikalarına karşı bir müttefik olarak görmeye başlamış, Japonya ise Osmanlı’yı Asya’nın güçlü bir devleti ve Batı tecrübelerinden faydalanabileceği bir ortak olarak değerlendirmiştir.

1881-1890 Yılları Arası İlişkiler

1881-1890 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ile Japonya arasındaki ilişkiler, her iki tarafın da diplomatik ve siyasi yakınlaşma isteğiyle şekillenmiş, ancak dönemin uluslararası dengeleri ve Osmanlı’nın temkinli politikaları nedeniyle bu ilişkiler resmiyet kazanmamıştır. Prof. Dr. Selçuk Esenbel bu durumu “alacakaranlık diplomasisi kavramıyla açıklar. Japonya, Meiji Restorasyonu sonrası modernleşme ve Batı’nın emperyalist politikalarına karşı denge arayışında Osmanlı’yı potansiyel bir müttefik olarak görüyordu. Bu çerçevede, Japonya 1881 yılında Osmanlı Devleti ile diplomatik ilişkiler kurmak amacıyla bir heyet gönderdi. Yoşida Masaharu liderliğindeki bu heyet, Hindistan ve Tahran üzerinden İstanbul’a ulaştı ve II. Abdülhamid tarafından kabul edildi. Görüşmelerde, Japonya’nın Osmanlı ile dostane ilişkiler geliştirme arzusu dile getirildi ve iki ülke arasında bir dostluk anlaşması yapılması önerildi.


II. Abdülhamid, Osmanlı-Japon ilişkilerinin geliştirilmesine olumlu baksa da, Rusya’nın olası tepkilerinden çekinerek bu öneriyi ihtiyatla karşıladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle Rusya ile dengeli ilişkiler sürdürme gerekliliği, Japonya ile daha resmi bir antlaşma yapılmasını engelleyen başlıca faktörlerden biriydi. Ayrıca Japonya’nın, Batılı güçlerin Osmanlı’ya dayattığı kapitülasyon benzeri ticari ayrıcalıklar talep etmesi, Osmanlı tarafında ciddi bir direnç oluşturdu. Osmanlı, bu tür ayrıcalıkların ekonomik yükünü artıracağından endişe ederek Japonya’nın tekliflerine temkinli yaklaştı. Bununla birlikte, Osmanlı diplomasisi Japonya ile dostane ilişkileri korumaya özen gösterdi ve bu bağlamda herhangi bir gerginlikten kaçınıldı.

Ertuğrul Fırkateyni

1887 yılında Japon İmparatoru Meiji’nin yeğeni Prens Komatsu, Avrupa seyahati sırasında İstanbul’u ziyaret etti. Bu ziyaret, Osmanlı ve Japonya arasındaki diplomatik ilişkilerde önemli bir dönüm noktası oldu. Prens Komatsu, Japon İmparatoru tarafından gönderilen en yüksek şeref nişanını II. Abdülhamid’e takdim etti. Osmanlı Sultanı bu jesti büyük bir takdirle karşılayarak, iki ülke arasındaki dostane ilişkilerin göstergesi olarak Japonya’ya bir iade-i ziyaret yapılmasını kararlaştırdı. Bu amaçla, 1889 yılında Bahriye Miralayı Osman Bey liderliğinde, 650 kişilik bir Osmanlı heyeti Ertuğrul Fırkateyni ile Japonya’ya gönderildi. Bu ziyaret, hem diplomatik ilişkilerin güçlendirilmesi hem de Osmanlı donanmasındaki genç subayların tecrübe kazanması açısından önemli bir girişimdi.


Ertuğrul Fırkateyni, 7 Haziran 1890 tarihinde Yokohama Limanı’na ulaştı ve Japon halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Osman Bey, Osmanlı Sultanı tarafından Japon İmparatoru’na gönderilen şeref nişanını takdim etti. Ancak dönüş yolunda, 16 Eylül 1890’da Ertuğrul Fırkateyni Wakayama açıklarında bir fırtına nedeniyle battı ve 581 mürettebat hayatını kaybetti. Kazadan kurtulan 69 kişi, Japon hükümetinin desteğiyle iki kruvazörle İstanbul’a geri gönderildi. Bu trajik olay, iki ülke halkları arasında kalıcı bir dostluk bağının oluşmasını sağladı ve Türk-Japon ilişkilerinde sembolik bir dönüm noktası haline geldi.


1881-1890 dönemi, Osmanlı-Japonya ilişkilerinde diplomatik temasların arttığı, ancak uluslararası siyasi dengelerin ve ekonomik çıkarların sınırlayıcı etkisinin hissedildiği, alacakaranlık diplomasisinin sürdüğü bir dönemdir. Bu yıllarda iki ülke arasında resmi bir antlaşma imzalanamamış olsa da, ilişkilerin temelleri atılmış ve karşılıklı iyi niyetle dostane bir zemin oluşturulmuştur.

1891-1904 Yılları Arası

Osmanlı İmparatorluğu ile Japonya arasındaki ilişkiler, 19. yüzyılın sonlarından itibaren gayri resmi diplomatik temaslar ve ticari girişimlerle şekillenmiştir. Bu dönemde, iki ülke arasındaki bağların güçlenmesinde Ertuğrul Fırkateyni Faciası ve bunun ardından gelen insani ve kültürel girişimler belirleyici olmuştur. Ancak, ilişkiler daha çok dostane bir zeminde kalmış ve resmi diplomatik anlaşmalara dönüşmemiştir.

Yamada Torajiro

1892 yılında Japon tüccar Yamada Torajiro, ticaret amacıyla İstanbul’a gelmiştir. Ancak Yamada, ticaretin ötesinde iki ülke arasındaki ilişkilerde gayri resmi bir diplomat gibi hareket etmiştir. Osmanlı hükümetinin desteğiyle İstanbul’da faaliyetlerine başlayan Yamada, ticaretin yanı sıra Ertuğrul Fırkateyni faciasında hayatını kaybeden Türk askerlerinin ailelerine teslim edilmek üzere Japon halkının topladığı yardımı da Osmanlı’ya ulaştırmıştır. Ayrıca, II. Abdülhamid’e Japon kültürünü temsil eden samuray zırhı, kılıç ve resim gibi hediyeler sunmuştur. Bu jestler, Japonya’nın Osmanlı ile ilişkilerini güçlendirme arzusunun bir göstergesi olmuştur.


Yamada, İstanbul’da “Nakamura Shoten” adlı bir ticaret mağazası açmıştır. Beyoğlu’nda faaliyet gösteren bu mağaza, Japon ürünlerinin Osmanlı piyasasına tanıtılmasında önemli bir rol oynamış ve adeta gayri resmi bir Japon konsolosluğu gibi işlemiştir. Ancak Osmanlı ile Japonya arasında resmi bir ticaret anlaşması bulunmaması nedeniyle Yamada, ticari faaliyetlerini sürdürebilmek için özel izinlere ihtiyaç duymuştur. Japon hükümetinin desteğiyle, Yamada’nın faaliyetleri Osmanlı yetkilileri tarafından da himaye edilmiştir.


Osmanlı-Japon ilişkileri, bu dönemde daha çok kültürel ve ekonomik iş birlikleri üzerinden ilerlemiştir. Yamada Torajiro’nun İstanbul’daki faaliyetleri, Japon kültürünün Osmanlı’da tanınmasına katkıda bulunmuş ve iki halk arasında kültürel etkileşimi artırmıştır. Nakamura Shoten mağazası, sadece ticaret yapmakla kalmamış, aynı zamanda Japon kültürünü Osmanlı toplumuna tanıtma işlevi görmüştür.


1904-1905 Yılları Arası

Rus-Japon Savaşı (1904-1905), Osmanlı Devleti ve Japonya arasındaki diplomatik ilişkileri dolaylı olarak etkileyen önemli bir süreç olmuştur. Osmanlı Devleti, savaş boyunca tarafsız kalmaya çalışmış ve bu tarafsızlığı ulusal ve uluslararası kamuoyuna defalarca vurgulamıştır. Ancak, halk arasında Japonya’ya duyulan yoğun sempati ve bu sempatinin ulusal politikaya etkileri, Osmanlı yönetimi için karmaşık bir denge politikası izlenmesini zorunlu kılmıştır.


Osmanlı halkı ve hatta devlet memurları arasında Japonların zaferini destekleyen bir eğilim vardı. Bu durum, Japon ordusu için yardım kampanyaları düzenlenmesine yol açtı. Türk-Müslüman halkın yoğun ilgisiyle karşılanan bu kampanyalar, Osmanlı Devleti’nin tarafsızlık politikasıyla çeliştiği gerekçesiyle yasaklandı. Ayrıca, bazı devlet memurlarının savaş sırasında Japonların zaferine duyduğu sevinci açıkça ifade etmesi, hükümetin yabancı elçilikler ve diplomatlar nezdinde tepki çekmemek için bu tür davranışları yasaklama kararı almasına neden oldu.


Osmanlı yönetimi, Japonya yanlısı bir tutum içinde görünmekten kaçınmak adına, basın ve yayın organlarını sıkı bir sansürle kontrol etti. Gazete, dergi, kitap, harita ve ticari ürünler üzerindeki denetim arttırıldı. Japon sempatisi içeren veya Rus karşıtı mesajlar taşıyan materyaller yasaklandı. Örneğin, Türk ve Japon bayraklarının yan yana yer aldığı bazı ticari ürünlere el konuldu. Aynı şekilde, İstanbul’a gelen Japon tiyatro oyuncuları, sahnelerinde Japonya propagandası yapabilecekleri gerekçesiyle sınır dışı edildi.


Sultan II. Abdülhamid, savaşın seyrini yakından takip etti ve bu süreçte Osmanlı’nın çıkarlarını korumaya yönelik adımlar attı. Yıldız Sarayı’nda savaş haritaları üzerinden gelişmeleri analiz eden Sultan, savaşa ilişkin güncel bilgileri Avrupa’daki Osmanlı elçiliklerinden ve yabancı kaynaklardan sağladı. Sultan, tarafsızlık politikasına zarar vermemek adına Japonya ile diplomatik ilişkilerini dikkatli bir dengede tutmaya özen gösterdi.


Osmanlı Devleti’nin savaşın stratejik etkilerini doğrudan anlamak ve Japonya ile olan sıcak ilişkilerini pekiştirmek için yaptığı önemli bir girişim, Miralay Pertev Bey’in savaş bölgesine gönderilmesiydi. Pertev Bey, Osmanlı’nın diplomatik bir jest olarak Japonya’ya gönderdiği gözlemci subaydı. Japon İmparatoru, Osmanlı’nın bu jestinden memnuniyet duyduğunu belirtti ve bu durum iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkıda bulundu. Pertev Bey, savaş bölgesinde hem Japon ordusunun taktiklerini hem de Rus ordusunun zayıflıklarını analiz ederek kapsamlı bir rapor hazırladı. Daha sonra bu gözlemlerini Rus-Japon Harbinden Alınan Maddi, Manevi Dersler ve Japonların Esbab-ı Muzafferiyetleri adlı kitabında yayımladı.


Osmanlı Devleti’nin savaş boyunca tarafsızlık politikasını başarıyla sürdürmesi, halkın Japonya yanlısı duygularını ve uluslararası baskıları dengeleme yeteneğini gösterdi. Japonya ile dostane ilişkileri sürdürürken Rusya’nın tepkisini çekmekten kaçınan Osmanlı, uluslararası diplomasi sahnesinde tarafsız bir duruş sergileyerek stratejik bir başarı elde etti. Bununla birlikte, halkın Japonya’ya olan sempatisi, Osmanlı yönetiminin hem içeride hem de dışarıda denge politikası izlemek zorunda kalmasına yol açtı. Bu süreç, Osmanlı’nın diplomatik manevra yeteneğini ve tarafsızlık politikasını koruma çabasını yansıtan bir dönem olarak tarihe geçti.

1905-1923 Yılları Arası

1905-1923 dönemi, Osmanlı İmparatorluğu ile Japonya arasındaki ilişkilerin nispeten sakin geçtiği, ancak dünya siyaseti ve her iki ülkenin iç gelişmeleri nedeniyle dolaylı etkilerin hissedildiği bir zaman dilimidir. Bu dönemde Osmanlı, siyasi ve askeri çalkantılarla meşgulken, Japonya uluslararası arenada hızla yükselen bir güç haline gelmiştir. Resmi diplomatik temaslar sınırlı olsa da, kültürel temaslar, Japonya’nın dünya çapındaki yükselişi ve Asya’daki etkisi Osmanlı’da dikkatle takip edilmiştir.

Japon-Rus Savaşı’nın Sonuçları (1905)

1905 yılında Japonya’nın Rusya’ya karşı kazandığı zafer, Osmanlı Devleti’nde ve geniş İslam dünyasında büyük bir yankı uyandırmıştır. Bu zafer, Japonya’nın sadece Asya’nın değil, tüm dünyanın dikkatini çeken bir modernleşme örneği haline gelmesine neden olmuştur. Osmanlı basını, Japonların teknolojik üstünlüklerini, askeri başarılarını ve modernleşme politikalarını övgüyle ele almış; Japonya, Osmanlı aydınları için bir “model ülke” olarak görülmüştür. Özellikle Ziya Gökalp ve Mehmed Âkif Ersoy gibi isimler eserlerinde Japon modernleşmesini örnek göstermiştir.

I. Dünya Savaşı (1914-1918)

Osmanlı Devleti, 1914’te I. Dünya Savaşı’na Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın yanında katılmış, Japonya ise savaşa İtilaf Devletleri bloğunda dahil olmuştur. Bu durum iki ülkenin farklı bloklarda yer almasına yol açmıştır. Ancak, Osmanlı ile Japonya arasında herhangi bir doğrudan çatışma yaşanmamıştır. Japonya’nın Osmanlı coğrafyasına yönelik askeri bir müdahalesi olmamakla birlikte, Japonya İtilaf Devletleri’nin Asya-Pasifik’teki çıkarlarını koruma rolünü üstlenmiştir.


Japonya’nın I. Dünya Savaşı’ndaki temel hedefi, Asya’daki Alman kolonilerini ele geçirmek ve bölgede nüfuzunu artırmaktı. Osmanlı ise savaş boyunca Japonya ile doğrudan bir etkileşime girmemiştir. Ancak, Osmanlı halkı arasında Japonya’ya duyulan sempati devam etmiş; Japonların modernleşme ve bağımsızlık mücadeleleri Osmanlı basınında ilgiyle takip edilmiştir.

Kurtuluş Savaşı (1918-1923)

Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’ndaki yenilgisi ve 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması, Osmanlı-Japon ilişkilerini de belirsiz bir hale getirmiştir. Bu dönemde Osmanlı Devleti’nin uluslararası arenadaki etkisi zayıflamış, Japonya ise Batılı güçlerle Versailles Barış Konferansı’na katılarak Asya’da artan bir nüfuz kazanmaya başlamıştır.


1920-1923 yılları arasında Anadolu’da sürdürülen Türk Kurtuluş Savaşı, Japonya tarafından dikkatle izlenmiştir. Japon basını, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğindeki bağımsızlık mücadelesini ve Türkiye’nin Batı emperyalizmine karşı direnişini olumlu bir şekilde ele almıştır. Bu dönem, Japon halkı arasında Türkiye’ye duyulan sempatiyi artırmıştır.

Kaynakça

Çoban, Mehmet Salih. 1904-1905 Rus-Japon Savaşında Osmanlı Kamuoyu. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yakınçağ Tarihi, 2022.


Akyüz, Doruk. Bir Osmanlı Subayının Gözünden Rus-Japon Harbi: Miralay Pertev Bey’in Gözlemleri. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2017.


Esenbel, Selçuk. “Yüzyılın Sonunda Bir Japon Romantik: Yamada Torajiro ve Pera’nın ‘Japon Mağazası’ Nakamura Shoten.” Hilal ve Güneş: İstanbul’da Üç Japon, İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, 2011.


Esenbel, Selçuk. Japon Modernleşmesi ve Osmanlı: Japonya’nın Türk Dünyası ve İslam Politikaları. İstanbul: İletişim Yayımları, 2019.


Erkin, Feridun Cemal. Türk-Sovyet İlişkileri ve Boğazlar Meselesi. Ankara: Başnur Matbaası, 1968.


Şahin Ulusan, Fatma Şayan. Türk-Japon İlişkileri (1878-1908). Ankara: Kültür Bakanlığı, 2001.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Yazar Bilgileri

Avatar
YazarMehmet Salih Çoban9 Ocak 2025 15:25

İçindekiler

  • 19. Yüzyıla Kadar İlişkiler

  • İlk Temaslar

  • 1881-1890 Yılları Arası İlişkiler

    • Ertuğrul Fırkateyni

  • 1891-1904 Yılları Arası

  • Yamada Torajiro

  • 1904-1905 Yılları Arası

  • 1905-1923 Yılları Arası

    • Japon-Rus Savaşı’nın Sonuçları (1905)

    • I. Dünya Savaşı (1914-1918)

    • Kurtuluş Savaşı (1918-1923)

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Osmanlı Devleti İle Japonya İlişkileri" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle
KÜRE'ye Sor