İstiklal Marşı'nın Kabulü
Milli Bir Sese Duyulan İhtiyaç
1921 yılının başlarında, Anadolu’nun dört bir yanında Kurtuluş Savaşı tüm şiddetiyle devam ediyordu. Türk ordusu cephede büyük bir mücadele verirken, halkın ve askerin azmini güçlendirecek, bağımsızlık inancını perçinleyecek ortak bir marşa ihtiyaç duyuluyordu. Bu amaçla dönemin Milli Eğitim Bakanlığı (Maarif Vekaleti), 18 Eylül 1920’de bir yarışma başlattı. Yarışmanın şartları gazetelerde ilan edildi: Kazanan şaire tam 500 lira ödül verilecekti. Bu rakam, o günün şartlarında bir ev alınabilecek kadar büyük bir paraydı.
724 Şiir ve Mehmet Akif’in Sessizliği
Yarışmaya yurdun her yerinden 724 tane şiir gönderildi. Ancak seçici kurul, gönderilen şiirlerin hiçbirinde o beklenen "milli ruhu" tam olarak bulamadı. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, böyle bir destanı ancak "Vatan Şairi" olarak bilinen Mehmet Akif Ersoy'un yazabileceğini biliyordu. Fakat Akif, yarışmaya katılmamıştı. Nedeni ise çok asildi: "Milletin bayrağı ve hürriyeti için yazılacak bir şiirin karşılığında para ödülü olamazdı."
Taceddin Dergâhı’ndaki Kutsal Mesai
Hamdullah Suphi, Akif’e bir mektup yazarak ödül konusundaki hassasiyetinin dikkate alınacağını bildirdi ve onu ikna etti. Mehmet Akif, Ankara’daki mütevazı ikametgahı olan Taceddin Dergâhı’na kapandı. Öyle bir yoğunlaşma içindeydi ki, mısralar zihnine hücum ettiğinde kağıt bulamazsa dergahın duvarlarına kazıyordu. Şiirine, Türk milletine ve ordusuna büyük bir özgüven aşılayan o tarihi seslenişle başladı: "Korkma!" Bu kelime, sadece bir başlangıç değil, bir milletin teslim olmayacağının ilanıydı.

Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı'nı yazarken. (Yapay zeka ile oluşturulmuştur)
12 Mart 1921: Meclis’te İnleyen Gök Gürültüsü
Şiir tamamlandıktan sonra 12 Mart 1921 günü TBMM’de görüşülmeye başlandı. Hamdullah Suphi Tanrıöver, Akif’in yazdığı on kıtayı kürsüden gür bir sesle okudu. Şiirin her kıtası bittiğinde meclis salonu alkıştan sarsılıyordu. Milletvekilleri büyük bir coşkuyla şiiri tam dört kez üst üste okuttular. Akif’in şiiri, oy birliğiyle "Milli Marş" olarak kabul edildi. Mehmet Akif, bu büyük onur yaşanırken aşırı mahcubiyetinden dolayı salonda duramamış, meclis binasından dışarı çıkmıştı.

İstiklal Marşı, mecliste okunurken. (Yapay zeka ile oluşturulmuştur)
Vatan Sevgisi ve Büyük Bağış
Yarışmanın ardından kendisine takdim edilen 500 liralık ödülü Akif, cebinde bir tek kuruşu olmamasına ve o kışı üzerinde paltosu olmadan geçirmesine rağmen kabul etmedi. Bu parayı, fakir kadınlara ve çocuklara iş öğreten, cephedeki askerlere giysi diken Darülmesai (İş Evi) vakfına bağışladı. O, yazdığı marşın maddi bir karşılığı olamayacağını bir kez daha kanıtladı.
Asla Değişmeyecek Miras
Mehmet Akif, bütün eserlerini topladığı Safahat kitabına İstiklal Marşı'nı bilerek koymamıştır. Kendisine bunun sebebi sorulduğunda şu tarihi cevabı vermiştir:
"O benim değil, milletimindir. Benim milletime en kıymetli hediyem budur. Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın!"

