1978 yılında Fransa’da düzenlenen Festival of Arts kapsamında gerçekleştirilen ve Muzaffer Ozak önderliğinde Türkiye’den gelen Halvetî-Cerrahî tarikatına mensup bir grubun icra ettiği zikir ayini, modern dönemde geleneksel İslami pratiklerin uluslararası sahnede temsili açısından dikkate değer bir hadisedir. Bu etkinlik, yalnızca tasavvufi bir ritüelin icrası değil, aynı zamanda İslam tasavvufunun Avrupa kamuoyuna tanıtılması ve bu tecrübenin estetik, kültürel ve sembolik yönleriyle aktarılması bakımından önemli bir örnek teşkil etmiştir.
Bu tür temsiller, tasavvufun yalnızca bireysel bir maneviyat biçimi olmadığını, aynı zamanda kalbi bir tebliğ aracı olabileceğini gösterir. Zikir gibi kolektif ritüeller, yalnızca Müslüman toplumlarda değil, dinî sınırların ötesindeki izleyicilerde de derin bir ruhsal yankı uyandırabilir.

Festival of Arts Fransa 1978 Kuûd Zikri (Flickr)
Muzaffer Ozak (1916–1985), Halvetî-Cerrahî tarikatının, İstanbul Karagümrük’te bulunan merkez dergâhı olan âsitânenin 19. postnişini olup geleneksel zikir meclislerini yalnızca Anadolu’da değil, Batı dünyasında da tanıtmaya yönelik faaliyetlerde bulunmuştur. 1970’li yıllarda artan kültürel değişim süreçleri ve Doğu mistisizmine yönelik Batı’da oluşan ilgi, tasavvufî temsilin fiziksel ve ritüel temsiller yoluyla aktarılmasına zemin hazırlamıştır. Festival of Arts bu bağlamda, İslam tasavvufunun temsiline açık bir platform sunmuştur.
Bu dönemde Batı'da birçok üniversite ve akademik kurum, İslam tasavvufu üzerine teorik araştırmalar yapmakta, ancak uygulamaya dair doğrudan bir temas imkânı bulunmamaktaydı. Halvetî-Cerrahî zikirinin icra edilmesi, teorik bilgiyi yaşayan bir hakikate dönüştürme potansiyeli taşımıştır.

Muzaffer Ozak-Kudsi Ergüner(En Sağdaki) Fransa Seyahati Sırasında (Defter-i Uşak)
Zikir meclisi, klasik Osmanlı tarikat geleneğine uygun biçimde icra edilmiştir. Âyin boyunca Kur’ân tilaveti, ilahiler, salavatlar ve Halvetî geleneğine özgü “cehrî” (açık sesle) yapılan zikirler yer almıştır. Katılımcılar hırka, sarık ve diğer tarikatî kıyafetleriyle ayine iştirak etmiş, bu da ritüelin otantik bir biçimde temsilini sağlamıştır. Zikir, yalnızca bireysel bir vecd hâli değil, aynı zamanda bir cemaat bilincini ve kolektif maneviyatı yansıtan bir toplu ritüel olarak icra edilmiştir.
Buradaki cehrî zikir, tasavvufun dışa taşan hâliyle ruhu titreten bir yankı olarak anlaşılabilir. Sadece içeridekileri değil, salonun dışında kalan yüzlerce kişinin de katılım arzusu göstermesi, zikrin evrensel çekim gücünün bir göstergesidir. “Allah” ve “Hû” nidâlarının hep bir ağızdan yükselmesi, kalplerin ortak bir merkezde buluşmasını mümkün kılmıştır.

Festival of Arts Fransa 1978 Kıyam Zikri (Flickr)
Bu temsil, Batılı izleyiciler nezdinde İslam’ın çoğunlukla maruz kaldığı politik ve ideolojik imgelerden bağımsız olarak, estetik ve spiritüel bir yönünün de olduğunu göstermiştir. Aynı zamanda bu tür ritüellerin, Müslüman kimliğinin yalnızca teolojik değil kültürel ve duygusal boyutlarını da kapsadığını vurgulamıştır.
Ayrıca, bu zikir meclisi, İslam’ın manevî mirasının sadece bilgiyle değil, hal ile, ses ile ve beden diliyle de aktarılabileceğini göstermiştir. Müslüman olmayan pek çok kişinin zikir meclislerine saygıyla iştirak etmesi, bu aktarımın etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu da tasavvufun “yaşanarak tebliğ” niteliğini gözler önüne sermektedir.
Etkinliğin ardından Batı’da özellikle ABD ve Avrupa’da yayımlanan bazı belgeseller ve görsel materyaller, söz konusu zikir meclisini örnek bir tasavvuf pratiği olarak sunmuş, bu da Muzaffer Ozak’ın tanınırlığının denizaşırı bir boyut kazanmasına vesile olmuştur. Ayrıca bu tür faaliyetler, daha sonra yayımlanan İngilizce tasavvuf eserlerin oluşmasına da altyapı hazırlamıştır.

CHÂNT DES DERVICHES DE TURQUIE / Musique Soufi La Cérémonie du Zikr - Festival sonrası Fransa'da yayımlanan plağın ön kapağı (Flickr)
1978 yılında Fransa’nın Rennes şehrinde düzenlenen Traditional Art Festivali kapsamında icra edilen Halvetî-Cerrahî usulündeki zikir meclisi, yalnızca izleyici karşısında gerçekleşen bir temsil değil, aynı zamanda kalıcı bir kültürel kayıt olarak tarihe geçmiş bir olaydır. Festivalin organizatörü olan Cherif Khaznadar ve ona bağlı kültürel arşiv ekipleri tarafından yapılan sesli kayıtlar, etkinliğin belgelenmesini sağlamış; bu kayıtlar daha sonra plak formatında yayımlanarak Fransa’da ve başka bazı Avrupa ülkelerinde dağıtılmıştır.

ABD'de neşredilen "Journey to the Lord of Power" adlı plağın ön kapağı (Flickr)

ABD'de neşredilen "Journey to the Lord of Power" adlı plağın arka kapağı (Flickr)
1978 yılında, Muzaffer Ozak Efendi, Traditional Art Festivali’ndeki müşâhedelerini Aşk Yolu Vuslat Tariki isimli kitabında şu şekilde bahsetmektedir:
1978 yılı şubat ayı başında, 5. Traditional Art Festivali'ne davet edilmiştim. 22 talebemle bu davete icabet etmek üzere Almanya'ya gittim. Berlin'deki büyük opera binasında bir gösteri olarak Halvetî âyin-i şerîfini icrâ ettik. Geleneksel evliyâullah âyin-i şerîfleri, Türk Tekke Müziği ile bezenmiş olduğundan, bu gösteri sırasında da Yûnus Emre, Hacı Bayrâm Velî, Eşrefoğlu Rûmî ve diğer büyük Türk mutasavvıflarından bazılarının nutuklarını besteleri üzere okuduk ve geniş bir ilgi ve sevgi ile karşılandık. 1500 kişilik opera binası tıklım tıklım dolmuş ve oturacak yer kalmadığından bir çokları da dışarıda kalmıştı ki. yer bulup giremeyenlerin içeridekilerden çok fazla olduğunu sonradan idârecilerden öğrendim. Tarîkatlar hakkında bilgisi olan veya olmayan bu büyük kalabalık arasında bir çok Avrupa milletlerine mensûb şahsiyetler bulunuyorlardı. Tahmîn ve takdîr buyurulacağı vechile, âyin-i şerîfe "tevhîd" ile başlandı. Şâyân-ı dikkattir ki, hazır bulunanlardan büyük bir çoğunluğu bizimle birlikte "tevhîd" ediyorlar, "tevhîd" etmesini bilmeyenler de vakûr bir sessizlik içinde, hattâ nefes almaktan çekinircesine bizi izliyorlardı.

Aşk Yolu Vuslat Tariki Türkçe Ön Kapak (Defter-i Uşak)
"Tevhîd"den sonra "devrân" için ayağa kalkıldığında, opera binasını dolduranların bizimle birlikte "zikr"e iştirâk ettiklerini sonsuz bir heyecân ve hayrânlıkla fark ve müşâhede ettim. O büyük kalabalık âdeta "tevhîd"e susamıştı ve bize iştirâk etmek sûretiyle bu susuzluklarını gidermeye çalışıyorlardı. Malûm olduğu vechile, Avrupa'nın hemen hemen bütün üniversitelerinde İslâm-Türk tarîkatleri hakkında tedrîsât yapan kürsüler vardır ve bu yüksek öğretim kurumları, İslâm-Türk tarîkatleri ve diğer dinlerin tasavvuf hareketleri etrâfında devamlı etüdler, araştırmalar ve incelemeler yaparak büyük halk kitlelerine bu konularda geniş ve etraflı bilgiler sunmakta, ilmî mukâyeseler yapmaktadırlar. Bu sebeble, Avrupalılar gerek tasavvuf ve gerekse tarîkatler hakkında bilgi sâhibi bulunmaktadırlar. Ne var ki, eğiticileri kadar öğrencileri de, müktesebâtlarını ilmî ve nazarî bakımlardan derinleştirmişlerse de, pratik uygulamaları görememişlerdi. İşte biz, böyle bir topluluğa ilmî ve nazarî bilgilerini amelî olarak gösteriyor, uygulamaları sunuyorduk. Bu sebeble, ilmen öğrendiklerini gözleriyle de görmek kendilerini teshîr etmiş ve gösterilerimize hayrân kalmışlardı. Okuduğumuz ilâhîler o büyük topluluğu sanki büyülemiş ve dervîşlerin vecd ü istiğrâk içinde katıldıklan âyin-i şerîf, onları da vecde getirmiş ve gerçekten coşturmuştu. 1500 kişinin aşk ve şevk ile iştirâk ettikleri zikir ve tevhîd sırasında koca salon ALLAH ve HÛ nidâları ile inliyordu. Cidden ve hakîkaten görülecek muhteşem bir manzara ile karşı karşıya idik. Zikir,devrân ve âyin-i şerîf bittiğinde o muazzam kalabalık öylesine cûş u hurûşa gelmişdi ki, çılgınlar gibi el vurarak bizleri alkışlıyor ve böylece takdîr ve hayrânlıklarını belirtmek istiyorlardı. ALLAHUEKBER nidâsı ile bu alkış tûfânı kesilmiş, gösterinin dînî bir âyin olduğu ve alkışlanmaması gerektiği halka duyurulmuştu. Hazır bulunanları selâmlayarak dervîşlerimizle birlikte çekildiğimiz halde halk salonu terketmiyor, ara verdiğimizi ve yeniden ortaya çıkacağımızı sanarak bekleşiyorlardı. Merâsimin bittiği defâlarca anons edilerek halka anlatılabildikten sonra gruplar halinde bulunduğumuz salona geldiler ve bizleri ayrı ayrı tebrîk ederek takdîrlerini belirttiler. O anda bana öyle geldi ki, bu büyük kalabalık "tevhîd" nûruna boyanmış ve "tevhîd"de toplanmıştı. Bu büyük ilgi ve sevgi açıkça gösteriyordu ki Kilise, Avrupa halkının dînî duygularını tatmîn edebilmekte cidden âciz kalmıştı. Bu kutsal duygu ve heyecânı hazır bulunanlara evliyâullah âyin-i şerîfi ile sunulan "tevhîd" duyurmuş ve doyurmuştu. Tevâcüd bile olsa, onları gaşyetmiş hakka ve hakîkate yaklaştırmıştı.

The Unveiling of Love Sheikh Muzaffer Ozak Al-Jerrahi (Defter-i Uşak)
Fransa seyahatinden bir kare Bir günlük istirâhatten sonra Paris'e müteveccihen Fransa'ya ve oradan da Festivalin yapıldığı Rennes şehrine götürüldük. Söylenildiğine göre Rennes şehri, Fransa'da Hristiyanlığın başşehri idi. Davet edildiğimiz Belediye Sarayında, bizleri bizzat Rennes Şehri Belediye Başkanı karşılayarak beyân-ı hoş-âmedî eyledi ve bizimle birlikte festivale iştirak eden diğer grupları da tebrîk etti. Yaptığı kısa konuşmadan sonra, festivale katılan diğer milletlere mensûb gruplara bir ziyâfet verdi. Rennes şehrinde üç gün ve üç gece kaldık. Tıpkı Almanya'da olduğu gibi Rennes şehrinde de bize tahsîs olunan meydanda yaptığımız zikir meclisine bizi seyreden halk da coşkunlukla iştirâk etti. Gündüzleri istirâhat ediyor ve geceleri zikrullah ile geçiriyorduk. Nâçiz şahsımla ilgili bir övünme vesîlesi olmadığı icin rahatlıkla ve iftihârla kaydedebilirim ki, "zikir" ve "tevhîd" nûrlarına kapılan halk, her defâsında daha büyük bir aşk ve şevk ile vecde geliyor ve bizimle birlikte "zikr"e iştirâk ediyordu. Âyin-i şerîfler bittikten sonra çevremde toplananlar, "tevhîd" ve "tasavvuf" hakkında sorular soruyor, müşkillerini halle çalışıyorlardı. Bazılarının da belli etmemeye özen göstererek bizi imtihan etmeye özendikleri de elbette dikkatimizden kaçmıyordu. Fakat mutlak ve muhakkak olan şuydu ki, cinsi ve mezhebi ne olursa olsun, halkda ALLAH demeye büyük bir heves ve arzu vardı. Bir gece, şöyle bir soru ile karşılaştım: - Siz, müslümân olduğunuz halde, hiçbir fark gözetmeksizin Hristiyanları da meclisinize kabul ediyor ve onların da zikretmelerine müsâade ediyorsunuz. Bunun sebep ve hikmetini açıklayabilir misiniz? Cevap verdim : - Ben fakîr, bir müslüman ve bir şeyhim. ALLAH diyen herkesi meclisime kabul eder, ALLAH derim ve ALLAH dedirtirim. Bu cevâbım, soru soranı tatmîne kâfî geldi sanırım. Kaldı ki, bütün peygamberlerin vazîfeleri de, halka ırk, renk ve cins farkı gözetmeksizin LÂİLÂHEİLLALLAH dedirtmektir. Bizler de, eIhamdülillah nebîlerin vârisleri olduğumuza göre, bütün insanlara "tevhîd" ettirmek elbette ve elbette başlıca görevimizdir. Şu gerçeği kesinlikle açıklamakta fayda görürüm ki, Rennes şehrinde ve Paris'de bulunduğum müddet içinde, halkın "tevhîd"e ve zikre hakîkaten susamış bulunduğunu müşâhede ve tesbît ettim. Hemen ilâve etmeliyim ki, gerek Rennes'de ve gerekse Paris'de yayınlanan bazı gazete ve dergiler, bizlerden sitâyişle bahseden haberler ve yazılar yayınladılar. Bu cümleden olarak İstanbul'da münteşir Dünya Gazetesi, Paris muhâbirine atfen ve Fransız yayın organlarından iktibâsen (DERVİŞLERİMİZ AVRUPAYI BÜYÜLEDİ) başlığı altında zikir meclisimizin resmini de neşrederek şu haberi verdi :Fransa'nın Rennes kentinde yapılan Geleneksel Sanat Festivaline katılan Türk dervîş grubu, büyük ilgi toplamış ve Tekke Müziği eşliğinde yapılan gösteriler, Fransızların olduğu kadar, festivale katılan diğer ülke gruplarının da beğenisini kazanmıştır. Ayrıca, gösteriye Fransız basını da büyük ilgi göstermiştir. 5. Rennes Festivaline bu yıl 25 ülkeden gelen müzik ve dans grupları katılmıştır. Festivali izlemeye gelenlerin de 15 binden fazla olduğu, geçen yıl ise bu sayının 12 bin kadarla kaldığı belirtilmiştir. Türkiye adına katılan grubun gösterileri için gözlemciler şöyle demişlerdir : Dervîşler, Türk Dînî Mûsikîsinin en görkemli gösterilerini sunuyorlar.

Dünya Gazetesi – 1978: Zikir Meclisine Dair Haber Küpürü (Defter-i Uşak)
Etkilenmemek ve hayrân kalmamak olanaksız. Özellikle Tanrı'ya yakarırken secdeye kapanmaları, avuçları ile yere vurmaları ve vecd içinde devrân etmeleri sevredenlerin tüylerini diken diken ediyor. Festivalin en gözde gruplarından biri kuşkusuz bu dervîşlerdi ... Bizlerden övgü, sevgi ve ilgi ile bahseden Avrupa gazete ve dergilerini okudukça ve hakkımızda yazılan ve söylenilenleri dinledikçe, ben ve benim gibi düşünenierin ne derece mütehassis olduğumuzu saklamağa lüzum görmüyorum. Zîrâ Avrupa halkına bizleri bu derece parlak gösteren kendi hünerlerimiz değil, "tevhîd"in ve "zikrullah" meclislerinin nûrları olduğu ve 25 ülkeden gelen gruplarla 15 bin küsur seyircinin gözlerini kamaştıran nûrun da aynı nûrun pırıltıları bulunduğu tabiî ve âşikârdır. Evet, tekrar tekrar iddiâ ve ısrâr ediyorum : Avrupa ve Avrupalı "tevhîd"e gerçekten susamıştır. Okunan ilâhîlerin ma'nâsını bilmedikleri ve medlûllerini anlayamadıkları halde, Türk Tekke Müziğinin benzersiz ritminin ve âhenginin etkisinde kalıyor ve cidden duygulanıyorlardı. Eğer okunan ilâhî ve kasîdelerin ma'nâlarını bilseler ve mesela Hazret-i Yûnus'un nefeslerindeki veciz ve belîğ ifâdeyi anlayabilselerdi, kim bilir ne hâle geleceklerdi? Mutlak ve muhakkak olan husus şu idi ki, "tevhîd" onları gerçekten büyülemiş, erkân-ı evliyâullah hepsini mest ve hayrân etmişti. Kimliklerini, kişiliklerini, kültürlerini ve dînî inanışlarını unutuvermişler, âdetâ kendilerinden geçmişler ve biz dervîşlerin aramıza katılarak bizimle birlikte devrâna iştirâk etmişler, aşk ve şevk ile "tevhîd"de birleşmişlerdi.