Korku filmleri tabii hep vardı ama çoğu zaman sinemanın bir köşesinde, pek ciddiye alınmayan, cuma gecesi eğlencesi muamelesi gören bir türdü. Ancak bu yıl o köşe birden ortaya taşındı. Obsession'ı izlemeyenler bile Freaky Nikki hakkında bir şeyler duymuştur. Backrooms'u izlemeyenler de o sarı koridorlara internetten bir yerde rastlamıştır. Sinemaya pek gitmeyen insanlar bile bu filmlerin en az birini izlemiştir. Bence bunun sebebi korku türünün göründüğünden fazla olması ve insanların artık gündelik konulardan sıkılması.
Gerçek hayatta korkularımızın çoğunun ne zaman biteceği belli değil: sınav, para, gelecek, ilişkiler. Sinemada ise korku sana paketlenmiş olarak geliyor. Başı var, sonu var, çıkışta ışıklar yanıyor ve normal yaşantımıza geri dönüyoruz. Yani hayatta kontrol edemediğimiz korkuları, salonda kontrol edebildiğimiz bir korkuyla takas ediyoruz. Garip ama pek çoğumuz korku filminden sonra rahatlıyoruz. İnsanlar rahatlamak için çığlık atıyor desek abartmış olmayız belki de.
Komedide herkes aynı yerde gülmez, dramda herkes aynı sahnede ağlamaz. Korkuda ise salondaki neredeyse herkes aynı saniyede irkilir. Yüz kişi aynı anda aynı şeyi hissediyor ve kimse bunu açıklamak zorunda kalmıyor. Herkesin kendi ekranına gömüldüğü bir hayatta bu ortak irkilme küçük bir ritüel gibi.
Eskiden korku denince aklımıza canavar veya katil gelirdi. Bu yılın filmleri daha tanıdık şeylerden korkutuyor: bir yerde sıkışıp kalmaktan ve birine fazla bağlanmaktan. Backrooms bitmeyen, boş, hiçbir yere çıkmayan koridorlarla bunu anlatıyor. Obsession ise bir dileğin gerçek olmasının ne kadar ürkütücü olabildiğini, takıntı ile sevginin ne kadar iç içe geçebildiğini gösteriyor.
Telefonda saatlerce kaydırıp hiçbir yere varamamak biraz Backrooms'a benzemiyor mu aslında? Hiç tanımadığın birinin hayatını her gün izleyip onu tanıdığını sanmak da biraz takıntıya benzemez mi? Bu filmler bize bir canavar göstermiyor, bizi bize gösteriyor. Belki de bu yüzden bu kadar rahatsız edici.
Bence insanlar cilalı ekranlardan, her karesi düzenlenmiş ve filtrelenmiş görüntülerden yoruldu. Bir süre sonra sahte olan her şeyden sıkılıyorsun ve gerçek bir his arıyorsun. Korku bunun en hızlı yollarından biri, çünkü korkuyu taklit etmek zor. Belki de 2026'da salonlar bu yüzden doldu: insanlar bir şeyler hissetmek istedi.
Bu filmlerin arkasında büyük stüdyolarda yetişmiş isimler yok, internette videolar yapan genç insanlar var. Biri yatak odasında bilgisayarla bir şeyler deniyor, birkaç yıl sonra dünyanın konuştuğu bir film çıkıyor. Bunları araştıranlar da bizden biri yaptı diyor ve içinde bir "olabilir" duygusu uyanıyor. Belki insanlar bu filmlere sadece korkmak için değil, biraz da cesaret almak için gitti.
Korku filmi izlerken aslında kendimizi izliyoruz: kaygılarımızı belki bağlanma korkumuzu. Salondan çıkınca da biraz hafifliyoruz. Bu yüzden bence korku 2026'da moda olmadı, ihtiyaç oldu. Ve görünen o ki korku filmleri gişede bir süre daha bizlerle olmaya devam edecek. Ta ki biz sıkılana dek..
Backrooms. Yönetmen: Kane Parsons. A24, 2026.
Obsession. Yönetmen: Curry Barker. Tea Shop Productions, Under the Shell, Capstone Studios, 2025.
Korkmak Neden İyi Geliyor?
Birlikte İrkilmek
Bu Yıl Korkutan Şey Değişti
Neden Şimdi?
Bir De Umut Var