Birkaç yıl öncesine kadar savunma sistemleri çoğunlukla tek bir İHA veya sınırlı sayıda platformu hedef alacak şekilde tasarlanıyordu ancak günümüzde onlarca hatta yüzlerce dronun aynı anda saldırı gerçekleştirebildiği sürü senaryoları, savunma planlamasında yeni bir problemi ortaya çıkarıyor. Bu tür durumlarda saldırı araçlarının sayısı arttıkça savunma tarafının hangi platformu hangi hedefe yönlendireceğini belirlemek son derece karmaşık bir hesaplama problemine dönüşüyor. Nitekim dron sürülerinin koordinasyonu ve karşı koyma yöntemleri son yıllarda insansız sistem araştırmalarının en hızlı büyüyen alanlarından biri haline gelmiş durumda.
Adelaide Üniversitesi ve Saab Australia araştırmacıları tarafından hazırlanan “Building Large-Scale Drone Defenses from Small-Team Strategies” başlıklı yeni bir akademik çalışma, bu soruna farklı bir çözüm yaklaşımı öneriyor. Araştırma, çok büyük dron sürülerine karşı savunma stratejilerini doğrudan hesaplamaya çalışmak yerine küçük ekiplerde elde edilen taktiklerin ölçeklendirilmesine dayanıyor. Çalışmaya göre dron sayısı arttıkça olası savunma kombinasyonlarının sayısı katlanarak büyüyor ve bu durum klasik optimizasyon yöntemlerini pratikte kullanılamaz hale getiriyor. Bu nedenle araştırmacılar önce küçük savunma ekiplerinde hangi davranışların etkili olduğunu belirliyor, ardından bu davranışları daha büyük sürü yapılarına modüler şekilde uyarlayan bir sistem geliştiriyor.
Araştırmada önerilen model, iki farklı hesaplama yaklaşımını bir araya getiriyor. İlk aşamada genetik algoritmalar kullanılarak farklı savunma davranışları simülasyon ortamında test ediliyor. Bu yöntem, farklı stratejileri doğal seçilime benzer bir süreçle karşılaştırarak daha başarılı olanların belirlenmesini sağlıyor. Daha sonra dinamik programlama yöntemi devreye giriyor ve küçük ekiplerde işe yarayan taktikler daha büyük dron gruplarına dağıtılıyor. Böylece savunma tarafındaki dronların hangi saldırı grubuna yönelmesi gerektiği çok daha hızlı şekilde hesaplanabiliyor.
Simülasyon ortamında yapılan testlerde savunma dronlarının belirli davranış kurallarına göre hareket ettiği varsayılıyor. Bu davranışlar arasında saldırı dronlarını erken aşamada kesmeye yönelik önleme manevraları, hedef etrafında savunma düzeni oluşturma ve tehdit seviyesine göre öncelik belirleme gibi taktikler yer alıyor.
Dron sürülerine karşı savunma konusunda farklı yöntemler üzerinde de çalışılıyor. Çoklu ajanlı takviye öğrenmesi veya genetik algoritmalar gibi yapay zeka yöntemleri, dronların koordineli şekilde hareket etmesini sağlayan karar mekanizmaları geliştirmek için sıklıkla kullanılıyor. Ancak bu yöntemlerin büyük sürülerde hesaplama maliyeti hızla arttığı için ölçeklenebilirlik önemli bir sorun olarak görülüyor.
Söz konusu çalışma bu sorunu aşmak için savunma stratejilerini aşamalı biçimde geliştiren bir model öneriyor. Araştırmacılar küçük ölçekli çatışma senaryolarında elde edilen sonuçları daha büyük sürülere aktararak onlarca dronun yer aldığı simülasyonlarda dahi yüksek başarı oranlarına ulaşılabildiğini gösteriyor. Bu yaklaşım, insansız sistemlerin giderek daha yoğun kullanıldığı modern savaş ortamında savunma planlaması için yeni bir yöntem olarak değerlendiriliyor.
Modern savaş ortamında onlarca hatta yüzlerce İHA’nınn aynı anda görev yaptığı senaryolarda her platformu tek tek kontrol etmek pratik bir yöntem olmaktan çıkıyor. Bu nedenle ABD savunma kurumları son yıllarda dron sürülerini daha hızlı ve basit şekilde yönetebilecek yeni komuta-kontrol yöntemleri üzerinde çalışıyor.
Bloomberg’in haberine göre OpenAI, ABD Savaş Bakanlığı tarafından yürütülen bir dron sürü yazılımı yarışmasında kullanılacak sesli komut teknolojisinin geliştirilmesine katkı sağlayan şirketler arasında yer alıyor. Proje kapsamında OpenAI’ın geliştirdiği yapay zeka araçları, sahadaki komutanların verdiği sözlü komutları dijital talimatlara çevirerek dron sürülerinin koordinasyonuna yardımcı olacak. Bu sistem doğrudan dronların uçuşunu ya da silah kullanımını kontrol etmeyecek daha çok insan tarafından verilen komutların sürü içindeki platformlara anlaşılır şekilde aktarılmasını sağlayacak bir arayüz görevi görecek.
Söz konusu çalışma, Pentagon’un insansız sistemlerin yönetimini kolaylaştırmak için başlattığı daha geniş bir programın parçası. Savunma İnovasyon Birimi tarafından yürütülen bu girişim, yaklaşık 100 milyon dolarlık ödül programıyla şirketleri çok sayıda otonom sistemi doğal dil kullanarak yönlendirebilecek yazılımlar geliştirmeye teşvik ediyor.
Bu gelişme, OpenAI’ın ABD askeri kurumlarıyla giderek derinleşen iş birliğinin sadece bir parçası. Şirket, 2025 yılında o zamanki adıyla ABD Savunma Bakanlığı ile yaklaşık 200 milyon dolar değerinde bir sözleşme imzalayarak ulusal güvenlik alanına güçlü bir giriş yapmıştı. Ancak ilişkilerin seyri, 2026’nın başında yapay zeka sektörünü sarsan bir krizle tamamen değişti. ABD yönetimi, kitlesel gözetim ve tam otonom ölümcül silahlar konusundaki etik sınırlarını kaldırmayı reddeden rakip şirket Anthropic’i federal ağlardan yasaklayıp ulusal güvenlik ve tedarik zinciri riski ilan etti. Bu kararın üzerinden henüz birkaç saat geçmişken OpenAI devreye girdi ve bakanlığın gizli askeri ağlarına kendi yapay zeka modellerini entegre etmek üzere anlaşmaya imza attı. Pentagon, bu çok katmanlı çalışmaların hem dron sürülerinin koordinasyonu gibi aktif savaş operasyonlarında hem de siber güvenlik ve büyük veri analizi gibi alanlarda kritik rol oynamasını hedefliyor.
Dron sürülerinin yönetimi konusu, son yıllarda savunma teknolojilerinde en hızlı gelişen başlıklardan biri haline geldi. Birden fazla insansız hava, kara ve deniz aracının aynı anda görev yaptığı operasyonlarda asıl zorluk bu platformların koordineli biçimde hareket edebilmesi. Pentagon’un başlattığı yeni yarışma da tam olarak bu soruna odaklanıyor. Amaç, insan niyetini doğal dil aracılığıyla anlayabilen ve bu komutları çok sayıda otonom sisteme dağıtabilen yazılımlar geliştirmek.
Uzmanlara göre bu tür komuta-kontrol çözümleri, insansız sistemlerin sayısının hızla arttığı bir dönemde operasyonel verimlilik açısından kritik önem taşıyor. Bu nedenle yapay zeka destekli komut sistemleri, insansız araçların sahadaki etkinliğini belirleyen temel teknolojilerden biri.
Pentagon’un bu alandaki yaklaşımı da dikkat çekici bir değişime işaret ediyor. Geleneksel askeri sistemlerde operatörlerin her platformu ayrı ayrı kontrol etmesi gerekirken, yeni nesil sürü mimarilerinde tek bir komutun çok sayıda araca dağıtılması hedefleniyor. Sesli komut teknolojileri de bu dönüşümün önemli araçlarından biri olarak öne çıkıyor.
2026’da yayımlanan bir araştırma raporu, İHA’ya karşı tedbir sistemleri sektörünün önümüzdeki on yılda büyük bir genişleme yaşayacağını ortaya koyuyor. Rapora göre küresel İHA karışıtı tedbir sistem pazarı 2025 yılında yaklaşık 4,9 milyar dolar seviyesindeyken 2035’e kadar 36 milyar doların üzerine çıkabilir.
Bu büyümenin arkasında birkaç temel neden bulunuyor. Öncelikle insansız sistemlerin ucuzlaması ve yaygınlaşması, hem devlet aktörlerinin hem de devlet dışı grupların bu araçları kullanabilmesini mümkün kılıyor. Düşük maliyetli ticari dronlar bile keşif, sabotaj veya saldırı amaçlı kullanılabildiği için güvenlik kurumları açısından yeni bir risk alanı oluşturuyor. Bu nedenle radar, radyo frekansı tespiti, elektronik karıştırma ve yapay zeka destekli hedef tanıma gibi farklı teknolojileri bir araya getiren çok katmanlı savunma sistemlerine yönelik talep hızla artıyor.
Büyüme yalnızca askeri ihtiyaçlarla sınırlı değil. Havalimanları, enerji tesisleri, büyük spor organizasyonları ve kamu etkinlikleri gibi sivil alanlar da izinsiz dron faaliyetlerinden korunmak için bu teknolojilere yöneliyor. Araştırmalar, özellikle kritik altyapı ve hava sahası güvenliği için geliştirilen tespit ve engelleme sistemlerinin pazarın önemli bir bölümünü oluşturduğunu gösteriyor.
Savunma sanayii tarafında ise bu alan İHA sistemlerinde olduğu gibi giderek rekabetçi bir yapıya dönüşüyor. ABD ve Avrupa merkezli birçok büyük savunma şirketi ile yeni teknoloji girişimleri İHA karşıtı tedbir sistemleri geliştirmek için yarışıyor. Raytheon, Northrop Grumman, Dedrone ve DroneShield gibi şirketler radar tabanlı tespit sistemlerinden elektronik karıştırma cihazlarına kadar farklı ürünler geliştirerek bu pazarda öne çıkan aktörler arasında.
Küresel güvenlik ortamı da bu teknolojilere olan ilgiyi artırıyor. Ukrayna savaşında küçük ve ucuz dronların yoğun biçimde kullanılması, birçok ülke için önemli bir ders oldu. Savaş alanında dronların keşif, saldırı ve hedef işaretleme gibi görevlerde yaygın biçimde kullanılması, aynı zamanda bu sistemlere karşı etkili savunma yöntemlerinin geliştirilmesini de zorunlu hale getirdi. Bu nedenle İHA karşı tedbir çözümleri artık yeni bir teknoloji alanından ziyade modern savaşın temel unsurlarından biri.
Pazar analizleri ve akademik çalışmalar, insansız hava araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte karşı tedbir sistemlerine yönelik talebin hızla arttığını gösteriyor. Sensör füzyonu, yapay zeka destekli hedef tanıma ve otonom müdahale sistemleri gibi teknolojiler sayesinde İHA savunması daha entegre ve ölçeklenebilir hale gelecek. Başka bir ifadeyle mesele tek bir sistemi geliştirmekten çok, hava sahasını sürekli izleyen ve farklı tehditlere hızlı tepki verebilen bütüncül bir savunma mimarisi kurmak olacak.
Modern savaşların giderek daha fazla dar sokaklarda, binalarda ve karmaşık şehir ortamlarında gerçekleşmesi, askeri planlamada yeni teknolojilerin önemini artırıyor. Dijitalleşme ve otonom sistemlerin etkisiyle köklü bir dönüşüm geçiren modern harp sahasında, Çin askeri araştırma kurumlarının odak noktası yapay zeka destekli dron sürüleri.
The Diplomat’ta yayımlanan bir analiz, Çin’in şehir savaşları için otonom sistemlere dayalı yeni bir yaklaşım geliştirmeye çalıştığını ortaya koyuyor. Çin Ordusu ile bağlantılı araştırmalar, şehir ortamında kullanılabilecek otonom dron sürülerinin keşif, hedef tespiti ve saldırı görevlerini üstlenebileceğini öne sürüyor. Bu yaklaşımın özellikle Tayvan senaryosu gibi yoğun yerleşim alanlarında gerçekleşebilecek operasyonlar için değerlendirildiği ifade ediliyor.
Şehir savaşlarında insansız sistemlere duyulan ilginin temel nedeni bu tür operasyonların doğası. Binalar, dar sokaklar ve karmaşık altyapı ağları, geleneksel askeri araçların hareket kabiliyetini sınırlayabiliyor. Küçük ve ucuz dronlar ise bu ortamlarda keşif yapma, hedef belirleme ve birliklere gerçek zamanlı bilgi sağlama açısından önemli avantajlar sunuyor. Bu nedenle birçok askeri analizde geleceğin şehir çatışmalarında otonom dron sürülerinin yaygınlaşabileceği değerlendiriliyor.
Çin’in bu alandaki çalışmaları yalnızca teorik düzeyde değil. Son yıllarda yapılan askeri tatbikatlarda dron sürüleri, robotik kara araçları ve insan-makine iş birliği üzerine kurulu senaryolar test ediliyor. Bazı tatbikatlarda otonom dronların keşif görevleri yürüttüğü, robotik kara araçlarının ise dar şehir alanlarında birliklere destek verdiği simülasyonlar gerçekleştirildiği bildiriliyor.
Ancak otonom silah sistemleri konusu uluslararası alanda tartışmalı bir başlık olmaya devam ediyor. Çin, Birleşmiş Milletler’de yürütülen tartışmalarda full-otonom insan müdahalesi olmayan sistemlere karşı olduğunu açıkladı.
Askeri araştırmalar, şehir savaşlarında otonom sistemlerin daha büyük bir rol oynayabileceğine işaret ediyor. Dron sürülerinin keşif ve hedef belirleme görevlerini üstlendiği, robotik araçların dar alanlarda ilerlediği ve yapay zekanın operasyonel karar süreçlerini desteklediği bir savaş modeli hem Çin’de hem de diğer büyük askeri güçlerde giderek daha fazla tartışılıyor. Bu nedenle şehir savaşlarının geleceği, yalnızca yeni platformların değil aynı zamanda otonom karar sistemlerinin gelişimine de bağlı.
ABD merkezli düşünce kuruluşu Center for a New American Security (CNAS) tarafından yayımlanan yeni bir rapor, Tayvan’ın olası bir Çin işgalini caydırmak için çok sayıda insansız sistemden oluşan geniş bir savunma ağı kurması gerektiğini savunuyor. Raporda bu yaklaşım, dron ve diğer otonom platformların yoğun biçimde kullanıldığı bir savunma alanı olarak tanımlanıyor.
Rapor, savunma planlamasında daha düşük maliyetli ancak sayıca fazla sistemlere dayanan bir model öneriyor. Çalışma, özellikle hava, deniz ve su altı dronlarının birlikte kullanıldığı yoğun bir insansız sistem ağı kurulmasının Çin’in amfibi çıkarma planlarını ciddi şekilde zorlaştırabileceğini öne sürüyor.
Raporun merkezinde Tayvan Boğazı’nın işgal kuvvetleri için son derece tehlikeli bir operasyon alanına dönüştürülmesi fikri yer alıyor. Bu yaklaşımda uzun menzilli hava dronları, deniz üstü insansız araçlar ve su altı platformları aynı anda kullanılarak Çin donanmasının ilerleyişi yavaşlatılmaya çalışılıyor. Amaç, çıkarma kuvvetlerinin adaya ulaşmasını zorlaştırmak ve operasyonun maliyetini artırarak saldırıyı caydırmak.
Raporda önerilen model, daha büyük ve pahalı platformlar yerine hareketli, dağıtık ve sayıca fazla sistemlere yatırım üzerine kurulu. Ukrayna savaşında ticari ve düşük maliyetli dronların yarattığı etkiler de bu yaklaşımın arkasındaki önemli örneklerden biri olarak gösteriliyor. Çin ordusunun gemi, uçak ve personel sayısı açısından büyük bir üstünlüğe sahip olduğu düşünüldüğünde, Tayvan’ın bu farkı daha ucuz ve esnek teknolojilerle dengelemeye çalışması gerektiği belirtiliyor. Bu nedenle dron sürüleri ve otonom sistemler Tayvan’ın savunma planlamasında giderek daha fazla yer buluyor.
Gelecekteki olası bir amfibi harekat, geleneksel donanmaların hava, su üstü ve su altından gelen binlerce ucuz, otonom ve harcanabilir sistemle aynı anda başa çıkmak zorunda kalacağı çok katmanlı bir yıpratma savaşına sahne olacak. Bu tablo, insansız sistemlerin artık modern savaşlarda bir yardımcı unsur olmaktan epey uzaklaştığı argümanını güçlendiriyor.
İnsansız Çağında Savunmanın Ölçek Sınavı
Dron Sürülerini Büyük Dil Modelleriyle Yönetmek
İHA Karşı Tedbir Sistemleri Talebi
Çin’in Otonom Sürü Doktrini
Tayvan Çin’e Karşı Dron Sürü Savunmasına Yöneliyor