Muhalif düşünceler ancak bir şeyleri didiklemeye başladığımızda karşımıza çıkar aslında. Başlangıcını bilmediğimiz ama içimize serpiştirilmiş nice fikir tohumları fidan olmuşken zihin toprağımızda, çok sonrasında dolaşma ve keşfetme eğilimine gideriz. Bazı çocukların toprağındaki fikirler ise kendi mülkiyeti sanan ebeveynler tarafından kökleşmiş ağaçlar dikilmiş, beslenmiştir senebesene. İçinde rahatça dolaşıp, tek tek ilgilenemediği, hatta belki aralarına giremediği bir ormanda bulur kendini çocuk. Bu bilinmezlik ve kuytuluk içine girmektense, büyük çınarın gölgesinde oturmaya karar verir ve keşfetmemeyi tercih eder aslında kendine ait mülkünü. Öyle çocuklar da vardır ki, o taptaze toprağı ele geçirilmiş. İçlerinde merak duygusu mücadele ruhuyla pekişmiş nicesi, cesaretle dolaşır içinde. Bazısını budar, bazılarını keser ağaç evler inşa eder içinde barınacağı.
Böylesine sımsıkı sarıldığınız fikirleriniz varsa hali hazırda en basit soruları dahi sormamış olmanız yüksek ihtimaldir. Hatta bazı fikirler vardır ki, sürekli saldırıldığı için adeta koruma altına alınır, sonrasında saldırı ortadan kalksa dahi o koruma içgüdüsü yerleşmiştir bir kere, sıyrılmak zordur.
Biri fikrinizi zorla elinizden almaya çalışırsa bu bir fikirden çok özgürlük mücadelesine döner ve zamanla içselleştirirsiniz. Bu sımsıkı sarıldığınız fikri değerlendirmeye hiç girmezsiniz. Bu felaketle karşı karşıya kalan birinden var olan borcunuzu istememeniz şeklinde zarif bir davranış şeklinde tezahür eder. Ancak saldırı bitip de artık kızarmış olan avucunuzu açtığınızda yeşermeye başlar yeni şeyler. Uğruna mücadele verdiğiniz fikirle hesaplaşma vaktidir artık ve bu onun saldırılardan korumaktan şüphesiz ki daha zordur.
Şimdi hayatını üzerine kurduğu tüm bu demirbaşlarını, kolonlarını sorgularken o; tüm bunları inşa eden çevresindeki herkesi de denetime davet etmek istiyordu. Bir anlamda iş gücünden zorlanınca, onlarında sorumlu olduğunu düşünmek istiyordu belli ki, bir ihtimalde haklıydı.
Ama kimsenin böyle bir derdi olmadığını kabullenmeliydi artık. Çünkü insanlar da var olan zihinlerini kabullenmeyi tercih ettiler, çatışmayı değil.
Birilerinin gelip kaçak duvar inşaatlarıyla doldurduğu zihinlerinde, ciddi bir imar girişimine kimsenin ne hali ne de vakti vardı. Onun zihninde ise deprem olmuştu.
Şimdi ise var gücümle kızıyorum ona. Duraksadığı yol ayrımının yanı başında sesim yankılanıyordu boşlukta.
Ne kadar zorlasanız, uğraşanız da bayım bu yolu tek başınıza yürüyeceksiniz. Yolcusu olmaya talipseniz eğer en büyük bedelinizdir yalnızlık. Hangi haritayı alsanız da elinize, güvenemezsiniz bu kuytu karanlık yerde. Yolda yürürken gördüklerinizi, varlığından bir haber insanlara heyecanla neden anlatmaya çalışıyorsunuz ki? Aynı yolda olmadığınızı bildiğiniz insanlara, hiç bitmeyen o ıslak, yapışık umudunuzla yolu sormaktan bıkmayacak mısınız Allah aşkına?
Hayır hiç kimse o karanlık, sonunda nereye çıkılacağı belli olmayan tehlikeli ve gidenlerin kaybolduğu efsaneleriyle ün salmış gizemli yolu yürümeyecek.
Bunu kabullenebilmeniz için daha kaç kapının yüzünüze kapanması, daha kaç kişinin soğuğu görünce dönmesi gerekiyor? En yakınlarınızın size eşlik etmesini isteyecek kadar bencil misiniz gerçekten?
Hayır bayım, siz başınıza bir şey geldiğinde, yanınıza birini daha çekmek isteyenler kadar kötü biri değilsiniz. Bu sefer de olmayacaksınız.
Gecenin bir vakti ormandan uluma sesleri duyduğunuzda deve kuşu gibi güvendiğiniz bir göğse yaslanmak sizi rahatlatabilir belki ama aynı kişi sizi aslında gitmemeniz gereken yollara sürükleyip zarar da verebilir. Bir keşif yolculuğu bu bayım, her keşfin bir tane kaşifi olur unutmayın.
Bu yolun sonundaki ödül paylaşabilecek bir şey değil. Tüm sorumluluğu sırtına almalı cesaretli talip, bedeli de tek omzu ile ödeyebilmeli.
Kelimelerin ardarda döküldüğü, sadece kendinizi açıklama tutkusuyla konuşurken karşı tarafı sıkmaktan başka bir işe yaramadığını fark etseniz bile devam edişiniz ne zaman rahatsız edecek gururunuzu?
Sizin beyninizi kemiren şeyler, kimsenin ilgisini çekmiyor bayım. Artık sussanız iyi olur.