Arzuhalcilik

Sosyoloji+1 Daha
fav gif
Kaydet
kure star outline

Arzuhalcilik, özellikle Osmanlı döneminde halkın istek, şikâyet ve taleplerini yetkili makamlara iletmek için yazılan belgeler olan arzuhalleri hazırlayan bir meslek olarak ortaya çıkmıştır. Farsça kökenli "arz-ı hâl" (durumun beyanı) ifadesinden türeyen bu terim, zamanla Osmanlı Türkçesinde "arzuhal" şeklinde yaygınlaşmış ve günümüzde "dilekçe" kavramıyla paralellik gösteren bir anlam kazanmıştır.



Arzuhalciler, halkın sesi olmuş, İstanbul’da ve Anadolu’dan gelenlerle çalışmış, her sosyal sınıftan müşteriye hitap etmiştir. Okuryazarlığın sınırlı olduğu bu dönemde, arzuhalciler mektup, pusula, mazhar, itikname, senet ve mukavele gibi çeşitli yazı işlerini üstlenmiş, resmi ve özel yazışmaları düzenleyerek toplumsal hayatta önemli bir yer edinmişlerdir.

Tarihsel Gelişim

Arzuhalciliğin kökeni, Türk-İslâm devletlerinde halkın şikâyet veya taleplerini yazılı veya sözlü olarak yetkili makamlara sunma hakkına dayanır. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan itibaren, halkın padişaha, sadrazama ve taşradaki idarecilere arzuhal verme hakkı tanınmış bir uygulama olarak kabul edilmiştir. Arşivlerde bulunan on binlerce belge, bu hakkın erken dönemlerden itibaren aktif şekilde kullanıldığını göstermektedir. Örneğin, İbn Hacer’in Tabîb Şemseddin b. Sagīr’den naklettiği bilgiye göre, Yıldırım Bayezid sabahları yüksekçe bir yerde oturarak haksızlığa uğrayanların şikâyetlerini dinler ve işlerini derhal çözüme kavuştururdu. 【1】 Bu, arzuhalin devlet yönetiminde halkla doğrudan iletişim kurmanın bir aracı olduğunu ortaya koyar.

Osmanlı Döneminde Kurumsallaşma

Osmanlı’da arzuhaller, bireysel (arz-ı hâl) veya toplu (arz-ı mahzar) olarak sunulabilirdi ve içeriği haksızlık şikâyetlerinden görev taleplerine, yanlışlıkların düzeltilmesine kadar geniş bir yelpazeyi kapsardı. Padişaha sunulan arzuhaller, cuma selâmlığı, bayram namazları, türbe ziyaretleri veya ava çıkış gibi merasimlerde en etkili yol olarak görülürdü.


Koçi Bey’in Sultan İbrâhim’e sunduğu risalede, arzuhallerin kapıcılar kethüdâsı tarafından toplanarak padişahın bizzat okumasının ve sadrazama hatt-ı hümâyunla iletilmesinin âdet olduğu belirtilir. 【2】  Dîvân-ı Hümâyun, ikindi divanı, cuma divanı ve eyalet divanları gibi idarî organlar, arzuhalleri değerlendirmeyi temel görevlerinden biri sayardı. Bu süreçte, sunulan belgeler kötü niyetli bulunursa padişah tarafından yakılarak veya yırtılarak imha edilirdi.


Denetim ve Meslekî Düzenlemeler

1660 yılında sadrazamın emriyle arzuhalciler ilk kez resmen düzenlenmiştir. Bu düzenleme, arzuhalcilerin niteliklerini (hukuk bilgisi, güzel yazı, namusluluk), iş yapma izinlerini ve çalışma koşullarını belirlemiştir. 1773 tarihli bir fermanda, arzuhalcilerin dürüst, kanunları bilen ve tecrübeli kişilerden seçilmesi gerektiği vurgulanmış, vasıfsız kişilerin mesleğe girişi yasaklanmıştır.


II. Ahmed döneminde arzuhalciler, Arzuhalcibaşı’nın denetiminde bir esnaf örgütü hâline gelmiş ve kurumsal bir çerçeveye oturtulmuştur.

Arzuhalcilik Mesleği

Arzuhalcilik, Osmanlı toplumunda okuma yazma oranının düşük olması nedeniyle önemli bir meslek haline gelmiştir. Arzuhalciler, sadece resmi dilekçeler değil, aynı zamanda mektup, senet, mukavele, itikname gibi çeşitli belgeleri de kaleme alırlardı. Arzuhalci olabilmek için adaylar, Arzuhalcibaşı, Divan-ı Hümâyun Çavuşları Ocağı’ndan Çavuşlar Emini ve katibi tarafından oluşturulan bir kurul önünde sınava tabi tutulurdu. Bu sınavda, adayların yazı kurallarını, resmi hitap formüllerini ve devlet düzenlemelerini bilip bilmedikleri, güzel yazı yazma yetenekleri test edilirdi. Başarılı olanlara “izin tezkeresi” verilirken bu nitelikleri taşımayanların mesleği yapmasına izin verilmezdi.


Arzuhalciler, genellikle Divan-ı Hümâyun veya Babıali’de emekli olmuş katipler arasından seçilirdi. Bu kişiler, resmi kitabet usulüne hâkimiyetleri ve yasalar konusundaki bilgileriyle öne çıkarlardı. Arzuhaller, belirli bir şablona göre yazılır, özel kağıtlara kaleme alınır ve “beduh” işaretiyle başlardı. Kağıdın üst kısmı boş bırakılır, buraya makam sahibinin rütbesine uygun “elkab” ifadeleri yazılır, metin ise sol kenara yakın, sağda geniş bir boşluk bırakılarak düzenlenirdi. Arzuhaller, “Ma‘rûz-ı çeker-i Kemineleridir ki” gibi kalıplaşmış ifadelerle başlar, “Ol babda ve katibe-i ahval de emr-ü ferman hazret-i menlehü’l-emrindir” gibi ifadelerle sona ererdi. Okuma yazma bilmeyenler için arzuhalciler, mühür basma işlemini de gerçekleştirirdi; bazıları kendi mühürlerini kazıyarak bu hizmeti de sunardı.

Meslekî Yapı ve Özellikler

Arzuhalcilerin sadece okuryazarlık değil, aynı zamanda dönemin kanunlarını, geleneklerini ve kalıplaşmış ifadeleri bilmesi gerekirdi. Arapça ve Farsça tamlamalarla zenginleştirilen arzuhaller, padişaha veya sadrazama sunulacağı için biçim ve anlam açısından kusursuz olmalıydı. Ayrıca, arzuhalin hangi birimde işlem göreceğini bilmek ve müşterinin talebini yasal çerçeveye uygun şekilde ifade etmek de önemliydi. Özel mektuplar (aile, sevgili, asker yazışmaları) da yazan arzuhalciler, sır saklama ve güvenilirlik gibi kişisel özelliklerle de tanınırdı.


Arzuhallerin içeriği, bireysel şikâyetlerden toplu taleplere kadar geniş bir yelpazeyi kapsardı. Örneğin, bir köy veya kasaba halkı topluca padişaha arzuhal sunarak yöneticilerin haksızlıklarından şikâyet edebilir, bu şikâyetler ciddi yaptırımlarla sonuçlanabilirdi. Aydın ve Saruhan yöresinde Kalenderoğlu’nun zulmünden şikâyet eden halkın arzuhalleri, Sadrazam Derviş Paşa’nın idamına yol açmıştır. Ayrıca, imzasız arzuhaller de sıkça sunulurdu; ancak padişah, bu tür belgelerin kötü niyetle yazıldığını tespit ederse bunları imha eder veya sahibini bulup cezalandırırdı.


【3】

Arzuhalcilerin Çalışma Ortamı

Arzuhalciler, 18. yüzyıla kadar daha çok resmi dairelerin yakınlarında, cami avlularında, medrese revaklarında veya kahvehanelerde çalışırlardı. 19. yüzyılda ise İstanbul’da Beyazid Camii, Yeni Camii, Sultan Ahmed Camii, Ayasofya Meydanı ve Tophane gibi yerlerde yoğunlaşmışlardı. Küçük hasır iskemleler, rahleler, kamış kalemler, siyah ve kırmızı mürekkep hokkaları, rıhdan (yazıyı kurutmak için kullanılan ince kum) gibi araçlarla donatılmış tezgâhlarıyla dikkat çekerlerdi. Bazıları portakal veya limon sandığından yapılmış masalar kullanırken kimileri kağıdı dizlerine koyarak yazardı. Dükkân sahibi olan arzuhalcilerin masaları daha süslü olur, ıhlamur veya ceviz ağacından yapılmış masalar ve Hereke kumaşı kaplı sandalyeler kullanırlardı.

Tanzimat ve Sonrası

1839 Tanzimat Fermanı’yla devlet yapısında yaşanan değişiklikler, arzuhalcilik mesleğini daha da yaygınlaştırmış, bazı arzuhalciler davavekili konumuna yükselmiştir. Mahkeme, tapu ve vergi işlerinde uzmanlaşanlar arasında, Tanzimat döneminin ünlü arzuhalcisi Ali Efendi gibi isimler öne çıkmıştır. Ali Efendi, kanunlara hâkimiyeti ve özel kağıtlara yazdığı arzuhallerle devlet dairelerinde saygınlık kazanmıştır.


Ancak, 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren arzuhalcilik düzeninde bozulmalar yaşanmış, izinsiz çalışanlar ve yasalara aykırı arzuhaller yazanlar ortaya çıkmıştır. Bu durum, devletin gelir kaybına ve idari sorunlara yol açmış, bu nedenle Divan-ı Hümâyun’dan cezai yaptırımlar uygulanmıştır.


1908 Meşrutiyet ilanıyla çok sayıda memurun işten çıkarılması, arzuhalci sayısını artırmış, ancak eski kazançlı günler geride kalmıştır. Cumhuriyetin ilanı ve harf inkılâbı, arzuhalcilik mesleğini derinden etkilemiştir. Ankara’nın başkent olması, İstanbul’daki arzuhalcilerin işlerini kaybetmesine neden olmuştur. Yine de arzuhalcilik tamamen ortadan kalkmamış, daktilo ve bilgisayar gibi modern araçlarla devam etmiştir.

Kültürel Yansımalar

Arzuhalciler, Osmanlı toplumunun bir parçası olarak yerli ve yabancı yazarlar, ressamlar ve gezginler için ilham kaynağı olmuştur. 19. yüzyılda Batılı ressamlar, Doğu’nun egzotik unsurlarını tasvir ederken arzuhalcileri sıkça konu almıştır. Danimarkalı Martinus Rørbye’nin “Tophane Kılıç Ali Paşa Camii Önünde Evlilik Sözleşmesini Yazan Türk Arzuhalci” (1837) tablosu, bu temanın öncü örneklerindendir. Preziosi, Wilkie, Zonaro gibi ressamlar da arzuhalcileri kadınlarla birlikte betimleyerek okuryazarlık oranlarına ve toplumsal cinsiyet dinamiklerine dikkat çekmiştir. Bu tablolar, aynı zamanda Doğu’nun günlük yaşamını Avrupa’ya tanıtma amacı gütmüştür.



Feldmareşal Helmuth von Molkte’nin 1836 tarihli mektubunda, Kılıç Ali Paşa Camii avlusunda bir arzuhalcinin kadın müşterilere yazdığı mektupları detaylı bir şekilde betimlemesi, mesleğin toplumsal rolünü gözler önüne sermiştir.

Günümüzdeki Durumu

Günümüzde arzuhalciler, genellikle adliye binalarının yakınlarında, küçük dükkânlarda ya da seyyar masalarda hizmet vermektedir. İcra, vasilik, boşanma, dolandırıcılık gibi konularda dilekçe yazımı sık karşılaşılan talepler arasında yer alır. Çoğunlukla emekli memurlardan oluşan arzuhalciler, mesleklerinin son temsilcileri olarak görevlerini sürdürmektedir.


Dipnotlar

  • [1]

    Mehmet İpşirli, "Arzuhal," TDV İslâm Ansiklopedisi, 1991, https://islamansiklopedisi.org.tr/arzuhal


  • [2]

    Mehmet İpşirli, "Arzuhal," TDV İslâm Ansiklopedisi, 1991, https://islamansiklopedisi.org.tr/arzuhal


  • [3]

    Belgenin Transkripsiyonu (Sadece Arz Kısmı)

    Devletlü ve sa'âdetlü ve merhametlü sultânım hazretleri sağ olsun.

    Arzuhâl-i kulları oldur ki; Bu fukarâ kulları Yahûdi tâifesinden olup bin yüz iki senesinde Ebu'l-feth merhûm Sultan Mehmed Han hazretlerinin reâyâlarından olmağla, edâsı üzerlerimize lâzım gelen cizye, mîrî malından sene-i mezbûr içün vakf canîbine yüz beş bin akçe teslîm ve edâ eyledüğimizden sonra taraf-ı mîrîden başına başka ceride olunmağla meblağ-ı mezkûr mütevellî-i merkûmdan gerüye red olmak bâbında [yazup] yedimize evâmir-i şerif virilmiş[k]en bir vechle vakf-ı şerîf tarafından alınmak mümkin olmayup yüz iki senesinde vakf-ı mezbûr mütevellisine memhûr temessük ile yigirmi beş bin akçe câize akçesi deyü matbaa-i âmire[ye] (?) mahsûb olmak üzere yedimize memhûr temessük virilmiş iken tekrâr tarîk-i emîn tarafından bâ-fermân-ı âlî ile bu kullarından tekrâr alınup ve yigirmi beş bin akçe vakf canîbine kalmışdır. Bu kadar zamandan beru bu kullarına külli gadr ve zulüm olunmağın, merhametlü sultânımdan mercûdur ki; Mütevelli ve (...?) İstanbul Kadısı efendi hazretlerine hitâben fermân-ı şerîf-i âlişân olunup mürafaa-i şerîf olup hakkım hak olmak bâbında fermân sa'âdetlü sultânımındır.

    Arz Eden: Bende-i cemaat-i Yahûdiyân


Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Yazar Bilgileri

Avatar
YazarElif Laçin5 Eylül 2025 11:42
Katkı Sağlayanlar
Katkı Sağlayanları Gör
Katkı Sağlayanları Gör

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Arzuhalcilik" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle

İçindekiler

  • Tarihsel Gelişim

  • Osmanlı Döneminde Kurumsallaşma

  • Denetim ve Meslekî Düzenlemeler

  • Arzuhalcilik Mesleği

  • Meslekî Yapı ve Özellikler

  • Arzuhalcilerin Çalışma Ortamı

  • Tanzimat ve Sonrası

  • Kültürel Yansımalar

  • Günümüzdeki Durumu

Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.

KÜRE'ye Sor