"Her Bakan Göremez"
İnsanız hepimiz; her yeni gün, her yeni an yeni şeylere, yeni yerlere bakıyoruz ama ne kadarını görebiliyoruz? Gözlerimizin önünden akıp giden bu devasa görüntü selinde, kaç detay kalbimize dokunuyor ya da kaç hikaye zihnimizde bir iz bırakıyor?

Günün Olağan Akışında İstanbul (Fotoğraf: Muhammet Emin Bakır)
Çoğu zaman hayatın o gürültülü rutini içinde sadece bakıp geçiyoruz; burnumuzun ucundaki harikaları, saklı renkleri, gizlenmiş duygularımızı ve o eşsiz anları ıskalıyoruz. Oysa görmek; kalabalığın içinden o tek bir kareyi seçip çıkarmak ama bu kareyi seçip çıkartırken bütünü yok saymamaktır. Görmek, akıp giden zamanı bir anlığına durdurup sıradan olanın içindeki o sıra dışı tılsımı yakalamaktır.
Peki, ne olur da aniden 'bakmaktan' 'görmeye' geçeriz? Bazen zihnimizdeki o buğulanmış noktayı silecek bir dokunuşa ihtiyaç duyarız. Bu dokunuş bazen hayata bakışımızı değiştiren bir öğretmenin tek bir cümlesinde, bazen kalabalıkta hikayesini merak ettiğimiz bir yabancının bakışında, bazense asırlardır orada duran ama sizin o gün ilk kez ruhunu hissettiğiniz bir yapıdadır. Onlar bize sadece neye bakacağımızı değil, nasıl göreceğimizi fısıldayan gizli rehberlerdir. "Bu rehberler sayesinde, doğanın sunduğu bin bir mucizeye bakarken sadece gördüklerimizi değil, o görüntülerin zihnimizde kurduğu gizli bağlantıları ve benzetmeleri de keşfederiz. Bazen sadece başımızı kaldırıp gökyüzüne bakmak; Ayın o muhteşem parıltısı eşliğinde, gerçekliğin ötesine geçip derin bir hayale dalmaktır görmek. Çünkü gerçek bir bakış, bizi sadece gördüğümüz nesneye değil, o nesnenin ruhumuzda uyandırdığı sınırsız düşlere götürür.

Ay (Fotoğraf: Muhammet Emin Bakır)
Bazen de bir şey yapmana gerek kalmadan her şey o an kendiliğinden oluverir. Sadece bir köşede durup soluklanırken önüne serilen o hesapsız güzellikler gibi… Bu bazen gecenin sessizliğinde ay ışığının en parlak haliyle sana göz kırpmasıdır, bazen de sadece yüzüne baktığın birinin o anki gerçek hissini en çıplak haliyle görebilmek olur. O an ne bir rehber ararsın ne de bir ilham; hayat sahnesi senin için en kusursuz anı, en doğru açıyı çoktan ayarlamıştır. Senin tek yapman gereken, o akışa müdahale etmeden sadece tanıklık etmektir. Zaten müdahale etmek istese de insan edemez ki. İşte 'görmek', tam da o kendiliğinden gelişen anın büyüsünde kaybolabilmek; hiçbir çaba sarf etmeden, sadece orada olduğun için sana sunulan o eşsiz hediyeyi fark etmektir.

Gökyüzü (Fotoğraf: Muhammet Emin Bakır)
Tüm bu anlar aslında birer tesadüf değil, ruhun o anla oluşturduğu ortak tevafuktur. Zihnimizdeki buğuyu dağıtan o öğretmen, yolumuzu aydınlatan o yapı ya da kaldırım kenarında, onca betonun arasından başını uzatan o minicik ama hisli çiçek... Hepsi doğru zamanda, doğru yerde karşımıza çıkan birer lütuftur. Bazen sadece o küçük çiçeğin yaşama tutunma çabasını gördüğümüzde anlarız hayatın ne demek olduğunu. Bize bakmayı değil, gerçekten "görmeyi" hatırlatan her rehbere, her bakışa ve her küçük mucizeye bir teşekkür borçluyuzdur aslında. Çünkü onlar sayesinde dünya, sadece izlediğimiz bir boşluk olmaktan çıkıp, bizzat içinde nefes aldığımız, her karesi özenle tasarlanmış bir sanat eserine dönüşür.

Balıkçı ve Boğaz (Fotoğraf: Muhammet Emin Bakır)

Sakarya'nın Eşsiz Doğası ve Sis (Fotoğraf: Muhammet Emin Bakır)

Gülhane Parkındaki Zarif Çiçek (Fotoğraf: Muhammet Emin Bakır)