BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarMustafa Güven18 Ocak 2026 13:23

Bir Atışlık Mola

fav gif
Kaydet
kure star outline

Bocce ilk bakışta çoğu gence “fazla sakin” gelebilir. Ne yüksek tempo var, ne ter içinde kalmak, ne de sürekli koşmak… Sadece birkaç top, küçük bir hedef ve yumuşak hareketler. Ama işte tam da bu yüzden bocce ilginç. Çünkü bocce, seni hızdan çok düşünmeye, güçten çok dengeye, aceleden çok sabıra çağıran bir oyun. Biz genelde hızlı olmayı seviyoruz. Hızlı konuşmak, hızlı karar vermek, hızlı kazanmak… Sosyal medyada bile her şey birkaç saniyelik. Bocce ise tam tersini yapıyor. Sana diyor ki: “Bir dur. Bak. Ölç. Sonra at.”

Bocce: Yavaş Bir Oyun, Hızlı Düşündüren Bir Deneyim

Topu eline aldığın anda oyun aslında başlamış oluyor. Sadece hedefe bakmıyorsun; zemine bakıyorsun, rakibin topuna bakıyorsun, kendi önceki hatana bakıyorsun. Kafanın içinde küçük hesaplar dönüyor. Güç mü? Açı mı? Yerden mi, havadan mı? Ve o an fark etmeden odaklanıyorsun. Bildirim yok, kaydırma yok, sadece sen ve atacağın top var.


Bocce’nin en güzel yanlarından biri de şu: Hata yapman çok normal. Hatta kaçınılmaz. Mükemmel attığını sandığın top gidip rakibine avantaj sağlayabiliyor. Hiç umut yok dediğin bir atış, oyunun kaderini değiştirebiliyor. Bu da sana kontrol edemediğin şeylerle barışmayı öğretiyor. Bazen kazanıyorsun, bazen çok güzel kaybediyorsun. Ve ikisi de oyunun bir parçası.


Gençler için bocce’yi değerli yapan başka bir şey daha var: sosyal alan olması. Bocce sahasında kimse kulaklıkla köşeye çekilmiyor. Atışlar arasında sohbet ediliyor, şakalaşılıyor, iddiaya giriliyor, taktikler uçuşuyor. Rekabet var ama toksik değil. Daha çok “aynı oyunun içindeyiz” duygusu var. Belki de bu yüzden bocce oynarken yabancılar daha kolay tanıdık oluyor.


Bir süre sonra şunu fark ediyorsun: Bocce sadece hedef topa yaklaşma oyunu değil, insanlara yaklaşma oyunu da. Sessiz anları var ama bu sessizlik rahatsız etmiyor. Aksine, o sessizlikte herkes aynı noktaya bakıyor. Aynı beklentiyi paylaşıyor. Topun durduğu an, sevinç de ortak oluyor, hayal kırıklığı da.


Bence bocce, bizim kuşağa iyi gelen nadir oyunlardan biri. Çünkü sürekli “daha hızlı, daha fazla, daha yüksek” diyen bir dünyada, bocce “daha sakin, daha dikkatli, daha dengeli” demeyi hatırlatıyor. Ve garip bir şekilde bu yavaşlık insanın içini sıkmıyor; aksine rahatlatıyor.


Kısacası bocce, sıkıcı görünen ama içine girince bırakamadığın oyunlardan. Bir spor gibi başlıyor, bir mola gibi devam ediyor, bazen de küçük bir hayat provası gibi bitiyor. Belki de bu yüzden bocce, birkaç toptan çok daha fazlası.


Ve belki de bocce’yi en anlamlı kılan şeylerden biri şu: Bu oyunun sadece gençlere değil, yılların içinden geçen insanlara da ait olması. Huzurevlerinde bocce oynayan amca ve teyzeleri izlediğinde, bu oyunun aslında bir rekabetten çok bir bağ kurma biçimi olduğunu anlıyorsun. Aynı sahada, farklı yaşlarda, benzer heyecanları paylaşmak… Bocce burada bir spor olmaktan çıkıp bir hatıraya, bir gülümsemeye, bir “iyi ki buradayız” anına dönüşüyor.


Bu yazıyı da bocceyi yıllardır sevgiyle oynayan, sahaya anılarını taşıyan tüm huzurevi sakinlerine ithaf etmek güzel olur. Çünkü bocce bazen bir oyundan çok, kuşaklar arasında yuvarlanan küçük bir mutluluktur.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Blog İşlemleri

İçindekiler

  • Bocce: Yavaş Bir Oyun, Hızlı Düşündüren Bir Deneyim

KÜRE'ye Sor