BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarOnur Çolak7 Temmuz 2026 20:10

Bir Takdim-Tehir Meselesi: Arabanın Ön Koltuğuna Kim Oturacak?

Alıntıla
kure star outline

Evet, yine karşınızda, nereye kaçarsanız kaçın (eğer erkekseniz)【1】 kurtulamayacağınız o habis soru... ve evet, ansiklopedi okumaya çalışırken bile peşinizi bırakmayacak, bir noktadan sonra alışmayı öğreniyorsunuz:) Ama endişe etmeyin, meselemiz bu sorunun büyüklüğü ve karmaşıklığı yanında oldukça hafif ve basit kalıyor.【2】


Eğer bu metni okuyorsanız büyük ihtimalle arama bölümüne "takdim-tehir" ya da buna benzer bir şey yazdınız ki bu da konuyu ucundan kıyısından bildiğinizi gösteriyor.【3】 O zaman merak etmişsinizdir; "benim kimi ön koltuğa oturtacağımla【4】 takdim-tehir meselesinin ne bağlantısı var şimdi?", o zaman aradaki bağları hızla kurabilmeniz adına size bir soru ve düşünmeniz için istediğiniz kadar mühlet;

Ömür Boyu Mutluluğun Resmi (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur)


Şu iki cümle arasında anlamsal bir farklılık olup olmadığını söylemenizi istiyorum, cevabınızı saklı tutun, ileride lazım olacak...

  1. Fransa, Almanya, İspanya, İran, Suudi Arabistan ve Yemen, Türkiye ile stratejik işbirliği antlaşmaları imzaladı.
  2. İran, Suudi Arabistan, Yemen, İspanya, Almanya ve Fransa, Türkiye ile stratejik işbirliği antlaşmaları imzaladı.

İyice düşündünüz mü? Büyük ihtimalle anlamsal olarak iki cümle arasında bir fark görmediniz ki doğru, yok. Buradaki asıl fark zihin dünyasından, bakış açısından ve kavramların kırınımlarından kaynaklanıyor. Anlamsal olarak hiçbir fark görmediğiniz bu iki cümleyi duyduğunuz iki kişi büyük ihtimalle hayata bambaşka noktalardan bakıyor olacaktır. Peki bunu da nereden çıkardık?


Konuya takdim-tehir'in kelime anlamlarından başlayalım, böylece zihninizde meselenin yavaş yavaş şekil almasına yardımcı olabiliriz. Takdim, Arapça kökenli bir kelimedir ve "sunmak, öncelik tanımak, medhal" gibi anlamlara gelir.【5】 Tehir ise "ertelemek, geciktirmek, sonraya bırakmak" manasında kullanılan yine Arapça kökenli bir kelimedir.【6】 Nasıl, bir şeyler yerine oturmaya başladı sanırım:)

İki Kelimeden Bir Medeniyet Örmek

Sizlerin de artık aşağı-yukarı tahmin edebileceğiniz üzere takdim-tehir aslen neyi önceleyip neyi sonraya bırakacağınızı seçmeye dayalı olarak kurulmuş bir sanattır.【7】 Edebiyatta genellikle vurgunun yönünü değiştirmek için kullanılır. Hemen bir örnek verelim;

  • Dün akşam ıhlamur kokan sokaklardan geçerken sadece kendi hayatımı düşündüm.
  • Dün akşam kendi hayatımı düşündüm sadece, ıhlamur kokan sokaklardan geçerken.

Gördüğünüz üzere önce "kendi hayatım"ı takdim ettiğimde "ıhlamur kokulu sokaklar"ı tehir etmiş (sonraya bırakmış) oldum. Böylece cümlenin vurgusu tümden değişmiş oldu. Ancak konu bundan çok daha geniş ve anlamlı. Takdim-tehir sadece yukarıda görüldüğü gibi edebi anlamıyla tanınan bir sanat olmasına rağmen aslında tüm dillerin içine yerleştirilmiş bir zihin haritası gibi işler.


İnsan, en temelde kendisi ve içinde bulunduğu toplumun yapısı ve değerleriyle dünyayı tanır. Medeniyetler aslen insan topluluklarının öncelediği ve sonraya bıraktığı değerlerle inşa edilir ve birbirlerinden ayrışırlar. Antik çağlarda verimli topraklar ve sulak arazilerin sahibi medeniyetler üretimi ve inşaatı öncelemiş savaşçılığı tehir etmiştir; Bozkır ve çöl ikliminden yükselen medeniyetler savaşçılığı, askeri teşkilatçılığı ve hızlı hareketi öncelemiş üretimi ve inşaatı tehir etmiştir; Denizler ve okyanusların kıyısındaki medeniyetler ise ticaret ve kolonileşmeyi öncelemiş merkezileşmeyi tehir etmiştir.【8】

Ihlamur Kokan Sokaklar (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur)

Günümüzde de durum bundan pek farklı değildir. Kimi devletler askeri gücünü, kimisi ticari ağlarını kimisi ise kültürel zenginliğini takdim etmekte, buna karşın pek çok sahayı da tehir etmektedir. İşte medeniyetler arasındaki farklar da en temelde coğrafyaları nedeniyle oluşan bu takdim-tehir döngülerinden kaynaklanır. Her takdim bir tehir doğurur, bu mecburidir.


Aynı durumu hayatımızda da müşahade ederiz. Yeni bir dil öğrenmek demek yazın yapılacak tatili, mesai sonrası dinlenmelerini tehir etmek demektir; Bir sınava hazırlanmak hayatından bir yılı tehir etmek anlamına gelir; Bir ev borcuna girmek yapılacak pek çok harcamayı tehir etmeyi gerektirir. Aslen medeniyetin temeli olan takdim-tehir meselesi tüm hayatın merkezindedir. Ömrümüz, arabanın ön koltuğuna kimin oturacağını doğru seçip seçmememize bağlıdır. Peki alemin en kılcal damarlarına kadar sızan bu mesele, zihnimizde nasıl yansır? Kelimelerimizde nasıl kendini gösterir?

Kedinin İnsanı Mı İnsanın Kedisi Mi?

Takdim-tehir aslında kendini toplumdan çok insanda gösterir. Medeniyetler, insanlar tarafından kurulurlar ancak insan, daha medeniyeti kurmadan önce bir şeyi takdim etmiştir: kendisini. İnsan dünyaya ilk geldiğinde tüm evreni anlamak için elinde kendisinden başka esas alabileceği bir başlangıç noktası ya da zihni ve bedeninden başka referans kabul edebileceği bir ölçü birimi yoktur. Bu sebeple insan, bildiğimiz neredeyse tüm dillerde önceliklidir ve sahiplikte önde gelir.【9】 Yine dillerin ciddi bir kısmında bunun tek istisnası yaratıcıdır. Bunun da örneklerini verelim ki daha anlaşılır olsun;

  1. Ayşe'nin kedisi Pamuk balkondan atladı.
  2. Pamuk'un Ayşe'si mama kabını çaldı.

Gördüğünüz üzere ikinci cümle bize doğal gelmiyor. Çünkü kedinin bir insana sahip olamayacağına, sadece insanların kedi sahibi olabileceğine inanan bir zihin haritasına sahibiz. Gerçi kediler konusu şüpheli olduğundan dilbilgisel olarak da tamamen doğru yazılmış olan şu iki cümleyi incelemenizi rica edeceğim;

  1. Trafik kazasında 2 rakun, 3 kedi, 4 tavşan ve 25 yaşlarında bir genç hayatını kaybetti.
  2. Trafik kazasında 25 yaşlarında bir genç, 2 rakun, 3 kedi ve 4 tavşan hayatını kaybetti.

Pamuk'un Mamasını Çalan Ayşe (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur)

Okudunuz mu? aslında baktığınızda iki cümlede de bir yanlış yok ve anlamları birbiriyle tamamen aynı fakat ilk cümleyi okurken siz de bir yanlışlık hissettiniz değil mi?【10】 Bu hissettiğiniz yanlışlık dilbilgisel bir problemden kaynaklanmıyor, zihninizde oturmuş olan şablonda insan, hayvana kıyasla daha önceliklendirilmiş bir konumda bulunduğundan cümlelerinizi de ister istemez bu takdim-tehir düzenine göre inşa ediyorsunuz. İşte bu yüzden insanların kurdukları cümleler aslında onların zihinlerinde neyi önceledikleri ve neyi sonraya bıraktıklarının bir nişanesidir. Şimdi size sorduğum ilk soruyu hatırlayın, ekranı biraz yukarı kaydırıp cümleleri tekrar okuyun, bakalım cevaplarınızda değişen bir şey oldu mu:)


Son olarak dillerin ciddi bir kısmında yaratıcıyı ifade etmek için kullanılan ifadeler insan için kullanılan ifadelere göre öncelenmiştir demiştik. Örneğin; Allah'ın kulu yahut Allah'ın peygamberi deriz, tersi kullanılmaz. Burada ayrıca bir noktaya açıklık getirmek gerekir. Takdim-tehir'in temelinde kelimenin fiziksel konumu esas değildir, ilgili dilde öncelenenler nereye, tehir edilenler nereye konuyorsa bu esas alınır. Örneğin Arapça'da Allah'ın Peygamberi demek için "Resulullah" ifadesi kullanılır yani "Resul" kelimesi önce yazılır ama Arapça izafet terkibinde ilk unsur önce gelmesine rağmen, onun kime veya neye ait olduğunu belirleyen unsur ikinci isimdir ve kelime "Allah'ın resulu" anlamına gelir.【11】

Harita Savaşları: Kavramlarla Dönüşen Bir Zihin

Artık meselenin temel yapı taşlarını kavradığımıza göre asıl meseleye geçebiliriz; antik çağlardan beri sürüp giden harita savaşlarına. Verilen örneklerden de anladığınız üzere insan, kavramlar ve bu kavramların içine doldurduğu anlamlarla zihnini ve ruhunu besleyen bir varlıktır. İnsanların çoğunluğunun sandığı aksine insanoğlu bu durumu antik çağlardan itibaren zaten fark etmiş durumdadır. Bu sebeple her bir medeniyetin en büyük temsilcileri, özellikle söz ustaları ve felsefecileri, kullandıkları her bir kelimenin içini doldurarak yeni kavramlar üretmişler ve bu kavramları kullanımda önceleyip diğer medeniyetlerin ürettiği kavramları bilinçli bir şekilde tehir ederek milletlerinin ruhlarını ve zihinerini beslemişlerdir.


Sonuçta tüm bu çabanın amacı toplumun zihin haritasını kendi medeniyetinin kavramlarıyla inşa etmektir. Aksi halde bu işlere kafa yormuş her insanın gayet iyi bildiği o kural devreye girer; zihin haritanı oluştururken boşluklara koyacak kavramların yoksa o boşlukları diğer medeniyetlerin ürettiği kavramlarla doldurmak zorunda kalırsın. Sonunda zihin haritan tamamen başka bir medeniyetin kavramlarıyla dolup taştığında dünyaya doğduğun değil, beslendiğin medeniyetin gözlerinden bakmak kaçınılmazdır. İşte antik çağlardan beri, ilk toplumun doğuşundan itibaren, tüm savaş bunun için veriliyor, bir kısım insan; hikayecilerin, felsefeciler ve tarihçilerin varlıklarına anlam veremezler, çünkü bu disiplinler görünürde yaşam için bir gereksinim değildir. Ama artık bu savaşı siz de gözünüzle görmeye ve kelimelerde hissetmeye başladığınıza göre anlamışsınızdır; söz, bir medeniyetin kendi kişiliğini yitirmeden hayatta kalmasını sağlayan temel sütunlardandır.


Sizlere antik çağlardan itibaren insanların bir takdim-tehir savaşı içinde olduğundan bahsettim ki bence bu insanlığın en büyük savaşıdır. Zira ilk toplumdan bile önce, insanın benliğiyle beraber başlattığı bu savaş halen daha sürmekte ve her geçen yüzyıl şiddetlenmektedir. Şimdi antik ve orta çağ metinlerinden konuya dair bazı örnekler verelim ki konunun ne kadar eskiye dayandığını bizzat müşahade etmiş olun.


Bu konudaki ilk örneğimiz 11. Yüzyılda yaşamış olan Said el-Endülüsî'nin Tabakâtü'l-Ümem (Milletlerin Tabakaları)【12】 adlı eserinden gelmektedir. Endülüsî bu eserinde ilimle iştigal eden ve etmeyen milletleri dil, din, ırk ve kültürlerine göre tabakalara ayırır ve inceler.【13】 Bu sırada ilimle iştigal eden milletlerin önde gelen alimlerinin de yaşam öykülerini de ele alır. Tabakatü'l-ümem takdim-tehir meselesinin en net biçimde yazıya aktarıldığı eserlerden bir tanesidir zira eserin temelinde milletleri belirli vasıflarına göre sınıflandırmak vardır.

Kavram Savaşları Temsili (Yapay Zeka ile Oluşturuldu)


Endülüsî, eserine eski milletleri tanıtarak başlar. Bunlar, henüz insanlık boylara ve farklı soylara bölünmeden önce yeryüzünde hüküm süren toplumlardır. Endülüsî bu milletleri şu sıra ile sayar; Farslar, Keldâniler, Yunanlar, Mısırlılar, Türkler, Hintler ve Çinliler.【14】 Yine buradaki takdim-tehir'e baktığımızda iki şey dikkatimizi çeker. İlk olarak, önce sayılan milletler hakkında daha fazla detay verilmişken 7. millete doğru gidildikçe verilen ayrıntının azaldığı görülür. Yani müellifin zihin haritasında çeşitli vasıflarıyla öne çıkan milletler takdim edilmiştir. İkinci dikkati çeken şey ise bu eski milletlerin ilimle uğraşan-uğraşmayan milletler olarak bölündüğünde sıralamanın anında değişmiş olmasıdır. İlimle uğraşan milletler şu sıra ile sayılır; Hintliler, Farslar, Keldânîler, Yunanlılar, Rumlar, Mısır halkı, Araplar ve İbrânîler.【15】


Gördüğünüz üzere eski milletler sayılırken ilk sırayı alan Farslar ilimle uğraşan milletler sayılırken Hintlilerden sonra ikinci sıraya konulmuştur. Yine aynı biçimde ilimle uğraşmayan milletler sayılırken Çinliler Türklerden önce zikredilmiştir halbuki eski milletler sayılırken Türkler Çinlilerden önce sayılmıştır.【16】 Bu işaretlerden de görülebileceği üzere sıralamalar rastgele yapılmamış, milletlerin; dilleri, dinleri, yaşadıkları coğrafyalar, İslam'a katkıları, ilmi faaliyetleri vs. üzerinden her biri bilinçli bir şekilde inşa edilmiş bir takdim-tehir düzeni kurulmuştur. Bu durumun çok benzerini ilimleri sınıflandıran eserlerde de müşahade etmeniz mümkündür. Özellikle İslam alimleri ilimleri tasnif ederken faydalarına nazaren oldukça belirgin bir takdim tehir düzeni kurmuştur.


İkinci örneğimiz ise tarihin babası olarak da bilinen Heredotus'tan geliyor. Heredotus, Historiai adlı eserinde Hellas seferi ve yenilgisiyle tanınan I. Serhas'ın ordusunda bulunan milletler şu sıra ile sayılır; İlk olarak persler, sonrasında Medler, Kissialılar, Hyrkanialılar, Assurlular, Keldaniler, Baktrialılar, Sakalar, Hintliler, Ariiler, Parthlar, Harezmîler, Sogdlar, Gandaralılar, Dadikalar, Kaspiler, Saranglar, Paktyesler, Utyalılar, Mykialılar, Parikanialılar, Araplar, Etiyopyalılar, Libyalılar, Paflagonyalılar, Ligyesler, Matienler, Mariandynler, Kappadokialılar, Frigler, Ermeniler, Lidyalılar, Misyalılar, Traklar, Pisidialılar, Kabeleesler, Milyalılar, Moskiler, Tibarenler, Makronlar, Mossynoikler, Mareler, Kolkhisliler, Alarodlar, Saspirler ve Kızıldeniz adalarından gelen topluluklar.【17】


Bu metni doğrudan okuduğunuzda bu sıralama sizin için bir şey ifade etmeyebilirdi. Lakin artık harita savaşlarını bilen biri olarak tekrar metne baktığınızda milletler sıralanırken bilinçli bir hiyerarşik yapıya (takdim-tehir) gidildiği görülmektedir. En başta Hellen (Yunan) medeniyetinin varlığını tehdit eden en büyük düşman ve rakip olarak görünen Persler verilmişken daha sonra sayılan milletlerin; ordularının kuvvetine, dinlerine, hellenlere olan düşmanlıklarının derecesine veya siyasi tehdit oluşturabilme kabiliyetlerine göre sıralandığını görmekteyiz. Hatta Heredotos metninde bu milletler hakkında bilgi verirken baştan sona doğru geldikçe verilen detay miktarının azaldığı dikkatinizi çeker. Yani Heredotos'un inşa ettiği zihin dünyasında Persler büyük bir medeniyet ve en kuvvetli tehditken Kızıldeniz toplulukları bu hiyerarşinin en altında yer alır.


Haydi günümüzden bir örnek vererek bu konuyu daha da netleştirelim. Size zihin dünyanızda en çok yer eden medeniyet/devletleri sayın desem nasıl bir sıralama yapardınız? Zihin dünyanıza göre değişmekle beraber ben buna ortalama bir cevap vereyim; Türkiye, Amerika, Rusya, Çin, İngiltere, Japonya, Fransa... şeklinde giden bir sıralamaya sahip olmanız olası, belki birkaç Avrupa-Asya ülkesi daha. Peki aklından hiç Uganda, Nijerya, Fildişi Sahilleri ya da Yeşil Burun Adaları'nı geçiren oldu mu? Eğer orada yaşamıyorsanız muhtemelen hayır. Artık anladınız değil mi? Önceleme ve sonraya bırakma rastgele bir mesele değil zihin haritanıza göre belirlenen bilinçli bir tercihtir.


Bu noktada konumuzun aslı olmadığından fazla üzerinde durmamakla beraber şu çıkarımı da yapmak mümkündür; ne kadar çok medeniyetin/toplumun zihin haritasında ön sıralarda yer aldığınız medeniyetinizin büyüklüğünü/kuvvetini gösteren bir işarettir. Bundan sonra bir tarih metni okuduğunuzda metinlere bu gözle de bir daha bakmanızı isteyeceğim. Özellikle Antik Roma metinlerinde neredeyse esamesi bile okunmayan Türklerin 11. Yüzyıldan itibaren Roma metinlerinde ne kadar sıklıkla geçmeye başladığını gördüğünüzde takdim-tehirin en eski zamanlardan beri nasıl da hayatın içinden bir mesele olduğunu daha iyi anlayacaksınız.【18】

Asım ile Haluk: Bir Kardeş Kavgası Hikayesi

Zihnimizin ön koltuğuna kimlerin oturduğunu anlamak için bu kadar kafa yorduktan sonra kendi medeniyetimizin bu mücadeledeki mevcut konumu hakkında konuşmamak abes kaçacaktır. Ne de olsa dünyanın 7 kadim milletinden birinden bahsediyoruz. Şimdi gelin size kısaca Türklerin bu mücadeledeki yerinden ve günümüzdeki durumdan bahsedeyim.


Türkler, tıpkı diğer milletler gibi yaşadıkları coğrafyaya uygun bir zihin dünyasına ve bu dünyayı inşa eden kavramlara sahiptiler. Doğuda Altay Dağları'ndan Batıda Hazar Denizi'nin kıyısına kadar hakimiyet kuran bu millet esasen boylara bölünmüş yarı göçebe kabilelerden meydana gelmekteydi.【19】


Bozkır yaşamının getirdiği sürekli hareket ve mücadele hali uzun bir müddet boyunca Türklerin yazıyı "tehir" etmesine yol açmış, savaşçılık ve hızlı teşkilatlanma takdim edilmiştir. Yazının ve sözün tehir edilmesi Türklerin takdim-tehir mücadelesinden tamamen uzak ve bilinçsiz olduğu anlamına gelmemektedir. Göktürk yazıtlarında dahi Türk hakanı milletini Çin'in sadece ipeği ve altınına karşı değil "tatlı sözüne" karşı da uyarmıştır.【20】


Ancak tüm bunlara rağmen Türklerde kavram ve takdim-tehir meselesinin bilinçli ve metodolojik bir şekilde en azından ulema sınıfı arasında yaygın biçimde ele alınması Türklerin İslamiyet'i kabulünün ardından Karahanlılar devrinde başlamış, Selçuklularla güçlenmiş Osmanlılarla beraber zirveye ulaşmıştır. Osmanlı medeniyetinin I. Dünya savaşının ardından kuvvetini neredeyse tamamen yitirmesinin ardından medeniyet ve kültür tarihi anlatısı büyük oranda galip kuvvetlerin anlatısıyla şekillenir hale gelmiştir. Öyle ki 19. yüzyılın başından itibaren galip Avrupa'da yükselen Oryantalizm (Şarkiyatçılık) tüm doğu tarihini Avrupa'nın kavramlarıyla inşa eden bir milli harp sahası olarak telakki edilebilir durumdadır.

Haluk'un ve Asım'ın Neslini Temsil Eden Zihin (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur)


Peki bu yenilmiş medeniyetin söz ustaları bu durumu fark etmemişler miydi? Bilakis, durumun tamamen farkındaydılar ve hatta bunun için mücadele de ettiler ve etmektedirler. Liseye gitmiş olan herkesin Edebiyat dersinde neredeyse ilk öğrendiği ve lise sona kadar bitmeyen o konuyu hatırlar mısınınız, evet, doğu-batı çatışmasından bahsediyorum. Ki aslen "doğu" kavramı bile bugün kullanılan anlamıyla Avrupa'nın kavram haritasının bir parçasıdır. Osmanlı'da "şark meselesi"nden bahsetseydiniz anlaşılacak şey Yakındoğu'nun bölüşülmesi değil Safevi (İran) meselesi olacaktı:) Konuyu dağıtmadan devam edelim, bir kısım söz ustaları bu yenilmiş medeniyetin ancak galiplerin kavramları, teknolojisi ve hatta dini ile ayağa kalkabileceğine inandılar, bir kısmı ise fiili kuvveti kaybetmiş iken mutlak mücadelenin ancak medeniyetin öz kavramlarını ayakta tutarak sürdürülebileceğini savundular. Sonuçta Asım'ın nesli ve Haluk'un nesli doğduğunda Türkler için adeta bir "kavram iç savaşı" başlamış oldu.【21】


Bu iç savaş sadece alimler arasında kalmadı, toplumun içinde de hızla yayıldı ve çeşitli kırılımlara yol açtı. Zira tarih boyunca hem Avrupa'da hem de Asya'da devlet kuran Türkler için her iki zihin haritası da tümden yabancı değildi, hatta Türk medeniyetinin zihin haritası bir noktada pek çok medeniyetin kavramlarının Türk kültürü potasında eritilmiş bir bütününden ibaretti.【22】 Durum böyleyken ve İran medeniyeti gibi söz ve yazıda önde gelen bir medeniyet dahi kavramlarını Oryantalistlere kaptırmışken Türkler için bu bölünme kaçınılmazdı. Nihayetinde en kuvvetli Türk-İslam medeniyetinin zayıflamasıyla başlayan bu takdim-tehir mücadelesi günümüzde de halen devam etmektedir. Zihinlerimizin bir köşesinde galiplerin yazdığı kültür tarihi kavramları düşünceleriminizi şekillendirirken bir taraftan Akif'in, Nazım Hikmet ve Mehmet Emin Yurdakul'un kavramlarıyla birbirlerini boğazlamaktadırlar.

Altaylar'dan Tuna'ya: Orta Asya Mı Türkistan Mı?

Asım ile Haluk birbirlerini boğazlayadursunlar, biz o sırada bu kavganın mevcut asırda nasıl devam ettiğine bir bakalım. 21. yüzyılın ilk çeyreğine kadar özellikle tarih cephesinde takdim (önceleme) galiplerden yana devam etmiş, uzun bir müddet düşünürlerimizin kavram dünyaları Oryantalist yazarların anlatılarıyla şekillenmiştir. Neredeyse tanzimat döneminden itibaren kavram mücadelesi devam etmesine karşın ancak 2000'lerin başından itibaren bu mücadele toplum içinde de açıkça görünür hale gelmiş ve hızla güçlenmeye başlamıştır. Daha önceden itibaren bu kavramların kullanılmasına karşın son dönemde medeniyetimizin kendi kavramlarına olan ilgi hızla artmakta akademide de bunun meyveleri daha görünür hale gelmektedir. Artık "Orta Asya" yerine "Türkistan", "Coğrafi Keşifler" yerine "Sömürgecilik", "Bizans" yerine "Doğu Roma" gibi ifadeler bilinçli bir şekilde takdim edilir (öncelenir) hale gelmiştir.


İşin ilginç yanı şudur ki yakın zamanda sessiz ve derinlerde devam eden bu mücadele yakın zamanda adeta mehter takımıyla tüm toplumun gözü önüne taşınmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı'nın açıkladığı son kararlarla beraber konu bilinçli bir şekilde topluma aksettirilmiş ve kavramlara dair bu mücadele için adeta bir seferberlik başlatılmıştır.【23】 Seferberliğin temelinde yine takdim tehir meselesi yer almaktadır. Artık medeniyetimize ait kavramların takdim edilmesinin hedeflendiği bu yeni kararlara göre aşağıdaki kavramlarda bilinçli değişikliklere gidilmiştir;


Tablo TRT ve MEB listelerinden hareketle oluşturulmuştur.

Bu tablo pek çok bakımdan yukarıda bahsettiğimiz mücadelenin en net ve açık yansımalarından bir tanesidir. Biz bu tabloda yer alan kavramların yalnızca iki tanesini ele alarak meselenin iç yüzünü daha yakından göstereceğiz. İlk olarak "Bizans" kavramını ele alalım. Bizans kelimesi aslen Doğu Roma'nın başkenti Konstantinopolis'in eski ismidir. Burada Oryantalistlerin "Doğu Roma" yerine "Bizans" isimlendirmesini takdim etmeleri tesadüfi değildir. Bu isimlendirme ile beraber verilen mesaj aslında şudur; "Tarihte bilinen ve tanınan büyük Roma İmparatorluğu kavimler göçü ile beraber çökmüştür. Müslüman Türklerin ortadan kaldırdığı yapı Roma İmparatorluğu değil Bizans devletidir." Bu takdimle beraber Türklerin özellikle Avrupa medeniyeti üzerindeki belirleyici etkisi tahfif edilmekte ve küçültülmeye çalışılmaktadır.

Türkistan Haritası (Library of Congress)


İkinci önemli kavram olarak da Orta Asya ifadesini ele alalım. Bu ifade, coğrafi olarak yansıttığı anlamdan da kolayca anlaşılacağı üzere medeniyetimize ait bir kavram değildir. Zira "Orta Asya" olarak ifade edilen coğrafya Türkiye'nin bulunduğu konumdan bakıldığında en iyi ihtimalle "Yakındoğu ya da Yakın Asya" olarak ifade edilebilir. Coğrafi olarak doğrudan Avrupa'yı dünyanın merkezine oturtan bu kavram yerine hem Türklerin anayurdu olması hem de Türk devletlerinin çoğunlukta bulunmasına nispetle "Türkistan" ifadesinin takdim edilmesi zihin haritamızı kendi medeniyetimizin kavramlarıyla inşa edebilmemiz için atılan bir adım olarak okunmalıdır.


Bu noktada yolculuğumunuzun sonuna gelmiş bulunuyoruz sevgili dostlarım. Benimle beraber takdim-tehir'in tarihi yolculuğuna şahitlik ettiğiniz için minnettarım. Birlikte eski milletlerden modern devletlere kadar sürüp gelen kavram mücadelesinin seyrini bir film misali izledik. Heredotla Endülüsî'nin zihninde işleyen evrenin renklerine hayran kalıp Asımla Haluk'un kılıç kılıca düellosuna alkış tuttuk. Tüm bu yolculuktan sonra size son bir soru;


Arabanın ön koltuğuna kim oturacak? :)

Kaynakça

Kılınçkaya, Abdullah. "Gramer ve Belagat Bilginlerinin Takdim-Te’hir Hakkındaki Yorumları." Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi 5, no. 51 (Ağustos 2017): 370–379. Erişim tarihi: 11 Temmuz 2026. https://asosjournal.com/index.jsp?mod=tammetin&makaleadi=&makaleurl=941483531_12493%20Abdullah%20KILIN%C3%87KAYA.pdf.

Ryding, Karin C. A Reference Grammar of Modern Standard Arabic. Cambridge: Cambridge University Press, 2005. Erişim tarihi: 11 Temmuz 2026. https://ia801501.us.archive.org/4/items/07AReferenceGrammarOfModernStandardArabic/07%20A%20Reference%20Grammar%20of%20Modern%20Standard%20Arabic_text.pdf.

Sâid el-Endelüsî. Tabakâtü'l-Ümem: Milletlerin Bilim Tarihi. Yayına hazırlayan Ramazan Şeşen. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2014. Erişim tarihi: 11 Temmuz 2026. https://ekitap.yek.gov.tr/urun/tabakatu-l-umem_577.aspx.

Turkestan. Asia in Ten Folios. Folio II. Library of Congress. Erişim tarihi: 11 Temmuz 2026. https://www.loc.gov/resource/gdcwdl.wdl_15037/?r=-0.697,0.059,2.393,0.916,0.

Ergin, Muharrem. Orhun Abideleri. 51. Baskı. İstanbul: Boğaziçi Yayınları, 2017.

Güler, Türkan Banu. "Kuruluşundan M.Ö. 404 Yılına Kadar Sparta’nın Peloponnesos Bölgesi’ndeki Üstünlük Çabaları." Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, 2014. Erişim tarihi: 11 Temmuz 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=48XPj7KKQhKUgntkUiKO3LvlSY7rY1JgFmTd7kc5ISl8uSXpUqrPblkUhxOLImWm.

Herodotus. The Histories. Book VII, chapters 57–137. Çeviren A. D. Godley. Loeb Classical Library. LacusCurtius, Bill Thayer. University of Chicago. Erişim tarihi: 11 Temmuz 2026. https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Herodotus/7b%2A.html.

Kanter, Beyhan. "Gençliğe Bakışları Açısından Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy." Türk Kültürü Araştırmaları Dergisi 2008, no. 1 (2008). Erişim tarihi: 11 Temmuz 2026. https://makale.isam.org.tr/server/api/core/bitstreams/c202ce4b-cedf-4c75-82c2-5d4426399afe/content.

Kubbealtı Lugati. "takdim." Erişim tarihi: 11 Temmuz 2026. https://lugatim.com/s/Takdim.

Kubbealtı Lugati. "tehir." Erişim tarihi: 11 Temmuz 2026. https://lugatim.com/s/Tehir.

T.C. Millî Eğitim Bakanlığı. "Bakan Tekin TRT Haber Canlı Yayınında Soruları Yanıtladı." Erişim tarihi: 11 Temmuz 2026. https://www.meb.gov.tr/bakan-tekin-trt-haber-canli-yayininda-sorulari-yanitladi/haber/41199/tr.

T.C. Millî Eğitim Bakanlığı. "Yeni Müfredatta 'Tarih' Eğitiminde Köklü Değişiklik." Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü. Erişim tarihi: 11 Temmuz 2026. https://ookgm.meb.gov.tr/www/yeni-mufredatta-quottarihquot-egitiminde-koklu-degisiklik/icerik/2020.

TRT Haber. "MEB'den eğitimde 'millî şuur' dönemi." Erişim tarihi: 11 Temmuz 2026. https://www.trthaber.com/haber/gundem/mebden-egitimde-milli-suur-donemi-945033.html.

Taşağıl, Ahmet. Gök-Türkler I. 2. Baskı. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2003. Erişim tarihi: 11 Temmuz 2026. https://archive.org/details/ahmet-tasagil-gokturkler-cilt-i/Ahmet%20Ta%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1l%20-%20G%C3%B6kt%C3%BCrkler%20Cilt%20I/.

Türk Dil Kurumu. "takdim tehir." Güncel Türkçe Sözlük. Erişim tarihi: 11 Temmuz 2026. https://sozluk.gov.tr/?ara=takdim%20tehir.

Dipnotlar

  • [1]

    Evli ya da nişanlı olup olmamanız, hatta görüştüğünüzün bile olup olmaması bir önem taşımıyor.

  • [2]

    Bu sorunun ciddiyetini yukarıda anlatıp sizi sıkmak istemedim ama şöyle söyleyeyim, "yıkılmaz bir duvarla durdurulamaz bir tren çarpışırsa ne olur?" sorusuna özgüvenle cevap yetiştiren dostlarımın bu soru karşısında 7 yaşına dönmeleri oldukça ibret vericiydi.

  • [3]

    Düşünsel uyarı; böyle söylemem benim çok bildiğim anlamına gelmemektedir, beklentilerinizi düşük tutunuz.

  • [4]

    Ki buna neden biz karar veriyoruz hiçbir fikrim yok, sadece arka koltuğa geçerek mutlu bir ömür sürebilirsiniz.

  • [5]

    Kubbealtı Lugatı, "takdim," erişim tarihi: 11 Temmuz 2026, https://lugatim.com/s/Takdim.

  • [6]

    Kubbealtı Lugatı, "tehir," erişim tarihi: 11 Temmuz 2026, https://lugatim.com/s/Tehir.

  • [7]

    Abdullah Kılınçkaya, "Gramer ve Belagat Bilginlerinin Takdim-Te’hir Hakkındaki Yorumları," Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi 5, no. 51 (Ağustos 2017): 370.

  • [8]

    Burada kastettiğim yerleşik medeniyetler ordu kurmamıştır, göçebeler ise hiçbir şey inşa etmemiştir demek değildir. Sizlerin de anlayacağı üzere bunu "öncelememişlerdir." Yani Atina'nın da bir ordusu olmasına karşın Sparta, askerliği kutsallaştırmış ve enerjisinin büyük bir kısmını buraya yatırmıştır, bknz; Türkan Banu Güler, "Kuruluşundan M.Ö. 404 Yılına Kadar Sparta’nın Peloponnesos Bölgesi’ndeki Üstünlük Çabaları" (Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, 2014), 15.

  • [9]

    Christian Lehmann, Possession in Yucatec Maya, 2. gözden geçirilmiş baskı (Erfurt: Seminar für Sprachwissenschaft der Universität Erfurt, 2002), 4–5, https://www.christianlehmann.eu/publ/ASSidUE10.pdf; Edebi sanatlarda bazen bu durum özellikle değiştirilir, dilin doğal akışından bahsediyorum.

  • [10]

    Tüm metin bunu hissettiğinize inanarak yazıldı, umarım hissediyorsunuzdur...

  • [11]

    Arapçada buna izafet / iḍāfa terkibi denir. Yapı şöyledir: mudâf + mudâfun ileyh yani: ait olan şey + kendisine ait olunan şey, bknz. Karin C. Ryding, A Reference Grammar of Modern Standard Arabic (Cambridge: Cambridge University Press, 2005), 205. Ayrıca dilbilgisinde burada teknik olarak bir vurgu veya yüceltme kuralı değil, bir tamlayan–tamlanan ve aidiyet ilişkisi vardır. Dolayısıyla “Allah’a takdim yapılmıştır” sonucu doğrudan Arapça gramerinin hükmü değil, bu gramer yapısından hareketle geliştirdiğim yorumdur.

  • [12]

    Tam adı Kitâbü’t-Ta‘rîf bi Tabakâti’l-Ümem ve Ulemâihâ ve Nübezin min Teâlîfihim ve Ahbârihim'dir, bknz. Sâid el-Endelüsî, Tabakâtü'l-Ümem: Milletlerin Bilim Tarihi, yay. haz. Ramazan Şeşen (İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2014), 10.

  • [13]

    Burada "ilim" derken doğrudan bizim günümüzde anladığımız astronomi, fizik, kimya, biyoloji, edebiyat gibi ilimleri anlamamak gerekir. Zira İlimle uğraşmayan milletlerin başında Çinlilerin sayılması, Endülüsî'nin anlayışının bu yönde olmadığını açıkça göstermektedir. Bu eser özelinde "ilim" ve "ilimle uğraşmak" dendiğinde ne anlamamız gerektiği sorusuna ise ancak eseri dönemin kavramlarıyla beraber okuyabilen bir zihin cevap verebilecektir.

  • [14]

    Sâid el-Endelüsî, Tabakâtü'l-Ümem: Milletlerin Bilim Tarihi, yay. haz. Ramazan Şeşen (İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2014), 42-46.

  • [15]

    Sâid el-Endelüsî, Tabakâtü'l-Ümem: Milletlerin Bilim Tarihi, yay. haz. Ramazan Şeşen (İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2014), 48.

  • [16]

    Sâid el-Endelüsî, Tabakâtü'l-Ümem: Milletlerin Bilim Tarihi, yay. haz. Ramazan Şeşen (İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2014), 50.

  • [17]

    Herodotus, The Histories, book VII, chaps. 57–137, çev. A. D. Godley, Loeb Classical Library, LacusCurtius, Bill Thayer, University of Chicago, 60-80. erişim tarihi: 11 Temmuz 2026, https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Herodotus/7b%2A.html.

  • [18]

    Ayrıca benim Sâid el-Endelüsî'yi önceleyip Heredotos'u tehir etmemin de bir tesadüf olmadığını gözden kaçırmadığınızı varsayıyorum:)

  • [19]

    Ahmet Taşağıl, Gök-Türkler I, 2. Baskı (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2003), 9-10.

  • [20]

    Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, 51. Baskı (İstanbul: Boğaziçi Yayınları, 2017), 37.

  • [21]

    Beyhan Kanter, "Gençliğe Bakışları Açısından Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy," Türk Kültürü Araştırmaları Dergisi 2008, no. 1 (2008): 116.

  • [22]

    Ki bunu başarabilmiş nadir medeniyetlerden biri Türk medeniyetidir desek yanlış bir şey söylemiş olmayız. Zira özellikle Selçuklu ve Osmanlılar birbirlerine keskin bir şekilde düşman medeniyetlerin ortasında pek çok kültürü ortak bir potada eritebilmiş nadir devletlerdendir. Özellikle Osmanlı; Roma, Pers, Moğol ve Çin imparatorluklarının geleneklerini bir araya getirebilmesi açısından oldukça özeldir.

  • [23]

    TRT Haber. "MEB'den eğitimde 'millî şuur' dönemi." Erişim tarihi: 11 Temmuz 2026. https://www.trthaber.com/haber/gundem/mebden-egitimde-milli-suur-donemi-945033.html.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

İçindekiler

  • İki Kelimeden Bir Medeniyet Örmek

  • Kedinin İnsanı Mı İnsanın Kedisi Mi?

  • Harita Savaşları: Kavramlarla Dönüşen Bir Zihin

  • Asım ile Haluk: Bir Kardeş Kavgası Hikayesi

  • Altaylar'dan Tuna'ya: Orta Asya Mı Türkistan Mı?