Ben Darıca’da büyüdüm. Deniz kenarında, kalabalık ama bir o kadar da tanıdık bir yerde… Üniversite sonuçları açıklandığında Erzurum’u kazandığımı öğrendiğimde ilk hissettiğim şey heyecandı. Ardından hemen bir düşünce geldi: “Ben gerçekten bu kadar uzağa gidecek miyim?”
Ailem, arkadaşlarım, alıştığım hayat… Hepsi Darıca’daydı. Erzurum ise benim için sadece haritada gördüğüm uzak bir şehirdi. Üniversite için evden ayrılmanın zor olacağını biliyordum ama insan yaşamadan tam olarak anlayamıyor.
Erzurum’a ilk geldiğim günü hâlâ çok net hatırlıyorum. Hava beklediğimden daha soğuktu. Darıca’nın nemli ama ılıman havasından sonra Erzurum’un keskin ayazı bana bambaşka bir şehirde olduğumu hemen hissettirdi. Ama asıl zorluk soğuk değildi.
İlk defa ailemden bu kadar uzak kalıyordum. Yurtta yeni bir odaya yerleşmek, hiç tanımadığım insanlarla aynı ortamı paylaşmak ve her şeyi kendi başıma halletmeye çalışmak başta oldukça zor geldi. Özellikle ilk haftalar, insanın memleket özlemini daha çok hissettiği zamanlar oluyor.
Bir süre sonra fark ettim ki şehir değiştirmek sadece yeni bir yerde okumak değil, aynı zamanda insanın kendini tanıması demek. Kendi işlerini halletmek, sorumluluk almak ve bazen zorlandığında bile devam etmeyi öğrenmek… Bunlar üniversitenin ders programında yazmayan ama en çok öğreten tarafı.
Erzurum’da geçirdiğim zaman bana birçok şey kattı. Başta alışması zor gelen şehir, zamanla günlük hayatımın bir parçası oldu. Yeni arkadaşlıklar kurdum, yeni deneyimler yaşadım ve aslında uzak bir şehirde olmanın insanı ne kadar değiştirebildiğini gördüm.
Bugün Darıca’dan Erzurum’a gelmenin sadece bir üniversite tercihi olmadığını düşünüyorum. Bu, biraz da büyümenin ve kendi yolunu çizmeye başlamanın hikâyesi.
Bazen memleketimi özlüyorum, ama biliyorum ki Erzurum’da geçirdiğim bu yıllar hayatımın en öğretici dönemlerinden biri olacak.