BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarBahtiyar Bora ERGÜN10 Aralık 2025 13:31

Çatalhöyük’ten Ur’a: İnsanoğlunun İlk "Apartman" Macerası ve Neden Sıkış Tıkış Yaşamayı Seçtik?

fav gif
Kaydet
kure star outline

Sabahları metrobüste veya trafikte sıkışıp kaldığınızda, üst komşunuz gece yarısı gürültü yaptığında ya da kalabalıktan bunaldığınızda muhtemelen şunu düşünüyorsunuz: "Biz neden böyle yaşıyoruz? Atalarımız gibi ormanda özgürce koşmak varken, neden bu beton kutulara tıkıldık?"

Aslında bu sorunun cevabı binlerce yıl öncesine, İnsanlığın "İlk Çağ"ına dayanıyor. Gelin, avcı-toplayıcı atalarımızın o geniş ovaları bırakıp, neden birbirlerinin nefesini duyacak kadar yakın yaşamayı, yani "şehri" seçtiklerine yakından bakalım.

Özgürlükten Vazgeçiş: Korku ve Ambarlar

Binlerce yıl boyunca insanlık "az çalışıp, özgür yaşayan" göçebe gruplar halindeydi. Sonra bir gün, birileri toprağa buğday ekmeyi keşfetti. Tarım Devrimi (Neolitik Dönem) harika bir şeydi ama yanında büyük bir dert getirdi: Birikim.


Eskiden yanınızda taşıyabildiğiniz kadar malınız vardı. Ama şimdi hasat ettiğiniz tonlarca tahılınız, ambarlarınız var. Bu serveti korumak zorundasınız. Yabani hayvanlardan, ama en çok da diğer insanlardan korunmak için tek çare vardı: Kalabalıklaşmak ve duvar örmek. İnsanlar, güvenlik ve "garanti yemek" uğruna özgürlüklerinden vazgeçip ilk köyleri, sonra da ilk şehirleri kurdular. Yani ilk yerleşimler, aslında devasa birer "duvarların arkasına sığınma" projesiydi.【1】 

Çatalhöyük: Sokaksız Şehir ve Çatıdan Eve Girmek

Anadolu’nun göbeğindeki Çatalhöyük, bu "sıkış tıkış" yaşamın en radikal örneğidir. Düşünün; binlerce insan bir arada yaşıyor ama sokak yok! Evet, yanlış duymadınız. Evler birbirine o kadar yapışık inşa edilmişti ki, insanlar evlerine çatılardan açılan bir delikten merdivenle iniyordu.


Neden mi? Çünkü sokak demek, düşmanın rahatça yürümesi demekti. Evleri birbirine yapıştırarak şehri devasa bir kaleye çevirdiler. Bugün bize klostrofobik gelen bu yaşam, o günün insanı için "sırtını komşuna yaslamak" ve güvende hissetmekti. Ian Hodder’ın çalışmalarının da gösterdiği gibi, bu bitişik nizam aslında karmaşık bir sosyal örgütlenmenin ve savunma içgüdüsünün mimariye yansımasıydı.【2】 

Uruk ve Babil: Kaosun Getirdiği Düzen

Mezopotamya’ya, Sümerlerin efsanevi şehri Uruk'a gittiğimizde işler daha da karmaşıklaşıyor. Artık sadece korunmak için değil, tapınak etrafında dönen devasa bir ekonomi için bir aradayız.


Şehir demek, kaos demekti. Binlerce insan, hayvanlar, pazar yerleri, atölyeler... Ancak bu kaos, muazzam bir şeyi doğurdu: İş Bölümü. Köyde herkes çiftçiydi. Ama şehirde kalabalık artınca; birileri sadece çömlek yaptı, birileri sadece bira üretti, birileri de bu alışverişi kaydetti.

Sonuç: Neden Hâlâ Buradayız?

İnsanoğlu, hastalık riskine, gürültüye ve strese rağmen şehirden vazgeçmedi. Çünkü şehir; fikirlerin çarpıştığı, inovasyonun doğduğu ve kültürün geliştiği yerdi. Yazıyı, tekerleği, kanunları ve matematiği o sıkış tıkış yaşayan, birbirinin gürültüsünden rahatsız olan ama yine de "birlikte" üretmek zorunda kalan o kaotik kalabalıklar icat etti. Tarih gerçekten de Sümer'de, bu şehirlerde başladı.【3】 


Bugün bir plazanın 30. katında veya kalabalık bir caddede yürürken bunalırsanız, aklınıza Çatalhöyük’te çatıdan evine giren o atamızı getirin. Hikaye değişmedi, sadece dekor biraz daha modernleşti.

Dipnotlar

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Blog İşlemleri

İçindekiler

  • Özgürlükten Vazgeçiş: Korku ve Ambarlar

  • Çatalhöyük: Sokaksız Şehir ve Çatıdan Eve Girmek

  • Uruk ve Babil: Kaosun Getirdiği Düzen

  • Sonuç: Neden Hâlâ Buradayız?

Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.

KÜRE'ye Sor