Bazı yerlere gitmeden önce onlar hakkında çok şey biliyor gibi hissedersin. Ben de öyleydim.
Doğu… benim için hep uzakta, soğuk, biraz da “mecbur kalınırsa gidilecek” bir yerdi.
Üniversite tercihi yaparken içimden geçen tek şey şuydu:
“Keşke batıda bir yer olsa…”
Ama olmadı.
Ve ben kendimi Atatürk Üniversitesi yolunda buldum.
Erzurum’a ilk geldiğim günü unutamıyorum. Hava gerçekten soğuktu. Öyle filmlerde gördüğümüz gibi değil, insanın içine işleyen bir soğuk. Ama asıl şaşırdığım şey hava değildi. İnsanlardı.
Beklediğim mesafeli, uzak tavırlar yerine tanımadığım insanların içtenliğiyle karşılaştım.
Birinin yol tarif ederken sadece anlatmayıp bizzat götürmesi,
bir başkasının “üşümüşsündür” diye hal hatır sorması…
O an fark ettim:
Ben aslında bir yeri değil, bir önyargıyı taşımışım buraya.
Atatürk Üniversitesi’ne ilk girdiğimde içimdeki o “acaba?” hissi hâlâ vardı.
Ama kampüsü gördükçe o his yavaş yavaş yerini şaşkınlığa bıraktı.
Burası sandığım gibi küçük, sınırlı bir yer değildi. Aksine, kendi içinde yaşayan bir dünya gibiydi.
Yürüdükçe bitmeyen yollar,
karla kaplandığında sessizleşen ağaçlar ve kalabalığın içinde bile kendine yer bulabildiğin anlar…
Bazen insanın ihtiyacı olan şey tam olarak buymuş:
Biraz yavaşlamak.
İçimde en büyük soru işareti buradaydı.
“Acaba yeterli olur mu?”
Ama zaman geçtikçe şunu fark ettim:
Sorun yer değilmiş.
Sorun, benim bakış açımdaymış.
Atatürk Üniversitesi bana şunu öğretti:
Eğer gerçekten öğrenmek istiyorsan,
bunun doğusu batısı yok.
Dersler ciddiydi, hocalar donanımlıydı ve beklenti yüksekti.
Yani kaçabileceğin değil, gerçekten yüzleştiğin bir sistem vardı.
Belki de bu deneyimin bana kattığı en ağır ama en değerli şey şu oldu:
Ben, bana ait olmayan düşüncelerle karar vermeye çalışmışım.
“Doğuda hayat yok.”
“Orada okumak zor.”
“Gelişmişlik sadece batıda.”
Bunların hiçbiri benim deneyimim değildi.
Sadece duyduklarımdı.
Ama burada yaşadıkça anladım ki:
Her yer kendi içinde bir dünya.
Ve bazı dünyalar uzaktan bakınca görünmüyor.
Atatürk Üniversitesi benim için sadece bir üniversite olmadı.
Bir kırılma noktası oldu.
Önyargılarımın kırıldığı,
bakış açımın değiştiği,
ve belki de ilk defa gerçekten düşündüğüm bir yer…
Şunu net söyleyebilirim:
Bazı yerler vardır,
sana kendini anlatmaz.
Sen gidip yaşamadıkça
asla anlayamazsın.
Eğer buraya gelmeseydim,
bu kadar şeyi yanlış bilmeye devam edecektim. Burda yaşadığım güzel şeylerin verdiği duygu güzelliğini asla tadamazdım ya da yaşadığım kötü olayları ya da durumları tadıp kendimi daha da büyütemezdin. Teşekkürler Erzurum…
Teşekkürler Atatürk Üniversitesi…
Soğuk Sandığım Yerin Sıcaklığı
Kampüs Değil, Başka Bir Dünya
Asıl Yanıldığım Nokta: Eğitim
En Büyük Ders: Bildiğimi Sandığım Şeyler
Gitmeden Bilinmez
İçimde Kalan Son Cümle