İzlediğim filmin ortalarına doğru durup düşünmeye başladım. Aslında niyetim çok basitti: biraz mola vermek, beni motive eden bir şey ile zihnimi tazelemek. Fakat karşıma çıkan Kiralık Aile filmi bana beklediğimden fazlasını sundu. Bu yüzdendir ki ben şimdi oturmuş bu yazıyı yazıyorum.
Film bende beklediğimden daha derin bir iz bıraktı; sanki var olan duygularıma sessizce fısıldadı. Özellikle filmde geçen bir cümle zihnimde sürekli tekrar etti: “Bazen sadece birinin gözlerimizin içine bakıp var olduğumuzu hatırlatmasına ihtiyaç duyarız.” Başta normal bir cümle gibi geliyor. Lakin durup düşününce ne kadar derin olduğunu fark ediyorum. Hepimiz zaman zaman tam da bunu istemiyor muyuz? Bunun peşinden koşmuyor muyuz? Görülmek, hissedilmek, anlaşılmak…
Film, kiralık aile ajansında çalışmaya başlayan bir aktörün hikâyesini anlatıyor. Bu adam başkalarının hayatlarına baba, eş ya da arkadaş gibi rollerle giriyor; insanların ihtiyaç duyduğu sevgiyi, ilgiyi, görülme hissini onlara kısa süreliğine sunuyor ve insanlar bir şekilde tamamlanmış gibi hissediyor. Tıpkı bizim ihtimaller dünyamızdaki gibi.
Kiralık Aile Film Fragmanı (Disney Studios Türkiye)
Şimdiye kadar konuşma fırsatı bulduğum neredeyse tüm insanların keşkeleri var. Bazen yaşamımızla ilgili “şöyle olsaydı bu olurdu” gibi cümleler kuruyoruz. Belki tam da bu anlarda, düşündüğümüz ihtimallerin içinde kendimizi kısa süreliğine sahte duygularla tamamlanmış hissediyoruz. Bu yüzden “şu olsaydı bunu yapardım” diye kurduğumuz ihtimaller dünyasından çıkıp gerçekleri kabul etmemiz gerekiyor. Gerçek duygular, bazen ne kadar zor gelse de sahte olanlardan her zaman daha kıymetlidir...