Trump’ın seçilmesinin ardından ABD ile AB arasındaki soğuk rüzgarların şiddeti gün geçtikçe artarken bu gerginlik dijital boyuta da taşınmış durumda. Financial Times’ın haberine göre AB ve ABD arasında Avrupa Birliği genelinde dijital hizmetlerin hesap verebilirliği , içerik denetimi ve platform şeffaflığı için kapsamlı bir yasal çerçeve oluşturan bir düzenleme olan Digital Service Act bağlamında bir ifade özgürlüğü tartışması gündemde ve bu tartışmanın gerilimi gün geçtikçe daha da tırmanır vaziyette. Avrupa Birliği, DSA ile platformlardan yasadışı içerik, dezenformasyon, algoritmik şeffaflık ve moderasyon süreçlerine dair daha fazla yükümlülük talep ediyor.

ABD ile AB (AA)
ABD’de ise DSA’yı Amerikan değerlerine, ifade özgürlüğüne ve ulusal bağımsızlığa ket vuran bir durum olarak görüyor. JD Vance ve Marco Rubio gibi isimlerin de bu söylemi yüksek sesle dile getirmesinin çatışmayı daha da ateşliyor. Habere göre bu gerilim, AB’nin X gibi platformlara karşı yürüttüğü soruşturmalar ve para cezalarıyla daha da somut bir hale geliyor. Örnek olarak DSA kapsamında kesilen 120 milyon euro’luk cezanın ardından ABD’li yetkililerden gelen Avrupa karşıtı çıkışlar ve ABD’nin sansür gerekçesiyle bazı Avrupalı isimlere yönelik vize yasağı getirmesi gibi adımlar bu krizi daha da derinleştiriyor. Ayrıca AI Act kapsamındaki bazı şeffaflık standartlarının daha da sertleşeceği konuşuluyor.
Bu gerilim de iki taraf da kendi yaptıklarını meşrulaştırmak için belli başlı normatif değerler öne sürseler de arka plandaki gerçek bu işin bir güç mücadelesi olduğu yönünde. AB aralarında soğuk rüzgarların estiği ABD’ye karşı Avrupa tipi değerleri öne sürerek hem bir meşruiyet hem de dijital alanda politik bir güç devşirmeyi hedefliyor. Buna karşılık ABD ise bu hamlelerin kendi karar alma süreçlerine bir müdahale olarak değerlendiriyor. Tabi bunu yaparken ifade özgürlüğü kavramını kullanarak anlatısına normatif bir meşruiyet kazandırıyor. Bu söylem savaşının iki taraf için de farklı boyutları olduğunu söyleyebiliriz. AB; güvenlik, kamu düzeni ve demokratik süreçlerin güveninin sağlama gibi gerekçelerle platformları daha şeffaf ve daha hesap verebilir kılmanın peşinde. Bunun yanında Digital Service Act gibi legal metinlerle en azından Avrupa sınırları içerisindeki norm koyucu gücünü de pekiştirmeyi ve bu alanların ABD ve çokuluslu büyük şirketlerin etkisinden kurtarmayı hedefliyor.
ABD için ise ifade özgürlüğü yalnızca söylemsel düzeyde kalan bir anlatı değil bunun da ötesinde politik ve hukuki kültürün bir parçası konumunda. Bu noktadan bakınca Avrupa Birliği’nin getirdiği bu normatif ve legal yükümlülükler bu kültüre mugayir bir anlayışı temsil ediyor. Fakat rahatlıkla söyleyebiliriz ki buradaki gerilimin ana kaynağı ilkeler veyahut başka diğer normatif değerler değil bunun da ötesinde özellikle Trump’tan sonra iyice zayıflayan ABD ve AB arasındaki güç mücadelesinin dijital alandaki tezahürü. Mesele biraz da dijital kamusal alanda kimin borusu ötecek ve bu alan kimin egemenliği altında meselesi. Çünkü sosyal medya ve dijital platformlar artık basit iletişim araçları olmaktan ziyade seçim güvenliği, iç düzen, toplumsal uyum, istihbarat ve ekonomik rekabet üzerinde etkisi olan bir stratejik merkezler hüviyetinde. Dolayısıyla devletler ve diğer güç merkezleri için burası artık bir piyasa değil güç ve mücadele sahası.
Polonya’daki koalisyon hükümetinin en güçlü partisi, 15 yaş altı çocuklar için sosyal medyaya erişimi engelleyen bir yasa tasarısı hazırlıyor. Eğitim Bakanı Barbara Nowacka yasa bağlamında yaş doğrulama zorunluluğuna uyulmaması halinde platformlara cirolarının %6’sına kadar para cezası uygulanabileceğini belirtti. Hedef yasanın 2027 başında yürürlükte olması. Her ne kadar bu Meta ve X gibi büyük sosyal medya şirketleri ile belli başlı sorunlar oluşturabileceği tahmin edilse de hükümet çocukların güvenliği ve sağlıklı gelişimi üzerinden yasayı temellendirecek. Polonya’daki bu girişim aslında yakın zamanda pek çok diğer Avrupa ülkesindeki dalganın da bir parçası. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, 16 yaş altına sosyal medya yasağı ve platformlarda yaş doğrulama hedefini gündeme taşırken, Yunanistan da 15 yaş altı için benzer bir yasağa hazırlanıyor. Fransa’da ise Meclis, ilk okumada 15 yaş altına sosyal medya yasağını destekleyen bir tasarıyı ilerletti; düzenleme sosyal ağlar yanında daha geniş platformların içindeki sosyal ağ işlevlerini de kapsayacak şekilde tasarlanıyor ve bu da yaş doğrulama tartışmasını büyütüyor. Avrupa dışındaysa, Avustralya 2025’te dünyada bir ilk olarak 16 yaş altına sosyal medya yasağını yürürlüğe sokuyor.

Sosyal Medya Yasağı (AA)
Polonya hükümetinin atmaya hazırlandığı bu adım ilk başta çocuk sağlığı ve güvenliğinin bir boyutu olarak okunabilir ve bu boyutundan da bağımsız düşünülemez. Fakat yakın tarihlerde diğer Avrupa ülkelerinin de bu meseleye dair benzer uygulamalarını düşününce çok daha farklı bir perspektif ile karşılaşıyoruz. Meselenin özünde çocuk sağlığı ve güvenliğinden ziyade devletlerin sosyal medya ve dijital platformları kontrol edilmesi ve şekillendirilmesi gereken bir kamusal alan olarak gördüklerini ve buna göre hareket ettiklerini gözler önüne seriyor. ir diğer boyutu ise uluslararası ilişkiler bağlamıyla alakalı. Özellikle bu sosyal medya platformlarının bağlı oldukları şirketler (Meta, X) büyük oranda ABD menşeili şirketler oldukları için Avrupa-ABD arasındaki mücadelede de yeni bir jeopolitik aşamayı temsil ediyor. Sosyal medya ve dijital platformlar artık büyük güçler tarafından bir mücadele sahası olarak görülüyor. Bu hamlelerin benzerlerini yakın zamanda birkaç Fransa, İspanya, Yunanistan gibi Avrupa ülkelerinde ve Avustralya’da da gördük.
Öte yandan bir diğer önemli nokta ise devletin izleme boyutu. Yaş doğrulama, pratikte kimlik gibi yöntemlere yaslanırsa çocukları koruma hedefi toplumu kapsayan bir veri toplama/gözetim riskini büyütebilir platformlar cezadan kaçınmak için aşırı kısıtlama refleksine girebilir. Yani bu hamle, dijital kamusal alan üzerinde kimin yetkili olduğu sorusunu keskinleştirirken aynı anda güvenlik–mahremiyet dengesinde yeni ikilemler üretiyor.
Paris’te bir Fransız mahkemesi, sosyal medyada yaptığı paylaşımlar nedeniyle terörü yüceltmek/terörü övmek suçlamasıyla yargılanan İran vatandaşı Mahdieh Esfandiari hakkında hüküm verdi. Mahkeme, Lyon’da yaşayan bir öğrenci olan Esfandiari’yi suçlu bularak 4 yıl hapis cezasına çarptırdı ve cezanın 3 yılı ertelendi. Ayrıca Esfandiari hakkında Fransa’dan sınır dışı edilme kararı verildi. Dava İranlının Hamas’ın 7 Ekim saldırılarına ilişkin övücü içerikler paylaştığı iddiasına dayanıyor. Ayrıyeten avukatı kararı ağır bulduğunu ve temyize gideceklerini açıkladı. Esfandiari’nin geçen yıl tutuklandığını ve tutuklamanın, sosyal medya paylaşımlarında Filistinli örgüt Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’e yönelik saldırılarını öven ifadeler bulunduğu iddiasına dayandığını aktarılıyor. Aynı dosyanın, Paris–Tahran hattındaki daha geniş siyasi gerilimlerin ortasında görüldüğü ve Fransa’nın İran’da tutulan iki Fransız vatandaşının (Cécile Kohler ve Jacques Paris) iadesi için bastırdığı bir döneme denk geldiği de vurgulanmakta.

İran ve Fransa (AA)
Son dönemde Avrupa’da bu tür davalar 7 Ekim sonrasında daha da ciddileşen güvenlik önlemlerinin bir uzantısı olarak yorumlanabilir. Bununla birlikte devletlerin sosyal medyayı artık sadece ifade ve haberleşmenin sağlandığı bir kamusal alan olarak olarak değil aynı zamanda şiddet içeriği olarak düşündükleri paylaşımları teşvik edebilecek söylemlerin hızla yayılabildiği bir risk sahası olarak gördüğünü de gösteriyor.
Bu yüzden şiddeti öven ya da saldırıları meşrulaştırdığı düşünülen paylaşımlara karşı daha sık hukuki adımlar atılıyor Bu durumun asıl tartışmalı yanı ise meselenin sadece güvenlik değil aynı zamanda dijital kamusal alanın sınırları olmasıdır. Devlet bir yandan kamu düzenini ve toplumsal huzuru korumaya çalışırken diğer yandan ifade özgürlüğünün gereksiz yere daralması ve insanların politik görüşlerini paylaşmaktan çekinmesi gibi yan etkiler ortaya çıkabiliyor.
Sosyal medyada bağlamın kolay kopması da işi zorlaştıran bir diğer etken. Çünkü bir paylaşımın destek mi eleştiri mi ironi mi olduğu her zaman net bir şekilde anlaşılmıyor. Bu yüzden bu dosyalar genelde toplumda iki kaygıyı aynı anda büyütüyor bir tarafta şiddetin normalleşmesi endişesi diğer tarafta ifade alanının daralması endişesi. Bir de dış politika boyutu var tabi. Özellikle İran gibi bir ülkeyle ilişkilerin sorgulandığı bir dönemde bu tür yargı süreçleri daha fazla dikkat çekiyor. Çünkü kararlar içeride güvenlik mesajı olarak okunurken dışarıda siyasi mesaj gibi algılanabiliyor. Sonuçta sosyal medya paylaşımları üzerinden açılan davalar giderek daha fazla iç güvenlik ifade özgürlüğü ve diplomasi başlıklarının kesiştiği bir alana oturuyor.
Anadolu Ajansı. ''ABD-Avrupa ayrışması istihbarat paylaşımını nasıl etkileyecek?'' Anadolu Ajansı. Son erişim: 17 Temmuz 2026. https://www.aa.com.tr/tr/analiz/abd-avrupa-ayrismasi-istihbarat-paylasimini-nasil-etkileyecek/3524445
Anadolu Ajansı. ''Avrupa, çocuklar için sosyal medya düzenlemelerine hız veriyor.'' Anadolu Ajansı. Son erişim: 17 Temmuz 2026. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/avrupa-cocuklar-icin-sosyal-medya-duzenlemelerine-hiz-veriyor/3824508
Anadolu Ajansı. ''İran ve Fransa Cumhurbaşkanları bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele aldı.'' Anadolu Ajansı. Son erişim: 17 Temmuz 2026. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/iran-ve-fransa-cumhurbaskanlari-bolgesel-ve-uluslararasi-gelismeleri-ele-aldi/2644537
ABD-AB Dijital Egemenlik Mücadelesi
Polonya’nın Sosyal Medya Yasağı
Fransa’dan Hamas İçerikli Paylaşımlara Ceza