fav gif
Kaydet
Alıntıla
kure star outline
Avatar
Ana YazarÖMER FARUK HARMAN20 Kasım 2024 08:06
İlĂąhĂź emir ve yasaklara aykırı fiil ve davranıßları ifade eden bir terim.

Farsça bir kelime olan ve sözlĂŒkte “suç” anlamına gelen gĂŒnĂąh, dinĂź bir kavram olduğu için kutsal ve tabiat ĂŒstĂŒ varlık alanlarıyla bağlantılıdır. Kutsallığına inanılan tabiat ĂŒstĂŒ varlık veya varlıklar din mĂŒessesesinin temel unsurları arasında bulunduğundan bĂŒtĂŒn dinlerde gĂŒnah kavramı mevcuttur. Kutsalın söz konusu olduğu her yerde kutsalla ilgili emir ve yasaklar manzumesinin bulunması da tabiidir. GĂŒnah, bu emirlerin yerine getirilmemesi veya yasakların çiğnenmesiyle ortaya çıkan ve dinĂź, ahlĂąkĂź ve vicdanĂź açıdan sorumluluk gerektiren bir olgudur. BeßerĂź kanun ve kuralların çiğnenmesi suç olarak adlandırılırken dinĂź alandaki hata ve aßırılıklar gĂŒnah olarak nitelendirilmektedir. Dinle bağlantılı olan gĂŒnah kavramının muhtevası, hem dinlerdeki ulĂ»hiyyet kavramına hem de insanların bu ulĂ»hiyyetle mĂŒnasebetlerine göre dinden dine değißebilmektedir (EUn., XII, 661).


BĂŒyĂŒye dayanan ilkel kavimlerde gĂŒnah “bĂŒyĂŒ usul ve erkĂąnına saygı göstermemek” veya “cemaatin dĂŒzenine karßı kusur ißlemek” ya da “tabunun çiğnenmesi” ßeklinde anlaßılıyor, böylece sihir ve onun etrafında gelißen kĂŒlt gĂŒnahın objesini olußturuyordu. Bu tĂŒr topluluklarda gĂŒnahın toplumun diğer fertlerini etkilediği kabul edildiğinden derhal dinĂź bir merasimle giderilmesi gerekiyordu.


Dinin kaynağını ve otoritesini tabiat ĂŒstĂŒ ruhĂź gĂŒĂ§lerde bulan zihniyette gĂŒnah, ĂŒstĂŒn dĂŒnyanın gĂŒĂ§lerine karßı ißlenmiß hata anlamına gelmektedir. KĂŒltĂŒrel kaynaklarını efsanevĂź olgular ve kahramanların olußturduğu bu toplumlarda zamanın periyodik olarak tekrarı telakkisine bağlı olarak gĂŒnahtan arınma törenleri yapılmaktadır. Politeist dinlerde ise gĂŒnah, birçok tanrıya karßı ißlenmiß bir saygısızlık ve dinĂź törenin ihlĂąlinden ibarettir. Bu tĂŒr inançlarda gĂŒnahın silinmesi için dinĂź bir kefĂąret talep edilir (Kılıç, s. 75-77).


Eski Ön Asya’da gĂŒnah kavramı, Sumer ve Asur-BĂąbil kĂŒltĂŒrlerinde oldukça ciddi bir ßekilde ißlenmißtir. Hem Sumerler’de hem de BĂąbil ve Asurlular’da gĂŒnahın tanrılara karßı yapılan hatalardan olußtuğuna inanılmakta, tĂŒrĂŒ ne olursa olsun ßeytanĂź ve kötĂŒ gĂŒĂ§lerin insana musallat olußuyla ilgili kabul edilmektedir. Bu kĂŒltlerde sosyal suçlar bile ilĂąhĂź gĂŒĂ§lere isyan duygusuyla pekißtirilmißtir. Sumerce’de gĂŒnah için kullanılan iki kelime vardır. Bunlardan ag-gig daha çok “bir kutsalı çiğnemek”, sebida ise daha geniß anlamda “ilĂąhĂź olan bir ßeyi ihlĂąl etmek” anlamına gelmektedir. Sumerler’de ag-gig veya sebidanın cezaĂź mĂŒeyyidesi daha çok dinĂź kefĂąret törenleriyle ilißkilidir. AslĂź gĂŒnah fikrinin bulunmadığı Sumerler’de insanın potansiyel gĂŒnahkĂąrlığına ve bu potansiyel gĂŒnahın nesilden nesile geçtiğine inanılır (ER, XIII, 327). BĂąbil-Asur kanunlarında bĂŒtĂŒn suçlar dinĂź gĂŒnah sayılmakla birlikte sırf dinĂź suçlar, dĂŒnyevĂź cezalandırmanın yanında dinĂź bir kefĂąreti de gerektirmektedir. DinĂź suçlar tanrılara hakaret, onlarla ilgili olan ßeyleri yapmamak ve tapınmaya dair hatalardan olußmaktadır. Hırsızlık, zina gibi doğrudan ilĂąhlarla ilißkisi olmayan suçlar da tanrıların emirlerine uyulmaması sebebiyle bu kapsama dahildir. GĂŒnahın ve cezasının nesilden nesile geçtiği inancı dolayısıyla Asur-BĂąbil kĂŒltĂŒrĂŒnde gĂŒnahın toplumsal yönĂŒ oldukça önemlidir. Bu sebepledir ki gĂŒnah ißleyen kißi arınıncaya ve bedelini ödeyinceye kadar toplumdan tecrit edilir (ERE, II, 531-532; a.e., V, 637-640).


BĂŒtĂŒn SĂąmĂź dillerde dĂŒnyevĂź suçlar annu (arnu) adını alırken gĂŒnah için fiil olarak hata, isim olarak da hittu (hitutu) kelimeleri kullanılmaktadır. “Yasakları çiğnemek” anlamındaki ikkibu veya anzili kelimelerinin kullanıldığı da görĂŒlĂŒr. Sumerler’de olduğu gibi Asur-BĂąbilliler’de de gĂŒnahın temel sebebinin ßeytanĂź gĂŒĂ§ler olduğu kabul edilmektedir. Herhangi bir gĂŒnahın cezası sadece dĂŒnyevĂź mĂŒeyyide ile sınırlandırılmamakta, kißinin aynı zamanda birtakım kefĂąret yöntemleriyle ßeytanĂź gĂŒĂ§lerden de arındırılması gerekmektedir.


Anadolu’da yaßamıß olan Hititler’de gĂŒnah dinĂź yapıya baß kaldırı olarak kabul edilmißtir. BĂŒyĂŒcĂŒlĂŒk, tanrıların sunusunu çalmak vb. doğrudan dinle ilgili olan gĂŒnahlar ölĂŒm cezasını gerektirdiği gibi yine bu çerçevede ele alınan zina da ölĂŒmle cezalandırılırdı. GĂŒnahın nesilden nesile intikal edeceği inancı Hititler’de de yaygındı, dolayısıyla gĂŒnahın toplumsal yönĂŒ oldukça ağır basmaktaydı (Dinçol, XII [1990], s. 90-91).


İran geleneğinde gĂŒnah kavramı Tanrı fikri, ahlĂąk ve insanların iyiyi veya kötĂŒyĂŒ seçme yeteneğine sahip olußları inancı ile alĂąkalıdır. Buna göre Tanrı insanlara iyiyi veya kötĂŒyĂŒ seçmeleri için hĂŒr bir irade vermißtir. KötĂŒyĂŒ seçmek, gerçekte Tanrı’nın emrettiği ßeyi reddetmek anlamına gelir. Böylece gĂŒnah, iradĂź bir ßekilde Tanrı’nın emrine uymamakla bağlantılıdır. Darius ve ondan sonra gelenlere ait yazılarda gĂŒnahın Tanrı yolundan uzaklaßma ile aynı ßey olarak dĂŒĆŸĂŒnĂŒldĂŒÄŸĂŒ görĂŒlmektedir. Darius, “Ey insan! Ahuramazda’nın emirlerini hor görme; doğru yoldan ayrılma; gĂŒnah ißleme” demektedir (ERE, XI, 562). İran dininde gĂŒnah hem kefĂąreti hem de hukukĂź mĂŒeyyideyi gerektirmektedir. İran dini öbĂŒr dĂŒnyadaki yargılanmaya da önem verir ve bazı gĂŒnahların cezasını öteki dĂŒnyaya bırakır. KefĂąreti yerine getirilmeyen gĂŒnah katlanarak devam eder. BĂŒtĂŒn gĂŒnahlar kefĂąretle temizlenebilir. KefĂąrette aslolan, yĂŒksek rahip ile gĂŒnah ißleyenin yapacakları dinĂź törenlerdir. GĂŒnahkĂąrların öbĂŒr dĂŒnyadaki cezası daha çok cehennem ateßiyle verilmektedir (a.g.e., XI, 847).


Grekler’de gĂŒnah, insan ĂŒstĂŒ gĂŒĂ§lere karßı yapılan bir eylem olarak dĂŒĆŸĂŒnĂŒlmĂŒĆŸtĂŒr. Suç ve gĂŒnah arasında bir ayırım yapılarak suç yerleßik dĂŒzene, gĂŒnahsa dinĂź alana ait bir kavram olarak kabul edilmißtir. Bununla birlikte ilĂąhlara yönelik yĂŒkĂŒmlĂŒlĂŒkleri yapmama halinde olußan gĂŒnah, insanın dĂŒnya hayatında da birtakım sıkıntılar çekmesine sebep olmaktadır (a.g.e., XI, 545-546). Yunan ve Roma’da dinin sosyal karakteri gĂŒnahın dinĂź ve ahlĂąkĂź bir tecavĂŒz olduğunu göstermekte ve cehalet gĂŒnahın sebebi olarak kabul edilmektedir (DCR, s. 578). Grekler’de gĂŒnah cezasız kalmamakta, gĂŒnahkĂąrın bizzat kendisinden veya yakınlarından hesabı sorulmaktaydı (ERE, IV, 273).


KonfĂŒĂ§yĂŒs öncesi Çin’de gĂŒnah, gĂ¶ÄŸĂŒn iradesiyle dĂŒzenlenen kozmik ilĂąhĂź nizama karßı bir saldırı veya suç olarak telakki ediliyordu. AhlĂąkĂź ve mĂąnevĂź hatalar da gĂ¶ÄŸĂŒn hĂŒkmĂŒne tĂąbi idi. KonfĂŒĂ§yĂŒsĂ§ĂŒ ahlĂąk sistemine göre insanın tabiatı doğußtan iyi olarak ßekillenmekle birlikte gĂŒnah ißlemeye, kozmik dĂŒzenden sapmaya da mĂŒtemayildir. Bundan dolayı insan için eğitim, rehberlik, özellikle de tövbe gereklidir. KonfĂŒĂ§yanizm’de bĂŒyĂŒk gĂŒnahlar hırsızlık, eßkıyalık, adam öldĂŒrme, ahlĂąksızlık, yalancılık, kin tutma ve irade zayıflığı ßeklinde gösterilir. En bĂŒyĂŒk gĂŒnah ise aileye itaatsizliktir. KonfĂŒĂ§yĂŒsĂ§ĂŒ gelenekte gĂŒnahın dinĂź bir yanı olmadığından cezalar arasında dinĂź veya dĂŒnyevĂź diye bir ayırım yapılması söz konusu değildir. Bu sebeple cezalar sivil yetkililerce verilir. GĂŒnahın nesilden nesile intikal edeceği inancı KonfĂŒĂ§yanizm’de yoktur (a.g.e., IV, 271-272). Budizm Çin’e “hayat sonrası” kavramını, bu hayatta ißlenen gĂŒnahların cezasının gelecekte çekileceği doktrinini, ßimdiki cezaların ise geçmißteki gĂŒnahların karßılığı olduğu dĂŒĆŸĂŒncesini getirmißtir. GĂŒnahların affedilmesi iyi ßeylerin yapılmasıyla mĂŒmkĂŒndĂŒr ki bunlar da ibadetlere ißtirak, tövbe, yararlı ißler, zĂŒhd ve sevgidir. Taoizm’in gĂŒnah anlayıßı da KonfĂŒĂ§yanizm’dekine benzemektedir. Ancak Taoizm’de gĂŒnahın cezası öbĂŒr dĂŒnyada verilmektedir (a.g.e., XI, 537).


Hint geleneğinde kurtulußun ve bağımsızlığın bilgiyle mĂŒmkĂŒn olduğu, “samsara döngĂŒsĂŒâ€nde insanın karßılaßtığı ıstırabın kökenini ise gĂŒnahtan ziyade cehaletin teßkil ettiği inancı yaygındır. Bununla birlikte dinĂź törenler ve ahlĂąkĂź konularla ilgili gĂŒnah kavramları, karma teorisinin ißleyißinde ve gĂŒnahı bertaraf etmek için uygulanan kurban tekniklerinde bĂŒyĂŒk rol oynamaktadır. Hukuk kitaplarında, çeßitli suçlardan doğan kirlenmeleri telĂąfi etmek için ayrıntılı bir dinĂź kefĂąret sistemi dĂŒzenlenmiß, maddĂź ve dĂŒnyevĂź cezalar da pißmanlığı dile getirici ve telĂąfi edici karakterde kabul edilmißtir. Halk arasındaki yaygın din anlayıßında geçmißteki kötĂŒ fiillerin neticelerini bertaraf etmek için hac, kutsal yerlerde yıkanmak, kutsal metinleri dinlemek, tanrıların kutsal isimlerini zikretmek gibi bazı uygulamalar faydalı kabul edilmißtir. Hinduizm’de gĂŒnahları tasfiye edip temizleyen usullere verilen önem ve ruhĂź kirlenmeyle ilgili karmaßık ihtimaller, kast sisteminin ßekillenmesi ve korunmasında önemli rol oynamıßtır (Smart, DCR, s. 579). Hinduizm’e göre insanların içinde doğduğu kast ißlenen amellerin sonucudur. AhlĂąkĂź bir kĂąinat nizamı olan “karma kanunu”na göre bu hayatta ißlenen ameller canlının kaderine tesir eder. BĂŒtĂŒn canlılar kendi durumlarını kendi amelleriyle kazanırlar. Kißi, daha önceki hayatında ißlediği gĂŒnahların karßılığını bu hayatında ödediği gibi ßimdi ißlediği gĂŒnahlar da bir sonraki hayatında daha dĂŒĆŸĂŒk bir kastta dĂŒnyaya gelmesine, hatta hayvan veya bitki olarak yeniden doğmasına sebep olur. Bundan dolayı her Hintli, iyi amellerle gelecekteki hayatını garanti altına almaya gayret eder ve gĂŒnah yĂŒzĂŒnden hayvan veya bitki olarak dĂŒnyaya gelmekten çekinir. Hinduizm, gĂŒnahı kast sistemi içerisinde kaynaßtırarak aßırı derecede toplumsallaßtırmıßtır. Bu dinde gĂŒnahın nesilden nesile geçeceği inancı yoktur (ERE, IV, 283-284).


Japon inançlarında gĂŒnahla ilgili iki kavram vardır: Tsumi ve aku. Tsumi “gĂŒnah, felĂąket, gayri ahlĂąkĂź davranıß, talihsizlik, dinĂź hatalar” anlamlarına gelir. Bunlar kirlenmeye sebep olur ve dinĂź temizlenme ile giderilmesi gerekir. GĂŒnah semavĂź gĂŒnahlar (ama-tsu-tsumi) ve yeryĂŒzĂŒ gĂŒnahları (kuni-tsu-tsumi) olmak ĂŒzere ikiye ayrılmaktadır. Birincisi ziraata zarar veren kötĂŒ davranıßları, ikincisi hayĂąsız davranıßlar, ağır yaralama, evcil hayvanları öldĂŒrme, bĂŒyĂŒ yapma vb. kötĂŒlĂŒkleri ifade etmektedir. AslĂź gĂŒnah inancının bulunmadığı ƞintoizm’de ahlĂąkĂź gĂŒnahkĂąrlık kötĂŒ ruhların tesiriyle olmaktadır. GĂŒnahkĂąr iyilik ve mutluluk dĂŒnyasının ĂŒyesi olamaz; ancak çeßitli ikaz ve cezalarla geri dönmeye teßvik edilir (DCR, s. 580).


Budizm’de gĂŒnah kavramı karma inancıyla ilgilidir. Karma, bu dĂŒnyada ve gelecek hayattaki sosyal farklılıklar, iyi veya kötĂŒ kaderin önceki hayatta yapılan iyi veya kötĂŒ ißler sonucu olußtuğunu ifade etmektedir. Karma, kißinin içinde bulunduğu kast dilimine göre değißmeyen görevi, bir çeßit mecburi kader anlayıßı iken Buda iradĂź davranıßın rolĂŒnĂŒ ortaya koyarak herkesin kendi karması içinde iyi veya kötĂŒ iß yapmakta hĂŒr olduğunu, ancak yapılanların sonucunun ya bu hayatta ya yeni doğumda yahut daha sonraki doğumda görĂŒleceğini ifade etmißtir. Budizm’de, ißlenen gĂŒnahın telĂąfisi ancak sonucuna katlanmakla mĂŒmkĂŒndĂŒr. Fakat esas olan gĂŒnahların telĂąfisi değil gĂŒnah ißlememeye çalıßmaktır. Budizm’de gĂŒnahların hayırlı ißlerle affedilebileceği inancı oldukça geç dönemlerde ortaya çıkmıßtır (ERE, XI, 533-534). Sonraki dönem Budizm’inde, gĂŒnahkĂąrların öldĂŒkten sonra ve yeniden doğmadan önce gidecekleri sekiz (bazı rivayetlerde yedi) cehennem inancı vardır (a.g.e., XI, 830).


Yahudilik’te gĂŒnah, Tanrı-insan ilißkisinde Tanrı’yı seçmeyi, O’nu tercih etmeyi reddediß, dolayısıyla da bu ilißkinin bozulması ve parçalanmasıdır. İbrĂąnĂźce KitĂąb-ı Mukaddes’te gĂŒnahı ifade eden yaklaßık yirmi kelime vardır. Baßlıcaları áž„eáč­â€™, peßa‘ ve ‘avondur. Ahd-i AtĂźk’te 459 yerde geçen áž„áč­â€™ kökĂŒnden áž„aáč­a’ fiili “doğru yolun terkedilmesi, yitirilmesi” demektir. DĂŒnyevĂź anlamda “kißinin yolunu (veya amacını) kaybetmesi” olarak da kullanılır (Eyub, 5/24; Meseller, 8/36). 139 yerde geçen pƟ‘ kökĂŒnden peßa‘ kelimesi hem “ihlĂąl etmek” hem de “isyan etmek” mĂąnasını taßır. 229 yerde geçen ‘avon ise sadece fiilde değil dĂŒĆŸĂŒncede de kendini gösteren “sırt çevirme” ve “kötĂŒlĂŒk” anlamındadır. KitĂąb-ı Mukaddes’in Yunanca tercĂŒmesinde hata kelimesinin çeßitli karßılıkları arasında en yaygın olanı amartia’dır. Latince tercĂŒmede ise gĂŒnah karßılığı peccatum, culpa, iniquitas, offensio, delictum, scelus kelimeleri kullanılmıßtır. កeáč­â€™, áž„aáč­a’ah, áž„aáč­áč­a’áč­, peßa‘, ‘avon vb. kelimeler, insan davranıßları söz konusu olduğunda “gĂŒnah” anlamı kazanırlar. Kelimenin bu ßekilde kullanılıßı gĂŒnah kavramının esasta bir ßeyi ihlĂąl etmekle özdeß olduğunu gösterir. Diğer bir ifadeyle gĂŒnah “bir ahdi ihlĂąl etmek”tir. RabbĂąnĂźler ise gĂŒnah karßılığı averah’ı kullanırlar ki bu kelime “ihmal etmek”, dolayısıyla “ihlĂąl etmek, Tanrı’nın isteğine karßı gelmek” mĂąnasına gelen avar kökĂŒnden tĂŒremißtir.


GĂŒnah, Tanrı tarafından ikame edilen dĂŒzeni ihlĂąl (TekvĂźn, 3/1-24), Yahova’ya karßı baß kaldırıdır (Sayılar, 14/9; Tesniye, 28/15-44; I. Samuel, 12/14). BeßerĂź planda gĂŒnah ailevĂź ve içtimaĂź bağın parçalanmasına, Tanrı’ya karßı ißlenen gĂŒnah ise Tanrı’dan ayrılmaya sebep olur. Ahd-i AtĂźk’te insan tabiatının kötĂŒlĂŒÄŸĂŒ hususunda köklĂŒ bir kanaat sergilenir. KötĂŒlĂŒÄŸe karßı doğußtan gelen devamlı meyil insanın topraktan yaratılmıß olmasına bağlanır (TekvĂźn, 6/5; 8/21; Yeremya, 16/12; 17/9; 18/12). GĂŒnah, kißinin iradesinde ve arzusunda köklĂŒ bir bozulmayı ifade etmektedir. GĂŒnahın kaynağı olarak da kötĂŒ duygular ve kalp gösterilir (TekvĂźn, 6/5; 8/21). İnsan nefsi ve ßeytan daima gĂŒnaha sĂŒrĂŒkleyicidir (TekvĂźn, 8/21). Peygamberler gĂŒnahı ayrılmaz bir vasıf olarak “kötĂŒ kalbin içinde kök salmÄ±ĆŸâ€ görĂŒrler (Yeremya, 4/4; 5/23; Hezekiel, 11/19). Ahd-i AtĂźk’te gĂŒnah doktrini ßu ßekilde ifade edilir: “Ve vĂąki olacak ki bĂŒtĂŒn bu sözleri sen kavme bildirince onlar da sana: Neden bize karßı Rab bu bĂŒyĂŒk kötĂŒlĂŒÄŸĂŒ söyledi? Ve fesadımız nedir? Ve Allahımız Rabbe karßı ißlediğimiz suç nedir? deyince onlara diyeceksin: Mademki atalarınız beni bıraktılar, Rab diyor: Ve baßka ilĂąhların ardınca yĂŒrĂŒdĂŒler ve onlara kulluk ettiler ve onlara tapındılar ve beni bırakıp ßeriatımı tutmadılar ve siz atalarınızdan ziyade kötĂŒlĂŒk ettiniz. İßte siz de beni dinlememek için her biriniz kendi kötĂŒ yĂŒreğinizin inatçılığı ardınca yĂŒrĂŒyorsunuz” (Yeremya, 16/10-12).


BĂąbil esareti sonrasında Yahudiliğin Tanrı kavramındaki değißiklik gĂŒnah anlayıßına da yansır. Böylece gĂŒnah kavramı daha soyut ve ahlĂąkĂź bir hale gelir. İçtimaĂź mĂŒnasebetlerde ve insanlara karßı davranıßlardaki eksiklikler gĂŒnah kavramına dahil edilir. İßaya, dinĂź esaslara uygun olmayan ßeyi gĂŒnah olarak niteler; fakat terim yalnızca fizikĂź uygunsuzluklar için değil mĂąnevĂź uygunsuzluklar için de kullanılır. İßaya, gĂŒnahın Tanrı’ya isyan olduğu fikrine de önem verir (İßaya, 1/2-4). GĂŒnahın ve cezanın kolektif olduğu inancı (Çıkıß, 20/5; II. Samuel, 4/11) terkedilir; Hezekiel, çocukların anne ve babalarının gĂŒnahlarını çekeceği doktrinini de reddeder (Hezekiel, 18).


BĂąbil esareti dönemi ve sonrasında gĂŒnahın ahlĂąkĂź boyutu ĂŒzerinde durulursa da dinĂź ibadet kurallarına karßı ißlenen gĂŒnahlara özel bir önem verilir (Hezekiel, 40-48; Haggay, 1/2; Zekarya, 6/12; 14/16-21; Yoel, 1/9; Malaki, 1/8; 3/8-10). SĂŒleyman’ın Meselleri’nde gĂŒnahın sebepleri sıralanır (30/9; 26/13; 27/20; 1/10). Yine bu dönem dinĂź literatĂŒrĂŒnde gĂŒnah ve ıstırap arasındaki ilißki yoğun olarak gĂŒndeme gelir (Hezekiel, 18; Mezmurlar, 1; 32/4; 119/67; ERE, XI, 557-559). GĂŒnah, ruhu Tanrı’dan ayırıp koparır (İßaya, 59/2). GĂŒnah sebebiyle ahlĂąken zayıflayan kißi gĂŒnahın kölesi olur (SĂŒleyman’ın Meselleri, 5/22). Tanrı gĂŒnahın peßini bırakmaz (Çıkıß, 32/34) ve gĂŒnaha karßı Tanrı’nın adaleti çeßitli yollarla kendisini gösterir (Yeremya, 5/25).


RabbĂąnĂźler, soyut anlamda gĂŒnahtan çok belirgin gĂŒnahlar ĂŒzerinde dururlar. Onlara göre iki tip gĂŒnah belirgindir: Emirleri uygulamada yetersiz kalmak ve yasakları ihlĂąl etmek (Yoma, 85/86a). Eğer belli bir zamanda yapılması gereken emirler yapılmamıß ve zaman da geçmißse bu hata onarılamaz; özel gĂŒnde ƞema duasının okunmaması gibi. Yasakları çiğnemekle ortaya çıkan gĂŒnahlar ise Tanrı’ya ve komßuya karßı ißlenen suçlar olmak ĂŒzere iki tiptir. Bunların ilki kefĂąret gĂŒnĂŒ (Yom Kipur) vasıtasıyla giderilebilir. Komßuya karßı ißlenen hata telĂąfi edilmißse bağıßlanabilir (Yoma, 8/9).


Ahd-i AtĂźk’te gĂŒnah (áž„áč­â€™) ve ölĂŒm (mvt) kelimeleri birlikte kullanılarak bir de â€œĂ¶lĂŒmcĂŒl gĂŒnah”tan söz edilir. “Ve artık İsrĂąiloğulları suç yĂŒklenmesinler ve ölmesinler diye...” (Sayılar, 18/22); “...fakat kendi suçunda öldĂŒâ€ (Sayılar, 27/3); “Ve bir adam ölĂŒme mĂŒstahak bir suç ißlemiß olup öldĂŒrĂŒlĂŒrse...” (Tesniye, 21/22; 22/26); “Herkes kendi suçu için öldĂŒrĂŒlecektir” (Tesniye, 24/16; II. Krallar, 14/6; Hezekiel, 18/4, 20; Amos, 9/10) ifadeleri bunu göstermektedir. Ahd-i AtĂźk’e göre, baßka ilĂąhlara tapmak (Çıkıß, 32/30-35), Allah’a lĂąnet ve Rabbin ismine kĂŒfretmek (Levililer, 24/15-17), zina etmek (Levililer, 20/10) ve diğer bazı gĂŒnahlar ölĂŒmcĂŒldĂŒr.


Diğer taraftan gĂŒnahlar ağır ve hafif ßeklinde de tasnife tĂąbi tutulmußtur. RabbĂąnĂźler gözĂŒnde en önemli ĂŒĂ§ gĂŒnah adam öldĂŒrme, putperestlik ve zinadır. Bunları ißlemektense insanın canını kaybetmesi yeğ tutulmußtur (Sanhedrin, 74). Ayrıca bĂŒyĂŒcĂŒlĂŒk ve Rabbin ismine kĂŒfretmek ağır gĂŒnahlardır (Levililer, 20/2; 24/11-16; Çıkıß, 22/19). Tanrı Yahova’ya karßı ißlenen gĂŒnahların dıßında beßerĂź planda ebeveyne karßı gelmek, adam öldĂŒrmek, livĂąta, fakir, dul ve yetimlere mĂŒsamaha göstermemek de gĂŒnahtır (TekvĂźn, 18/20; Çıkıß, 22/21; Levililer, 19/13). Hafif gĂŒnahlar Rabbinik literatĂŒrde, sık sık ißlenilmesinden korkulduğu için genellikle sanki ağır cezaĂź mĂŒeyyideleri varmıß gibi sunulmußtur. Bundan dolayı kutsal topraklar dıßında ikamet etmek isteyen kißinin gĂŒnahı puta tapma ile eß görĂŒlmĂŒĆŸ, komßusunu utandırmak ve kĂŒĂ§ĂŒk dĂŒĆŸĂŒrmek de insan öldĂŒrmek gibi addedilmißtir (EJd., XIV, 1592). RabbĂąnĂźler, kißiyi suça yöneltmenin bir insan öldĂŒrmekten daha ağır bir gĂŒnah olduğu konusunda ittifak halindedirler.


Hıristiyanlık’taki gĂŒnah itirafı Ăąyini Yahudilik’te bulunmaz; sadece dua ve yakarıßlarla gĂŒnahtan tövbe söz konusudur. Tövbe ve istiğfar ferdĂź olduğu gibi umumi de olabilir (I. Krallar, 8/46-53; MezmĂ»r, 79). Tanrı otoriterdir, fakat gĂŒnahı affeder (Eyub, 7/21; MezmĂ»r, 25/11; 32/1). GĂŒnahın affedilmesi için bazı ßartlar yerine getirilmelidir. Bunun için de öncelikle gĂŒnahın itirafı (Levililer, 26/40; Nehemya, 9/2; Eyub, 31/33, 34) ve samimi pißmanlık (Yoel, 2/13) gerekir. Öte yandan sadaka, yardım, oruç, kurban gibi bazı fiiller de gĂŒnahı affettirir.


Yahudilik’te ister dĂŒnyevĂź ister dinĂź olsun herhangi bir suçun cezası, ilĂąhĂź ve dĂŒnyevĂź adlĂź hukuka baßvurulmak suretiyle verilmektedir. Ahd-i AtĂźk’te ilĂąhĂź cezalandırma ile adlĂź cezalandırma arasında bir ayırım söz konusu değildir (EJd., VI, 122). Fakat RabbĂąnĂź geleneğin mĂŒesseseleßmesine paralel olarak iki suç arasında bir ayırım yapılmıßtır. Bununla birlikte Talmud hukuku, ilĂąhĂź cezalandırmayı gerektiren bazı suçları eğer tövbe edilirse dĂŒnyevĂź ceza kapsamına almıßtır. Talmud hukukunun ilĂąhĂź cezalandırmayı dĂŒnyevĂźleßtirme eğilimine girmesinin temel sebebi, yahudi hukuk mekanizmasının Roma hĂąkimiyeti dolayısıyla gĂŒcĂŒnĂŒ kaybetmesi ve belirli ceza ßekillerinin kısıtlanmasıdır. Suç ne olursa olsun, özellikle idam cezasından kaçınılmıßtır (ERE, IV, 288; Jacobs, s. 66). Buna rağmen cezası ölĂŒm olan suç ve gĂŒnahlar Mißna’da belirtilmißtir (Sanhedrin, VII-XI). Taßla öldĂŒrme (recm) on sekiz suçun cezasıdır ki bunlar arasında evlilik dıßı cinsĂź mĂŒnasebet, homoseksĂŒellik, hayvanlarla cinsĂź mĂŒnasebet, putperestlik gibi suçlar vardır. Mißna bazı kĂŒĂ§ĂŒk gĂŒnahlar için kırbaç cezasını göstermektedir.


GĂŒnah kavramı yahudi dĂŒĆŸĂŒncesinde toplumsal bir niteliğe sahiptir. Ahd-i AtĂźk’teki bazı ifadelere bakılırsa insanın baßlangıçta ißlediği suç bĂŒtĂŒn insanlık tarihine sirayet etmißtir. Tanrı’nın emrini dinlememe cennetten sĂŒrĂŒlme anlamına gelmißtir ki yahudi dĂŒĆŸĂŒnce tarihinde mevcut bĂŒtĂŒn sĂŒrgĂŒnler bu suçun cezası olarak dĂŒĆŸĂŒnĂŒlmĂŒĆŸtĂŒr. Bundan dolayı Yahudilik’te gĂŒnah ferdin kendisiyle sınırlı değildir. Bunun tabii neticesi olarak cezalandırma da toplumsaldır. GĂŒnahın fertten onun akrabalarına geçeceği ve dolayısıyla cezalandırmanın da toplumu bağlayacağı inancı konusunda Ahd-i AtĂźk eski Ön Asya hukukunu takip eder. Bununla birlikte Talmud hukuku suç ve cezanın nesilden nesile intikal edeceği inancını kısıtlamıßtır.


Hıristiyanlık’ta da gĂŒnah ilĂąhĂź arzu ve iradeye muhalefet olarak kabul edilmektedir. Ahd-i CedĂźd’de gĂŒnah, insanın arzusunun Tanrı’nın arzusuna muhalefeti olarak takdim edilir. BĂŒtĂŒn gĂŒnahlarda ortak özellikler Tanrı’dan uzaklaßmak, onunla beraber yaßamayı reddetmek (Luka, 15/11-32) ve Tanrı’nın sözĂŒne itaat etmemektir (Matta, 7/21). GĂŒnah Tanrı’ya itaatsizlik ve baß kaldırı, ezelĂź kanuna uymayan arzu, fiil veya söz, akla, gerçeğe ve sağduyuya karßı bir hatadır (CatĂ©chisme de l’église catholique, s. 87, 389).


GĂŒnahın teolojik hususiyetleri ĂŒzerinde duran Pavlus özel gĂŒnahlardan çok gĂŒnahın evrenselliğini ißler. Pavlus gĂŒnah kavramıyla, bĂŒtĂŒn beßeriyet ĂŒzerinde hĂąkim olan ve ßahsĂźleßmiß evrensel bir gĂŒcĂŒ anlar. Bu evrensel gĂŒce tĂąbi olmak insanı hĂŒrriyetinden mahrum etmekte, kendine köle yapmaktadır. Saint Augustinus, kötĂŒlĂŒÄŸĂŒn baßlı baßına bir cevher olduğunu reddederek onu “iyiliğin olmaması” diye tanımlar ve gĂŒnahı Tanrı’nın kutsiyet ve hikmetine bir saldırı olarak değerlendirir. Ona göre gĂŒnah bĂŒtĂŒn beßerĂź varlığa bulaßmıßtır; bundan dolayı sadece bir gĂŒn yaßamıß çocuk bile gĂŒnahkĂąrdır. Saint Augustinus’un bu kanaati, aslĂź gĂŒnah inancına sıkı sıkıya bağlı olußundan ve bunu doktrin haline getirmesinden kaynaklanmaktadır. GĂŒnahın kaynağı, insandaki arzularla bunların baskısı sonucu istek ve iradenin bozulması, kötĂŒ niyet ve insanın yaratılıßtan getirdiği yetersizliktir. Bunlara dıß etkenlerin tesiri de eklenince gĂŒnah tahakkuk etmektedir. Diğer taraftan insanlık baßlangıçtan beri aslĂź gĂŒnahla mĂąlĂ»ldĂŒr (bk. ASLÎ GÜNAH).


Hıristiyan teolojisinde gĂŒnah birçok kısma ayrılmakta ve gĂŒnahlar arasında bir derecelendirme yapılmaktadır. Ahd-i CedĂźd’de Pavlus gĂŒnahla ilgili iki liste vermektedir: “BĂŒtĂŒn haksızlık, kötĂŒlĂŒk, tamah, ßerirlik ile dolmuß olarak; haset, katil, niza, hile, huysuzluk ile dolu; kötĂŒlĂŒk söyleyenler, zemmamlar, Allah’ın menfurları, kĂŒstah, kibirli, övĂŒnĂŒcĂŒ, kötĂŒ ßeyler mĂ»cidi, ana babaya itaatsiz, anlayıßsız, sözĂŒnde durmaz, tabii sevgiden mahrum, merhametsizdirler. Bu gibi ßeyleri ißleyenler ölĂŒme mĂŒstahaktır diye Allah’ın hĂŒkmĂŒnĂŒ bildikleri halde yalnız bunları yapmakla kalmazlar, fakat yapanları da hoß görĂŒrler” (Romalılar’a Mektup, 1/28-32). “Ve bedenin ißleri bellidir; onlar zina, pislik, ßehvet, putperestlik, sihirbazlık, dĂŒĆŸmanlıklar, mĂŒnĂązaa, kıskançlık, gazaplar, çekißmeler, ayrılıklar, fırkalar, hasetler, sarhoßluklar, sefahatler ve bunlara benzer ßeylerdir... Bu gibi ßeyleri yapanlar Allah’ın melekĂ»tunu miras almayacaklardır” (Galatyalılar’a Mektup, 5/19-21).


Öte yandan gĂŒnahları konu ve muhtevalarına, çelißtikleri gĂŒzel davranıßlara ve ters dĂŒĆŸtĂŒkleri emirlere göre, ayrıca Tanrı’ya, kißinin kendine ve yakınlarına karßı ißlenmeleri veya bedenĂź ve ruhĂź olmaları yönĂŒnden, hatta dĂŒĆŸĂŒnce, söz ve davranıß açısından tasnif etmek mĂŒmkĂŒndĂŒr. GĂŒnah temelde aslĂź gĂŒnah (peccatum originale) ve fiilĂź gĂŒnah (peccatum actuale) olmak ĂŒzere ikiye ayrılmaktadır. Birincisinden insanlığı kurtarmak ĂŒzere Tanrı gĂŒnahsız olan kendi oğlunu göndermiß, o da bu gĂŒnaha kefĂąret olmak ĂŒzere çarmıhta can vererek kendini feda etmißtir. İnsanlar ise vaftiz olmak suretiyle bu gĂŒnahtan kurtulabilmektedirler. FiilĂź gĂŒnahı kißi doğußtan getirmeyip kendi irade ve arzusuyla tahakkuk ettirdiğinden ondan sorumludur. FiilĂź gĂŒnah tabii ve ilĂąhĂź kanunların çiğnenmesidir. Bu gĂŒnah Tanrı’ya karßı kasten ißlenmekle kulu ebedĂź olan hayattan mahrum edip ebedĂź cezaya sĂŒrĂŒkler.


GĂŒnah, ißlenen suçun ağırlığı ve ißleyenin sorumluluğu nisbetinde derecelenir. FiilĂź gĂŒnahlar, ölĂŒme götĂŒren bağıßlanmaz (peccatum mortale) ve ölĂŒme götĂŒrmeyen bağıßlanabilir (peccatum veniale) gĂŒnahlar olmak ĂŒzere ikiye ayrılır (I. Yuhanna, 5/16-17). Kilise geleneği de bu tasnifi benimsemißtir. ÖlĂŒme götĂŒren gĂŒnah, Tanrı’nın kanununu çiğneme sebebiyle insan kalbindeki Tanrı sevgisini yıkmakta, kißiyi Tanrı’dan uzaklaßtırmaktadır. Bir gĂŒnahın bağıßlanmaz sayılması için ciddi ve ağır olması ve bile bile ißlenmesi gerekir. Ciddi ve ağır olması on emrin çiğnenmesi demektir (Markos, 10/19). Bunlar tamamen bilerek ve isteyerek ißlenen gĂŒnahlar olup tövbe ve Tanrı’dan af dileyip bağıßlatılmazsa MesĂźh’in krallığından atılmayı ve ebedĂź olarak cehennemde kalmayı gerektirir. Bağıßlanabilir gĂŒnah ißleyenler ilĂąhĂź mağfireti kısmen kaybeder, Ăąhirette de arınma yeri olan a‘rĂąfta azap çekerler. Bağıßlanmaz gĂŒnahın affının Tanrı’nın bağıßlamasına bağlı olmasına karßılık bağıßlanabilir gĂŒnah ibadet ve iyi ißlerle silinir.


BĂŒtĂŒn gĂŒnahların ve kötĂŒlĂŒklerin kaynağı yedi temel gĂŒnahtır (peccata capitale). Hıristiyanlığın S. Jean Cassien ve S. Gregoire le Grand’dan itibaren benimsediği bu yedi gĂŒnah ßunlardır: Gurur, haset, cimrilik, sefahat, oburluk, öfke ve tembellik (CatĂ©chisme de l’église catholique, s. 392).


GĂŒnah ferdĂź bir davranıßtır; ancak insan gĂŒnaha doğrudan ve iradĂź olarak katıldığında, baßkasını gĂŒnaha sevkettiğinde, teßvik ve tasvip edip övdĂŒÄŸĂŒnde, gĂŒnah ißleyeni uyararak engel olmadığında, kötĂŒlĂŒk ißleyenleri koruduğunda baßkalarının gĂŒnahlarından da sorumlu olmaktadır.


Hıristiyanlık’ta da gĂŒnahların affı söz konusudur. Ahd-i CedĂźd’de gĂŒnahın Tanrı (Matta, 6/14, 15; Markos, 11/25; Luka, 11/4), oğul Tanrı ÎsĂą (Matta, 9/2-6; Markos, 2/5-10; Luka, 5/20-49) ve havĂąriler (Luka, 24/27; Yuhanna, 20/23) tarafından affedilebileceği belirtilmektedir.


Hıristiyan inancına göre Hz. Îsñ’nın havĂąrilerine verdiği gĂŒnahları bağıßlama yetkisi, Îsñ’nın yeryĂŒzĂŒndeki vekili olan kilise tarafından papazlar vasıtasıyla kullanılmaktadır. Bu sebeple gĂŒnahların affı Katolik ve Ortodoksluk’ta mĂŒĆŸterek bir dinĂź esastır (sacrament). GĂŒnah itirafı ve gĂŒnahların affıyla ilgili problemler kilise hukukunda ayrıntılarıyla tesbit edilmißtir (Code de droit canonique, s. 171-177).


Kur’ñn-ı KerĂźm’de ve hadis metinlerinde gĂŒnah kavramını ifade eden birçok kelime vardır. Bunlar arasında genel anlamıyla gĂŒnah yerine kullanılanlar ism, zenb, vizr, cĂŒnĂąh ve hĂ»b kelimeleridir. İsm, “ißleyene ceza gerektiren, insanı hayır ve sevaptan alıkoyan fiil veya bundan doğan sorumluluk” anlamına gelir (EbĂŒâ€™l-Bekā, s. 40). Kur’an’da otuz beß yerde geçen ism kelimesi, genel anlamından baßka kĂŒfĂŒr ve inkĂąrı, dĂŒĆŸmanlığı, yalan, içki, kumar, faiz gibi gĂŒnahları nitelemek için de kullanılmıßtır. İsm ayrıca dört yerde “mĂŒbĂźn” (apaçık), bir yerde “kebĂźr”, bir yerde “azĂźm”, bir yerde de “zĂąhir” ve “bĂątın” sıfatları ile birlikte zikredilmißtir (bk. M. F. AbdĂŒlbĂąkÄ«, el-MuÊżcem, “is̱m” md.). Zenb, sözlĂŒkte “arka, geri, kuyruk” anlamlarına gelen zenebden tĂŒremiß olup “sonu kötĂŒ olan fiil” demektir (RĂągıb el-İsfahĂąnĂź, el-MĂŒfredĂąt, “áș•nb” md.). İsm kelimesinin eß anlamlısı kabul edilen zenb “mĂŒkellefin gayri meßrĂ» ißi” olarak tarif edilmiß (TehĂąnevĂź, I, 507) ve otuz yedi yerde geçtiği Kur’ñn-ı KerĂźm’de kĂŒfĂŒr, ßirk, katil, zina gibi gĂŒnahlar için kullanılmıßtır (M. F. AbdĂŒlbĂąkÄ«, el-MuÊżcem, “áș•nb” md.). On Ăąyette geçen “ağırlık” mĂąnasındaki vizr kelimesi (çoğulu evzĂąr), bu Ăąyetlerin çoğunda mĂąnevĂź yĂŒk ve sorumluluk ilgisiyle ism yerine kullanılmıßtır (bk. a.e., “vzr” md.). “Kißiyi haktan saptıran fiil veya davranÄ±ĆŸâ€ anlamındaki cĂŒnĂąh da Kur’an’da geçtiği yirmi beß yerde daha çok insanlar arasındaki mĂŒnasebetler için kullanılmaktadır (a.e., “cnង” md.; EbĂŒâ€™l-Bekā, s. 41). HĂ»b kelimesi ise Kur’ñn-ı KerĂźm’de yetim malı yiyenler için doğrudan “gĂŒnah” anlamında yer almaktadır (en-NisĂą 4/2). Bu beß kelimeden özellikle ism, zenb ve vizr hadislerde de çokça geçmektedir (bk. Wensinck, el-MuÊżcem, “is̱m”, “áș•enb”, “vizr”, “cĂŒnĂąáž„â€, â€œáž„Ă»b” md.leri).


GĂŒnahla ilgili olarak Ăąyet ve hadislerde yer alan diğer kavramlar da ĆŸĂ¶yle gruplandırılabilir: 1. HukukĂź suçu veya yanlıß ve çirkin fiili anlatan terimler: cĂŒrm, sû’ (seyyie), bazı mĂąnalarıyla hatĂą (hatĂźe), fuhß, hubs vb. 2. Haksızlık ve haddi aßma anlamında kullanılan terimler: zulĂŒm, israf, tuğyĂąn, ßatat vb. 3. Sonuç itibariyle gĂŒnah olup sapma ve bozulmayı ifade eden terimler: dalĂąlet, fesad, fısk, fĂŒcĂ»r, gay, cenef, nekb vb. (bk. M. F. AbdĂŒlbĂąkÄ«, el-MuÊżcem, a.g. md.ler; Wensinck, el-MuÊżcem, a.g. md.ler; ayrıca krß. Izutsu, s. 250-261). GĂŒnahın kalpteki teßekkĂŒlĂŒ ve olumsuz tesirini ise Kur’ñn-ı KerĂźm zeyğ (Âl-i İmrĂąn 3/7-8), reyn (el-MutaffifĂźn 83/14) ve kasve (el-Bakara 2/74) kelimeleriyle açıklar.


GĂŒnaha sevkeden faktörleri, insanın yapısında bulunan meyil ve arzularla onu dıßarıdan etkileyen Ăąmiller olmak ĂŒzere iki grupta ele almak mĂŒmkĂŒndĂŒr. İslĂąmiyet’e göre insan yapısında bulunan kötĂŒlĂŒklerin kaynağı nefistir. Ă‡ĂŒnkĂŒ nefis, “alabildiğine kötĂŒlĂŒÄŸĂŒ emreden” (nefs-i emmĂąre) (YĂ»suf 12/53) ve kißiyi gĂŒnaha yöneltmek için fısıltılar halinde sĂŒrekli telkinde bulunan (Kāf 50/16; en-Necm 53/23) bir gĂŒĂ§tĂŒr. GĂŒnaha sevkeden bir baßka faktör de ölĂŒmsĂŒz bir dĂŒnya hayatı içgĂŒdĂŒsĂŒ ve Ăąhireti dĂŒĆŸĂŒnmeme tavrıdır (el-Bakara 2/95-96). Kendini bu psikolojiye kaptıran insan, hayat sadece bu dĂŒnyadan ibaretmiß gibi pervasızca hareket etme arzusuna kapılır ve hayvanĂź istekleri tatmin etme duygusunun baskısıyla gĂŒnaha kolayca kayabilir. Kur’ñn-ı KerĂźm bu menfi temayĂŒllĂŒ nefse karßı, kendini kınayan (levvĂąme) ve rızĂą-i Hak’ta huzur bulan (mutmainne) nefisleri, yani dizginlenmiß ve eğitilmiß, iyilik yapmayı kabullenmiß nefislere ulaßmayı önerir (el-KıyĂąme 75/2; el-Fecr 89/27-28). Ayrıca insanın hassas bir psikolojik yapıya sahip olması (en-NisĂą 4/28), fizyolojik ve psikolojik bağımlılıklarının bulunması da önemli gĂŒnah faktörleri olarak zikredilmektedir (el-Bakara 2/155; Âl-i İmrĂąn 3/14). GĂŒnaha götĂŒren hĂąricĂź sebepler içinde dĂŒnya hayatının cazibesi (meselĂą bk. Âl-i İmrĂąn 3/14, 185; YĂ»nus 10/23; er-Ra‘d 13/26), kötĂŒ örneklerin bol miktarda mevcudiyeti (el-En‘ñm 6/116; el-Furkān 25/27-29) ve insanın mĂąnevĂź yĂŒcelißine karßı mĂŒcadele etmeye ahdetmiß olan ßeytanın tahrikleri de (el-A‘rĂąf 7/14-18; el-Hicr 15/36-42) önemli bir yer tutar.


İslĂąm’da gĂŒnah niteliğine, tövbesiz affedilip edilmemesine ve hakkı çiğnenen muhatabına göre gruplandırılabilir. Niteliği açısından gĂŒnah kĂŒĂ§ĂŒk (sagÄ«re) ve bĂŒyĂŒk (kebĂźre) olmak ĂŒzere ikiye ayrılır. Bu taksim Kur’ñn-ı KerĂźm’de yer almakla birlikte kĂŒĂ§ĂŒk ve bĂŒyĂŒk gĂŒnahların nelerden ibaret olduğu hakkında fazla bilgi verilmez (bk. en-NisĂą 4/31; el-Kehf 18/49; eß-ƞûrĂą 42/37; en-Necm 53/32). Ancak hem Tanrı’nın hakkını çiğneyen hem de insanın ßeref ve haysiyetini hiçe sayan ßirkin en bĂŒyĂŒk gĂŒnah olduğunda ĆŸĂŒphe yoktur. Ayrıca farz veya haram ßeklinde nitelenen ilĂąhĂź buyrukların ihlĂąl edilmesi de kebĂźre sayılmıßtır. Konuyla ilgili olarak Hz. Peygamber’den rivayet edilen metinler içinde ßu yedi bĂŒyĂŒk gĂŒnahı sıralayan hadis Ăąlimler arasında ĆŸĂ¶hret bulmußtur: ƞirk, bĂŒyĂŒ, adam öldĂŒrme, ribĂą, yetim malı yeme, savaßtan kaçma ve iffetli mĂŒslĂŒman kadına zina isnadında bulunma (BuhĂąrĂź, “VeáčŁĂąyñ”, 23, “កudĂ»d”, 44; MĂŒslim, “ÎmĂąn”, 144; EbĂ» DĂąvĂ»d, “VeáčŁĂąyñ”, 10). Tövbesiz affedilmeyen yegĂąne gĂŒnah kĂŒfĂŒr ve ßirk olup cezası ebediyen cehennemde kalmaktır. Bu gĂŒnahın tövbesi ĆŸĂŒphe yok ki hak dini benimsemekten ibarettir. Diğer gĂŒnahlardan özellikle bĂŒyĂŒk sayılanlarının tövbesiz affedilip edilmeyeceği konusunda çeßitli görĂŒĆŸler bulunmakla birlikte genellikle Allah’ın dilemesine bağlı olarak bağıßlanma mĂŒmkĂŒn görĂŒlmĂŒĆŸtĂŒr. Yine çoğunluğun kanaatine göre kĂŒfĂŒr ve ßirk dıßında kalan gĂŒnahlar affedilmese bile ebedĂź azabı gerektirmez (bk. KEBÎRE). Muhataba göre gĂŒnah Allah’a, diğer insanlara ve kißinin kendine karßı ißlediği gĂŒnahlar olmak ĂŒzere ĂŒĂ§e ayrılabilir. İslĂąm literatĂŒrĂŒnde mevcut yaygın kanaate göre, kul hakkını çiğnemek ve toplumun selĂąmetini ihlĂąl etmek suretiyle ißlenen gĂŒnahların vebali -kĂŒfĂŒr ve inkĂąr dıßında- Allah’a karßı ißlenen gĂŒnahlardan daha ağırdır. Kißinin nefsine karßı gĂŒnah ißlemesi selim fıtratını bozması demek olup Kur’ñn-ı KerĂźm’de “kendine zulmetme” tĂąbiriyle ifade edilmißtir (meselĂą bk. el-Bakara 2/57; Âl-i İmrĂąn 3/117, 135; et-Tevbe 9/70; el-AnkebĂ»t 29/40). GĂŒnahlar ayrıca, dĂŒnyevĂź cezaları açısından hakkında had cezası uygulananlar, sadece kefĂąret cezası gerektirenler, had ve kefĂąreti bulunmayıp yalnız uhrevĂź cezası olanlar ßeklinde de taksim edilir (İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 164).


GĂŒnah ißlemekten doğan ceza ßahsĂź olup kißi kendi yaptığından sorumludur. Hiçbir kimse baßkasının cezasını ĂŒstĂŒne alamadığı gibi atalarının ißlediği gĂŒnahtan dolayı da sorumlu tutulmaz. Ancak gayri meßrĂ» bir fiil ve harekette bulunanlar, bununla yetinmeyerek baßkalarını da etkilemiß ve kötĂŒ bir Ă§Ä±ÄŸÄ±r açmıßlarsa aynı davranıßta bulunan herkesin gĂŒnahından onlarla birlikte sorumlu olurlar. Kur’ñn-ı KerĂźm’de, Hz. Muhammed’e indirilen vahyin â€œĂ¶ncekilerin masalları”ndan ibaret olduğunu söyleyenlerin saptırdıkları grupların gĂŒnahlarından da sorumlu tutulacakları (en-Nahl 16/24-25), ayrıca gĂŒĂ§ ve imkĂąn sahibi olanların saptırdıkları zayıf karakterli kimselerle birlikte azaba mĂąruz bırakılacakları (Sebe’ 34/31-33) ifade edilmektedir. Hz. Peygamber de iyi veya kötĂŒ bir Ă§Ä±ÄŸÄ±r açanların, onunla amel eden herkesin sevabı veya gĂŒnahının bir misliyle mukabele göreceklerini belirtmißtir (MĂŒsned, IV, 357, 359, 360, 361; MĂŒslim, â€œÊżÄ°lim”, 15-16, “ZekĂąt”, 69; krß. BuhĂąrĂź, â€œÄ°ÊżtiáčŁĂąm”, 15). İslĂąmiyet’e göre, hıristiyanların inandıkları gibi Hz. Âdem’den insanlara miras kalan aslĂź bir gĂŒnah mevcut değildir. Ă‡ĂŒnkĂŒ Allah Âdem’in ißlediği gĂŒnahı onun tövbesi ĂŒzerine affetmißtir (el-Bakara 2/37; krß. Anawati, s. 39-40). İnsanlar dĂŒnyaya hem hayır hem de gĂŒnah ißlemeye elverißli bir yetenekle fakat gĂŒnahsız olarak gelirler.


GĂŒnahlara karßılık verilen cezalar dĂŒnyevĂź ve uhrevĂź olmak ĂŒzere ikiye ayrılır. Allah’a itaatsizlikte direnip O’nu inkĂąr eden, her tĂŒrlĂŒ ilĂąhĂź uyarı ve yol göstericiliği reddeden, doğru yolu bulmaları imkĂąnsız hale geldiği gibi diğer insanların ıslahına da engel olan toplulukların dĂŒnyada helĂąk edilmek suretiyle cezalandırıldığı, Ăąhirette ise ebedĂź azaba mĂąruz bırakılacağı muhtelif Ăąyetlerde belirtilmißtir. MĂŒslĂŒman fertlerin, hukuk kurallarını ve toplum dĂŒzenini ihlĂąl edecek ßekilde ißledikleri gĂŒnahlara had, kısas ve ta‘zĂźr gibi dĂŒnyevĂź cezaları uygulama mecburiyeti getirilmißtir. Bununla birlikte gĂŒnahkĂąr mĂŒmin için en bĂŒyĂŒk ceza, Abdullah b. Mesâ€˜Ă»d’un da söylediği gibi onun yaßadığı dinĂź suçluluk psikolojisidir (bk. TirmizĂź, “áčąÄ±fatĂŒâ€™l-ឳıyĂąme”, 49). UhrevĂź ceza ise ebedĂź mutluluğun simgesi olan cennet nimetlerinden mahrum olmak ve cehennem azabına mĂąruz kalmaktır. Öte yandan gĂŒnahkĂąr mĂŒmine dĂŒnyada uygulanan cezaların kefĂąret hĂŒkmĂŒnde olup uhrevĂź cezayı dĂŒĆŸĂŒreceği genellikle kabul edilmißtir (bk. BuhĂąrĂź, “កudĂ»d”, 8; TirmizĂź, “កudĂ»d”, 12, “ÎmĂąn”, 11). Âlimlerin bir kısmı, hadlerle ilgili bazı Ăąyetlere dayanarak (en-NĂ»r 24/4-5; el-Furkān 25/68-71) uhrevĂź cezadan kurtulmak için ayrıca tövbe etmeyi ßart koßarlar. Bu görĂŒĆŸĂŒn, dĂŒnyevĂź cezanın yargı makamlarının zoruyla uygulandığı, gönĂŒllerinde pißmanlık duyup Allah’a dönmeyen suçlular için isabetli olduğunu söylemek gerekir (bk. CEZA).


Kur’an ve SĂŒnnet’te Allah’ın affediciliğinden bahseden birçok ifade yer almıßtır. Âyetlerde, kĂŒfĂŒr dıßında kalan gĂŒnahlara ait cezaların Allah’ın dilemesine bağlı olarak tövbe (meselĂą bk. el-MĂąide 5/39; TĂąhĂą 20/82; el-Furkān 25/70-71), ibadet ve taatte bulunma (HĂ»d 11/114), bĂŒyĂŒk gĂŒnahlardan kaçınma (en-NisĂą 4/31), dĂŒnyada cezasını çekme (en-NisĂą 4/92; el-MĂąide 5/38, 89, 95; krß. MĂątĂŒrĂźdĂź, KitĂąbĂŒâ€™t-Tevងßd, s. 361; a.mlf., TeÊŸvĂźlĂątĂŒâ€™l-ážČurÊŸĂąn, vr. 126b), zaruret halinde ve cebir altında bulunma (el-Bakara 2/173; en-Nahl 16/106), ßehid olma (MiftĂąáž„u kĂŒnĂ»zi’s-sĂŒnne, s. 259), hastalık, musibet ve felĂąketlere mĂąruz kalma (a.e., s. 148-149, 463-465) gibi durumlarla, ayrıca ßefaat veya ilĂąhĂź lutufla (en-NisĂą 4/48; YĂ»suf 12/87; ez-ZĂŒmer 39/53) affedileceği bildirilmektedir. Ancak burada affa konu teßkil eden uhrevĂź ceza olup beßerĂź hukukla ilgili sonuçlar, tövbe edilse bile zarara uğrayan kißi tarafından affedilmedikçe ortadan kalkmaz. Bazı gĂŒnahlardan arınmanın bir yolu olan kefĂąret fakirleri doyurmak, giydirmek, kurban kesmek veya oruç tutmakla nefsi temizlemeyi amaçlar (el-MĂąide 5/89, 95; el-MĂŒcĂądile 58/3-4; bk. KEFÂRET). GĂŒnahtan sonra yapılan iyi ameller de o gĂŒnahın menfi etkisini ortadan kaldırmaya yardımcı olur (HĂ»d 11/114; el-Furkān 25/70-71). Öte yandan gĂŒnahın Allah’a karßı itaatsizlik anlamından doğan cezasının O’ndan baßka hiçbir kimse tarafından affedilemeyeceği belirtilmißtir (Âl-i İmrĂąn 3/129, 135; el-A‘rĂąf 7/149).


Birçok Ăąyet ve hadis, kißinin ißlediği gĂŒnahlardan dolayı pißmanlık duymasını, Allah’tan bağıßlanma niyazında bulunmasını istemekte ve bunun için özendirici ifadelere yer vermektedir. Bunun yanında baßkalarının affedilmesi için dua ve istiğfarda bulunulması da emredilmektedir. Kur’an’da meleklerin mĂŒminler için af dilediği haber verildikten baßka (el-MĂŒâ€™min 40/7-9; eß-ƞûrĂą 42/5) “mĂŒminler için istiğfar etmek” kavramı Hz. Peygamber’e nisbet edilmekte, hatta bu onun görevlerinden sayılmaktadır (meselĂą bk. Âl-i İmrĂąn 3/159; en-NisĂą 4/64; Muhammed 47/19; el-MĂŒnĂąfikĆ«n 63/5). Hz. NĂ»h kendisi, ebeveyni ve evine (dinine) giren her mĂŒmin için mağfiret talebinde bulunduktan sonra aynı talebi kadın ve erkek bĂŒtĂŒn mĂŒminler için tekrar etmiß (NĂ»h 71/28), Hz. Ya‘kĆ«b da oğulları için af dilemeyi vaad etmißtir (YĂ»suf 12/98). Bakara sĂ»resinin son Ăąyetinde (2/286) bĂŒtĂŒn mĂŒslĂŒmanlara telkin edilen ortak duada yer alan, “Bizi affet, bizi bağıßla, bize acı” meĂąlindeki cĂŒmleler dikkat çekicidir. Kur’ñn-ı KerĂźm’de, ilk mĂŒslĂŒman nesli olußturan muhacirlerin ve ensarın bazı ĂŒstĂŒnlĂŒklerine temas edilmesinin ardından onlardan sonra gelecek bĂŒtĂŒn mĂŒslĂŒmanların birbirlerini kardeß bilecekleri ve daima sonra gelenlerin önceki kardeßleri için Allah’tan af dileme özelliğine sahip bulunacakları ifade edilir (el-Haßr 59/8-10). İlĂąhĂź din mensuplarının hĂŒrmetle bağlılık gösterdiği Hz. İbrĂąhim, KĂąbe’yi inßa ettiği ve dolayısıyla Mekke ßehrini kurduğu sırada Beytullah’ı mĂąbed edinenlere dua etmiß, kendi zĂŒrriyetinden daima namaz kılacak nesiller yaratmasını rabbinden dilemiß, kendisinin, ebeveyninin ve bĂŒtĂŒn mĂŒminlerin kıyamet gĂŒnĂŒnde bağıßlanmasını niyaz etmißtir (İbrĂąhĂźm 14/35-41). Bu uzun duanın son iki Ăąyetinin (14/40-41), mĂŒslĂŒmanlar tarafından namazın son rĂŒknĂŒnde selĂąmdan önce genellikle okunması hem tarihĂź bir değer taßımakta hem de evrensel bir din anlayıßını yansıtmaktadır (konuyla ilgili hadisler için bk. MiftĂąáž„u kĂŒnĂ»zi’s-sĂŒnne, s. 202-203).


GĂŒnaha dair birçok eser kaleme alınmıßtır. Bunlar genellikle konuyu kelĂąmĂź ve ahlĂąkĂź çerçevede ele alan, gĂŒnahkĂąrın iman-kĂŒfĂŒr açısından durumunu inceleyen, gĂŒnahtan sakınmanın çarelerini araßtıran eserler niteliğindedir. EbĂŒâ€™l-Hasan el-VĂąsıtü’nin KitĂąbĂŒâ€™l-KebĂąÊŸir ve’áčŁ-áčŁaÄĄÄÊŸir (KöprĂŒlĂŒ Ktp., FĂązıl Ahmed Paßa, nr. 1603); ƞemseddin ez-Zehebü’nin KitĂąbĂŒâ€™l-KebĂąÊŸir (Beyrut, ts. [DĂąru ihyĂąi’t-tĂŒrĂąsi’l-ArabĂź], trc. M. Enis Kamer, BĂŒyĂŒk GĂŒnahlar, İstanbul 1982); İbn Kayyim el-Cevziyye’nin ed-DĂąÊŸĂŒ ve’d-devĂąÊŸ (Amman 1992); aynı mĂŒellifin KitĂąbĂŒâ€™t-Tevbe (Beyrut 1992); İbnĂŒâ€™l-Cezerü’nin ez-ZehrĂŒâ€™l-fĂąÊŸiáž„ fĂź áș•ikri men tenezzehe Êżani’áș•-áș•ĂŒnĂ»bi ve’l-ážłabĂąÊŸiáž„ (Beyrut 1986); ZeynĂŒddin İbn NĂŒceym’in RisĂąle fĂź beyĂąni’l-meÊżĂąáčŁĂź kebĂźrihĂą ve áčŁaÄĄÄ«rihĂą (SĂŒleymaniye Ktp., ƞehid Ali Paßa, nr. 747, 784; Hasan HĂŒsnĂŒ Paßa, nr. 496; Reßid Efendi, nr. 1981); İbn Hacer el-Heytemü’nin ez-ZevĂącir Êżan iážłtirĂąfi’l-kebĂąÊŸir (Beyrut 1988, trc. Ahmet Serdaroğlu – LĂŒtfi ƞentĂŒrk, İslĂąm’da HelĂąller ve Haramlar, İstanbul 1981); Bedreddin el-Gazzü’nin CevĂąhirĂŒâ€™áș•-áș•eáž«ĂąÊŸir fi’l-kebĂąÊŸir ve’áčŁ-áčŁaÄĄÄÊŸir (SĂŒleymaniye Ktp., LĂąleli, nr. 3767); VecĂźhĂŒddin İbn ZiyĂąd el-Gaysü’nin ez-ZevĂącir Êżan iážłtirĂąfi’l-kebĂąÊŸir (SĂŒleymaniye Ktp., Murad BuhĂąrĂź, nr. 225); Ali el-Kārü’nin eáș•-áș”aឫßretĂŒâ€™l-kesÌ±Ăźre fĂź recĂąÊŸi maÄĄfireti’l-kebĂźre (SĂŒleymaniye Ktp., FĂątih, nr. 5327; Hekimoğlu, nr. 944; Ahmed Paßa, nr. 332); ƞehĂąbeddin el-Hamevü’nin ÊżAdedĂŒâ€™l-kebĂąÊŸir (Adana İl Halk Ktp., nr. 465); İsmĂąil Hakkı Bursevü’nin ƞerhu’l-KebĂąir (İstanbul 1257) ve Ahmed ZiyĂąeddin GĂŒmĂŒĆŸhĂąnevü’nin NecĂątĂŒâ€™l-ĥāfilĂźn (İstanbul 1268) adlı eserleri klasik literatĂŒre ait örnekler içinde sayılabilir.


GĂŒnah kavramıyla ilgili yeni eserler arasında Francis T. Cooke’un “Sins and Their Punishment in Islam” (MW, XXVIII [1938], s. 272-278); E. E. Elder’in “The Development of The Muslim Doctrine of Sins and Their Forgiveness” (a.g.e., XXIX [1939], s. 178-188); Georges C. Anawati’nin “La notion de ‘pĂ©chĂ© originel’ existe-t-elle dans l’Islam” (St.I, XXXI [1970], s. 29-40); Ralph Stehly’nin “Un problĂšme de thĂ©ologie islamique: la dĂ©finition des fautes graves (Kabāʟir)” (REI, XLV [1977], s. 165-181); Cihat Tunç’un “KelĂąm İlminde BĂŒyĂŒk GĂŒnah Meselesi” (AÜİFD, XXIII [1978], s. 325-342); Sadık Kılıç’ın Kur’an’da GĂŒnah Kavramı (Konya 1984); Osman Cilacı’nın “İlĂąhĂź Dinler Açısından GĂŒnah Kavramı” (Diyanet Dergisi, XXIV/4 [Ankara 1988], s. 41-49); Âdil Bebek’in MĂątĂŒrĂźdü’de GĂŒnah Problemi (doktora tezi, 1989, MÜ Sosyal Bilimler EnstitĂŒsĂŒ) adlı çalıßmaları zikredilebilir.


İnsan, gĂŒnahın ana faktörĂŒnĂŒ olußturan bazı behĂźmĂź arzulara sahiptir. Bu arzuların bizzat kendileri gĂŒnah niteliği taßımaz. MeselĂą açlık ve cinsellik dĂŒrtĂŒleri ahlĂąkĂź olarak nötrdĂŒr; fakat açlık dĂŒrtĂŒsĂŒ aç gözlĂŒlĂŒÄŸe, cinsellik dĂŒrtĂŒsĂŒ de ßehvete dönĂŒĆŸebilir. İnsanı ilgilendiren husus, bunları fazilet veya rezĂźlet sayılacak noktaya getirmesidir. Esasen onu hayvandan ayıran en önemli özellik de budur. Burada kißinin â€œĂ¶zgĂŒrlĂŒk duygusu”nu tatmin etmesi de söz konusudur. Faziletli kabul edilen davranıßlar yerine sĂŒflĂź nefisten gelen isteklerin tercih edilmesiyle insanın özgĂŒrlĂŒÄŸĂŒnĂŒ kullandığı zannedilebilir.


William James’ten bu yana psikologlar insanı harekete geçiren motivasyonları, dĂŒrtĂŒlerden veya ideallerden kaynaklanmaları açısından gĂŒĂ§lĂŒ veya zayıf olmak ĂŒzere ikiye ayırırlar. Buna göre dĂŒrtĂŒlerden kaynaklananlar gĂŒĂ§lĂŒ, akıl ve ßuurdan kaynaklananlar zayıf kabul edilmißtir (Selbie, s. 229). Kuvvetli dĂŒrtĂŒlere karßı koymak zordur; hatta dĂŒĆŸĂŒnerek yapılan davranıßlarda bile ßuuraltından gelen bu dĂŒrtĂŒ ve çağrıßımların etkisinde kalınabilir. Bunlara karßı koymak kißilikte psikolojik çatıßmalara yol açabilir. Bu da sonuçta iç sıkıntısı ve depresyona sebep olur ki klasik psikanalize göre insan bu sıkıntıyı yaßamamak için dĂŒrtĂŒlerini farklı yönlere kanalize eder.


Freud’un ortaya koyduğu bir ego savunma mekanizması olan yĂŒceltme (sublimation) teorisi, özellikle cinsellik ve saldırganlık ihtiva eden dĂŒrtĂŒlerin, toplumun ya da sĂŒper egonun yasaklamaları sonucunda farklı kılıflara bĂŒrĂŒnĂŒp sosyal olarak kabul gören davranıßlar biçiminde tezahĂŒr ettiğini ve dolayısıyla medeniyetin bir yĂŒceltme ĂŒrĂŒnĂŒ olduğunu ileri sĂŒrer. Aslında Freud gĂŒnah diye bir ßey kabul etmez. Ona göre gĂŒnahkĂąrlık duygusu, insanoğlunun zihnĂź bir yanılma ile olußturduğu Tanrı imajının misillemede bulanacağına inanarak kendisini yapmaya zorunlu hissettiği ibadet veya davranıßları ihmal etmesi neticesinde olußan bir duygudur.


GĂŒnaha sevkeden hem dĂąhilĂź hem de hĂąricĂź sebepler mevcuttur. İnsanoğlu, dĂŒrtĂŒleri olan ve bu dĂŒrtĂŒleri çevresi tarafından beslenen veya bastırılan bir varlıktır. Kißi gerek özel yaßantısında gerekse sosyal hayatta bazı ahlĂąkĂź-dinĂź kısıtlama ve emirlere, dĂŒrtĂŒlerini bastırarak ve onlara hĂąkim olarak uyacağını temelde kabul eder. Aksi halde sosyal hayat bir anarßi ortamı haline gelir. Fakat insan bu olumsuz dĂŒrtĂŒlere her zaman karßı koyamayıp boyun eğebilir. Tabii bunu da kißinin hem kendi karakterinin gelißimiyle hem de çevresinden gelen etkilerle kuvvetlenen veya zayıflayan dĂŒrtĂŒleri belirler. Hisler, ihtiraslar ve çevre etkenleri onun aklına galip gelebilir. MeselĂą bir alkolik, içkinin kendisine zarar verdiğini aklı ile bilir ama iradesi onu engelleyemez. Bununla birlikte davranÄ±ĆŸĂ§Ä± psikolojinin (behaviorism) iddiaları bir yana, psikoloji insanın tabii olarak rasyonel ve gönĂŒllĂŒ hareket edebilen bir varlık olduğunu, akıl, duygu ve iradeyi kapsayan insan ßuurunun dĂŒrtĂŒleri kontrol edebileceğini, hatta yönlendirebileceğini kabul eder.


Psikoloji, sıradan gĂŒnahla marazĂź bir hal alan ahlĂąksızlık arasında ayırım yapar. Buna göre gĂŒnah yanlıß bir duygunun sonucu iken marazĂź ahlĂąksızlık, kontrol edilemeyen dĂŒrtĂŒleri olußturan ßuuraltı komplekslerinden kaynaklanır. GĂŒnahı “iradenin doğru kabul edilen ideale göre hareket etmemesi” ßeklinde değerlendirmek mĂŒmkĂŒndĂŒr. Buna bağlı olarak hem sıradan gĂŒnahkĂąrın hem de marazĂź ahlĂąksızın ideal bilincine doğußtan sahip bulunduğunu da söylemek gerekir. Ne var ki sıradan gĂŒnahkĂąr ideali bilinçli olarak yerine getirmezken marazĂź ahlĂąksızlığı olan kimse buna muktedir değildir. Yani ideale göre hareket etmeyen marazĂź ahlĂąksızın iradesi gĂŒnaha karßı koymak için yeterince gĂŒĂ§lĂŒ sayılmaz.


GĂŒnah kendisiyle beraber suçluluk duygusunu da getirir. Bunun gerçekleßebilmesi için kißinin neyin doğru, neyin yanlıß olduğuna dair dinĂź veya ahlĂąkĂź bir bilgisi olmalıdır. Değer yargıları olußturmak ve sorumluluğun farkına varmak insan benliğinin tabii bir gelißimidir. Ancak bunlar, insanın hem mizacına hem de eğitimine bağlı olarak gelißir. Bir çocuk, henĂŒz ahlĂąk ßuuru edinmeden önce kötĂŒ bir eğitim sonucunda yalan söyleme alıßkanlığı kazanabilir. Bu durumda çocuğun yaptığı iß, ilĂąhĂź iradeyle çelißtiği için gĂŒnah olarak nitelendirilebilir; fakat çocuk yaptığı ßeyden dolayı suçlu değildir. Ă‡ĂŒnkĂŒ ahlĂąkĂź sorumluluk çağına erißmemißtir. Dolayısıyla insana suçluluk veya gĂŒnahkĂąrlık duygusunu ßuurluluk kazandırır. Dinler ve özellikle İslĂąmiyet kißiye gĂŒnahkĂąrlık duygusundan kurtulmanın yolunu da göstermiß, ona tövbe imkĂąnını sunmußtur.


GĂŒnahkĂąr olduğu hissine kapılan kimse eğer tövbe yolunu tercih etmez veya tövbesi neticesinde suçluluk duygusunun hafiflediğini hissetmezse psikolojik rahatsızlıklara mĂąruz kalır. DinĂź kaynaklı psikozların temel sebeplerinden birini olußturan bu hususun, Allah’ın sevgiden ziyade cezalandırıcı yönĂŒnĂŒ vurgulayan yanlıß dinĂź eğitimden kaynaklandığı söylenebilir. İslĂąm dini, gĂŒnahlar için tövbe kapısının açık olduğunu ve insanın doğrudan Allah’la irtibat kurmasının gerektiğini ısrarla vurgular. Ă‡ĂŒnkĂŒ Allah tövbeleri kabul edendir ve merhamet edenlerin en merhametlisidir (bk. TÖVBE).

Kaynakça

Kāmus TercĂŒmesi, III, 1457.

LisĂąnĂŒâ€™l-ÊżArab, “ឫbs̱”, “cnf”, “fáž„ĆŸâ€, “ងvb”, “ឫns”, “Ɵáč­áč­â€, “fcr”, “srf”, “zyġ”, “nkb” md.leri.

MiftĂąáž„u kĂŒnĂ»zi’s-sĂŒnne, s. 148-149, 202-203, 259, 463-465.

MĂŒsned, I, 18, 26; III, 297, 446; IV, 357, 359, 360, 361; V, 251, 252, 256.

et-TaÊżrĂźfĂąt, “fĂŒcĂ»r” md.

A. C. Pearson, “Crimes and Punishments (Greek)”, a.e., IV, 273-280.

A. La Cocque, “Sin”, ER, XIII, 325-331.

A. La Coque, “Sin and Guilt”, ER, XIII, 325-331.

A. W. Mair, “Sin (Greek)”, a.e., XI, 545-556.

Ali M. Dinçol, “Hitit Yasalarının Ana Çizgileri ve Eski Önasya Hukuku ile Etkileßimi”, Anadolu Araßtırmaları, XII, İstanbul 1990, s. 90-91.

BuhĂąrĂź, “VeáčŁĂąyñ”, 23, “កudĂ»d”, 8, 44, â€œÄ°ÊżtiáčŁĂąm”, 15.

C. Bryant, Depth Psychology and Religious Belief, London 1987, s. 20-29.

CatĂ©chisme de l’église catholique, Paris 1992, s. 87, 389-393.

CevĂąd Ali, el-MufaáčŁáčŁal, V, 472, 473, 528-529, 555, 560, 578, 605; VI, 180-183, 203-211.

Code de droit canonique, Paris 1984, s. 171-177.

D. H. Smith, “Sin (Japanese)”, a.e., s. 580.

E. Beaucamp, “PĂ©chĂ© (dans l’Ancien testament)”, DBS, VII, 407-470.

E. J. Thomas, “State of the Dead (Buddhist)”, a.e., XI, 829-833.

EbĂ» DĂąvĂ»d, “VeáčŁĂąyñ”, 10.

EbĂŒâ€™l-Bekā, el-KĂŒlliyyĂąt, s. 40, 41, 424, 567, 594.

Ed. des Places, “PĂ©chĂ© (dans la GrĂšce antique)”, a.e., VII, 471-480.

EzrakÄ«, Aáž«bĂąru Mekke (WĂŒstenfeld), I, 120, 121, 123.

G. C. Anawati, “La notion de ‘pĂ©chĂ© originel’ existe-t-elle dans l’Islam”, St.I, XXXI (1970), s. 29-40.

G. E. Scobie, Psychology of Religion, London 1975, s. 83-85.

H. H. Cohn, “Divine Punishment”, EJd., VI, 120-122.

H. LesĂȘtre, “PĂ©chĂ©â€, DB, V/1, s. 7-12.

H. Loewe, “Crimes and Punishments (Jewish)”, a.e., IV, 288-290.

H. R. Mackintosh, “Sin (Christian)”, a.e., XI, 538-544.

Hayati Hökelekli, Din Psikolojisi, Ankara 1993, s. 273-277.

J. B. Bauer, “Sin”, Bauer Encyclopedia of Biblical Theology, London 1978, III, 849-862.

J. D. Ball, “Sin (Chinese)”, a.e., XI, 535-537.

J. Jolly, “Crimes and Punishments (Hindu)”, a.e., IV, 283-285.

J. M. P., “PĂ©chĂ©â€, EUn., XII, 661-664.

L. C. Casartelli, “Sin (Iranian)”, a.e., XI, 562-566.

L. Jacobs, “Capital Punishment”, The Jewish Religion, Oxford 1995, s. 66-68.

L. Ligier, PĂ©chĂ© d’adam et pĂ©chĂ© du monde, Paris 1960, s. 29-69.

L. W. Grensted, Psychology and God, London 1936, s. 129-158.

M. F. AbdĂŒlbĂąkÄ«, el-MuÊżcem, “ឫaáč­aʟ”, “cĂŒrm”, “is̱m”, “áș•nb”, “vzr”, “cnង” md.leri.

M. Revon, “Sin (Japanese)”, a.e., XI, 566-567.

MĂątĂŒrĂźdĂź, KitĂąbĂŒâ€™t-Tevងßd, s. 361.

MĂŒslim, “SelĂąm”, 23-25, “ÎmĂąn”, 144, â€œÊżÄ°lim”, 15-16, “ZekĂąt”, 69.

N. Smart, “Sin (Hindu concept)”, a.e., s. 579.

Osman Cilacı, “İlĂąhĂź Dinler Açısından GĂŒnah Kavramı”, Diyanet Dergisi, XXIV/4, Ankara 1988, s. 41-50.

RĂągıb el-İsfahĂąnĂź, el-MĂŒfredĂąt, “áș•enb”, “ឫaáč­aʟ”, “ᾍalĂąl”, “áș“ulm”, “sĂ»ÊŸâ€, “cĂąrim”, “áč­ÄĄy”, “fısᾳ”, “ឫubs̱”, “fuáž„ĆŸâ€, “fesĂąd”, “srf”, “zyġ”, “kbr” md.leri.

S. Freud, “Obsessive Acts and Religious Practices”, Collected Papers, II, London 1924, s. 28-29.

S. G. F. Brandon, “Sin”, DCR, s. 578-579.

S. H. Langdon, “Expiation and Atonement”, a.e., V, 637-640.

S. L. De Vries, “Sin, sinners”, IDB, IV, 361-376.

S. Lyonnet, “PĂ©chĂ© (dans le JudaĂŻsme)”, a.e., VII, 480-485.

S. Lyonnet, “PĂ©chĂ©â€™â€, Vocabulaire de thĂ©ologie biblique, Paris 1962, s. 774-787.

Sadık Kılıç, Kur’an’da GĂŒnah Kavramı, Konya 1984, s. 137-143, 160.

Sadık Kılıç, Kur’an’da GĂŒnah Kavramı, Konya 1984, s. 75-113.

T. Izutsu, The Structure of the Ethical Terms in the Koran, Tokyo 1959, s. 250-261.

T. W. – C. A. F. Rhys Davids, “Sin (Buddhist)”, a.e., XI, 533-534.

Tehñnevü, KeƟƟñf, I, 401, 507, 510; II, 938, 1132.

TirmizĂź, “ÎmĂąn”, 11, “TefsĂźr”, 2/35, “áčąÄ±fatĂŒâ€™l-ឳıyĂąme”, 49, “កudĂ»d”, 12, “Fiten”, 7.

V. G. Walse, “Crimes and Punishments (Chinese)”, ERE, IV, 269-272.

W. B. Selbie, The Psychology of Religion, Oxford 1924, s. 226-244.

W. E. Oates, The Psychology of Religion, Waco 1973, s. 211-215.

W. H. Bennett, “Sin (Hebrew and Jewish)”, a.e., XI, 556-560.

Wensinck, el-MuÊżcem, “is̱m”, “áș•nb”, “vizr”, “cĂŒnĂąáž„â€, â€œáž„Ă»b” md.leri.

ZemahƟerü, el-KeƟƟñf (Beyrut), I, 244.

a.mlf. – E. Lipinski, “Sin”, EJd., XIV, 1587-1593.

a.mlf., TeÊŸvĂźlĂątĂŒâ€™l-ážČurÊŸĂąn, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 40, vr. 126b.

a.mlf., “PĂ©chĂ© (dans le Nouveau testament)”, a.e., VII, 486-567.

a.mlf., “Sin (Babylonian)”, a.e., XI, 531-533.

a.mlf., “Sin and Repentance”, a.e., s. 468-470.

a.mlf., “State of the Dead (Iranian)”, a.e., XI, 847-849.

İbn Kayyim el-Cevziyye, ed-DĂąÊŸĂŒ ve’d-devĂąÊŸ (nßr. M. AbdĂŒrrezzĂąk er-Ravd), Amman 1992, s. 164, 177-179.

İbn MĂące, “ZĂŒhd”, 29.

İbnĂŒâ€™l-EsĂźr, en-NihĂąye, “sĂ»ÊŸâ€, “ġay”, “cenef”, “fuáž„ĆŸâ€, “ងab”, “ឫıns”, “Ɵeáč­aáč­â€, “fĂŒcĂ»r”, “srf”, “zeyġ”, “nkb” md.leri.

İbnĂŒâ€™l-KelbĂź, KitĂąbĂŒâ€™l-EsnĂąm, s. 19.

ĆžĂŒkĂ»n, Farsça-TĂŒrkçe LĂ»gat, “gĂŒnĂąh” md.

“PĂ©chĂ©â€, Catholicisme: hier, aujourd’hui, demain, Paris 1985, IX, 1007-1036.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Yazar Bilgileri

Avatar
YazarADİL BEBEK20 Kasım 2024 08:06

+1 yazar daha

Tartıßmalar

HenĂŒz Tartıßma Girilmemißtir

"GÜNAH" maddesi için tartıßma baßlatın

Tartıßmaları GörĂŒntĂŒle
KÜRE'ye Sor