Farsça bir kelime olan ve sözlĂŒkte âsuçâ anlamına gelen gĂŒnĂąh, dinĂź bir kavram olduÄu için kutsal ve tabiat ĂŒstĂŒ varlık alanlarıyla baÄlantılıdır. KutsallıÄına inanılan tabiat ĂŒstĂŒ varlık veya varlıklar din mĂŒessesesinin temel unsurları arasında bulunduÄundan bĂŒtĂŒn dinlerde gĂŒnah kavramı mevcuttur. Kutsalın söz konusu olduÄu her yerde kutsalla ilgili emir ve yasaklar manzumesinin bulunması da tabiidir. GĂŒnah, bu emirlerin yerine getirilmemesi veya yasakların çiÄnenmesiyle ortaya çıkan ve dinĂź, ahlĂąkĂź ve vicdanĂź açıdan sorumluluk gerektiren bir olgudur. BeĆerĂź kanun ve kuralların çiÄnenmesi suç olarak adlandırılırken dinĂź alandaki hata ve aĆırılıklar gĂŒnah olarak nitelendirilmektedir. Dinle baÄlantılı olan gĂŒnah kavramının muhtevası, hem dinlerdeki ulĂ»hiyyet kavramına hem de insanların bu ulĂ»hiyyetle mĂŒnasebetlerine göre dinden dine deÄiĆebilmektedir (EUn., XII, 661).
BĂŒyĂŒye dayanan ilkel kavimlerde gĂŒnah âbĂŒyĂŒ usul ve erkĂąnına saygı göstermemekâ veya âcemaatin dĂŒzenine karĆı kusur iĆlemekâ ya da âtabunun çiÄnenmesiâ Ćeklinde anlaĆılıyor, böylece sihir ve onun etrafında geliĆen kĂŒlt gĂŒnahın objesini oluĆturuyordu. Bu tĂŒr topluluklarda gĂŒnahın toplumun diÄer fertlerini etkilediÄi kabul edildiÄinden derhal dinĂź bir merasimle giderilmesi gerekiyordu.
Dinin kaynaÄını ve otoritesini tabiat ĂŒstĂŒ ruhĂź gĂŒĂ§lerde bulan zihniyette gĂŒnah, ĂŒstĂŒn dĂŒnyanın gĂŒĂ§lerine karĆı iĆlenmiĆ hata anlamına gelmektedir. KĂŒltĂŒrel kaynaklarını efsanevĂź olgular ve kahramanların oluĆturduÄu bu toplumlarda zamanın periyodik olarak tekrarı telakkisine baÄlı olarak gĂŒnahtan arınma törenleri yapılmaktadır. Politeist dinlerde ise gĂŒnah, birçok tanrıya karĆı iĆlenmiĆ bir saygısızlık ve dinĂź törenin ihlĂąlinden ibarettir. Bu tĂŒr inançlarda gĂŒnahın silinmesi için dinĂź bir kefĂąret talep edilir (Kılıç, s. 75-77).
Eski Ăn Asyaâda gĂŒnah kavramı, Sumer ve Asur-BĂąbil kĂŒltĂŒrlerinde oldukça ciddi bir Ćekilde iĆlenmiĆtir. Hem Sumerlerâde hem de BĂąbil ve Asurlularâda gĂŒnahın tanrılara karĆı yapılan hatalardan oluĆtuÄuna inanılmakta, tĂŒrĂŒ ne olursa olsun ĆeytanĂź ve kötĂŒ gĂŒĂ§lerin insana musallat oluĆuyla ilgili kabul edilmektedir. Bu kĂŒltlerde sosyal suçlar bile ilĂąhĂź gĂŒĂ§lere isyan duygusuyla pekiĆtirilmiĆtir. Sumerceâde gĂŒnah için kullanılan iki kelime vardır. Bunlardan ag-gig daha çok âbir kutsalı çiÄnemekâ, sebida ise daha geniĆ anlamda âilĂąhĂź olan bir Ćeyi ihlĂąl etmekâ anlamına gelmektedir. Sumerlerâde ag-gig veya sebidanın cezaĂź mĂŒeyyidesi daha çok dinĂź kefĂąret törenleriyle iliĆkilidir. AslĂź gĂŒnah fikrinin bulunmadıÄı Sumerlerâde insanın potansiyel gĂŒnahkĂąrlıÄına ve bu potansiyel gĂŒnahın nesilden nesile geçtiÄine inanılır (ER, XIII, 327). BĂąbil-Asur kanunlarında bĂŒtĂŒn suçlar dinĂź gĂŒnah sayılmakla birlikte sırf dinĂź suçlar, dĂŒnyevĂź cezalandırmanın yanında dinĂź bir kefĂąreti de gerektirmektedir. DinĂź suçlar tanrılara hakaret, onlarla ilgili olan Ćeyleri yapmamak ve tapınmaya dair hatalardan oluĆmaktadır. Hırsızlık, zina gibi doÄrudan ilĂąhlarla iliĆkisi olmayan suçlar da tanrıların emirlerine uyulmaması sebebiyle bu kapsama dahildir. GĂŒnahın ve cezasının nesilden nesile geçtiÄi inancı dolayısıyla Asur-BĂąbil kĂŒltĂŒrĂŒnde gĂŒnahın toplumsal yönĂŒ oldukça önemlidir. Bu sebepledir ki gĂŒnah iĆleyen kiĆi arınıncaya ve bedelini ödeyinceye kadar toplumdan tecrit edilir (ERE, II, 531-532; a.e., V, 637-640).
BĂŒtĂŒn SĂąmĂź dillerde dĂŒnyevĂź suçlar annu (arnu) adını alırken gĂŒnah için fiil olarak hata, isim olarak da hittu (hitutu) kelimeleri kullanılmaktadır. âYasakları çiÄnemekâ anlamındaki ikkibu veya anzili kelimelerinin kullanıldıÄı da görĂŒlĂŒr. Sumerlerâde olduÄu gibi Asur-BĂąbillilerâde de gĂŒnahın temel sebebinin ĆeytanĂź gĂŒĂ§ler olduÄu kabul edilmektedir. Herhangi bir gĂŒnahın cezası sadece dĂŒnyevĂź mĂŒeyyide ile sınırlandırılmamakta, kiĆinin aynı zamanda birtakım kefĂąret yöntemleriyle ĆeytanĂź gĂŒĂ§lerden de arındırılması gerekmektedir.
Anadoluâda yaĆamıà olan Hititlerâde gĂŒnah dinĂź yapıya baĆ kaldırı olarak kabul edilmiĆtir. BĂŒyĂŒcĂŒlĂŒk, tanrıların sunusunu çalmak vb. doÄrudan dinle ilgili olan gĂŒnahlar ölĂŒm cezasını gerektirdiÄi gibi yine bu çerçevede ele alınan zina da ölĂŒmle cezalandırılırdı. GĂŒnahın nesilden nesile intikal edeceÄi inancı Hititlerâde de yaygındı, dolayısıyla gĂŒnahın toplumsal yönĂŒ oldukça aÄır basmaktaydı (Dinçol, XII [1990], s. 90-91).
İran geleneÄinde gĂŒnah kavramı Tanrı fikri, ahlĂąk ve insanların iyiyi veya kötĂŒyĂŒ seçme yeteneÄine sahip oluĆları inancı ile alĂąkalıdır. Buna göre Tanrı insanlara iyiyi veya kötĂŒyĂŒ seçmeleri için hĂŒr bir irade vermiĆtir. KötĂŒyĂŒ seçmek, gerçekte Tanrıânın emrettiÄi Ćeyi reddetmek anlamına gelir. Böylece gĂŒnah, iradĂź bir Ćekilde Tanrıânın emrine uymamakla baÄlantılıdır. Darius ve ondan sonra gelenlere ait yazılarda gĂŒnahın Tanrı yolundan uzaklaĆma ile aynı Ćey olarak dĂŒĆĂŒnĂŒldĂŒÄĂŒ görĂŒlmektedir. Darius, âEy insan! Ahuramazdaânın emirlerini hor görme; doÄru yoldan ayrılma; gĂŒnah iĆlemeâ demektedir (ERE, XI, 562). İran dininde gĂŒnah hem kefĂąreti hem de hukukĂź mĂŒeyyideyi gerektirmektedir. İran dini öbĂŒr dĂŒnyadaki yargılanmaya da önem verir ve bazı gĂŒnahların cezasını öteki dĂŒnyaya bırakır. KefĂąreti yerine getirilmeyen gĂŒnah katlanarak devam eder. BĂŒtĂŒn gĂŒnahlar kefĂąretle temizlenebilir. KefĂąrette aslolan, yĂŒksek rahip ile gĂŒnah iĆleyenin yapacakları dinĂź törenlerdir. GĂŒnahkĂąrların öbĂŒr dĂŒnyadaki cezası daha çok cehennem ateĆiyle verilmektedir (a.g.e., XI, 847).
Greklerâde gĂŒnah, insan ĂŒstĂŒ gĂŒĂ§lere karĆı yapılan bir eylem olarak dĂŒĆĂŒnĂŒlmĂŒĆtĂŒr. Suç ve gĂŒnah arasında bir ayırım yapılarak suç yerleĆik dĂŒzene, gĂŒnahsa dinĂź alana ait bir kavram olarak kabul edilmiĆtir. Bununla birlikte ilĂąhlara yönelik yĂŒkĂŒmlĂŒlĂŒkleri yapmama halinde oluĆan gĂŒnah, insanın dĂŒnya hayatında da birtakım sıkıntılar çekmesine sebep olmaktadır (a.g.e., XI, 545-546). Yunan ve Romaâda dinin sosyal karakteri gĂŒnahın dinĂź ve ahlĂąkĂź bir tecavĂŒz olduÄunu göstermekte ve cehalet gĂŒnahın sebebi olarak kabul edilmektedir (DCR, s. 578). Greklerâde gĂŒnah cezasız kalmamakta, gĂŒnahkĂąrın bizzat kendisinden veya yakınlarından hesabı sorulmaktaydı (ERE, IV, 273).
KonfĂŒĂ§yĂŒs öncesi Ăinâde gĂŒnah, göÄĂŒn iradesiyle dĂŒzenlenen kozmik ilĂąhĂź nizama karĆı bir saldırı veya suç olarak telakki ediliyordu. AhlĂąkĂź ve mĂąnevĂź hatalar da göÄĂŒn hĂŒkmĂŒne tĂąbi idi. KonfĂŒĂ§yĂŒsĂ§ĂŒ ahlĂąk sistemine göre insanın tabiatı doÄuĆtan iyi olarak Ćekillenmekle birlikte gĂŒnah iĆlemeye, kozmik dĂŒzenden sapmaya da mĂŒtemayildir. Bundan dolayı insan için eÄitim, rehberlik, özellikle de tövbe gereklidir. KonfĂŒĂ§yanizmâde bĂŒyĂŒk gĂŒnahlar hırsızlık, eĆkıyalık, adam öldĂŒrme, ahlĂąksızlık, yalancılık, kin tutma ve irade zayıflıÄı Ćeklinde gösterilir. En bĂŒyĂŒk gĂŒnah ise aileye itaatsizliktir. KonfĂŒĂ§yĂŒsĂ§ĂŒ gelenekte gĂŒnahın dinĂź bir yanı olmadıÄından cezalar arasında dinĂź veya dĂŒnyevĂź diye bir ayırım yapılması söz konusu deÄildir. Bu sebeple cezalar sivil yetkililerce verilir. GĂŒnahın nesilden nesile intikal edeceÄi inancı KonfĂŒĂ§yanizmâde yoktur (a.g.e., IV, 271-272). Budizm Ăinâe âhayat sonrasıâ kavramını, bu hayatta iĆlenen gĂŒnahların cezasının gelecekte çekileceÄi doktrinini, Ćimdiki cezaların ise geçmiĆteki gĂŒnahların karĆılıÄı olduÄu dĂŒĆĂŒncesini getirmiĆtir. GĂŒnahların affedilmesi iyi Ćeylerin yapılmasıyla mĂŒmkĂŒndĂŒr ki bunlar da ibadetlere iĆtirak, tövbe, yararlı iĆler, zĂŒhd ve sevgidir. Taoizmâin gĂŒnah anlayıĆı da KonfĂŒĂ§yanizmâdekine benzemektedir. Ancak Taoizmâde gĂŒnahın cezası öbĂŒr dĂŒnyada verilmektedir (a.g.e., XI, 537).
Hint geleneÄinde kurtuluĆun ve baÄımsızlıÄın bilgiyle mĂŒmkĂŒn olduÄu, âsamsara döngĂŒsĂŒânde insanın karĆılaĆtıÄı ıstırabın kökenini ise gĂŒnahtan ziyade cehaletin teĆkil ettiÄi inancı yaygındır. Bununla birlikte dinĂź törenler ve ahlĂąkĂź konularla ilgili gĂŒnah kavramları, karma teorisinin iĆleyiĆinde ve gĂŒnahı bertaraf etmek için uygulanan kurban tekniklerinde bĂŒyĂŒk rol oynamaktadır. Hukuk kitaplarında, çeĆitli suçlardan doÄan kirlenmeleri telĂąfi etmek için ayrıntılı bir dinĂź kefĂąret sistemi dĂŒzenlenmiĆ, maddĂź ve dĂŒnyevĂź cezalar da piĆmanlıÄı dile getirici ve telĂąfi edici karakterde kabul edilmiĆtir. Halk arasındaki yaygın din anlayıĆında geçmiĆteki kötĂŒ fiillerin neticelerini bertaraf etmek için hac, kutsal yerlerde yıkanmak, kutsal metinleri dinlemek, tanrıların kutsal isimlerini zikretmek gibi bazı uygulamalar faydalı kabul edilmiĆtir. Hinduizmâde gĂŒnahları tasfiye edip temizleyen usullere verilen önem ve ruhĂź kirlenmeyle ilgili karmaĆık ihtimaller, kast sisteminin Ćekillenmesi ve korunmasında önemli rol oynamıĆtır (Smart, DCR, s. 579). Hinduizmâe göre insanların içinde doÄduÄu kast iĆlenen amellerin sonucudur. AhlĂąkĂź bir kĂąinat nizamı olan âkarma kanunuâna göre bu hayatta iĆlenen ameller canlının kaderine tesir eder. BĂŒtĂŒn canlılar kendi durumlarını kendi amelleriyle kazanırlar. KiĆi, daha önceki hayatında iĆlediÄi gĂŒnahların karĆılıÄını bu hayatında ödediÄi gibi Ćimdi iĆlediÄi gĂŒnahlar da bir sonraki hayatında daha dĂŒĆĂŒk bir kastta dĂŒnyaya gelmesine, hatta hayvan veya bitki olarak yeniden doÄmasına sebep olur. Bundan dolayı her Hintli, iyi amellerle gelecekteki hayatını garanti altına almaya gayret eder ve gĂŒnah yĂŒzĂŒnden hayvan veya bitki olarak dĂŒnyaya gelmekten çekinir. Hinduizm, gĂŒnahı kast sistemi içerisinde kaynaĆtırarak aĆırı derecede toplumsallaĆtırmıĆtır. Bu dinde gĂŒnahın nesilden nesile geçeceÄi inancı yoktur (ERE, IV, 283-284).
Japon inançlarında gĂŒnahla ilgili iki kavram vardır: Tsumi ve aku. Tsumi âgĂŒnah, felĂąket, gayri ahlĂąkĂź davranıĆ, talihsizlik, dinĂź hatalarâ anlamlarına gelir. Bunlar kirlenmeye sebep olur ve dinĂź temizlenme ile giderilmesi gerekir. GĂŒnah semavĂź gĂŒnahlar (ama-tsu-tsumi) ve yeryĂŒzĂŒ gĂŒnahları (kuni-tsu-tsumi) olmak ĂŒzere ikiye ayrılmaktadır. Birincisi ziraata zarar veren kötĂŒ davranıĆları, ikincisi hayĂąsız davranıĆlar, aÄır yaralama, evcil hayvanları öldĂŒrme, bĂŒyĂŒ yapma vb. kötĂŒlĂŒkleri ifade etmektedir. AslĂź gĂŒnah inancının bulunmadıÄı Ćintoizmâde ahlĂąkĂź gĂŒnahkĂąrlık kötĂŒ ruhların tesiriyle olmaktadır. GĂŒnahkĂąr iyilik ve mutluluk dĂŒnyasının ĂŒyesi olamaz; ancak çeĆitli ikaz ve cezalarla geri dönmeye teĆvik edilir (DCR, s. 580).
Budizmâde gĂŒnah kavramı karma inancıyla ilgilidir. Karma, bu dĂŒnyada ve gelecek hayattaki sosyal farklılıklar, iyi veya kötĂŒ kaderin önceki hayatta yapılan iyi veya kötĂŒ iĆler sonucu oluĆtuÄunu ifade etmektedir. Karma, kiĆinin içinde bulunduÄu kast dilimine göre deÄiĆmeyen görevi, bir çeĆit mecburi kader anlayıĆı iken Buda iradĂź davranıĆın rolĂŒnĂŒ ortaya koyarak herkesin kendi karması içinde iyi veya kötĂŒ iĆ yapmakta hĂŒr olduÄunu, ancak yapılanların sonucunun ya bu hayatta ya yeni doÄumda yahut daha sonraki doÄumda görĂŒleceÄini ifade etmiĆtir. Budizmâde, iĆlenen gĂŒnahın telĂąfisi ancak sonucuna katlanmakla mĂŒmkĂŒndĂŒr. Fakat esas olan gĂŒnahların telĂąfisi deÄil gĂŒnah iĆlememeye çalıĆmaktır. Budizmâde gĂŒnahların hayırlı iĆlerle affedilebileceÄi inancı oldukça geç dönemlerde ortaya çıkmıĆtır (ERE, XI, 533-534). Sonraki dönem Budizmâinde, gĂŒnahkĂąrların öldĂŒkten sonra ve yeniden doÄmadan önce gidecekleri sekiz (bazı rivayetlerde yedi) cehennem inancı vardır (a.g.e., XI, 830).
Yahudilikâte gĂŒnah, Tanrı-insan iliĆkisinde Tanrıâyı seçmeyi, Oânu tercih etmeyi reddediĆ, dolayısıyla da bu iliĆkinin bozulması ve parçalanmasıdır. İbrĂąnĂźce KitĂąb-ı Mukaddesâte gĂŒnahı ifade eden yaklaĆık yirmi kelime vardır. BaĆlıcaları áž„eáčâ, peĆaâ ve âavondur. Ahd-i AtĂźkâte 459 yerde geçen áž„áčâ kökĂŒnden áž„aáčaâ fiili âdoÄru yolun terkedilmesi, yitirilmesiâ demektir. DĂŒnyevĂź anlamda âkiĆinin yolunu (veya amacını) kaybetmesiâ olarak da kullanılır (Eyub, 5/24; Meseller, 8/36). 139 yerde geçen pĆâ kökĂŒnden peĆaâ kelimesi hem âihlĂąl etmekâ hem de âisyan etmekâ mĂąnasını taĆır. 229 yerde geçen âavon ise sadece fiilde deÄil dĂŒĆĂŒncede de kendini gösteren âsırt çevirmeâ ve âkötĂŒlĂŒkâ anlamındadır. KitĂąb-ı Mukaddesâin Yunanca tercĂŒmesinde hata kelimesinin çeĆitli karĆılıkları arasında en yaygın olanı amartiaâdır. Latince tercĂŒmede ise gĂŒnah karĆılıÄı peccatum, culpa, iniquitas, offensio, delictum, scelus kelimeleri kullanılmıĆtır. កeáčâ, áž„aáčaâah, áž„aáčáčaâáč, peĆaâ, âavon vb. kelimeler, insan davranıĆları söz konusu olduÄunda âgĂŒnahâ anlamı kazanırlar. Kelimenin bu Ćekilde kullanılıĆı gĂŒnah kavramının esasta bir Ćeyi ihlĂąl etmekle özdeĆ olduÄunu gösterir. DiÄer bir ifadeyle gĂŒnah âbir ahdi ihlĂąl etmekâtir. RabbĂąnĂźler ise gĂŒnah karĆılıÄı averahâı kullanırlar ki bu kelime âihmal etmekâ, dolayısıyla âihlĂąl etmek, Tanrıânın isteÄine karĆı gelmekâ mĂąnasına gelen avar kökĂŒnden tĂŒremiĆtir.
GĂŒnah, Tanrı tarafından ikame edilen dĂŒzeni ihlĂąl (TekvĂźn, 3/1-24), Yahovaâya karĆı baĆ kaldırıdır (Sayılar, 14/9; Tesniye, 28/15-44; I. Samuel, 12/14). BeĆerĂź planda gĂŒnah ailevĂź ve içtimaĂź baÄın parçalanmasına, Tanrıâya karĆı iĆlenen gĂŒnah ise Tanrıâdan ayrılmaya sebep olur. Ahd-i AtĂźkâte insan tabiatının kötĂŒlĂŒÄĂŒ hususunda köklĂŒ bir kanaat sergilenir. KötĂŒlĂŒÄe karĆı doÄuĆtan gelen devamlı meyil insanın topraktan yaratılmıà olmasına baÄlanır (TekvĂźn, 6/5; 8/21; Yeremya, 16/12; 17/9; 18/12). GĂŒnah, kiĆinin iradesinde ve arzusunda köklĂŒ bir bozulmayı ifade etmektedir. GĂŒnahın kaynaÄı olarak da kötĂŒ duygular ve kalp gösterilir (TekvĂźn, 6/5; 8/21). İnsan nefsi ve Ćeytan daima gĂŒnaha sĂŒrĂŒkleyicidir (TekvĂźn, 8/21). Peygamberler gĂŒnahı ayrılmaz bir vasıf olarak âkötĂŒ kalbin içinde kök salmıĆâ görĂŒrler (Yeremya, 4/4; 5/23; Hezekiel, 11/19). Ahd-i AtĂźkâte gĂŒnah doktrini Ću Ćekilde ifade edilir: âVe vĂąki olacak ki bĂŒtĂŒn bu sözleri sen kavme bildirince onlar da sana: Neden bize karĆı Rab bu bĂŒyĂŒk kötĂŒlĂŒÄĂŒ söyledi? Ve fesadımız nedir? Ve Allahımız Rabbe karĆı iĆlediÄimiz suç nedir? deyince onlara diyeceksin: Mademki atalarınız beni bıraktılar, Rab diyor: Ve baĆka ilĂąhların ardınca yĂŒrĂŒdĂŒler ve onlara kulluk ettiler ve onlara tapındılar ve beni bırakıp Ćeriatımı tutmadılar ve siz atalarınızdan ziyade kötĂŒlĂŒk ettiniz. İĆte siz de beni dinlememek için her biriniz kendi kötĂŒ yĂŒreÄinizin inatçılıÄı ardınca yĂŒrĂŒyorsunuzâ (Yeremya, 16/10-12).
BĂąbil esareti sonrasında YahudiliÄin Tanrı kavramındaki deÄiĆiklik gĂŒnah anlayıĆına da yansır. Böylece gĂŒnah kavramı daha soyut ve ahlĂąkĂź bir hale gelir. İçtimaĂź mĂŒnasebetlerde ve insanlara karĆı davranıĆlardaki eksiklikler gĂŒnah kavramına dahil edilir. İĆaya, dinĂź esaslara uygun olmayan Ćeyi gĂŒnah olarak niteler; fakat terim yalnızca fizikĂź uygunsuzluklar için deÄil mĂąnevĂź uygunsuzluklar için de kullanılır. İĆaya, gĂŒnahın Tanrıâya isyan olduÄu fikrine de önem verir (İĆaya, 1/2-4). GĂŒnahın ve cezanın kolektif olduÄu inancı (ĂıkıĆ, 20/5; II. Samuel, 4/11) terkedilir; Hezekiel, çocukların anne ve babalarının gĂŒnahlarını çekeceÄi doktrinini de reddeder (Hezekiel, 18).
BĂąbil esareti dönemi ve sonrasında gĂŒnahın ahlĂąkĂź boyutu ĂŒzerinde durulursa da dinĂź ibadet kurallarına karĆı iĆlenen gĂŒnahlara özel bir önem verilir (Hezekiel, 40-48; Haggay, 1/2; Zekarya, 6/12; 14/16-21; Yoel, 1/9; Malaki, 1/8; 3/8-10). SĂŒleymanâın Meselleriânde gĂŒnahın sebepleri sıralanır (30/9; 26/13; 27/20; 1/10). Yine bu dönem dinĂź literatĂŒrĂŒnde gĂŒnah ve ıstırap arasındaki iliĆki yoÄun olarak gĂŒndeme gelir (Hezekiel, 18; Mezmurlar, 1; 32/4; 119/67; ERE, XI, 557-559). GĂŒnah, ruhu Tanrıâdan ayırıp koparır (İĆaya, 59/2). GĂŒnah sebebiyle ahlĂąken zayıflayan kiĆi gĂŒnahın kölesi olur (SĂŒleymanâın Meselleri, 5/22). Tanrı gĂŒnahın peĆini bırakmaz (ĂıkıĆ, 32/34) ve gĂŒnaha karĆı Tanrıânın adaleti çeĆitli yollarla kendisini gösterir (Yeremya, 5/25).
RabbĂąnĂźler, soyut anlamda gĂŒnahtan çok belirgin gĂŒnahlar ĂŒzerinde dururlar. Onlara göre iki tip gĂŒnah belirgindir: Emirleri uygulamada yetersiz kalmak ve yasakları ihlĂąl etmek (Yoma, 85/86a). EÄer belli bir zamanda yapılması gereken emirler yapılmamıà ve zaman da geçmiĆse bu hata onarılamaz; özel gĂŒnde Ćema duasının okunmaması gibi. Yasakları çiÄnemekle ortaya çıkan gĂŒnahlar ise Tanrıâya ve komĆuya karĆı iĆlenen suçlar olmak ĂŒzere iki tiptir. Bunların ilki kefĂąret gĂŒnĂŒ (Yom Kipur) vasıtasıyla giderilebilir. KomĆuya karĆı iĆlenen hata telĂąfi edilmiĆse baÄıĆlanabilir (Yoma, 8/9).
Ahd-i AtĂźkâte gĂŒnah (áž„áčâ) ve ölĂŒm (mvt) kelimeleri birlikte kullanılarak bir de âölĂŒmcĂŒl gĂŒnahâtan söz edilir. âVe artık İsrĂąiloÄulları suç yĂŒklenmesinler ve ölmesinler diye...â (Sayılar, 18/22); â...fakat kendi suçunda öldĂŒâ (Sayılar, 27/3); âVe bir adam ölĂŒme mĂŒstahak bir suç iĆlemiĆ olup öldĂŒrĂŒlĂŒrse...â (Tesniye, 21/22; 22/26); âHerkes kendi suçu için öldĂŒrĂŒlecektirâ (Tesniye, 24/16; II. Krallar, 14/6; Hezekiel, 18/4, 20; Amos, 9/10) ifadeleri bunu göstermektedir. Ahd-i AtĂźkâe göre, baĆka ilĂąhlara tapmak (ĂıkıĆ, 32/30-35), Allahâa lĂąnet ve Rabbin ismine kĂŒfretmek (Levililer, 24/15-17), zina etmek (Levililer, 20/10) ve diÄer bazı gĂŒnahlar ölĂŒmcĂŒldĂŒr.
DiÄer taraftan gĂŒnahlar aÄır ve hafif Ćeklinde de tasnife tĂąbi tutulmuĆtur. RabbĂąnĂźler gözĂŒnde en önemli ĂŒĂ§ gĂŒnah adam öldĂŒrme, putperestlik ve zinadır. Bunları iĆlemektense insanın canını kaybetmesi yeÄ tutulmuĆtur (Sanhedrin, 74). Ayrıca bĂŒyĂŒcĂŒlĂŒk ve Rabbin ismine kĂŒfretmek aÄır gĂŒnahlardır (Levililer, 20/2; 24/11-16; ĂıkıĆ, 22/19). Tanrı Yahovaâya karĆı iĆlenen gĂŒnahların dıĆında beĆerĂź planda ebeveyne karĆı gelmek, adam öldĂŒrmek, livĂąta, fakir, dul ve yetimlere mĂŒsamaha göstermemek de gĂŒnahtır (TekvĂźn, 18/20; ĂıkıĆ, 22/21; Levililer, 19/13). Hafif gĂŒnahlar Rabbinik literatĂŒrde, sık sık iĆlenilmesinden korkulduÄu için genellikle sanki aÄır cezaĂź mĂŒeyyideleri varmıà gibi sunulmuĆtur. Bundan dolayı kutsal topraklar dıĆında ikamet etmek isteyen kiĆinin gĂŒnahı puta tapma ile eĆ görĂŒlmĂŒĆ, komĆusunu utandırmak ve kĂŒĂ§ĂŒk dĂŒĆĂŒrmek de insan öldĂŒrmek gibi addedilmiĆtir (EJd., XIV, 1592). RabbĂąnĂźler, kiĆiyi suça yöneltmenin bir insan öldĂŒrmekten daha aÄır bir gĂŒnah olduÄu konusunda ittifak halindedirler.
Hıristiyanlıkâtaki gĂŒnah itirafı Ăąyini Yahudilikâte bulunmaz; sadece dua ve yakarıĆlarla gĂŒnahtan tövbe söz konusudur. Tövbe ve istiÄfar ferdĂź olduÄu gibi umumi de olabilir (I. Krallar, 8/46-53; MezmĂ»r, 79). Tanrı otoriterdir, fakat gĂŒnahı affeder (Eyub, 7/21; MezmĂ»r, 25/11; 32/1). GĂŒnahın affedilmesi için bazı Ćartlar yerine getirilmelidir. Bunun için de öncelikle gĂŒnahın itirafı (Levililer, 26/40; Nehemya, 9/2; Eyub, 31/33, 34) ve samimi piĆmanlık (Yoel, 2/13) gerekir. Ăte yandan sadaka, yardım, oruç, kurban gibi bazı fiiller de gĂŒnahı affettirir.
Yahudilikâte ister dĂŒnyevĂź ister dinĂź olsun herhangi bir suçun cezası, ilĂąhĂź ve dĂŒnyevĂź adlĂź hukuka baĆvurulmak suretiyle verilmektedir. Ahd-i AtĂźkâte ilĂąhĂź cezalandırma ile adlĂź cezalandırma arasında bir ayırım söz konusu deÄildir (EJd., VI, 122). Fakat RabbĂąnĂź geleneÄin mĂŒesseseleĆmesine paralel olarak iki suç arasında bir ayırım yapılmıĆtır. Bununla birlikte Talmud hukuku, ilĂąhĂź cezalandırmayı gerektiren bazı suçları eÄer tövbe edilirse dĂŒnyevĂź ceza kapsamına almıĆtır. Talmud hukukunun ilĂąhĂź cezalandırmayı dĂŒnyevĂźleĆtirme eÄilimine girmesinin temel sebebi, yahudi hukuk mekanizmasının Roma hĂąkimiyeti dolayısıyla gĂŒcĂŒnĂŒ kaybetmesi ve belirli ceza Ćekillerinin kısıtlanmasıdır. Suç ne olursa olsun, özellikle idam cezasından kaçınılmıĆtır (ERE, IV, 288; Jacobs, s. 66). Buna raÄmen cezası ölĂŒm olan suç ve gĂŒnahlar MiĆnaâda belirtilmiĆtir (Sanhedrin, VII-XI). TaĆla öldĂŒrme (recm) on sekiz suçun cezasıdır ki bunlar arasında evlilik dıĆı cinsĂź mĂŒnasebet, homoseksĂŒellik, hayvanlarla cinsĂź mĂŒnasebet, putperestlik gibi suçlar vardır. MiĆna bazı kĂŒĂ§ĂŒk gĂŒnahlar için kırbaç cezasını göstermektedir.
GĂŒnah kavramı yahudi dĂŒĆĂŒncesinde toplumsal bir niteliÄe sahiptir. Ahd-i AtĂźkâteki bazı ifadelere bakılırsa insanın baĆlangıçta iĆlediÄi suç bĂŒtĂŒn insanlık tarihine sirayet etmiĆtir. Tanrıânın emrini dinlememe cennetten sĂŒrĂŒlme anlamına gelmiĆtir ki yahudi dĂŒĆĂŒnce tarihinde mevcut bĂŒtĂŒn sĂŒrgĂŒnler bu suçun cezası olarak dĂŒĆĂŒnĂŒlmĂŒĆtĂŒr. Bundan dolayı Yahudilikâte gĂŒnah ferdin kendisiyle sınırlı deÄildir. Bunun tabii neticesi olarak cezalandırma da toplumsaldır. GĂŒnahın fertten onun akrabalarına geçeceÄi ve dolayısıyla cezalandırmanın da toplumu baÄlayacaÄı inancı konusunda Ahd-i AtĂźk eski Ăn Asya hukukunu takip eder. Bununla birlikte Talmud hukuku suç ve cezanın nesilden nesile intikal edeceÄi inancını kısıtlamıĆtır.
Hıristiyanlıkâta da gĂŒnah ilĂąhĂź arzu ve iradeye muhalefet olarak kabul edilmektedir. Ahd-i CedĂźdâde gĂŒnah, insanın arzusunun Tanrıânın arzusuna muhalefeti olarak takdim edilir. BĂŒtĂŒn gĂŒnahlarda ortak özellikler Tanrıâdan uzaklaĆmak, onunla beraber yaĆamayı reddetmek (Luka, 15/11-32) ve Tanrıânın sözĂŒne itaat etmemektir (Matta, 7/21). GĂŒnah Tanrıâya itaatsizlik ve baĆ kaldırı, ezelĂź kanuna uymayan arzu, fiil veya söz, akla, gerçeÄe ve saÄduyuya karĆı bir hatadır (CatĂ©chisme de lâĂ©glise catholique, s. 87, 389).
GĂŒnahın teolojik hususiyetleri ĂŒzerinde duran Pavlus özel gĂŒnahlardan çok gĂŒnahın evrenselliÄini iĆler. Pavlus gĂŒnah kavramıyla, bĂŒtĂŒn beĆeriyet ĂŒzerinde hĂąkim olan ve ĆahsĂźleĆmiĆ evrensel bir gĂŒcĂŒ anlar. Bu evrensel gĂŒce tĂąbi olmak insanı hĂŒrriyetinden mahrum etmekte, kendine köle yapmaktadır. Saint Augustinus, kötĂŒlĂŒÄĂŒn baĆlı baĆına bir cevher olduÄunu reddederek onu âiyiliÄin olmamasıâ diye tanımlar ve gĂŒnahı Tanrıânın kutsiyet ve hikmetine bir saldırı olarak deÄerlendirir. Ona göre gĂŒnah bĂŒtĂŒn beĆerĂź varlıÄa bulaĆmıĆtır; bundan dolayı sadece bir gĂŒn yaĆamÄ±Ć Ă§ocuk bile gĂŒnahkĂąrdır. Saint Augustinusâun bu kanaati, aslĂź gĂŒnah inancına sıkı sıkıya baÄlı oluĆundan ve bunu doktrin haline getirmesinden kaynaklanmaktadır. GĂŒnahın kaynaÄı, insandaki arzularla bunların baskısı sonucu istek ve iradenin bozulması, kötĂŒ niyet ve insanın yaratılıĆtan getirdiÄi yetersizliktir. Bunlara dıà etkenlerin tesiri de eklenince gĂŒnah tahakkuk etmektedir. DiÄer taraftan insanlık baĆlangıçtan beri aslĂź gĂŒnahla mĂąlĂ»ldĂŒr (bk. ASLĂ GĂNAH).
Hıristiyan teolojisinde gĂŒnah birçok kısma ayrılmakta ve gĂŒnahlar arasında bir derecelendirme yapılmaktadır. Ahd-i CedĂźdâde Pavlus gĂŒnahla ilgili iki liste vermektedir: âBĂŒtĂŒn haksızlık, kötĂŒlĂŒk, tamah, Ćerirlik ile dolmuĆ olarak; haset, katil, niza, hile, huysuzluk ile dolu; kötĂŒlĂŒk söyleyenler, zemmamlar, Allahâın menfurları, kĂŒstah, kibirli, övĂŒnĂŒcĂŒ, kötĂŒ Ćeyler mĂ»cidi, ana babaya itaatsiz, anlayıĆsız, sözĂŒnde durmaz, tabii sevgiden mahrum, merhametsizdirler. Bu gibi Ćeyleri iĆleyenler ölĂŒme mĂŒstahaktır diye Allahâın hĂŒkmĂŒnĂŒ bildikleri halde yalnız bunları yapmakla kalmazlar, fakat yapanları da hoĆ görĂŒrlerâ (Romalılarâa Mektup, 1/28-32). âVe bedenin iĆleri bellidir; onlar zina, pislik, Ćehvet, putperestlik, sihirbazlık, dĂŒĆmanlıklar, mĂŒnĂązaa, kıskançlık, gazaplar, çekiĆmeler, ayrılıklar, fırkalar, hasetler, sarhoĆluklar, sefahatler ve bunlara benzer Ćeylerdir... Bu gibi Ćeyleri yapanlar Allahâın melekĂ»tunu miras almayacaklardırâ (Galatyalılarâa Mektup, 5/19-21).
Ăte yandan gĂŒnahları konu ve muhtevalarına, çeliĆtikleri gĂŒzel davranıĆlara ve ters dĂŒĆtĂŒkleri emirlere göre, ayrıca Tanrıâya, kiĆinin kendine ve yakınlarına karĆı iĆlenmeleri veya bedenĂź ve ruhĂź olmaları yönĂŒnden, hatta dĂŒĆĂŒnce, söz ve davranıà açısından tasnif etmek mĂŒmkĂŒndĂŒr. GĂŒnah temelde aslĂź gĂŒnah (peccatum originale) ve fiilĂź gĂŒnah (peccatum actuale) olmak ĂŒzere ikiye ayrılmaktadır. Birincisinden insanlıÄı kurtarmak ĂŒzere Tanrı gĂŒnahsız olan kendi oÄlunu göndermiĆ, o da bu gĂŒnaha kefĂąret olmak ĂŒzere çarmıhta can vererek kendini feda etmiĆtir. İnsanlar ise vaftiz olmak suretiyle bu gĂŒnahtan kurtulabilmektedirler. FiilĂź gĂŒnahı kiĆi doÄuĆtan getirmeyip kendi irade ve arzusuyla tahakkuk ettirdiÄinden ondan sorumludur. FiilĂź gĂŒnah tabii ve ilĂąhĂź kanunların çiÄnenmesidir. Bu gĂŒnah Tanrıâya karĆı kasten iĆlenmekle kulu ebedĂź olan hayattan mahrum edip ebedĂź cezaya sĂŒrĂŒkler.
GĂŒnah, iĆlenen suçun aÄırlıÄı ve iĆleyenin sorumluluÄu nisbetinde derecelenir. FiilĂź gĂŒnahlar, ölĂŒme götĂŒren baÄıĆlanmaz (peccatum mortale) ve ölĂŒme götĂŒrmeyen baÄıĆlanabilir (peccatum veniale) gĂŒnahlar olmak ĂŒzere ikiye ayrılır (I. Yuhanna, 5/16-17). Kilise geleneÄi de bu tasnifi benimsemiĆtir. ĂlĂŒme götĂŒren gĂŒnah, Tanrıânın kanununu çiÄneme sebebiyle insan kalbindeki Tanrı sevgisini yıkmakta, kiĆiyi Tanrıâdan uzaklaĆtırmaktadır. Bir gĂŒnahın baÄıĆlanmaz sayılması için ciddi ve aÄır olması ve bile bile iĆlenmesi gerekir. Ciddi ve aÄır olması on emrin çiÄnenmesi demektir (Markos, 10/19). Bunlar tamamen bilerek ve isteyerek iĆlenen gĂŒnahlar olup tövbe ve Tanrıâdan af dileyip baÄıĆlatılmazsa MesĂźhâin krallıÄından atılmayı ve ebedĂź olarak cehennemde kalmayı gerektirir. BaÄıĆlanabilir gĂŒnah iĆleyenler ilĂąhĂź maÄfireti kısmen kaybeder, Ăąhirette de arınma yeri olan aârĂąfta azap çekerler. BaÄıĆlanmaz gĂŒnahın affının Tanrıânın baÄıĆlamasına baÄlı olmasına karĆılık baÄıĆlanabilir gĂŒnah ibadet ve iyi iĆlerle silinir.
BĂŒtĂŒn gĂŒnahların ve kötĂŒlĂŒklerin kaynaÄı yedi temel gĂŒnahtır (peccata capitale). HıristiyanlıÄın S. Jean Cassien ve S. Gregoire le Grandâdan itibaren benimsediÄi bu yedi gĂŒnah Ćunlardır: Gurur, haset, cimrilik, sefahat, oburluk, öfke ve tembellik (CatĂ©chisme de lâĂ©glise catholique, s. 392).
GĂŒnah ferdĂź bir davranıĆtır; ancak insan gĂŒnaha doÄrudan ve iradĂź olarak katıldıÄında, baĆkasını gĂŒnaha sevkettiÄinde, teĆvik ve tasvip edip övdĂŒÄĂŒnde, gĂŒnah iĆleyeni uyararak engel olmadıÄında, kötĂŒlĂŒk iĆleyenleri koruduÄunda baĆkalarının gĂŒnahlarından da sorumlu olmaktadır.
Hıristiyanlıkâta da gĂŒnahların affı söz konusudur. Ahd-i CedĂźdâde gĂŒnahın Tanrı (Matta, 6/14, 15; Markos, 11/25; Luka, 11/4), oÄul Tanrı ĂsĂą (Matta, 9/2-6; Markos, 2/5-10; Luka, 5/20-49) ve havĂąriler (Luka, 24/27; Yuhanna, 20/23) tarafından affedilebileceÄi belirtilmektedir.
Hıristiyan inancına göre Hz. ĂsĂąânın havĂąrilerine verdiÄi gĂŒnahları baÄıĆlama yetkisi, ĂsĂąânın yeryĂŒzĂŒndeki vekili olan kilise tarafından papazlar vasıtasıyla kullanılmaktadır. Bu sebeple gĂŒnahların affı Katolik ve Ortodokslukâta mĂŒĆterek bir dinĂź esastır (sacrament). GĂŒnah itirafı ve gĂŒnahların affıyla ilgili problemler kilise hukukunda ayrıntılarıyla tesbit edilmiĆtir (Code de droit canonique, s. 171-177).
KurâĂąn-ı KerĂźmâde ve hadis metinlerinde gĂŒnah kavramını ifade eden birçok kelime vardır. Bunlar arasında genel anlamıyla gĂŒnah yerine kullanılanlar ism, zenb, vizr, cĂŒnĂąh ve hĂ»b kelimeleridir. İsm, âiĆleyene ceza gerektiren, insanı hayır ve sevaptan alıkoyan fiil veya bundan doÄan sorumlulukâ anlamına gelir (EbĂŒâl-BekÄ, s. 40). Kurâanâda otuz beĆ yerde geçen ism kelimesi, genel anlamından baĆka kĂŒfĂŒr ve inkĂąrı, dĂŒĆmanlıÄı, yalan, içki, kumar, faiz gibi gĂŒnahları nitelemek için de kullanılmıĆtır. İsm ayrıca dört yerde âmĂŒbĂźnâ (apaçık), bir yerde âkebĂźrâ, bir yerde âazĂźmâ, bir yerde de âzĂąhirâ ve âbĂątınâ sıfatları ile birlikte zikredilmiĆtir (bk. M. F. AbdĂŒlbĂąkÄ«, el-MuÊżcem, âis̱mâ md.). Zenb, sözlĂŒkte âarka, geri, kuyrukâ anlamlarına gelen zenebden tĂŒremiĆ olup âsonu kötĂŒ olan fiilâ demektir (RĂągıb el-İsfahĂąnĂź, el-MĂŒfredĂąt, âáșnbâ md.). İsm kelimesinin eĆ anlamlısı kabul edilen zenb âmĂŒkellefin gayri meĆrĂ» iĆiâ olarak tarif edilmiĆ (TehĂąnevĂź, I, 507) ve otuz yedi yerde geçtiÄi KurâĂąn-ı KerĂźmâde kĂŒfĂŒr, Ćirk, katil, zina gibi gĂŒnahlar için kullanılmıĆtır (M. F. AbdĂŒlbĂąkÄ«, el-MuÊżcem, âáșnbâ md.). On Ăąyette geçen âaÄırlıkâ mĂąnasındaki vizr kelimesi (çoÄulu evzĂąr), bu Ăąyetlerin çoÄunda mĂąnevĂź yĂŒk ve sorumluluk ilgisiyle ism yerine kullanılmıĆtır (bk. a.e., âvzrâ md.). âKiĆiyi haktan saptıran fiil veya davranıĆâ anlamındaki cĂŒnĂąh da Kurâanâda geçtiÄi yirmi beĆ yerde daha çok insanlar arasındaki mĂŒnasebetler için kullanılmaktadır (a.e., âcnáž„â md.; EbĂŒâl-BekÄ, s. 41). HĂ»b kelimesi ise KurâĂąn-ı KerĂźmâde yetim malı yiyenler için doÄrudan âgĂŒnahâ anlamında yer almaktadır (en-NisĂą 4/2). Bu beĆ kelimeden özellikle ism, zenb ve vizr hadislerde de çokça geçmektedir (bk. Wensinck, el-MuÊżcem, âis̱mâ, âáșenbâ, âvizrâ, âcĂŒnĂąáž„â, âងûbâ md.leri).
GĂŒnahla ilgili olarak Ăąyet ve hadislerde yer alan diÄer kavramlar da Ćöyle gruplandırılabilir: 1. HukukĂź suçu veya yanlıà ve çirkin fiili anlatan terimler: cĂŒrm, sĂ»â (seyyie), bazı mĂąnalarıyla hatĂą (hatĂźe), fuhĆ, hubs vb. 2. Haksızlık ve haddi aĆma anlamında kullanılan terimler: zulĂŒm, israf, tuÄyĂąn, Ćatat vb. 3. Sonuç itibariyle gĂŒnah olup sapma ve bozulmayı ifade eden terimler: dalĂąlet, fesad, fısk, fĂŒcĂ»r, gay, cenef, nekb vb. (bk. M. F. AbdĂŒlbĂąkÄ«, el-MuÊżcem, a.g. md.ler; Wensinck, el-MuÊżcem, a.g. md.ler; ayrıca krĆ. Izutsu, s. 250-261). GĂŒnahın kalpteki teĆekkĂŒlĂŒ ve olumsuz tesirini ise KurâĂąn-ı KerĂźm zeyÄ (Ăl-i İmrĂąn 3/7-8), reyn (el-MutaffifĂźn 83/14) ve kasve (el-Bakara 2/74) kelimeleriyle açıklar.
GĂŒnaha sevkeden faktörleri, insanın yapısında bulunan meyil ve arzularla onu dıĆarıdan etkileyen Ăąmiller olmak ĂŒzere iki grupta ele almak mĂŒmkĂŒndĂŒr. İslĂąmiyetâe göre insan yapısında bulunan kötĂŒlĂŒklerin kaynaÄı nefistir. ĂĂŒnkĂŒ nefis, âalabildiÄine kötĂŒlĂŒÄĂŒ emredenâ (nefs-i emmĂąre) (YĂ»suf 12/53) ve kiĆiyi gĂŒnaha yöneltmek için fısıltılar halinde sĂŒrekli telkinde bulunan (KÄf 50/16; en-Necm 53/23) bir gĂŒĂ§tĂŒr. GĂŒnaha sevkeden bir baĆka faktör de ölĂŒmsĂŒz bir dĂŒnya hayatı içgĂŒdĂŒsĂŒ ve Ăąhireti dĂŒĆĂŒnmeme tavrıdır (el-Bakara 2/95-96). Kendini bu psikolojiye kaptıran insan, hayat sadece bu dĂŒnyadan ibaretmiĆ gibi pervasızca hareket etme arzusuna kapılır ve hayvanĂź istekleri tatmin etme duygusunun baskısıyla gĂŒnaha kolayca kayabilir. KurâĂąn-ı KerĂźm bu menfi temayĂŒllĂŒ nefse karĆı, kendini kınayan (levvĂąme) ve rızĂą-i Hakâta huzur bulan (mutmainne) nefisleri, yani dizginlenmiĆ ve eÄitilmiĆ, iyilik yapmayı kabullenmiĆ nefislere ulaĆmayı önerir (el-KıyĂąme 75/2; el-Fecr 89/27-28). Ayrıca insanın hassas bir psikolojik yapıya sahip olması (en-NisĂą 4/28), fizyolojik ve psikolojik baÄımlılıklarının bulunması da önemli gĂŒnah faktörleri olarak zikredilmektedir (el-Bakara 2/155; Ăl-i İmrĂąn 3/14). GĂŒnaha götĂŒren hĂąricĂź sebepler içinde dĂŒnya hayatının cazibesi (meselĂą bk. Ăl-i İmrĂąn 3/14, 185; YĂ»nus 10/23; er-Raâd 13/26), kötĂŒ örneklerin bol miktarda mevcudiyeti (el-EnâĂąm 6/116; el-FurkÄn 25/27-29) ve insanın mĂąnevĂź yĂŒceliĆine karĆı mĂŒcadele etmeye ahdetmiĆ olan Ćeytanın tahrikleri de (el-AârĂąf 7/14-18; el-Hicr 15/36-42) önemli bir yer tutar.
İslĂąmâda gĂŒnah niteliÄine, tövbesiz affedilip edilmemesine ve hakkı çiÄnenen muhatabına göre gruplandırılabilir. NiteliÄi açısından gĂŒnah kĂŒĂ§ĂŒk (sagÄ«re) ve bĂŒyĂŒk (kebĂźre) olmak ĂŒzere ikiye ayrılır. Bu taksim KurâĂąn-ı KerĂźmâde yer almakla birlikte kĂŒĂ§ĂŒk ve bĂŒyĂŒk gĂŒnahların nelerden ibaret olduÄu hakkında fazla bilgi verilmez (bk. en-NisĂą 4/31; el-Kehf 18/49; eĆ-ĆĂ»rĂą 42/37; en-Necm 53/32). Ancak hem Tanrıânın hakkını çiÄneyen hem de insanın Ćeref ve haysiyetini hiçe sayan Ćirkin en bĂŒyĂŒk gĂŒnah olduÄunda ĆĂŒphe yoktur. Ayrıca farz veya haram Ćeklinde nitelenen ilĂąhĂź buyrukların ihlĂąl edilmesi de kebĂźre sayılmıĆtır. Konuyla ilgili olarak Hz. Peygamberâden rivayet edilen metinler içinde Ću yedi bĂŒyĂŒk gĂŒnahı sıralayan hadis Ăąlimler arasında Ćöhret bulmuĆtur: Ćirk, bĂŒyĂŒ, adam öldĂŒrme, ribĂą, yetim malı yeme, savaĆtan kaçma ve iffetli mĂŒslĂŒman kadına zina isnadında bulunma (BuhĂąrĂź, âVeáčŁĂąyĂąâ, 23, âកudĂ»dâ, 44; MĂŒslim, âĂmĂąnâ, 144; EbĂ» DĂąvĂ»d, âVeáčŁĂąyĂąâ, 10). Tövbesiz affedilmeyen yegĂąne gĂŒnah kĂŒfĂŒr ve Ćirk olup cezası ebediyen cehennemde kalmaktır. Bu gĂŒnahın tövbesi ĆĂŒphe yok ki hak dini benimsemekten ibarettir. DiÄer gĂŒnahlardan özellikle bĂŒyĂŒk sayılanlarının tövbesiz affedilip edilmeyeceÄi konusunda çeĆitli görĂŒĆler bulunmakla birlikte genellikle Allahâın dilemesine baÄlı olarak baÄıĆlanma mĂŒmkĂŒn görĂŒlmĂŒĆtĂŒr. Yine çoÄunluÄun kanaatine göre kĂŒfĂŒr ve Ćirk dıĆında kalan gĂŒnahlar affedilmese bile ebedĂź azabı gerektirmez (bk. KEBĂRE). Muhataba göre gĂŒnah Allahâa, diÄer insanlara ve kiĆinin kendine karĆı iĆlediÄi gĂŒnahlar olmak ĂŒzere ĂŒĂ§e ayrılabilir. İslĂąm literatĂŒrĂŒnde mevcut yaygın kanaate göre, kul hakkını çiÄnemek ve toplumun selĂąmetini ihlĂąl etmek suretiyle iĆlenen gĂŒnahların vebali -kĂŒfĂŒr ve inkĂąr dıĆında- Allahâa karĆı iĆlenen gĂŒnahlardan daha aÄırdır. KiĆinin nefsine karĆı gĂŒnah iĆlemesi selim fıtratını bozması demek olup KurâĂąn-ı KerĂźmâde âkendine zulmetmeâ tĂąbiriyle ifade edilmiĆtir (meselĂą bk. el-Bakara 2/57; Ăl-i İmrĂąn 3/117, 135; et-Tevbe 9/70; el-AnkebĂ»t 29/40). GĂŒnahlar ayrıca, dĂŒnyevĂź cezaları açısından hakkında had cezası uygulananlar, sadece kefĂąret cezası gerektirenler, had ve kefĂąreti bulunmayıp yalnız uhrevĂź cezası olanlar Ćeklinde de taksim edilir (İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 164).
GĂŒnah iĆlemekten doÄan ceza ĆahsĂź olup kiĆi kendi yaptıÄından sorumludur. Hiçbir kimse baĆkasının cezasını ĂŒstĂŒne alamadıÄı gibi atalarının iĆlediÄi gĂŒnahtan dolayı da sorumlu tutulmaz. Ancak gayri meĆrĂ» bir fiil ve harekette bulunanlar, bununla yetinmeyerek baĆkalarını da etkilemiĆ ve kötĂŒ bir çıÄır açmıĆlarsa aynı davranıĆta bulunan herkesin gĂŒnahından onlarla birlikte sorumlu olurlar. KurâĂąn-ı KerĂźmâde, Hz. Muhammedâe indirilen vahyin âöncekilerin masallarıândan ibaret olduÄunu söyleyenlerin saptırdıkları grupların gĂŒnahlarından da sorumlu tutulacakları (en-Nahl 16/24-25), ayrıca gĂŒĂ§ ve imkĂąn sahibi olanların saptırdıkları zayıf karakterli kimselerle birlikte azaba mĂąruz bırakılacakları (Sebeâ 34/31-33) ifade edilmektedir. Hz. Peygamber de iyi veya kötĂŒ bir çıÄır açanların, onunla amel eden herkesin sevabı veya gĂŒnahının bir misliyle mukabele göreceklerini belirtmiĆtir (MĂŒsned, IV, 357, 359, 360, 361; MĂŒslim, âÊżÄ°limâ, 15-16, âZekĂątâ, 69; krĆ. BuhĂąrĂź, âÄ°ÊżtiáčŁĂąmâ, 15). İslĂąmiyetâe göre, hıristiyanların inandıkları gibi Hz. Ădemâden insanlara miras kalan aslĂź bir gĂŒnah mevcut deÄildir. ĂĂŒnkĂŒ Allah Ădemâin iĆlediÄi gĂŒnahı onun tövbesi ĂŒzerine affetmiĆtir (el-Bakara 2/37; krĆ. Anawati, s. 39-40). İnsanlar dĂŒnyaya hem hayır hem de gĂŒnah iĆlemeye elveriĆli bir yetenekle fakat gĂŒnahsız olarak gelirler.
GĂŒnahlara karĆılık verilen cezalar dĂŒnyevĂź ve uhrevĂź olmak ĂŒzere ikiye ayrılır. Allahâa itaatsizlikte direnip Oânu inkĂąr eden, her tĂŒrlĂŒ ilĂąhĂź uyarı ve yol göstericiliÄi reddeden, doÄru yolu bulmaları imkĂąnsız hale geldiÄi gibi diÄer insanların ıslahına da engel olan toplulukların dĂŒnyada helĂąk edilmek suretiyle cezalandırıldıÄı, Ăąhirette ise ebedĂź azaba mĂąruz bırakılacaÄı muhtelif Ăąyetlerde belirtilmiĆtir. MĂŒslĂŒman fertlerin, hukuk kurallarını ve toplum dĂŒzenini ihlĂąl edecek Ćekilde iĆledikleri gĂŒnahlara had, kısas ve taâzĂźr gibi dĂŒnyevĂź cezaları uygulama mecburiyeti getirilmiĆtir. Bununla birlikte gĂŒnahkĂąr mĂŒmin için en bĂŒyĂŒk ceza, Abdullah b. MesâĂ»dâun da söylediÄi gibi onun yaĆadıÄı dinĂź suçluluk psikolojisidir (bk. TirmizĂź, âáčąÄ±fatĂŒâl-ឳıyĂąmeâ, 49). UhrevĂź ceza ise ebedĂź mutluluÄun simgesi olan cennet nimetlerinden mahrum olmak ve cehennem azabına mĂąruz kalmaktır. Ăte yandan gĂŒnahkĂąr mĂŒmine dĂŒnyada uygulanan cezaların kefĂąret hĂŒkmĂŒnde olup uhrevĂź cezayı dĂŒĆĂŒreceÄi genellikle kabul edilmiĆtir (bk. BuhĂąrĂź, âកudĂ»dâ, 8; TirmizĂź, âកudĂ»dâ, 12, âĂmĂąnâ, 11). Ălimlerin bir kısmı, hadlerle ilgili bazı Ăąyetlere dayanarak (en-NĂ»r 24/4-5; el-FurkÄn 25/68-71) uhrevĂź cezadan kurtulmak için ayrıca tövbe etmeyi Ćart koĆarlar. Bu görĂŒĆĂŒn, dĂŒnyevĂź cezanın yargı makamlarının zoruyla uygulandıÄı, gönĂŒllerinde piĆmanlık duyup Allahâa dönmeyen suçlular için isabetli olduÄunu söylemek gerekir (bk. CEZA).
Kurâan ve SĂŒnnetâte Allahâın affediciliÄinden bahseden birçok ifade yer almıĆtır. Ăyetlerde, kĂŒfĂŒr dıĆında kalan gĂŒnahlara ait cezaların Allahâın dilemesine baÄlı olarak tövbe (meselĂą bk. el-MĂąide 5/39; TĂąhĂą 20/82; el-FurkÄn 25/70-71), ibadet ve taatte bulunma (HĂ»d 11/114), bĂŒyĂŒk gĂŒnahlardan kaçınma (en-NisĂą 4/31), dĂŒnyada cezasını çekme (en-NisĂą 4/92; el-MĂąide 5/38, 89, 95; krĆ. MĂątĂŒrĂźdĂź, KitĂąbĂŒât-Tevងßd, s. 361; a.mlf., TeÊŸvĂźlĂątĂŒâl-ážČurÊŸĂąn, vr. 126b), zaruret halinde ve cebir altında bulunma (el-Bakara 2/173; en-Nahl 16/106), Ćehid olma (MiftĂąáž„u kĂŒnĂ»ziâs-sĂŒnne, s. 259), hastalık, musibet ve felĂąketlere mĂąruz kalma (a.e., s. 148-149, 463-465) gibi durumlarla, ayrıca Ćefaat veya ilĂąhĂź lutufla (en-NisĂą 4/48; YĂ»suf 12/87; ez-ZĂŒmer 39/53) affedileceÄi bildirilmektedir. Ancak burada affa konu teĆkil eden uhrevĂź ceza olup beĆerĂź hukukla ilgili sonuçlar, tövbe edilse bile zarara uÄrayan kiĆi tarafından affedilmedikçe ortadan kalkmaz. Bazı gĂŒnahlardan arınmanın bir yolu olan kefĂąret fakirleri doyurmak, giydirmek, kurban kesmek veya oruç tutmakla nefsi temizlemeyi amaçlar (el-MĂąide 5/89, 95; el-MĂŒcĂądile 58/3-4; bk. KEFĂRET). GĂŒnahtan sonra yapılan iyi ameller de o gĂŒnahın menfi etkisini ortadan kaldırmaya yardımcı olur (HĂ»d 11/114; el-FurkÄn 25/70-71). Ăte yandan gĂŒnahın Allahâa karĆı itaatsizlik anlamından doÄan cezasının Oândan baĆka hiçbir kimse tarafından affedilemeyeceÄi belirtilmiĆtir (Ăl-i İmrĂąn 3/129, 135; el-AârĂąf 7/149).
Birçok Ăąyet ve hadis, kiĆinin iĆlediÄi gĂŒnahlardan dolayı piĆmanlık duymasını, Allahâtan baÄıĆlanma niyazında bulunmasını istemekte ve bunun için özendirici ifadelere yer vermektedir. Bunun yanında baĆkalarının affedilmesi için dua ve istiÄfarda bulunulması da emredilmektedir. Kurâanâda meleklerin mĂŒminler için af dilediÄi haber verildikten baĆka (el-MĂŒâmin 40/7-9; eĆ-ĆĂ»rĂą 42/5) âmĂŒminler için istiÄfar etmekâ kavramı Hz. Peygamberâe nisbet edilmekte, hatta bu onun görevlerinden sayılmaktadır (meselĂą bk. Ăl-i İmrĂąn 3/159; en-NisĂą 4/64; Muhammed 47/19; el-MĂŒnĂąfikĆ«n 63/5). Hz. NĂ»h kendisi, ebeveyni ve evine (dinine) giren her mĂŒmin için maÄfiret talebinde bulunduktan sonra aynı talebi kadın ve erkek bĂŒtĂŒn mĂŒminler için tekrar etmiĆ (NĂ»h 71/28), Hz. YaâkĆ«b da oÄulları için af dilemeyi vaad etmiĆtir (YĂ»suf 12/98). Bakara sĂ»resinin son Ăąyetinde (2/286) bĂŒtĂŒn mĂŒslĂŒmanlara telkin edilen ortak duada yer alan, âBizi affet, bizi baÄıĆla, bize acıâ meĂąlindeki cĂŒmleler dikkat çekicidir. KurâĂąn-ı KerĂźmâde, ilk mĂŒslĂŒman nesli oluĆturan muhacirlerin ve ensarın bazı ĂŒstĂŒnlĂŒklerine temas edilmesinin ardından onlardan sonra gelecek bĂŒtĂŒn mĂŒslĂŒmanların birbirlerini kardeĆ bilecekleri ve daima sonra gelenlerin önceki kardeĆleri için Allahâtan af dileme özelliÄine sahip bulunacakları ifade edilir (el-HaĆr 59/8-10). İlĂąhĂź din mensuplarının hĂŒrmetle baÄlılık gösterdiÄi Hz. İbrĂąhim, KĂąbeâyi inĆa ettiÄi ve dolayısıyla Mekke Ćehrini kurduÄu sırada Beytullahâı mĂąbed edinenlere dua etmiĆ, kendi zĂŒrriyetinden daima namaz kılacak nesiller yaratmasını rabbinden dilemiĆ, kendisinin, ebeveyninin ve bĂŒtĂŒn mĂŒminlerin kıyamet gĂŒnĂŒnde baÄıĆlanmasını niyaz etmiĆtir (İbrĂąhĂźm 14/35-41). Bu uzun duanın son iki Ăąyetinin (14/40-41), mĂŒslĂŒmanlar tarafından namazın son rĂŒknĂŒnde selĂąmdan önce genellikle okunması hem tarihĂź bir deÄer taĆımakta hem de evrensel bir din anlayıĆını yansıtmaktadır (konuyla ilgili hadisler için bk. MiftĂąáž„u kĂŒnĂ»ziâs-sĂŒnne, s. 202-203).
GĂŒnaha dair birçok eser kaleme alınmıĆtır. Bunlar genellikle konuyu kelĂąmĂź ve ahlĂąkĂź çerçevede ele alan, gĂŒnahkĂąrın iman-kĂŒfĂŒr açısından durumunu inceleyen, gĂŒnahtan sakınmanın çarelerini araĆtıran eserler niteliÄindedir. EbĂŒâl-Hasan el-VĂąsıtĂźânin KitĂąbĂŒâl-KebĂąÊŸir veâáčŁ-áčŁaÄĄÄÊŸir (KöprĂŒlĂŒ Ktp., FĂązıl Ahmed PaĆa, nr. 1603); Ćemseddin ez-ZehebĂźânin KitĂąbĂŒâl-KebĂąÊŸir (Beyrut, ts. [DĂąru ihyĂąiât-tĂŒrĂąsiâl-ArabĂź], trc. M. Enis Kamer, BĂŒyĂŒk GĂŒnahlar, İstanbul 1982); İbn Kayyim el-Cevziyyeânin ed-DĂąÊŸĂŒ veâd-devĂąÊŸ (Amman 1992); aynı mĂŒellifin KitĂąbĂŒât-Tevbe (Beyrut 1992); İbnĂŒâl-CezerĂźânin ez-ZehrĂŒâl-fĂąÊŸiáž„ fĂź áșikri men tenezzehe Êżaniâáș-áșĂŒnĂ»bi veâl-ážłabĂąÊŸiáž„ (Beyrut 1986); ZeynĂŒddin İbn NĂŒceymâin RisĂąle fĂź beyĂąniâl-meÊżĂąáčŁĂź kebĂźrihĂą ve áčŁaÄĄÄ«rihĂą (SĂŒleymaniye Ktp., Ćehid Ali PaĆa, nr. 747, 784; Hasan HĂŒsnĂŒ PaĆa, nr. 496; ReĆid Efendi, nr. 1981); İbn Hacer el-HeytemĂźânin ez-ZevĂącir Êżan iážłtirĂąfiâl-kebĂąÊŸir (Beyrut 1988, trc. Ahmet SerdaroÄlu â LĂŒtfi ĆentĂŒrk, İslĂąmâda HelĂąller ve Haramlar, İstanbul 1981); Bedreddin el-GazzĂźânin CevĂąhirĂŒâáș-áșeáž«ĂąÊŸir fiâl-kebĂąÊŸir veâáčŁ-áčŁaÄĄÄÊŸir (SĂŒleymaniye Ktp., LĂąleli, nr. 3767); VecĂźhĂŒddin İbn ZiyĂąd el-GaysĂźânin ez-ZevĂącir Êżan iážłtirĂąfiâl-kebĂąÊŸir (SĂŒleymaniye Ktp., Murad BuhĂąrĂź, nr. 225); Ali el-KÄrĂźânin eáș-áșaឫßretĂŒâl-kesÌ±Ăźre fĂź recĂąÊŸi maÄĄfiretiâl-kebĂźre (SĂŒleymaniye Ktp., FĂątih, nr. 5327; HekimoÄlu, nr. 944; Ahmed PaĆa, nr. 332); ĆehĂąbeddin el-HamevĂźânin ÊżAdedĂŒâl-kebĂąÊŸir (Adana İl Halk Ktp., nr. 465); İsmĂąil Hakkı BursevĂźânin Ćerhuâl-KebĂąir (İstanbul 1257) ve Ahmed ZiyĂąeddin GĂŒmĂŒĆhĂąnevĂźânin NecĂątĂŒâl-ÄĄÄfilĂźn (İstanbul 1268) adlı eserleri klasik literatĂŒre ait örnekler içinde sayılabilir.
GĂŒnah kavramıyla ilgili yeni eserler arasında Francis T. Cookeâun âSins and Their Punishment in Islamâ (MW, XXVIII [1938], s. 272-278); E. E. Elderâin âThe Development of The Muslim Doctrine of Sins and Their Forgivenessâ (a.g.e., XXIX [1939], s. 178-188); Georges C. Anawatiânin âLa notion de âpĂ©chĂ© originelâ existe-t-elle dans lâIslamâ (St.I, XXXI [1970], s. 29-40); Ralph Stehlyânin âUn problĂšme de thĂ©ologie islamique: la dĂ©finition des fautes graves (KabÄÊŸir)â (REI, XLV [1977], s. 165-181); Cihat Tunçâun âKelĂąm İlminde BĂŒyĂŒk GĂŒnah Meselesiâ (AĂİFD, XXIII [1978], s. 325-342); Sadık Kılıçâın Kurâanâda GĂŒnah Kavramı (Konya 1984); Osman Cilacıânın âİlĂąhĂź Dinler Açısından GĂŒnah Kavramıâ (Diyanet Dergisi, XXIV/4 [Ankara 1988], s. 41-49); Ădil Bebekâin MĂątĂŒrĂźdĂźâde GĂŒnah Problemi (doktora tezi, 1989, MĂ Sosyal Bilimler EnstitĂŒsĂŒ) adlı çalıĆmaları zikredilebilir.
İnsan, gĂŒnahın ana faktörĂŒnĂŒ oluĆturan bazı behĂźmĂź arzulara sahiptir. Bu arzuların bizzat kendileri gĂŒnah niteliÄi taĆımaz. MeselĂą açlık ve cinsellik dĂŒrtĂŒleri ahlĂąkĂź olarak nötrdĂŒr; fakat açlık dĂŒrtĂŒsĂŒ aç gözlĂŒlĂŒÄe, cinsellik dĂŒrtĂŒsĂŒ de Ćehvete dönĂŒĆebilir. İnsanı ilgilendiren husus, bunları fazilet veya rezĂźlet sayılacak noktaya getirmesidir. Esasen onu hayvandan ayıran en önemli özellik de budur. Burada kiĆinin âözgĂŒrlĂŒk duygusuânu tatmin etmesi de söz konusudur. Faziletli kabul edilen davranıĆlar yerine sĂŒflĂź nefisten gelen isteklerin tercih edilmesiyle insanın özgĂŒrlĂŒÄĂŒnĂŒ kullandıÄı zannedilebilir.
William Jamesâten bu yana psikologlar insanı harekete geçiren motivasyonları, dĂŒrtĂŒlerden veya ideallerden kaynaklanmaları açısından gĂŒĂ§lĂŒ veya zayıf olmak ĂŒzere ikiye ayırırlar. Buna göre dĂŒrtĂŒlerden kaynaklananlar gĂŒĂ§lĂŒ, akıl ve Ćuurdan kaynaklananlar zayıf kabul edilmiĆtir (Selbie, s. 229). Kuvvetli dĂŒrtĂŒlere karĆı koymak zordur; hatta dĂŒĆĂŒnerek yapılan davranıĆlarda bile Ćuuraltından gelen bu dĂŒrtĂŒ ve çaÄrıĆımların etkisinde kalınabilir. Bunlara karĆı koymak kiĆilikte psikolojik çatıĆmalara yol açabilir. Bu da sonuçta iç sıkıntısı ve depresyona sebep olur ki klasik psikanalize göre insan bu sıkıntıyı yaĆamamak için dĂŒrtĂŒlerini farklı yönlere kanalize eder.
Freudâun ortaya koyduÄu bir ego savunma mekanizması olan yĂŒceltme (sublimation) teorisi, özellikle cinsellik ve saldırganlık ihtiva eden dĂŒrtĂŒlerin, toplumun ya da sĂŒper egonun yasaklamaları sonucunda farklı kılıflara bĂŒrĂŒnĂŒp sosyal olarak kabul gören davranıĆlar biçiminde tezahĂŒr ettiÄini ve dolayısıyla medeniyetin bir yĂŒceltme ĂŒrĂŒnĂŒ olduÄunu ileri sĂŒrer. Aslında Freud gĂŒnah diye bir Ćey kabul etmez. Ona göre gĂŒnahkĂąrlık duygusu, insanoÄlunun zihnĂź bir yanılma ile oluĆturduÄu Tanrı imajının misillemede bulanacaÄına inanarak kendisini yapmaya zorunlu hissettiÄi ibadet veya davranıĆları ihmal etmesi neticesinde oluĆan bir duygudur.
GĂŒnaha sevkeden hem dĂąhilĂź hem de hĂąricĂź sebepler mevcuttur. İnsanoÄlu, dĂŒrtĂŒleri olan ve bu dĂŒrtĂŒleri çevresi tarafından beslenen veya bastırılan bir varlıktır. KiĆi gerek özel yaĆantısında gerekse sosyal hayatta bazı ahlĂąkĂź-dinĂź kısıtlama ve emirlere, dĂŒrtĂŒlerini bastırarak ve onlara hĂąkim olarak uyacaÄını temelde kabul eder. Aksi halde sosyal hayat bir anarĆi ortamı haline gelir. Fakat insan bu olumsuz dĂŒrtĂŒlere her zaman karĆı koyamayıp boyun eÄebilir. Tabii bunu da kiĆinin hem kendi karakterinin geliĆimiyle hem de çevresinden gelen etkilerle kuvvetlenen veya zayıflayan dĂŒrtĂŒleri belirler. Hisler, ihtiraslar ve çevre etkenleri onun aklına galip gelebilir. MeselĂą bir alkolik, içkinin kendisine zarar verdiÄini aklı ile bilir ama iradesi onu engelleyemez. Bununla birlikte davranıĆçı psikolojinin (behaviorism) iddiaları bir yana, psikoloji insanın tabii olarak rasyonel ve gönĂŒllĂŒ hareket edebilen bir varlık olduÄunu, akıl, duygu ve iradeyi kapsayan insan Ćuurunun dĂŒrtĂŒleri kontrol edebileceÄini, hatta yönlendirebileceÄini kabul eder.
Psikoloji, sıradan gĂŒnahla marazĂź bir hal alan ahlĂąksızlık arasında ayırım yapar. Buna göre gĂŒnah yanlıà bir duygunun sonucu iken marazĂź ahlĂąksızlık, kontrol edilemeyen dĂŒrtĂŒleri oluĆturan Ćuuraltı komplekslerinden kaynaklanır. GĂŒnahı âiradenin doÄru kabul edilen ideale göre hareket etmemesiâ Ćeklinde deÄerlendirmek mĂŒmkĂŒndĂŒr. Buna baÄlı olarak hem sıradan gĂŒnahkĂąrın hem de marazĂź ahlĂąksızın ideal bilincine doÄuĆtan sahip bulunduÄunu da söylemek gerekir. Ne var ki sıradan gĂŒnahkĂąr ideali bilinçli olarak yerine getirmezken marazĂź ahlĂąksızlıÄı olan kimse buna muktedir deÄildir. Yani ideale göre hareket etmeyen marazĂź ahlĂąksızın iradesi gĂŒnaha karĆı koymak için yeterince gĂŒĂ§lĂŒ sayılmaz.
GĂŒnah kendisiyle beraber suçluluk duygusunu da getirir. Bunun gerçekleĆebilmesi için kiĆinin neyin doÄru, neyin yanlıà olduÄuna dair dinĂź veya ahlĂąkĂź bir bilgisi olmalıdır. DeÄer yargıları oluĆturmak ve sorumluluÄun farkına varmak insan benliÄinin tabii bir geliĆimidir. Ancak bunlar, insanın hem mizacına hem de eÄitimine baÄlı olarak geliĆir. Bir çocuk, henĂŒz ahlĂąk Ćuuru edinmeden önce kötĂŒ bir eÄitim sonucunda yalan söyleme alıĆkanlıÄı kazanabilir. Bu durumda çocuÄun yaptıÄı iĆ, ilĂąhĂź iradeyle çeliĆtiÄi için gĂŒnah olarak nitelendirilebilir; fakat çocuk yaptıÄı Ćeyden dolayı suçlu deÄildir. ĂĂŒnkĂŒ ahlĂąkĂź sorumluluk çaÄına eriĆmemiĆtir. Dolayısıyla insana suçluluk veya gĂŒnahkĂąrlık duygusunu Ćuurluluk kazandırır. Dinler ve özellikle İslĂąmiyet kiĆiye gĂŒnahkĂąrlık duygusundan kurtulmanın yolunu da göstermiĆ, ona tövbe imkĂąnını sunmuĆtur.
GĂŒnahkĂąr olduÄu hissine kapılan kimse eÄer tövbe yolunu tercih etmez veya tövbesi neticesinde suçluluk duygusunun hafiflediÄini hissetmezse psikolojik rahatsızlıklara mĂąruz kalır. DinĂź kaynaklı psikozların temel sebeplerinden birini oluĆturan bu hususun, Allahâın sevgiden ziyade cezalandırıcı yönĂŒnĂŒ vurgulayan yanlıà dinĂź eÄitimden kaynaklandıÄı söylenebilir. İslĂąm dini, gĂŒnahlar için tövbe kapısının açık olduÄunu ve insanın doÄrudan Allahâla irtibat kurmasının gerektiÄini ısrarla vurgular. ĂĂŒnkĂŒ Allah tövbeleri kabul edendir ve merhamet edenlerin en merhametlisidir (bk. TĂVBE).
KÄmus TercĂŒmesi, III, 1457.
LisĂąnĂŒâl-ÊżArab, âáž«bs̱â, âcnfâ, âfáž„Ćâ, âáž„vbâ, âáž«nsâ, âĆáčáčâ, âfcrâ, âsrfâ, âzyÄĄâ, ânkbâ md.leri.
MiftĂąáž„u kĂŒnĂ»ziâs-sĂŒnne, s. 148-149, 202-203, 259, 463-465.
MĂŒsned, I, 18, 26; III, 297, 446; IV, 357, 359, 360, 361; V, 251, 252, 256.
et-TaÊżrĂźfĂąt, âfĂŒcĂ»râ md.
A. C. Pearson, âCrimes and Punishments (Greek)â, a.e., IV, 273-280.
A. La Cocque, âSinâ, ER, XIII, 325-331.
A. La Coque, âSin and Guiltâ, ER, XIII, 325-331.
A. W. Mair, âSin (Greek)â, a.e., XI, 545-556.
Ali M. Dinçol, âHitit Yasalarının Ana Ăizgileri ve Eski Ănasya Hukuku ile EtkileĆimiâ, Anadolu AraĆtırmaları, XII, İstanbul 1990, s. 90-91.
BuhĂąrĂź, âVeáčŁĂąyĂąâ, 23, âកudĂ»dâ, 8, 44, âÄ°ÊżtiáčŁĂąmâ, 15.
C. Bryant, Depth Psychology and Religious Belief, London 1987, s. 20-29.
CatĂ©chisme de lâĂ©glise catholique, Paris 1992, s. 87, 389-393.
CevĂąd Ali, el-MufaáčŁáčŁal, V, 472, 473, 528-529, 555, 560, 578, 605; VI, 180-183, 203-211.
Code de droit canonique, Paris 1984, s. 171-177.
D. H. Smith, âSin (Japanese)â, a.e., s. 580.
E. Beaucamp, âPĂ©chĂ© (dans lâAncien testament)â, DBS, VII, 407-470.
E. J. Thomas, âState of the Dead (Buddhist)â, a.e., XI, 829-833.
EbĂ» DĂąvĂ»d, âVeáčŁĂąyĂąâ, 10.
EbĂŒâl-BekÄ, el-KĂŒlliyyĂąt, s. 40, 41, 424, 567, 594.
Ed. des Places, âPĂ©chĂ© (dans la GrĂšce antique)â, a.e., VII, 471-480.
EzrakÄ«, Aáž«bĂąru Mekke (WĂŒstenfeld), I, 120, 121, 123.
G. C. Anawati, âLa notion de âpĂ©chĂ© originelâ existe-t-elle dans lâIslamâ, St.I, XXXI (1970), s. 29-40.
G. E. Scobie, Psychology of Religion, London 1975, s. 83-85.
H. H. Cohn, âDivine Punishmentâ, EJd., VI, 120-122.
H. LesĂȘtre, âPĂ©chĂ©â, DB, V/1, s. 7-12.
H. Loewe, âCrimes and Punishments (Jewish)â, a.e., IV, 288-290.
H. R. Mackintosh, âSin (Christian)â, a.e., XI, 538-544.
Hayati Hökelekli, Din Psikolojisi, Ankara 1993, s. 273-277.
J. B. Bauer, âSinâ, Bauer Encyclopedia of Biblical Theology, London 1978, III, 849-862.
J. D. Ball, âSin (Chinese)â, a.e., XI, 535-537.
J. Jolly, âCrimes and Punishments (Hindu)â, a.e., IV, 283-285.
J. M. P., âPĂ©chĂ©â, EUn., XII, 661-664.
L. C. Casartelli, âSin (Iranian)â, a.e., XI, 562-566.
L. Jacobs, âCapital Punishmentâ, The Jewish Religion, Oxford 1995, s. 66-68.
L. Ligier, PĂ©chĂ© dâadam et pĂ©chĂ© du monde, Paris 1960, s. 29-69.
L. W. Grensted, Psychology and God, London 1936, s. 129-158.
M. F. AbdĂŒlbĂąkÄ«, el-MuÊżcem, âáž«aáčaÊŸâ, âcĂŒrmâ, âis̱mâ, âáșnbâ, âvzrâ, âcnáž„â md.leri.
M. Revon, âSin (Japanese)â, a.e., XI, 566-567.
MĂątĂŒrĂźdĂź, KitĂąbĂŒât-Tevងßd, s. 361.
MĂŒslim, âSelĂąmâ, 23-25, âĂmĂąnâ, 144, âÊżÄ°limâ, 15-16, âZekĂątâ, 69.
N. Smart, âSin (Hindu concept)â, a.e., s. 579.
Osman Cilacı, âİlĂąhĂź Dinler Açısından GĂŒnah Kavramıâ, Diyanet Dergisi, XXIV/4, Ankara 1988, s. 41-50.
RĂągıb el-İsfahĂąnĂź, el-MĂŒfredĂąt, âáșenbâ, âáž«aáčaÊŸâ, âážalĂąlâ, âáșulmâ, âsĂ»ÊŸâ, âcĂąrimâ, âáčÄĄyâ, âfısážłâ, âáž«ubs̱â, âfuáž„Ćâ, âfesĂądâ, âsrfâ, âzyÄĄâ, âkbrâ md.leri.
S. Freud, âObsessive Acts and Religious Practicesâ, Collected Papers, II, London 1924, s. 28-29.
S. G. F. Brandon, âSinâ, DCR, s. 578-579.
S. H. Langdon, âExpiation and Atonementâ, a.e., V, 637-640.
S. L. De Vries, âSin, sinnersâ, IDB, IV, 361-376.
S. Lyonnet, âPĂ©chĂ© (dans le JudaĂŻsme)â, a.e., VII, 480-485.
S. Lyonnet, âPĂ©chĂ©ââ, Vocabulaire de thĂ©ologie biblique, Paris 1962, s. 774-787.
Sadık Kılıç, Kurâanâda GĂŒnah Kavramı, Konya 1984, s. 137-143, 160.
Sadık Kılıç, Kurâanâda GĂŒnah Kavramı, Konya 1984, s. 75-113.
T. Izutsu, The Structure of the Ethical Terms in the Koran, Tokyo 1959, s. 250-261.
T. W. â C. A. F. Rhys Davids, âSin (Buddhist)â, a.e., XI, 533-534.
TehĂąnevĂź, KeĆĆĂąf, I, 401, 507, 510; II, 938, 1132.
TirmizĂź, âĂmĂąnâ, 11, âTefsĂźrâ, 2/35, âáčąÄ±fatĂŒâl-ឳıyĂąmeâ, 49, âកudĂ»dâ, 12, âFitenâ, 7.
V. G. Walse, âCrimes and Punishments (Chinese)â, ERE, IV, 269-272.
W. B. Selbie, The Psychology of Religion, Oxford 1924, s. 226-244.
W. E. Oates, The Psychology of Religion, Waco 1973, s. 211-215.
W. H. Bennett, âSin (Hebrew and Jewish)â, a.e., XI, 556-560.
Wensinck, el-MuÊżcem, âis̱mâ, âáșnbâ, âvizrâ, âcĂŒnĂąáž„â, âងûbâ md.leri.
ZemahĆerĂź, el-KeĆĆĂąf (Beyrut), I, 244.
a.mlf. â E. Lipinski, âSinâ, EJd., XIV, 1587-1593.
a.mlf., TeÊŸvĂźlĂątĂŒâl-ážČurÊŸĂąn, Hacı Selim AÄa Ktp., nr. 40, vr. 126b.
a.mlf., âPĂ©chĂ© (dans le Nouveau testament)â, a.e., VII, 486-567.
a.mlf., âSin (Babylonian)â, a.e., XI, 531-533.
a.mlf., âSin and Repentanceâ, a.e., s. 468-470.
a.mlf., âState of the Dead (Iranian)â, a.e., XI, 847-849.
İbn Kayyim el-Cevziyye, ed-DĂąÊŸĂŒ veâd-devĂąÊŸ (nĆr. M. AbdĂŒrrezzĂąk er-Ravd), Amman 1992, s. 164, 177-179.
İbn MĂące, âZĂŒhdâ, 29.
İbnĂŒâl-EsĂźr, en-NihĂąye, âsĂ»ÊŸâ, âÄĄayâ, âcenefâ, âfuáž„Ćâ, âáž„abâ, âឫınsâ, âĆeáčaáčâ, âfĂŒcĂ»râ, âsrfâ, âzeyÄĄâ, ânkbâ md.leri.
İbnĂŒâl-KelbĂź, KitĂąbĂŒâl-EsnĂąm, s. 19.
ĆĂŒkĂ»n, Farsça-TĂŒrkçe LĂ»gat, âgĂŒnĂąhâ md.
âPĂ©chĂ©â, Catholicisme: hier, aujourdâhui, demain, Paris 1985, IX, 1007-1036.
+1 yazar daha
HenĂŒz TartıĆma GirilmemiĆtir
"GĂNAH" maddesi için tartıĆma baĆlatın