H
a
m
s
eHamse kelimesi, Arapça "hams" (beş) kelimesinin dişil hali olan "hamse" kelimesinden türemiştir. Osmanlı döneminde de yaygın olarak kullanılan bu terim, beş mesneviden oluşan edebî eserleri tanımlamak için kullanılmıştır. İlk kez, Nizâmî-i Gencevî'nin Maḫzenü'l-esrâr, Ḫüsrev ü Şîrîn, Leylâ vü Mecnûn, Heft Peyker ve İskendernâme adlı beş mesnevisine hamse denilmiştir.
Fars edebiyatında Nizâmî'nin başlattığı hamse geleneği, Emîr Hüsrev-i Dihlevî ve Abdurrahman-ı Câmî gibi şairler tarafından sürdürülmüştür. Nizâmî'nin eserleri, daha sonraki Fars edebiyatı şairleri tarafından taklit edilmiş ve yeni konularla zenginleştirilmiştir.
XIV. yüzyıldan itibaren Türk edebiyatında da hamse yazma geleneği başlamıştır. Genellikle Fars edebiyatındaki örneklerden etkilenilerek yazılan bu eserler, zamanla daha orijinal ve yerel unsurlar içermeye başlamıştır. Türk edebiyatındaki ilk hamse, Ali Şîr Nevâî tarafından yazılmıştır. Nevâî'nin hamsesi şu mesnevilerden oluşur:
Ali Şîr Nevâî'den sonra Anadolu sahasında hamse yazan ilk şair Hamdullah Hamdi'dir. Hamdullah Hamdi'nin hamsesi şu eserlerden oluşur:
XV. ve XVI. yüzyıllarda Taşlıcalı Yahyâ, Lâmiî Çelebi ve Hâmidîzâde Celîlî gibi şairler de hamseler yazmışlardır.
XVII. yüzyılda Nev‘îzâde Atâî, klasik Fars etkisinden uzaklaşarak daha yerli unsurlar taşıyan bir hamse yazmıştır.
Türk edebiyatında hamse geleneğinin son örneklerinden biri Subhizâde Feyzî'ye aittir. Feyzî'nin hamsesi Heft Seyyâre, Mir’ât-ı Sûretnûmâ, Safânâme ve Işknâme adlı eserlerden oluşur.
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.