BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarHacer Feyza Yeşildal30 Mart 2026 08:53

Harcanmayan Çıkartmalar

Edebiyat+1 Daha
fav gif
Kaydet
Alıntıla
kure star outline

Hepimiz en az bir kere emek emek kurulan inşaatları izlemişizdir değil mi? Yapmaya, kurmaya, inşaya meraklı çocuklardık hepimiz. Benim de bu merak ve hevesin yansıması bir çizim defterim vardı. Sanıyorum ki pek çoğumuzun elinden geçmiştir o çizim defterleri. Biraz düzen arıyordum kütüphanemin raflarında, fazlaca karışıktı her yer. Her şeyi yerli yerine koymaya çalışırken denk geldik eski defterimle. Bütün çıkartmaları hâlen eksiksiz yaprakları üstünde duran defterimle.


Biliyorum ki çıkartma mevzusunda yalnız değilim. Güzel, ışıltılı, hoşumuza gidiyor ve belki tekrar bulunması zor diye harcamaya kıyamazdık hiçbirini. Kanaatkârlığımız o yaştan belliydi belki de. Defterimin içinde dolu, dopdolu sayfalar var ancak hiçbirinde kendi yapıştırdığım çıkartmalar yok. Yalnızca arkadaşlarımın elleriyle yapıştırılan ışıltılar var sayfalarda.


Bugün, dün çıkartmasını harcamaya kıyamayan çocuklar büyüdü. Büyürken kaybetti pek çok şeyi. Yalnız ona küçülen kıyafetleri, artık olmayan ayakkabıları, ona hitap etmemeye başlayan bol resimli kitapları ve sokakta koşturup oynaması değil; bazı değerleri de yitip gitti yaş alırken. İş yerinde dirsek dirseğe çalıştığı arkadaşını, yıllardır muhabbet ettiği dostunu, tuttuğu takımın en sevdiği oyuncusunu, birkaç dizisini severek takip ettiği aktörü yahut hiç tanımadığı ama vâr olan bir insanı umarsızca harcar hâle geldi. Harcamaya kıyamadığı çıkartmaları iki boyutlu alanın metalarıyken, ancak dokunursa varlığına inanabileceği bir şeyken; saniyeler içinde harcadığı insan belki aynı mahallede yaşadığı, otobüste yan yana yolculuk yaptığı arkadaşı.


Bir sınır, bir kırmızı çizgi olmaksızın sanki masamıza koyulan bir kuru yemiş gibi tüketir olduk insanları. Kimsenin ne kara kaşına kara gözüne, ne kalbinin kırığına, ne bir damla gözyaşına dönüp baktığımız yok. Ters düştüğümüz ilk an onu yerlere savurmaktan, acımasızca "linç" etmekten geri durmuyoruz. Zira her şey bizim söylediğimiz gibi, bizim söylediğimiz şekliyle olmalı. Özgürlüğü bağır çağır haykırdığımız bu çağda kendi fikrimizin özgürlüğünden ötesine tahammülümüz yok.


Kendi özümüze kadar özgürlük savunucusuyuz. İlişkilerimizi tedavi etmeye, insanlara düzelmeleri için fırsat sunmaya vaktimiz yok. Çok hızlı olmalıyız yetişmek için hayata. Durmaya, nefeslenmeye, bir şeyleri tamir etmeye, onarmaya yetmiyor elimizdeki vakit. Her şey en iyisiyle, en güzeliyle olmalı hayatımızda; biz öyle olmasak bile. Biz hata yapabiliriz ancak bize hata yapılamaz. Başkasına yaptığımız yanlış canımızı yakmayabilir, vicdanımız susabilir; ancak bize yapılan tek bir yanlışa -hataen bile olsa- avazımız çıktığınca bağırmalıyız. Canhıraş "hakkımızı" savunmalıyız.


Kullanamadığımız tüm çıkartmaların acısını çıkarırcasına kullanıyor, harcıyoruz insanları. Çocuk aklımızla yaptığımız kanaatkâr davranışlarımız olgun aklımızda hangi ücrada kaldı bilmiyorum. Kullanmadığımız bir zihin kütüphanesinin en ücra kitaplığının alt raflarındaki dağınıklıkta kayboldu zannımca. Şimdiyse çizim defterlerimiz hâlâ çıkartmayla dolu ama her geçen gün yalnızlaşıyor hayat kitabımız.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Blog İşlemleri

KÜRE'ye Sor