Hollanda Kıtlığı (Açlık Kışı, Dutch Famine), II. Dünya Savaşı'nın sonlarında, 1944 yılının kış aylarından 1945'in bahar aylarına kadar Hollanda'nın batısında süren ve sivil halkı etkileyen ağır bir beslenme krizidir. Alman işgali altındaki bu bölgede, yetişkinler için günlük gıda istihkakının 400 ile 800 kalori arasına kadar düştüğü belgelenmiştir.【1】 Hollanda Kıtlığı, gebeliğin farklı aşamalarında kısıtlı anne beslenmesinin etkilerini inceleyen çalışmalar açısından da önemlidir. 【2】
Demografik Etkiler, Doğurganlık ve Ölüm Oranları
Kıtlık, bölgedeki demografik yapıyı ani ve sert bir şekilde değiştirmiştir. Kıtlık sırasında Hollanda'nın batısı hâlâ işgal altındaydı ve bu bölgede yaklaşık 4,3 milyon kişi yaşamaktaydı. Bu nüfusun içinde, özellikle batıdaki kentsel alanlarda yaşayan 2,3 milyonluk kesim şiddetli bir kıtlıkla karşı karşıya kalmıştır.【3】
Ocak 1944 ile Temmuz 1945 arasındaki dönem incelendiğinde, sivil halk arasında savaş ve kıtlık koşullarına bağlı olarak toplamda yaklaşık 91.000 fazladan ölüm (excess mortality) gerçekleştiği tahmin edilmektedir.【4】 Gıda yetersizliğine bağlı olarak kadınların adet döngülerinin kesilmesi (amenore) yaygınlaşmış ve buna paralel olarak doğurganlık oranlarında keskin bir düşüş yaşanmıştır. 1944-1945 dönemindeki veriler, artan ölüm oranları nedeniyle 1945 yılında Hollanda'da ortalama yaşam beklentisinin kadınlarda 61.0 yıla, erkeklerde ise 50.6 yıla kadar gerilediğini göstermektedir.【5】 Kıtlığın zirve yaptığı dönemde hamile olan annelerin kilo kaybı yaşadığı ve bu durumun bebeklerin doğum ağırlıklarını etkilediği rapor edilmiştir.
Doğum Öncesi Kıtlık Maruziyetinin Yetişkin Sağlığına Etkileri
"Hollanda Kıtlığı doğum kohortu" araştırmaları, yetersiz beslenmenin etkilerinin maruz kalınan gebelik dönemine (erken, orta veya geç gestasyon) göre farklılaştığını ortaya koymaktadır.
Metabolik Adaptasyon ve Obezite Riski
Gebeliğin erken döneminde kıtlığa maruz kalan bireylerde, yetişkinlik döneminde koroner kalp hastalığı, aterojenik lipid profili ve obezite oranlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır.【6】 Bu durum, fetüsün yetersiz beslenme ortamına uyum sağlamak için geliştirdiği metabolik adaptasyonların, doğum sonrası bolluk ortamında dezavantaj yaratmasıyla açıklanmaktadır. Buna karşın, gebeliğin son evresinde kıtlığa maruz kalan ve düşük doğum ağırlığı ile doğan bireylerin, yaşamları boyunca daha zayıf kalma eğiliminde oldukları ve obezite oranlarının popülasyon ortalamasının altında olduğu saptanmıştır.
Kardiyovasküler Sistem, Lipid Profili ve Diyabet
Erken gebelik döneminde kıtlığa maruz kalan bireylerde, aterojenik (damar tıkanıklığını teşvik eden) bir lipid profili gözlemlenmiş; özellikle LDL/HDL kolesterol oranının yükseldiği tespit edilmiştir. Ayrıca, bu bireylerde kan pıhtılaşmasında rol oynayan fibrinojen konsantrasyonlarının yüksek olmasına karşın, Faktör VII konsantrasyonlarının daha düşük olduğu belirlenmiştir.【7】
Glikoz metabolizması açısından incelendiğinde, gebeliğin herhangi bir aşamasında (erken, orta veya geç) kıtlığa maruz kalmanın, ilerleyen yaşlarda glikoz toleransını bozduğu ve Tip 2 diyabet riskini artırdığı kanıtlanmıştır.【8】
Organ Fonksiyonları ve Stres Yanıtı
Orta gebelik döneminde kıtlığa maruz kalmak, yetişkinlikte obstrüktif hava yolu hastalıkları ve böbrek fonksiyonlarında bozulmanın bir göstergesi olan mikroalbüminüri ile ilişkilendirilmiştir.【9】 Ayrıca, erken gebelik döneminde maruz kalan bireylerin strese karşı fizyolojik yanıtlarının değiştiği, psikolojik stres testlerinde kan basıncı ve kalp atış hızı tepkilerinin daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir.
Nörogelişimsel Sonuçlar (Bilişsel ve Ruhsal Sağlık)
Doğum öncesi yetersiz beslenmenin merkezi sinir sistemi üzerindeki etkileri, maruziyetin zamanlamasına bağlı olarak farklılaşan kalıcı nörogelişimsel sonuçlar doğurmaktadır. Araştırmalar, özellikle erken gebelik döneminde kıtlığa maruz kalan bireylerde şizofreni ve şizoid kişilik bozukluğu riskinin belirgin şekilde arttığını; orta gebelik dönemindeki maruziyetin ise daha çok duygudurum bozuklukları (depresyon) ile ilişkili olduğunu göstermektedir.【10】
Psikiyatrik risklerin yanı sıra, erkek bireylerde erken dönem maruziyetinin ileri yaşlarda beyin yapısında yaşlanma belirtilerine ve bilişsel fonksiyonlarda hızlanmış bir gerilemeye yol açtığı saptanmış olup, bu tablonun fetal programlama sürecinde hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) aksının etkilenmesi ve stres yanıt mekanizmalarının kalıcı olarak bozulmasıyla ortaya çıktığı belirtilmektedir.【11】
Kadın Sağlığı, Üreme ve Kanser Riski
Hollanda Kıtlığı doğum kohortu üzerine yapılan uzun vadeli araştırmalar, doğum öncesi dönemde yetersiz beslenmenin kadın sağlığı üzerinde kalıcı ve spesifik etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle erken gebelik döneminde kıtlığa maruz kalan kadınlarda, diğer kanser türlerinde genel bir artış gözlenmezken, meme kanseri riskinin anlamlı düzeyde arttığı tespit edilmiştir. Bu kadınların, maruz kalmayan hemcinslerine kıyasla çocuk sahibi olma olasılıklarının daha yüksek olduğu, daha fazla sayıda çocuk doğurdukları ve ikiz doğum oranlarının arttığı rapor edilmiştir.【12】
Epigenetik Mekanizmalar ve Nesiller Arası Aktarım
Hollanda Kıtlığı'nın uzun vadeli etkilerinin altında yatan temel biyolojik mekanizmalardan birinin epigenetik değişiklikler olduğu düşünülmektedir. Özellikle erken gebelik döneminde kıtlığa maruz kalan bireylerde, büyüme ve metabolizmayı düzenleyen IGF-2 (İnsülin benzeri büyüme faktörü 2) geninin DNA metilasyonunda, maruz kalmayan kardeşlerine kıyasla kalıcı bir azalma (hipometilasyon) olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, bu etkilerin sadece maruz kalan bireyle sınırlı kalmayıp sonraki nesillere de aktarılabildiği gözlemlenmiştir; anne karnında kıtlığa maruz kalan kadınların çocuklarının, kontrol grubuna göre daha yüksek yenidoğan yağlanmasına (adipozite) ve artmış vücut kitle indeksine sahip olduğu saptanmıştır.【13】


