Bu madde henüz onaylanmamıştır.
İklim kaygısı, küresel iklim değişikliğinin bireyler ve toplumlar üzerindeki psikolojik etkilerini tanımlayan, son dönemde akademik yazında geniş yer bulan bir kavramdır. Bu durum, çevresel krizlerin sadece fiziksel dünyayı değil, aynı zamanda insanın ruhsal dengesini ve mental sağlığını da doğrudan etkilediğini ortaya koyan disiplinlerarası bir çalışma alanıdır.
İklim değişikliği ile ruh sağlığı arasındaki ilişki, tekil bir sebep-sonuç ilişkisinden ziyade karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu karmaşıklığı anlamlandırmak için "sistem düşüncesi" (systems thinking) yaklaşımı kritik öneme sahiptir. Bu yaklaşım, iklim krizinin mental sağlık üzerindeki etkilerini sosyal, ekonomik ve çevresel sistemlerin iç içe geçmiş bir bütünü olarak ele alır. İklim değişikliği, doğrudan travmatik olayların (doğal afetler vb.) yanı sıra, ekosistemlerin bozulması gibi dolaylı yollarla da bireylerin psikolojik dayanıklılığını test etmektedir.
İklim kaygısı sadece belirsiz bir korku hali değil, aynı zamanda iklim adaletsizliğine karşı gelişen "moral öfke" (moral outrage) gibi güçlü duygusal tepkileri de içerir. Moral öfke, bireyin ekolojik yıkım ve bu yıkımın yarattığı adaletsizlik karşısında hissettiği vicdani bir tepki olarak tanımlanır. Bu bağlamda iklim kaygısı, çevresel adaletsizliğe verilen ahlaki ve duygusal bir yanıt niteliği taşımaktadır.
Klinik ekopsikoloji alanı, iklim değişikliğinin mental sağlık üzerindeki etkilerini klinik bir perspektifle inceler. Bu alanda geliştirilen müdahaleler, bireylerin çevresel krizle başa çıkma becerilerini artırmayı ve ekolojik kaygıyı yönetmeyi hedefler. Alan yazındaki kapsamlı incelemeler (scoping reviews), iklim kaygısının tedavisi için çeşitli müdahale biçimlerinin geliştirildiğini göstermektedir.
Bu müdahaleler arasında öne çıkan yöntemlerden biri de "hortikültürel terapi"dir. Ekolojik sosyal hizmet perspektifinden ele alınan bu yöntem, bireylerin bitki yetiştirme ve doğayla doğrudan temas kurma süreci üzerinden rehabilite edilmesini temel alır. Hortikültürel terapi, doğa ile insan arasındaki bağı güçlendirerek iklim kaygısı ve benzeri ekolojik stres faktörlerinin azaltılmasında destekleyici bir rol oynamaktadır.
İklim kaygısı, çevresel değişimlerin insan psikolojisi üzerindeki derin yansımalarını temsil eder. Klinik yaklaşımlar ve sistem odaklı düşünce modelleri, bu kaygının sadece bireysel bir sorun değil, toplumsal ve ekolojik adaletle doğrudan bağlantılı bir sağlık krizi olduğunu vurgulamaktadır.
Kaynakça
• Antadze, Nino. “Moral Outrage as the Emotional Response to Climate Injustice.” Environmental Justice 13, no. 1 (2020): 21–26. Erişim tarihi: 27 Nisan 2026. https://doi.org/10.1089/env.2019.0038
• Barut, Büşra ve Yasin Kara. “Ekolojik Sosyal Hizmet Perspektifinden Hortikültürel Terapi.” Toplum ve Sosyal Hizmet 31, no. 1 (2020): 218–240. Erişim tarihi: 27 Nisan 2026. https://doi.org/10.33417/tsh.681889
• Baudon, Pauline ve Lisa Jachens. “A Scoping Review of Interventions for the Treatment of Eco-Anxiety.” International Journal of Environmental Research and Public Health 18, no. 18 (2021): 9636. Erişim tarihi: 27 Nisan 2026. https://doi.org/10.3390/ijerph18189636
• Berry, Helen L., Thomas D. Waite, Keith B. G. Dear, Anthony G. Capon ve Virginia Murray. “The Case for Systems Thinking about Climate Change and Mental Health.” Nature Climate Change 8 (2018): 282–290. Erişim tarihi: 27 Nisan 2026. https://doi.org/10.1038/s41558-018-0102-4
• “Clinical Ecopsychology: The Mental Health Impacts of Climate Change.” PubMed Central (PMC). Erişim tarihi: 27 Nisan 2026. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC8175799/