Câhiliye döneminde Kâbe’ye hizmet için daha çok kimseye yetki vermek amacıyla siyaseten küçük farkları olan imâre, sikāye, hicâbe, sidâne gibi görevler ihdas edilmişti. İbn Atıyye el-Endelüsî imârenin Mescid-i Harâm’da zulme, çirkin söze izin vermeme yetkisi demek olduğunu ve Kâbe’ye hizmet görevi olan sidâne ile aynı anlama geldiğini kaydeder (el-Muḥarrerü’l-vecîz, VIII, 149). Ebû Ubeyd Kāsım b. Sellâm, Câhiliye devrinde sidâne görevinin livâ göreviyle birlikte Abdüddâroğulları’nda bulunduğunu belirtir (Ġarîbü’l-ḥadîs̱, I, 288; ayrıca bk. Lisânü’l-ʿArab, “sdn” md.). Abdülhay el-Kettânî de Huzâî’den iktibasla hicâbenin imâre ve sidâne ile aynı vazife olduğunu söyler (et-Terâtîbü’l-idâriyye, I, 194).
Câhiliye döneminde imâre görevini Hz. Peygamber’in amcası Abbas b. Abdülmuttalib’in yürütmekte olduğu rivayet edilir. Hz. Abbas’ın biyografisini anlatırken imâre hakkında da bilgi veren İbn Abdülber, imâreyle görevli kişinin Mescid-i Harâm’da çirkin söz söylenmesine izin vermediğini ve halkı mescidi imar etmeye yönlendirdiğini kaydeder (el-İstîʿâb, III, 811). Mekke’nin fethinde Hz. Ali ile birlikte Kâbe’nin anahtarını istemesi Abbas’ın bu görevi bir müddet yapmış olduğuna işaret sayılabilir. Ancak Resûl-i Ekrem’in Kâbe’nin anahtarını, hicâbe görevi Kusay’dan beri kendilerinde olan Abdüddâroğulları’ndan Osman b. Talha b. Ebû Talha’ya verdiği bilinmektedir. Hz. Abbas’a da Tâif’te bağları olması dolayısıyla malî yük getiren sikāye görevini verdi. Osman b. Talha’dan sonra bu görevi üstlenen aynı aileye mensup Şeybe b. Osman’ın, Hz. Ömer’in Kâbe’deki hazineyi insanlar arasında taksim etmesine karşı çıkmasından (Müsned, III, 410; Buhârî, “Ḥac”, 48, “İʿtiṣâm”, 2) imâre görevlisinin Kâbe hazinesini tasarrufa ve Mescid-i Harâm çevresinde yapılan Kâbe’den yüksek binaları yıktırmasından (Fâkihî, I, 338-339) çevrenin imarına da yetkili olduğu anlaşılmaktadır.
Mescidleri kimlerin imar edeceğini, sikāye ve imârenin Allah’a ve âhiret gününe iman ve Allah yolunda cihadla bir olmadığını vurgulayan âyetler (et-Tevbe 9/19) ve nüzûl sebepleriyle ilgili rivayetler, gerek Câhiliye devrinde gerekse İslâm’ın ilk döneminde bu görevleri yürütmenin iftihar vesilesi olduğunu ve birçok amelden üstün görüldüğünü ortaya koymaktadır (Müslim, “İmâre”, 111; Taberî, X, 94-96; İbn Kesîr, II, 343). Hz. Peygamber, Câhiliye devrinde müfâhare vesilesi olan Mescid-i Harâm’la ilgili görevlere sidâne (imâre, hicâbe) ve sikāye dışında son vermiştir (Müsned, III, 410; Ebû Dâvûd, “Diyât”, 17, 24).