Polisiye roman; bir araştırmacının veya dedektifin bir suçu ya da cinayeti araştırmasını konu alan suç ve gizem romanının bir alt türüdür. İngiliz polisiye roman türü ise dünyada en çok okunan türler arasında yer alır.
Okuyucular kendilerini bir gizemin, bir cinayetin içinde bulur. Kimi zaman kendilerini araştırmacının ya da dedektifin yerine koyarak gizemleri ve cinayetleri aydınlatmaya çalışır; kimi zaman da suçlunun yerine geçip bu durumda kendini nasıl aklayacağını, nasıl bir kaçış yolu izleyeceğini ya da arkasında nasıl hiç kanıt bırakmayacağını düşünür ve romanın gizemli, gerilimli sayfalarında kaybolur. Ayrıca bu gelenek yalnızca bir cinayetin ya da gizemin çözülmesini değil, İngiliz toplumunu ve kültürünü, sınıf farklarını ve adalet sisteminin nasıl işlediğini de gözler önüne serer.
İngiliz Roman Geleneğinin Dönemlerine Kısa Bir Bakış
Bu roman geleneği üç dönemde incelenir: İlk Dönem, Altın Çağ ve Modern Dönem.
İlk dönemde dedektif figürü ortaya çıkmaya başlar. Bu dönem, temellerin ve kuralların atıldığı dönemdir. Wilkie Collins’in Ay Taşı adlı eseri, ilk, en uzun ve en iyi modern dedektif romanı olarak kabul edilir. Bu dönemin en bilinen yazarlarından biri olan Arthur Conan Doyle’un yarattığı Sherlock Holmes karakteri ise türün zirvesini temsil eder. Holmes karakteri eksantrik ve dahi bir dedektif olarak öne çıkar.

Bir dedektifi temsil eden bir görsel. (Yapay zeka ile oluşturulmuştur.)
Altın Çağ, bu türün en parlak dönemidir. Bu dönemin romanları genellikle “Kim yaptı?” sorusu etrafında şekillenir. Olaylar çoğunlukla İngiliz malikâneleri ya da tren gibi kapalı mekânlarda geçer. Okuyucuya gerekli ipuçları sunulur ve yazar ile okuyucu arasında adil bir oyun vardır. Kanlı izler yerine zehir gibi daha keskin ve açığa çıkarılması zor cinayet yöntemleri tercih edilir.
Bir “Agatha Christie” Parantezi
Agatha Christie, bu türün en önemli temsilcilerinden biridir ve çoğu zaman polisiye romanın kraliçesi olarak anılır. Romanlarında genellikle insan doğasını ve psikolojisini analiz eder. Dislektik olmasına rağmen bu türde çok sayıda kitap okur ve bir gün okuduklarından daha iyisini yazabileceğine karar verir. Bunun sonucunda ilk polisiye romanı olan Styles’daki Esrarengiz Olay adlı eserini kaleme alır. Doğu Ekspresinde Cinayet, Elmayı Yılan Isırdı ve Gece Yarısı Cinayeti gibi pek çok önemli eseri de bu dönemde ortaya koyar.
Christie ile ilgili ilginç bir bilgi de 11 günlük kayboluşudur. Eşi ondan ayrılmak istediğinde kimseye haber vermeden ortadan kaybolur. Arabası dik bir yamaçta bulunur, ancak yapılan aramalara rağmen kendisine ulaşılamaz. Yaklaşık iki hafta sonra bir otel odasında, sağlıklı olduğu söylenerek bulunur. Ancak bu “sağlık” durumu tartışmalıdır; çünkü otele eşinin metresinin adıyla kaydolur ve bu süre boyunca ne yaptığını ya da nerelerde bulunduğunu hatırlamadığı rapor edilir. Hatta metresini öldürmeyi planladığına dair iddialar da ortaya atılır. Bu olaylar, adeta Christie’nin kendi romanlarını andırır.
Peki Neden İngiltere?
Modern Dönemde, İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiliz polisiyesi yalnızca bir bulmaca çözme anlayışından uzaklaşarak suçun nedenlerine, toplumsal yozlaşmaya ve psikolojiye odaklanır. P. D. James ve Ruth Rendell “Suç Kraliçeleri” olarak anılır; karakterlerin psikolojik derinliklerine iner ve toplumsal sorunları ele alırlar. Ian Rankin ve Val McDermid ise İskoç polisiyesi olarak bilinen, daha karanlık, sert ve gerçekçi bir tarz geliştirir.
Bu türün İngiltere’de neden bu kadar köklü olduğu tarihsel süreçle açıklanır. 19. yüzyılda insanlar köylerden büyük, kalabalık ve alışık olmadıkları kentlere göç eder. Kalabalık içindeki yabancılar ve kimseyi tanımama duygusu suç oranlarının artmasına yol açar; bu durum da polisiye türe olan ilgiyi artırır.
Ayrıca, çıkardığım neticeye göre; İngiliz kültüründe düzen kavramı büyük önem taşımakta. Polisiye roman ise bu düzenin bir cinayetle bozulması ve dedektifin zekâsıyla yeniden sağlanması üzerine kurulu. Bu nedenle okuyucuya güçlü bir güven hissi vermekte.

