Ramazan ayı… Işıklar, süsler… Kaybolan maneviyatımızı eşyayla yerine koyma ya da yeniden bulma çabası.
Bu yıl Ramazan ayında her yer ışıl ışıl. Özellikle caddeler, okullar ve evler… Bunun bir geleneğe dönüşüp dönüşmeyeceğini, süreklilik kazanıp kazanmayacağını henüz bilmiyoruz. Ancak bu süsleme işinin nereden çıktığını ve nasıl bu kadar yaygınlaştığını merak edenler de var elbette.

Ramazan Ayı Süslemeleri (Yapay Zekâ ile Oluşturulmuştur.)
Her şeye itirazı olanların bu konuda da itirazları var. Hatta şöyle söyleyelim: Kendi kimliğini muhaliflik üzerine inşa eden ve neredeyse her şeye, hatta kimi zaman kendi varlığına bile muhalefet eden bir kesim… Bu itirazlar özellikle Millî Eğitim Bakanlığının Ramazan ayı dolayısıyla okulları süslemesiyle görünür hâle geldi. Çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkede Ramazan ayında okulların süslenmesini bir başkaldırı olarak yorumlayanlar, bunun laik değerlere aykırı olduğunu düşünenler oldu. Hatta bazıları bu durumu Millî Eğitim Bakanlığı’nı şikâyet edecek kadar ileri gitti. Elbette bunun karşısında MEB’i takdir edenler de vardı. Bu meselenin başka bir boyutu.
Bir süslemenin nelere kadir olduğu gerçekten şaşırtıcı. Bir ışık, bir led, bir süs… Bazen bunlar bile değerlerin aşağılandığı düşüncesini doğurabiliyor. Demek ki mesele eşyanın kendisinden ziyade ona yüklenen anlam.
Peki bu süsleme işi nereden çıktı? Nasıl bu kadar yaygın ve görünür hâle geldi? İyi mi, kötü mü?
Bir internet sitesinde şu soruyu görmüştüm: “Ramazan’da evimizi süslemek caiz midir?” Cevap ise oldukça net: İsrafa kaçılmadığı sürece caizdir. “Sakız orucu bozar mı?” tartışmalarından sonra en azından Ramazan’a dair yeni ve güncel bir sorumuz daha dünyaya geldi.
Konuyu biraz dağıttım. Tekrar soruya dönelim: Bu ışıklar nereden çıktı?
Acaba bir baskının sonucu mu ortaya çıktı? Hani bazen “bastırılmış bir psikolojinin dışa vurumu” gibi yorumlar yapılır ya… Freud yaşasaydı belki buna da bir açıklama getirirdi. Freud olmadan da onun yerine bu konuda yorum yapanlar var elbette. Örneğin bazıları, Müslümanların Noel süslemelerine özenerek Ramazan’da evlerini süslemeye başladığını iddia ediyor. Yani Noel’e karşılık Ramazan süsleri ortaya çıkmış olabilir. Bir tür “süs savaşları”.
Doğrusu bana ikinci ihtimal daha makul geliyor. Bir düşünün: Noel zamanı Avrupa şehirlerinde her yer ışıl ışıl. Işıklar, süslemeler, hediyeler, Noel babalar, kardan adamlar… Kurabiye kokuları, şömineler, renkli vitrinler… Adeta görsel bir şölen. İnsan ister istemez bu atmosfere kapılıyor. “Aman Allah’ım, medeniyet!” diye absürt düşünenler bile çıkabiliyor.
Bir de geçmişteki Ramazanları düşünün. Mütevazı bir aile, iftar sofrasında derin bir maneviyatla orucunu açıyor. Rablerine verdikleri sözü yerine getirmenin huzuru var. Ancak bu atmosfer görünür değil. Sosyal medyada paylaşılabilir bir sahne de sunmuyor. Oysa günümüzde ibadet bile çoğu zaman görünürlük üzerinden değerlendiriliyor.
Belki de bu yüzden “Biz de varız” demek istiyoruz. Müslümanlar olarak bizim de ışıklarımız, süslerimiz, sembollerimiz olsun istiyoruz. Bir anlamda görünür olma ihtiyacı hissediyoruz.
Fakat burada kendimize sormamız gereken bir soru da var: Acaba içimizdeki boşluğu süslerle doldurmaya mı çalışıyoruz? Maneviyatı yeniden bulma çabamızın bir parçası mı bu süsler? Belki de öyle. Her şeyin içi boşaltıldı. Biz de o boşluğu doldurmaya çalışıyoruz. Ama sanki bir yerler hep çatlak; doldurdukça sızıyor.
Elbette bunun aksini düşünenler de olabilir.

Ramazan Köşesi (Yapay Zekâ ile Oluşturulmuştur.)
Bir başka boyut ise çocuklar. Çocuğun ilgisini ne çeker? Günümüz dünyasında her şey görünür olan üzerinden inşa ediliyor. Bu nedenle bazı anne babalar çocuklarına Ramazan atmosferini yaşatmak için evlerinde küçük Ramazan köşeleri hazırlıyor, süslemeler yapıyor. Çünkü çocuk Noel üzerine kurulan hikâyeleri, çizgi filmleri ve ışıl ışıl sokakları gördüğünde ister istemez ona ilgi duyacaktır. Belki de bu süslemeler, çocukların Ramazan’ı daha yakından hissetmesi için yapılan bir çabadır.
Bir de Filistin’de gördüğümüz sahneler var. Savaşın ve yıkımın ortasında Ramazan hazırlıkları yapan insanlar… Yıkıntıların arasında asılan süsler, kurulan iftar sofraları… Aslında bu bir tutunma çabası, bir umut göstergesi.
Lisede okurken de benzer bir sahneyi hatırlıyorum. İsrail, her zamanki gibi Ramazan ayında Filistin’i bombalamıştı. Buna rağmen Filistinliler yine de Ramazan’ı süslemelerle karşılamıştı. Bunun Filistin’de köklü bir gelenek olup olmadığını bilmiyorum ama hafızamda Ramazan süslemelerine dair ilk güçlü görüntü buydu. Belki bizim toplumumuzda da “Filistin’de Ramazan süsleniyor, biz de süsleyelim” gibi bir düşünce doğmuş olabilir. Neden olmasın?
Bir başka boyut ise ticaret dünyası. Her fırsatı değerlendiren şirketler artık Ramazan koleksiyonları hazırlamaya başladı. Mağazalarda siz de görmüşsünüzdür. Eskiden Noel koleksiyonları yapılırdı, şimdi Ramazan koleksiyonları da var.
Açıkçası ben bunu olumsuz görmüyorum. Hatta yaygınlaşmasını bir bakıma olumlu buluyorum. Her şeyin görünür olduğu, nesneler üzerinden anlam üretildiği bu çağda Ramazan neden görünür olmasın?
Üstelik yurt dışında da bazı bölgelerde Ramazan etkinlikleri düzenleniyor. Gayrimüslim bir anne, çocuğunun anaokulunda Ramazan kutlaması yapıldığını ve çocuğunun eve gelip “Anne biz neden oruç tutmuyoruz?” diye ağladığını sosyal medyada anlatmıştı. Belki de artık çocukların Noel’e değil, Ramazan’a özenme zamanı gelmiştir.

İç Dünyayı Aydınlatma (Yapay Zekâ ile Oluşturulmuştur.)
Tabii bir de şu görüş var: “Süs alacağımıza bu parayı ihtiyaç sahiplerine verelim.” Bu düşünceye de saygı duyuyorum. Ancak şöyle düşünüyorum: Bir insanın süs almaya bütçesi varsa çoğu zaman bağış yapmaya da bütçesi vardır. “Süs aldım, o yüzden yardım edemedim” gibi bir durumun çok gerçekçi olduğunu düşünmüyorum.
Kaldı ki sadaka yalnızca parayla yapılmaz. İslam’a göre bazen bir tebessüm bile sadakadır.【1】 Mesele aslında yapılan şeyin büyüklüğünden çok niyetidir. Velhasıl, Ramazan süslerinin yalnızca dışımızı değil iç dünyamızı da aydınlatmasını dilerim. Fakat bunun yalnızca eşyayla değil, kalple ve niyetle mümkün olduğunu da hatırlamak gerekir.
[1]
Tirmizî, Birr, 36.