Hepatocentrism, yani karaciğerin bedenin merkezi olduğuna dair inanç, yüzyıllar boyunca insanoğlu tarafından benimsendi. Hepat, köken itibariyle karaciğer ya da karaciğerle alakalı anlamına gelir. Bu yaklaşım, Çin’den Antik Yunan’a, Arap coğrafyasından Avrupa’ya kadar uzanan geniş alanda kabul gördü. Nitekim farklı medeniyetlerden günümüze ulaşan tablolarda, yazılı kaynaklarda ve tarihi işlemelerde bunun izlerini görürüz.
Milattan önce Çin diyarındaki tıbbi kaynaklarda karaciğer; öfkenin ve gözyaşı oluşumunun merkezi olarak görülür. Yine Antik Yunan'daki meşhur Prometheus efsanesinde kartal, zincire vurulmuş Prometheus'un karaciğerini yer.

Kartal tarafından işkence edilen Prometheus, Siyah figürlü kylix, MÖ 560-550 (Ankara Üniversitesi)
İbranice yazılı kaynaklarda benzer şekilde ciğerin, insanın ruhunu barındırdığına dair bilgiler yer alır. Arap coğrafyasında da karaciğerin önemine atıfta bulunan olaylar nakledilir. Öyle ki, Uhud Savaşı'nda, Hz. Vahşi'nin mızrağını savurarak Hz. Hamza’yı şehit ettiği, ardından da ciğerini söküp ısırdığı rivayet edilir.
Mezopotamya’da kâhinler, kurbanın karaciğerini inceleyerek ilâhın memnuniyetini arardı. Bazı işaretlere göre yaratıcının isteğini yorumlar ve tahminlerde bulunurlardı. Bütün bu örnekler, karaciğerin sadece bedensel bir organ olmadığını, aynı zamanda insanın özü ve yaşam gücüyle bağlantılı olduğunu gösterir. Görece büyük bir organ oluşu, bolca kan barındırması ve sıcaklığı, gözleme dayalı çıkarım yapan antik toplumların onu merkez olarak görmesi için yeterince ikna ediciydi. Ne var ki, anatomi biliminin gelişimiyle, 17. yüzyılda, karaciğer yerine kalbin vücudun merkezi organı olduğu anlaşıldı.
Güzel sanatlar gibi anatomi bilimi dışındaki alanlarda karaciğere atfedilen önem de azalmaya başladı. Edebiyatta karaciğer üzerinden yapılan anlatılar, artık kalp üzerinden yapılmaya başlandı.
Ancak, yine de karaciğerin önemi, neredeyse her kadim medeniyetin diline yerleşmiş olan atasözleri ve deyimler aracılığıyla günümüzde yaşamaya devam ediyor. Anadolu'da karaciğer üzerine söylenmiş nice deyişe rastlanır: “Ben senin ciğerini bilirim” denir mesela ya da “Canım ciğerim” vardır ve daha bir sürüsü. Asya’dan Avrupa’ya kadar birçok toplumda, örneğin Norveç’te bile örnekleri vardır: Doğrudan karaciğerden konuşmak (Å snakke rett fra levra) deyişi ile açık sözlü ve dürüst bir şekilde konuşmaya vurgu yapılır.
Ne var ki, zamanla bir paradigma, yerini diğerine bıraktı. Bir zamanlar, kâhinlerin karaciğer üzerinden okuduğu gelecek artık yıldızlarda, kahve telvesinde aranır oldu. Bu tarihsel akış hakkında bir büyüğüm ile sohbet ederken söz, benzer dönüşümlerin yaşandığı yapay zekâya geldi.
Yapay zekâ modellerinin gelişimiyle birlikte, Demokles’in kılıcı, başta yazılım olmak üzere birçok mühendislik dalının üzerinde sallanıyor, dedim. Yakın gelecekteki bir olasılıktan değil, şu an sektördeki değişimden bahsediyorum, diye ekledim.
Google bünyesinde yeni geliştirilen kodların dörtte birinin yapay zekâ tarafından oluşturulduğundan bahsettim. Yazılım mühendisleri için maharet sayılan baştan sona kod yazmak ya da algoritma geliştirmek yerini yapay zekâ modeline doğru soruyu sormaya, doğru girdiyi oluşturmaya ve modelin ürettiği çıktının doğruluğunu denetlemeye bırakacak gibi görünüyor, diye devam ettim.
Ve bu yönüyle bakıldığında, çoğu yazılım geliştiricisinin girdi yapabilen mühendise (prompt engineer) evrileceğini, dile getirdim. O da uzun uzun dinledikten sonra söze girerek: Bu senin anlattığın şeyin benzerini, yakın geçmişe kadar arzuhalciler yapardı, dedi.
Mahkemeye, devlet dairesine yolu düşen ve okuma yazma bilmeyen kişiler, derdini yazılı olarak ifade edemezdi. Bunun yerine bir arzuhalciye gider, meramını anlatırdı. Arzuhalci de durumu açıklayan bir dilekçe yazıverirdi, diye devam etti.
Ancak zaman içerisinde okuma-yazma oranının artması ve teknolojinin gelişmesi ile arzuhalcilik mesleği de silinmeye yüz tutmuş.
Tıpkı tarihteki pek çok örnekte olduğu gibi.
Geniş bir pencereden bakıldığında, belki de arzuhalcilik de kabuk değişikliğine gidiyordur ve Arzuhal Mühendisliği üzerinden serüvenine devam edecektir, kim bilir.
Velhasılıkelam, karaciğerden yıldızlara, arzuhalcinin masasından yapay zekâya uzanan bu dönüşüm, kadim bir hakikati hatırlatır. Değişim çarkı, yeryüzünde evvel ezel döner. Ve bu yönüyle, gök kubbe altında yeni bir şey yoktur.