
Konya Hâdim ilçesi Alata (Balcılar) köyünde doğdu. Babasının adı Abdülkerim, annesinin adı Fatma Hanım’dır. Medrese eğitimiyle ilgili ilk kitapları köyünde okudu. Ardından iki yıl kadar ʿAvâmil ile İẓhâr’ı okuyacağı Hâdim’e, on sekiz yaşında iken medrese tahsilini ilerletmek üzere Konya’ya gitti. Konya’da Yalvaçlı Ömer Vehbi Efendi’den Molla Câmî, Menâr ve Kādî Beyzâvî’nin tefsirini okudu; ancak I. Dünya Harbi’nin çıkması yüzünden öğrenimini tamamlayamadı. Daha sonra köyüne döndü. Seydişehir’de Seyyid Hârun türbedarı Mudanyalı Hacı Abdullah Efendi’den kaşıkçılık sanatını öğrendi ve geçimini bu yolla sağlamaya başladı. Bu sırada yine Hacı Abdullah Efendi vasıtasıyla Seydişehirli Bostanzâde adlı bir Nakşî-Hâlidî şeyhine intisap etti. Daha sonra yerleştiği Konya’da evlendi ve ticaretin yanı sıra uzun yıllar (muhtemelen Menemen Vak‘ası’na kadar) Ahmeddede mahallesinde imam ve hatiplik yaptı. 1923’te çıktığı İstanbul seyahatinde Erenköy’deki köşkünde misafir kaldığı, sohbetlerine katıldığı ve daha sonra halifesi olacağı Erbilli Mehmed Esad Efendi’ye intisap etti, ardından Konya’ya döndü.
1930 yılında Menemen Vak‘ası’ndan sonra Erbilli Esad Efendi ile irtibatı olduğundan takibata uğradı, yaklaşık iki ay süren bir hapis hayatının ardından serbest bırakıldı. Ali Rıza Efendi, bir yandan Erbilli Esad Efendi’nin idamı ve Nakşî-Hâlidî çevreler üzerindeki siyasî baskı, diğer yandan Türkiye’nin Batılılaşma çabalarının seyrinden duyduğu rahatsızlık neticesinde Türkiye’den ayrılmaya karar verdi. 1934’te oğlu Mustafa Runyun ile birlikte hacca gitti, dönüşte ailesiyle Şam’da kaldı. Sıkıntılı geçen bir yıllık Şam ikametinden sonra 1935’te Medine’ye yerleşti. Medine’de kendisi gibi Türkiye’den gelip buraya yerleşen Ali Ulvi Kurucu, Zeynelâbidin Efendi ve diğer bazı Konyalı hemşerileriyle görüşmeleri dışında münzevi bir hayat yaşadı, kaşıkçılık mesleğini sürdürdü, eserlerinin telifiyle meşgul oldu. Müridleriyle daha çok mektupla iletişim kurdu, tavsiye ve telkinlerini de kitapları vasıtasıyla yaptı. 18 Ocak 1969’da Medine’de vefat etti ve Cennetü’l-bakī‘a defnedildi. Ali Rıza Efendi’nin Mustafa Runyun, Hattat Abdullah Rıza, İbrahim, Ahmet Muhtar ve Nesibe adlı beş çocuğu olmuştur. 1999’da akrabaları ve hemşerileri Kaşıkçı Ali Rıza Konevi Vakfı’nı kurmuşlardır (http://rizakonevi.blogspot.com.tr/).
Nakşî-Hâlidî tasavvuf çizgisinin tipik bir temsilcisi olan Ali Rıza Efendi esas muhatap kitle olarak takipçilerini gördü, eserlerinde bunu yansıtan tavsiyelere yer verdi. Gazzâlî’nin İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn’i, Fahreddin er-Râzî’nin eserleri, el-Ḥikemü’l-ʿAṭâʾiyye ve şerhleri, Ebû Saîd Hâdimî’nin el-Berîḳatü’l-Maḥmudiyye’si sıkça başvurduğu kaynaklardır. Öte yandan eserleri incelendiğinde hayatını etkileyen olayların başında Menemen Vak‘ası’nın ve ardından gerek kendisinin gerekse şeyhinin yaşadığı sıkıntıların geldiği görülür. Fitne devri olarak nitelendirdiği bu döneme yönelttiği eleştiriler arasında Frenkleşme, yanlış medeniyet telakkisi, tesettür anlayışındaki değişim, şapka inkılâbı, ulemânın geri plana itilmesi ve toplumsal hayatın dünyevîleşmesi gibi hususlar yer alır. Bu bakımdan Medine kendisi için benzeri durumlarla karşılaşmayacağı korunaklı bir liman olmuştur. Şiirlerinde “Rızâî” veya “Rızâ” mahlasını kullanmıştır.
Eserleri. Ali Rıza Efendi’nin nasihat ve irşad amacıyla yazdığı eserlerin hemen hepsinde ortak olan hususlar arasında ahlâk, itikad, tasavvuf, aşk, sosyal/dinî kaygılar sayılabilir. Kitaplarının yurt dışında basılan Osmanlıca ilk baskılarının bir kısmında tarih kaydı yer almamaktadır.
1. İmdâdü’l-müslimîn fî beyânı akāidi’l-mü’minîn. Müellifin muhtemelen Arap harfleriyle basılan ilk kitabıdır. Eserde konular genelde manzum olarak açıklanmaktadır. Kitap Ali Rıza Efendi’nin vefatından sonra Konya’da Latin harfleriyle de basılmıştır.
2. Necâtü’l-mü’minîn min ehâdîsi’l-erbaîn ve Dîvân-ı Rızâ necâtü yevmi’l-haşri ve’l-cezâ. Bu iki metin bir arada hazırlanmış, çeşitli konularda kırk hadis ve açıklamaları kaydedildikten sonra yine konuya dair manzum metinlere yer verilmiştir. Toplam 453 sayfalık eserin ilk 131 sayfası Necâtü’l-mü’minîn’i, geri kalan bölüm Dîvân-ı Rızâ’yı oluşturmaktadır. Tasavvufî ve itikadî şiirlerden başka bir vefeyâtnâme ile Konya ve memleketi Hâdim hakkında şiirler içermektedir. Necâtü’l-mü’minîn Mahmut Kanık ve Fatma Zehra Kavukçu tarafından Kırk Hadis adıyla Latin harflerine aktarılmıştır (Ankara 2006).
3. İlticânâme-i Rızâiyye. Arap harfleriyle basılmıştır (Şam 1383). Bir kısmı divan şeklinde düzenlenmiş eserin manzum bölümü dünya ve âhiret saadeti, ibadetlerin ve zikrin önemiyle, sabır, doğruluk gibi erdemlere dair şiirlerden meydana gelmekte, son kısımlarda ibadetleri açıklayan nesir halindeki metinlere yer verilmektedir.
4. Gülzâr-ı Medîne (Medînetü’l-Münevvere). Arap harfleriyle basılan eser pek çok Arapça beytin manzum tercümesiyle âyet ve hadislerin manzum açıklamalarını içermektedir (İstanbul 1965). Kitabın son bölümünde Ali Rıza Efendi’nin kendi kaleminden manzum hal tercümesi bulunmaktadır.
5. Rahmet Damlaları (İstanbul 1969). Müellifin bu son eseri 1968-1969 yıllarında yazdığı şiirlerinden oluşmakta, ayrıca mağfiret ve Medine’de defnedilme arzusunu dile getiren şiirler içermektedir.

Henüz Tartışma Girilmemiştir
"KAŞIKÇI ALİ RIZA EFENDİ" maddesi için tartışma başlatın