BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarAyşe Aslıhan Yoran12 Temmuz 2026 15:39

Korkma, O Seni Herkesten Çok Seviyor

Alıntıla
kure star outline

Yıllarca popüler kültürün, şarkıların ve romantik komedilerin zihnimize kazıdığı o meşhur cümleleri bir düşünün: "Sensiz yaşayamam", "Beni herkesten çok sev", "Sensizliğin pençesindeyim", "Sen hayatımın merkezindesin"... Peki bu arzu harfiyen, kelimesi kelimesine gerçekleşseydi ve karşınızdaki insan tüm benliğini, ahlakını, dostlarını, hatta hayatta kalma güdüsünü sizin için tek kalemde silip atsaydı, neler olurdu?


Korku sinemasının en etkili numaralarından biri, bizden bir şey almak değildir; zaten sevdiğimiz, güvendiğimiz ya da masum bulduğumuz bir şeyi geri dönülmez biçimde kirletmektir.


Smile'dan sonra uzun süre samimi bir gülümseme bile insanı tedirgin edebiliyor. Squid Game ise yıllarca çocukluğumuzun en masum anılarını temsil eden oyunları bir ölüm arenasına çevirdi. Artık seksek sadece bir çocuk oyunu değil; hafızamız onu bambaşka bir anlamla taşıyor.


Bana kalırsa, Obsession da tam olarak aynı şeyi yapıyor, sadece çok daha “romantik komedilik” bir yerden. Çünkü bu film "Seni seviyorum." cümlesini kirletiyor. Hikâye ilerledikçe bu cümle sevgi beyanı olmaktan çıkıp bir tehdit gibi duyulmaya başlıyor. Nikki'nin her "Seni seviyorum." deyişi, aslında kendi iradesini biraz daha kaybettiğinin kanıtı hâline geliyor. Normalde huzur veren bu iki kelime, filmin sonunda insanın içine korku salıyor.


"Benimle birlikte olmanın nesi bu kadar kötü, Nikki?"

Obsession ilk bakışta hepimizin çok iyi bildiği, o klişe romantik çıkış noktasıyla açılıyor. Bear, uzun zamandır hayatında olan Nikki'ye sırılsıklam âşık. Aralarında dışarıdan bakanların "Bunların arasında bir şey var galiba" diyeceği türden bir samimiyet, bir arkadaşlık var. Bear da bu yakınlığın arkasında romantik bir ihtimal arıyor, buna inanmak istiyor. Ama sorun şu ki karşısına geçip hislerini açıkça konuşmak, risk almak, en kötü ihtimalle reddedilmeyi sineye çekmek yerine kolay yolu seçiyor: Nikki'nin kendisini sevmesini garantileyecek doğaüstü bir güce başvurmak!


Aman dikkat: Okuyacağınız yazı, "Obsession" film eleştiri "çalışması" işidir ve ağır spoiler içerir.


Bear'ın bu hamlesi, platonik bir aşkın getirdiği çaresiz bir çırpınıştan çok daha fazlası. Ortada "Willow" denen bir "dilek dalının" işi var. Ve bu dilek, Bear'ın en başından beri aralarındaki ilişkiyi ne kadar tek taraflı, ne kadar bencilce yorumladığını ele veriyor. Bear, Nikki'nin gerçekte ne hissettiğini bilmekten korkuyor; onun yerine Nikki'nin ne hissetmesi gerektiğine kendisi karar veriyor.


O yüzden Obsession'ı "aman dileklerine dikkat et" diyen sıradan bir korku filmi gibi görüp geçmek büyük haksızlık olur. Bu filmin asıl meselesi, sevgiyle sahip olma arzusu arasındaki o tekinsiz sınır.


Sevgi dediğin şey, özgür bir tercihe dayanıyorsa sevgidir. Bir insanın seni sevmesini tamamen garanti altına aldığın an, elinde kalan şey artık aşk olamaz.


Bir insan sizi kendi seçimiyle sevmiyorsa, onu size bağlayan şey hâlâ sevgi sayılır mı?


Obsession (Saplantı) filminden Nikki Freeman. (Inde Navarrette) (Box Office Türkiye)

"Nikki Freeman'ın beni dünyadaki herkesten çok sevmesini diliyorum."

Bear kendini kötü, manipülatif ya da tehlikeli biri olarak görmüyor. Nitekim öyle de değil, en azından niyeti öyle değil. Amacı Nikki'ye zarar vermek, onu korkutmak ya da hayatını zindana çevirmek kesinlikle değil. Kendi küçük dünyasında; çekingen, hislerine karşılık bulamamış, biraz da talihsiz bir adam sadece. Haliyle dilediği dilek ona bir şiddet eylemi gibi gelmiyor; hayatta bir türlü tutturamadığı o küçük şansı zorla da olsa kendi tarafına çekme girişimi olarak görüyor. Bear'ın yaptığı en büyük hata, Nikki'yi gerçekten gözlemlememesi. Onu sürekli kafasına göre yorumluyor. Aralarında aslında ne olup bittiğini anlamaya zerre çalışmıyor; kızın attığı her adımı, yaptığı her şakayı kendi romantik senaryosunu destekleyecek şekilde okuyor.


Hâlbuki işin aslı çok başka. Nikki onu neredeyse küçük erkek kardeşi gibi görüyor.


Bear'ın yanında bu kadar rahat olması, kendini hiç kasmaması tamamen bu güvenli yakınlıktan kaynaklanıyor.


"Sen benim karım değilsin Gretel!"

Tam da bu yüzden bence filmin en önemli sahnelerinden biri, çoğu kişinin ilk izleyişte üzerinde durmadığı Hansel ve Gretel şiiri. İlk bakışta yalnızca rahatsız edici gotik bir performans gibi duran bu sahnenin bambaşka bir anlamı var. Nikki'nin yazdığı şiirde Hansel ve Gretel artık masaldaki kardeşlik ilişkisinden çok uzakta.


Şiirin en kritik dizesi şu: "A love only the branch of a willow could conjure." Yani, "Böyle bir sevgiyi ancak Willow'un dalı yaratabilirdi."


Bu dizeyi filmin geri kalanıyla birlikte düşününce... Nikki'nin Bear'a karşı hissettikleri romantik değil; daha çok dostça, güvenli ve ailevi bir yakınlık.

İnsan, zihninde tamamen başka bir yere koyduğu biriyle romantik bir ilişkiye zorlandığında, bu deneyim ona son derece yabancı, rahatsız edici ve kimliğini sarsan bir ihlal gibi gelir. Hansel ve Gretel örneği bu yabancılık hissini anlatmanın en sert yollarından biri.


Başka bir ifadeyle Nikki, "Ben normalde seni asla bu şekilde sevmezdim." diyor. Bu yüzden Nikki'nin yaşadığı "doğaüstü olay", karşılıksız aşka "düşmek" değil; kendi benliğinin zorla yeniden inşa edilmesi.


"Ne dilediğine çok dikkat et!"

Obsession hakkında üstünde en çok durmak istediğim şey, şu ortak kanı: "Bear'ın dileği ters gidiyor."


Hatta birçok kişi filmi klasik bir Monkey's Paw (Maymun Pençesi) hikâyesi olarak görüyor. Yani karakter bir dilek diliyor, dilek gerçekleşiyor ama evren küçük bir kelime oyunuyla onu cezalandırıyor.


Ben buna katılmıyorum. Çünkü filmi dikkatli izlediğinizde dilek dalının, yani Willow'un, Bear'ın dileğini yanlış anlamadığını fark ediyorsunuz. Tam tersine, belki de filmde kusursuz çalışan tek şey Willow'un kendisi.


Bear ne diliyor?

"Nikki beni dünyadaki herkesten daha çok sevsin."


Şimdi dönüp Nikki'nin dönüşümüne bakalım.


Obsession (Saplantı) filminden Bear, dileği dilerken. (Michael Johnston.) (Box Office Türkiye)

Bear dışında hiçbir şeyi önemsememeye başlıyor. Arkadaşlarını umursamıyor. İşini bırakıyor. Kendi hayatını bırakıyor. Kendi bedenini bile ikinci plana atıyor. Bear'ın yanında olabilmek için sağlıksız biçimde her şeyi göze alıyor.


Bear'ın istediği tam olarak bu değil miydi?


Bear ne yazık ki "Nikki de bana âşık olsun." demiyor. "Nikki beni mutlu edecek kadar sevsin." de demiyor. "Dengeli bir ilişkimiz olsun." da demiyor. Bear'ın dileği son derece mutlak. "Beni herkesten daha çok sevsin."


Bir insanın sizi gerçekten dünyadaki herkesten daha fazla sevmesi, ne anlama geliyor?


Bu soruyu çoğumuz romantik komediler üzerinden düşündüğümüz için cevap çok masum geliyor.

"Beni önceliği yapsın." "Beni seçsin." "Bana değer versin."


Ama Willow romantik klişelerle çalışmıyor. Willow kelimelerle çalışıyor.

Nikki gibi, onunla beraber tüm yazarlar gibi... Kelimeleri sonuna kadar ciddiye alıyor.


Bir insan sizi gerçekten herkesten daha fazla seviyorsa, o zaman dünyanın geri kalanındaki herkes otomatik olarak ikinci sıraya düşüyor. Ailesi. Arkadaşları. İşi. Hayalleri. Ahlaki sınırları. Kendi bedeni. Kendi hayatı. Hatta kendisi bile.


Nikki'nin başına gelen tam olarak bu. Bu yüzden ben filmi hiçbir zaman "yanlış giden bir dilek" hikâyesi olarak okuyamadım. Bence ortada yanlış giden hiçbir şey yok. Yanlış olan, Bear'ın dileğinin kendisi.


"Beni neden sevemiyorsun?!"

Bear'ın yaşadığı rahatsızlık oldukça ironik. Çünkü Wish Nikki tam anlamıyla onun dileğinin ürünü olmasına rağmen, Bear kısa süre sonra bu ilişkiden kaçmaya başlıyor.


Bence Bear'ın istediği şey sınırsız sevgi değil. Kontrol edebildiği kadar sevgi.


Bear, Nikki'nin sürekli kendisini düşünmesini istiyor ama bunun kendi hayatını da değiştireceğini hiç hesaba katmıyor. Nikki'nin bütün hayatını Bear'ın etrafında kurmasını istiyor ama kendi hayatının Nikki'nin etrafında dönmesini istemiyor. Kısacası Bear eşit bir ilişki hayal etmiyor; merkezinde kendisinin olduğu bir ilişki hayal ediyor. Wish Nikki ise bu dengeyi tamamen ortadan kaldırıyor.


Artık ilişkide yalnızca Bear'ın ihtiyaçları yok. Nikki'nin de ihtiyaçları var. Üstelik bu ihtiyaçların tamamı Bear'a bağlı. Sürekli ilgi istiyor. Sürekli temas istiyor. Sürekli yanında olmak istiyor. Bear ilk kez romantik fantezisinin diğer tarafında olmanın nasıl bir yük olduğunu yaşamaya başlıyor. Yani Bear, Nikki'nin kendisini sevmesini istiyor. Ama Nikki'nin sevgisinin sorumluluğunu istemiyor.


Günümüz ilişkilerine ne kadar benziyor, değil mi?


Bir başka açıdan bakarsak Wish Nikki, herkesin "ideal partner" tanımını da yerle bir ediyor. Popüler kültürde ideal sevgili çoğu zaman hep ulaşılabilir olan, kıskanan, partnerini hayatının merkezine koyan, onu herkesten çok seven, sürekli ilgi gösteren ve asla vazgeçmeyen biri olarak romantize edilir.


Peki gerçekten böyle biriyle yaşamak ister miydiniz?


Obsession (Saplantı) filminden Bear. (Michael Johnston.) (Box Office Türkiye)

"Ne olmamı istersen, o olurum."

Bear hayatı boyunca kendisini herkesten çok sevecek bir kadın hayal etti. Hayatında ilk kez böyle bir kadınla karşılaştığında ise ondan kurtulmanın yollarını aramaya başladı. Eğer Wish Nikki, Bear'ın hayal ettiği ilişkiyi temsil ediyorsa, o zaman gerçek Nikki nerede?


Bir tarafta Bear'ın dileğinin yarattığı kişilik var. Diğer tarafta ise bütün bunları yaşamak zorunda kalan gerçek Nikki. Bunu destekleyen en önemli sahnelerden biri yine Hansel ve Gretel şiirinin okunduğu sahne. Wish Nikki bir anda normal Nikki'ye dönüşüp, kendine saldırmaya başlıyor ve çığlık atarak şu cümleyi tekrarlıyor: "Bu ben değilim."


Filmin ilerleyen bölümlerinde de buna benzer küçük kırılmalar görüyoruz. Wish Nikki'nin davranışları zaman zaman anlık olarak sekteye uğruyor. Bazı bakışlar, bazı duraksamalar, bazı yüz ifadeleri… Sanki içeride hâlâ mücadele eden başka bir bilinç varmış hissini sürekli canlı tutuyor.


İşte bu belirsizlik, filmin korkusunu çok daha güçlü hâle getiriyor. Çünkü eğer gerçek Nikki içerideyse, yaşanan her şeyi de görüyor olabilir.


Bunu düşünmek bile başlı başına korkutucu. Kendi bedeninizi kontrol edemediğinizi hayal edin. Konuşuyorsunuz ama konuşan siz değilsiniz. Birilerine dokunuyorsunuz ama dokunmak istemiyorsunuz. İnsanları incitiyorsunuz ama bunu durduramıyorsunuz. Bedeniniz hareket ediyor, siz ise yalnızca içeriden izliyorsunuz.


Obsession, klasik possession filmlerindeki gibi "içine şeytan girdi" demiyor. Çok daha rahatsız edici bir ihtimal öneriyor: Belki de gerçek Nikki bütün bunların farkında ama hiçbir şey yapamıyor.


Bear, sevmediği bir ilişkiye birkaç gün katlanıyor. Gerçek Nikki ise istemediği bir hayatı kendi bedeninin içinden izlemek zorunda kalıyor olabilir.


"Şey için aramıştım… Dilek iptali yapıyor musunuz?"

Film, Nikki’yi düşünmeden önce, Bear'ı sevmenizi istiyor. Daha doğrusu ondan nefret ederek başlamanızı istemiyor. Çünkü Bear ilk bakışta sinemanın klasik "tehlikeli erkeği" değil. Joe Goldberg gibi saplantılı değil. Patrick Bateman gibi karizmatik bir psikopat hiç değil. Sürekli manipülasyon yapan ya da kadınlardan nefret eden biri de değil. Sessiz, içine kapanık, biraz sosyal açıdan beceriksiz, arkadaşlarına karşı nazik davranan biri. Kedi besliyor. Şakalaşıyor. İnsanları dinliyor. Kısacası ilk yarım saat boyunca "Bu çocuğun tek suçu biraz fazla âşık olmak galiba." diye düşünmeniz oldukça normal.


Bence Curry Barker'ın en akıllıca tercihlerinden biri de tam olarak bu. Çünkü Bear baştan itibaren itici biri olsaydı, film çok daha kolay okunurdu. Seyirci onu ilk dakikada "kötü adam" ilan eder, dileği dilediği anda da bütün duygusal bağ kopardı. Oysa Obsession bunun tam tersini yapıyor. Bear'ın iyi biri olduğunu özellikle görünür kılıyor. Böylece filmin ilerleyen dakikalarında seyirci çok daha rahatsız edici bir soruyla baş başa kalıyor.



Obsession (Saplantı) filminden "Willow" - Dilek Dalı Ürünü. (Box Office Türkiye)

Bu arada, Barker’dan bahsetmişken, bir parantez açmam lazım, çünkü Obsession'ın hikâyesi sadece perdede gördüklerimizden ibaret değil. Curry Barker diye, 26 yaşında, YouTube'da adını duyurmuş bir yönetmen var bu işin arkasında. 【1】 Filmi yaklaşık 750 bin dolara çekmiş; yani bir sürü reklam filmi bile bundan daha pahalıya mal oluyor… 【2】


Sinemalara girdiğinde, 17 milyon dolarlık bir açılış haftasonuyla başladı, sonraki dört hafta boyunca kendi rakamlarını kırmaya devam etti ve sonunda bütçesinin neredeyse 500 katı kadar hasılat yaptı. Obsession, kimsenin beklemediği bir anda 2020'lerin en çok hasılat yapan özgün, canlı çekim İngilizce filmi unvanını "Sinners"ın elinden aldı. 【3】


Pazarlama tarafı da az buçuk oyunun bir parçası oldu aslında; Focus Features, hikâyenin merkezindeki o uğursuz oyuncağı gerçek hayata taşıyıp "One Wish Willow" replikalarını özel mağazalarda, temalı otomatlarda ve internette satışa çıkardı. Ürün saatler içinde tükendi, bazı yerlerde orijinal fiyatının on katına satılmaya başladı. İnsanlar filmden çıkıp konuşmaya devam etti, sosyal medyada döndü durdu, tekrar tekrar izlendi. Bu kadar küçük bir bütçeyle böyle bir yankı yaratmak, filmin kendi meselesiyle de -bir dilek hakkı- garip bir şekilde örtüşüyor gibi, ne dersiniz?


"Bear, seni çok, çok, çok ama çok seviyorum”.

Son yıllarda sosyal psikoloji ve toplumsal cinsiyet çalışmalarında sıkça kullanılan bir kavram var: Nice Guy Syndrome. Buradaki "nice guy", internette alay edilen stereotipten biraz farklı. Kendisini iyi biri olarak tanımlayan, bu yüzden de romantik olarak seçilmeyi hak ettiğine inanan erkek profilini anlatıyor.

Obsession (Saplantı) filminden Bear. (Michael Johnston.) (Box Office Türkiye)


Bu insanlar çoğu zaman bağırmaz, tehdit etmez ya da açıkça manipülasyon yapmaz. Sorun daha görünmezdir. İyi davranmanın, sabretmenin ve duygularını uzun süre içinde taşımanın bir gün romantik karşılık getirmesi gerektiğine inanırlar. Bear'ın hikâyesi de belki buradan okunabilir…


Çünkü o hiçbir zaman "Nikki beni seçmek zorunda." demiyor. Ama dileği zaten bunu onun yerine söylüyor. "Nikki beni herkesten daha çok sevsin." cümlesi aslında çok daha derindeki başka bir arzunun dışavurumu: "Nikki'nin beni seçmeme ihtimali ortadan kalksın."


Bear kendini iyi biri olarak görüyor, tıpkı bizim gördüğümüz gibi. Bir insan kendisini kötü biri olarak görmediğinde, yaptığı sınır ihlallerini de kolay kolay sınır ihlali olarak görmüyor. Bu nedenle filmin en büyük kırılma noktası dileğin dilendiği an değil. Bence asıl kırılma, Bear'ın Nikki'nin artık kendisi olmadığını anlamasına rağmen ilişkiyi bir süre daha sürdürmesi.


O noktada artık ortada romantik bir karşılıklılık olmadığını görüyor. Nikki'nin davranışları doğal değil. Sevgi, sağlıklı değil. Sürekli yanında olmak istemesi normal değil. Yine de Bear hemen vazgeçemiyor. Çünkü hayatında ilk kez biri onu bu kadar yoğun seviyor. Kedisi bile onun ilaçları yüzünden ölüp onu terk etmişken…


Yanlış olduğunu biliyor ama aynı zamanda bu sevgiden vazgeçmek de istemiyor.


Konumuza dönelim... Bear'a üzülmemek zor. Çünkü çok yalnız biri. Gerçekten sevilmek istiyor. Gerçekten mutlu olmak istiyor. Fakat iyi niyet, etik ihlali ortadan kaldırmıyor. Hatta bazen en büyük hatalar tam da kötü niyetle değil, çaresizlik ve yalnızlıkla birleşen iyi niyetle yapılıyor.


Bear bize yabancı biri değil sanki... Di’ mi?

"Bir anda çıkmaya başlamanız, biraz tuhaf."

Obsession'ı izlediğinizde, bu yazıda ve şimdi olduğu gibi, ister istemez Bear ve Nikki'nin ilişkisine odaklanıyorsunuz. Film de bunu istiyor zaten. Kamera sürekli onların üzerinde. Ama bir süre sonra ilginç bir şey oluyor; gözünüz biraz da "kenarda duran insanlara" kayıyor. Çünkü Bear'ın kim olduğunu, Bear'dan çok Ian anlatıyor. Nikki'nin yaşadığı değişimi, Nikki'den çok Sarah fark ediyor. Hatta filmin ahlaki pusulasını bile belki de en iyi Sandy temsil ediyor.


Bir korku filminde kedinin bile bu kadar sembolik yük taşıması, oldukça başarılı bir pano iğnesi.


İlk olarak Ian'dan başlayalım. "Açgözlü", "bencil", "çıkarcı"… Adamın daha Willow'u görür görmez aklına para gelmesi bu yorumları yapmanıza sebep olabilir. Ama dürüst olalım; Ian'ın tek suçu, çoğu insanın içinden geçeni yüksek sesle söylemesi. Gerçekten çalışan sihirli bir dilek hakkınız olsa, herkes önce ruh eşini mi düşünürdü? Emin değilim. Borsa grafiği açanların, piyango numarası isteyenlerin ve "Şu arsayı 2008'de alsaydım…" diye iç geçirenlerin sayısı hiç de az olmazdı. Ian, en azından dürüst.


Filmin ilk yarısında Ian'ın açgözlülüğü rahatsız ediyor ama ikinci yarıda Bear'ın dileğini düşününce etik terazisi tamamen değişiyor. Ian para istiyor. Bear ise başka bir insanın iradesini.


Obsession (Saplantı) filminden Sarah. (Megan Lawless.) (Box Office Türkiye)

Sarah ise filmin sessiz kahramanı. Korku sinemasının yıllardır değişmeyen bir klişesi vardır; herkes bodruma inmeye karar verir, bir kişi "Bence bunu yapmayalım." der ve doğal olarak kimse onu dinlemez. Sarah tam olarak o kişi. Ama onu ilginç yapan şey, doğaüstü bir olayı erkenden çözmesi değil; Nikki'yi gerçekten görebilmesi. Bear sürekli Nikki'ye bakıyor ama aslında hep kendisini görüyor. Sarah ise Nikki'ye ya da Bear'a bakarken, yalnızca Nikki'yi ve Bear'ı görüyor. Aradaki fark sandığımızdan çok daha büyük.


Bir insanı gerçekten tanımak, onun sizin hakkınızda ne hissettiğini tahmin etmek değildir. Onun kendi hayatını, kendi duygularını ve kendi değişimini fark edebilmektir. Sarah bunu başarabiliyor. Üstelik kendine ait hayalleri, bir hayatı, bir karakteri olduğunu da Ian'dan çok daha fazla görüyoruz. Bu yüzden Nikki'deki ilk kırılmayı fark eden kişi Bear ya da Ian değil, Sarah oluyor. Bana sorarsanız filmin en sağlıklı karakteri de Sarah.


Böyle bir arkadaşınız varsa kaybetmeyin. Arada canınızı sıkar ama en azından sizi büyülü söğüt dallarından uzak tutmaya çalışır. Uzak durmazsanız da onun canı sıkılır, hatta bir bakmışsınız… Neyse, aman diyeyim.


Ve Sandy… Açık konuşalım; korku sinemasında evcil hayvan olmak talihsiz bir iş. CV'nize "kedi" yazdığınız anda yaşam beklentiniz dramatik biçimde düşüyor. Canlarım benim… Sandy de bu geleneği bozamıyor. Hayvanın bütün amacı muhtemelen güneş gören koltuğa yayılmak ve mama saatini beklemekti. Ne Bear'ın romantik krizinden haberi var ne Willow'un ne olduğundan. Ama filmin ilk gerçek bedelini ödeyen karakterlerden biri yine o. Canım Sandy'nin ölümü bence filmin en önemli sembollerinden biri. Çünkü senaryo bize daha en başında çok net bir mesaj veriyor: Bear'ın dileği yalnızca Bear ile Nikki arasında kalmayacak.


Sağlıksız arzuların en büyük özelliğidir zaten. Hiçbir zaman iki kişiyle sınırlı kalmazlar. Arkadaşlar zarar görür. Aileler zarar görür. İş hayatı zarar görür. Günlük hayat zarar görür. Hatta hiçbir şeyden haberi olmayan ve ölmüş bir kedi bile zarar görür. Romantik bir problem gibi başlayan şey, giderek bütün çevreyi içine çeken bir girdaba dönüşür.


En sonunda Sandy, ne yazık ki korkunç bir olayın başrolü oluyor ve yan rol bir kedi olma CV'sini yırtıp atıyor.

"Ben aslında hiç seninle olmadım, Bear."

Yazının başından beri Bear'dan çok bahsettik. Dileğini konuştuk. Psikolojisini konuştuk. "Nice Guy" tartışmalarını konuştuk. Aslında filmi bitirdikten birkaç saat sonra bütün bu tartışmalar yavaş yavaş önemini kaybetmeye başlıyor. Geriye tek bir karakter kalıyor: Nikki.


Film boyunca herkes, Nikki hakkında konuşuyor. Bear konuşuyor. Sarah konuşuyor. Ian konuşuyor. Seyirci konuşuyor. Ama Nikki'nin kendisi neredeyse hiç konuşamıyor. Konuştuğu çoğu anda da o, gerçek Nikki değil.


Nikki doğrudan konuşamıyor çünkü artık kendi sesi bile ona ait olmayabilir. Elinde kalan tek alan yazı. Zaten karakterin yazar olması da bu yüzden bana hiç tesadüf gibi gelmiyor…


Filmin finali bu yüzden beni kanlı sahnelerinden daha fazla etkiliyor. Çünkü Bear ölüyor ve hikâyesi bitiyor. Yani başrolümüz yaptığının "bedelini" ödüyor, perde kapanıyor. Nikki için ise perde tam o anda açılıyor.


Obsession (Saplantı) filminden Nikki Freeman. (Inde Navarrette) (Box Office Türkiye)

Arkadaşlarını katletmiş, yaşadıklarını kimseye açıklayamayacak, muhtemelen hapse girecek ve hayatı boyunca anlam veremeyeceği anılarla yaşayacak bir insan kalıyor geriye.


Korku filmlerinde genellikle "hayatta kalan" karaktere rahatlıyoruz. Obsession ise bu beklentiyi tersine çeviriyor.


Bence kötü olan, Willow değil. Korkunç ve ürpertici sahneler... Belki. Finaldeki ölüm de değil. Kötü olan, Nikki'nin zihninde neler yaşandığını hiçbir zaman tam olarak öğrenemeyecek olmamız.


Eğer gerçekten içeride kalmışsa, eğer gerçekten bütün bunları izlediyse, sinemanın bize göstermediği ikinci bir film daha var demektir.


Velhasıl... Obsession, kucağınıza, kanlar içinde kalmış bir karakter bırakıyor.

Onun adı Bear değil.

Nikki.

Son anda dilek dileyen Nikki.
Freaky Nikki.
Sahi, kimdi bu Freaky Nikki?
İçerideki miydi, yoksa dışarı çıkan mı?

Kaynakça

Obsession. (Saplantı). Yönetmen: Curry Barker. Los Angeles: Focus Features, 2026.

"How Did Obsession Become a Box Office Hit? Budget and Numbers Explained." The Review Geek. Erişim Tarihi: 12 Temmuz 2026. https://www.thereviewgeek.com/boxofficeexplained-obsession/.

"Nice Guy Syndrome and 5 Important Ways to Break Free From It." PsychUniverse. Erişim Tarihi: 12 Temmuz 2026. https://psychuniverse.com/nice-guy-syndrome/.

"Obsession (2025) - Box Office and Financial Information." The Numbers. Erişim Tarihi: 12 Temmuz 2026. https://www.the-numbers.com/movie/Obsession-(2026).

"Obsession (2026) Budget: $750K Production Cost." Saturation.io. Erişim Tarihi: 12 Temmuz 2026. https://saturation.io/budgets/obsession-2026.

"Takıntı (Obsession) | Altyazılı Fragman - 15 Mayıs'ta Sinemalarda." YouTube video, 14 Mart 2026. Erişim Tarihi: 12 Temmuz 2026. https://www.youtube.com/watch?v=wa9sQappK2w.

Hookstead, David. "How 'Obsession' Went from a Sub-$1M Horror Film to a $371.2M Box Office Phenomenon That Dethroned 'Sinners.'" OutKick (via Fox News), Haziran 2026. Erişim Tarihi: 12 Temmuz 2026. https://www.foxnews.com/outkick-culture/obsession-went-sub-1m-horror-film-371-2m-box-office-phenomenon-dethroned-sinners.

Lammers, Tim. "'Obsession' Arrives on Streaming as Film Tops $370 Million at Box Office." Forbes, 30 Haziran 2026. Erişim Tarihi: 12 Temmuz 2026. https://www.forbes.com/sites/timlammers/2026/06/30/obsession-arrives-on-streaming-this-week-as-film-tops-370-million-at-box-office/

Lammers, Tim. "'Obsession,' Made for $750,000, Crosses $400 Million at Box Office." Forbes, 5 Temmuz 2026. Erişim Tarihi: 12 Temmuz 2026. https://www.forbes.com/sites/timlammers/2026/07/05/obsession-made-for-750000-crosses-400-million-at-box-office/

Roeloffs, Mary. "'Obsession' Becomes This Summer's Breakout Box Office Hit." Forbes, 25 Mayıs 2026. Erişim Tarihi: 12 Temmuz 2026. https://www.forbes.com/sites/maryroeloffs/2026/05/25/obsession-becomes-this-summers-breakout-box-office-hit/

Dipnotlar

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

İçindekiler

  • "Benimle birlikte olmanın nesi bu kadar kötü, Nikki?"

  • "Nikki Freeman'ın beni dünyadaki herkesten çok sevmesini diliyorum."

  • "Sen benim karım değilsin Gretel!"

  • "Ne dilediğine çok dikkat et!"

  • "Beni neden sevemiyorsun?!"

  • "Ne olmamı istersen, o olurum."

  • "Şey için aramıştım… Dilek iptali yapıyor musunuz?"

  • "Bear, seni çok, çok, çok ama çok seviyorum”.

  • "Bir anda çıkmaya başlamanız, biraz tuhaf."

  • "Ben aslında hiç seninle olmadım, Bear."

KÜRE'ye Sor