Tarih | 13 Nisan 1975 – 13 Ekim 1990 (15 yıl, 6 ay) | ||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
Ülke | Lübnan | ||||||||
Anlaşma | Taif Anlaşması | ||||||||
Savaşın Etkili Tarafları | İsrail Ordusu Suriye Ordusu Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Sünni-Dürzi ittifakı (Lübnan Ulusal Hareketi) Maruni Hristiyan milisler (Falanjistler) | ||||||||
Savaşın Temel Sebepleri | Bölgesel Müdahale(Özellikle Suriye ve İsrail) FKÖ'nün Varlığı Sektaryanizm (Mezhepçilik) | ||||||||
Savaşın Başlıca Sonuçları | Beyin Göçü Ekonomik Yıkım Suriye Hegemonyası Güç Kayması Anayasal Değişiklik | ||||||||
Lübnan İç Savaşı (1975-1990), Lübnan'ın mezhepsel siyasi yapısı ve sosyo-ekonomik dengesizliklerinin yarattığı iç gerilimler ile bölgesel ve uluslararası aktörlerin müdahalelerinin birleşmesi sonucu 13 Nisan 1975 ile Ekim 1990 tarihleri arasında gerçekleşen 15 yıllık çok taraflı silahlı çatışmalar bütünüdür. Çatışma süreci; ülkedeki Hristiyan ve Müslüman gruplar, Filistinli silahlı örgütler ve milis yapılanmaları arasında cereyan etmiş, zamanla Suriye, İsrail ve İran gibi bölgesel devletlerin yanı sıra uluslararası güçlerin de doğrudan veya dolaylı müdahil olduğu karmaşık bir savaşa dönüşmüştür. Savaş süreci boyunca merkezi devlet otoritesinin zaafa uğraması ve ordunun parçalanmasıyla ülke, fiili olarak farklı nüfuz alanlarına bölünmüş, kamu düzeni ve kamu kurumları işlevsiz hale gelmiştir.
On beş yılı aşkın süre devam eden iç savaş, 1989 yılında kabul edilen Taif Anlaşması çerçevesinde sağlanan siyasi uzlaşı ve devlet otoritesinin yeniden tesisiyle 1990 yılında askerî olarak sona ermiştir. Savaş sonucunda 100 binden fazla insan hayatını kaybetmiş, yüz binlerce kişi yaralanmış, nüfusun önemli bir bölümü ülke içinde yerinden edilmiş veya yurt dışına göç etmek zorunda kalmıştır. Çatışma dönemi, Lübnan'ın toplumsal ve ekonomik altyapısında ağır tahribat yaratırken ülkenin anayasal ve siyasi yapısını da yeniden şekillendirmiştir.
I. Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı egemenliğinin sona ermesiyle birlikte, 24 Nisan 1920 tarihinde düzenlenen San Remo Konferansı kararları doğrultusunda Suriye ve Lübnan toprakları Fransa'nın manda idaresine bırakılmıştır. Fransız Yüksek Komiseri General Henri Gouraud, 31 Ağustos 1920 tarihli kararname ile 1 Eylül 1920'de Beyrut'ta ilan ettiği kararla, tarihsel Cebel-i Lübnan (Lübnan Dağı) bölgesine sahil kentleri olan Beyrut, Trablus, Sayda ve Sur ile Bekaa Vadisi'ni dahil ederek "Büyük Lübnan" (Etat du Grand Liban) devletini kurmuştur. Osmanlı dönemindeki Lübnan Mutasarrıflığı sınırlarını genişleten bu düzenleme, Sünni ve Şii Müslüman nüfusun yoğunlukta olduğu tarım ve ticaret alanlarını yeni devlete katarak ekonomik olarak kendine yetebilen ve Maruni Hristiyanların siyasi üstünlüğüne dayanan bir idari yapı oluşturmayı hedeflemiştir.
Fransız manda yönetimi altında hazırlanan ilk anayasa 23 Mayıs 1926 tarihinde Temsilciler Meclisi'nde kabul edilmiş ve Lübnan Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Ancak anayasal çerçeve dış ilişkiler, savunma ve temel egemenlik yetkilerini Fransız Yüksek Komiserliği'ne bıraktığından gerçek anlamda bir bağımsızlık sağlamamış; manda idaresi yetkilerini kullanarak anayasayı 1932, 1934 ve 1939 yıllarında askıya almış ve parlamentoyu feshetmiştir. II. Dünya Savaşı sırasında 1941 yılında Özgür Fransa ve İngiliz kuvvetlerinin kontrolü ele geçirmesinin ardından artan iç ve dış baskılar sonucunda, Fransız Yüksek Komiserliği 25 Mart 1943'te anayasayı yeniden yürürlüğe koyarak genel seçimlerin önünü açmıştır.
21 Eylül 1943'te yapılan seçimlerin ardından Maruni Hristiyan Bişara el-Huri Cumhurbaşkanlığına seçilmiş ve Sünni Müslüman Riyad es-Sulh'u Başbakan olarak atamıştır. İki lider arasında varılan şifahi uzlaşı, Lübnan siyasi sisteminin kurucu belgesi niteliğindeki 1943 Ulusal Paktı'nı (el-Misak el-Vatani) oluşturmuştur. Ulusal Pakt; Hristiyanların Batı korumacılığını, Müslümanların ise Suriye veya daha geniş bir Arap birliğine katılma taleplerini terk etmesi esasına dayanarak ülkenin Arap kimliğini tanımıştır. Pakt kapsamında Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı Maruni Hristiyan, Başbakan Sünni Müslüman, Meclis Başkanı Şii Müslüman olarak belirlenmiş; parlamentodaki sandalye dağılımı ise Hristiyanlar lehine 6:5 oranında sabitlenmiştir. Manda yönetiminin kaldırılmasına yönelik anayasal değişikliklerin ardından Fransız yetkililerin liderleri tutuklaması kitlesel tepkilere yol açmış, 22 Kasım 1943'te tutukluların serbest bırakılmasıyla bağımsızlık kazanılmış ve 31 Aralık 1946'da son Fransız birliklerinin tahliyesiyle yabancı askerî varlık tamamen sona ermiştir.
Lübnan, Ortadoğu'da dini ve mezhepsel çeşitliliğin en yoğun olduğu toplumsal yapılardan birine sahiptir ve anayasal olarak tanınmış 18 ayrı resmi mezhepsel cemaati barındırmaktadır. Hristiyan topluluğu içerisinde en kalabalık ve siyasi olarak en etkin grup Katolik Maruniler olup, onları Rum Ortodokslar, Rum Katolikler (Melkitler), Ermeni Ortodokslar, Ermeni Katolikler, Protestanlar ve Süryaniler gibi diğer gruplar izlemektedir. Müslüman topluluğu ise Sünniler, Şiiler (İmamiye/Caferiler), Aleviler ve İsmaililerden oluşmakta; İslam'ın bir kolu olarak değerlendirilmekle birlikte kendine özgü kapalı inanç esaslarına sahip olan Dürziler de bu yapı içinde yer almaktadır.
Lübnan'ın konfesyonalizm (Ta'ifiyye) veya "eştoplumlaştırmacılık" olarak adlandırılan mezhepsel güç paylaşımı sistemi, Fransız manda idaresi döneminde 1932 yılında gerçekleştirilen tek resmi nüfus sayımının verilerine dayandırılmıştır. Toplam 785 bin kişi olarak belirlenen 1932 sayımında Maruniler %28,8 (226 bin), Sünni Müslümanlar %22,4 (175 bin), Şii Müslümanlar %19,6 (150 bin), Rum Ortodokslar %9,6 (76 bin), Dürziler %6,7 (53 bin) ve Rum Katolikler %5,8 (45 bin) oranında kaydedilmiştir. Bu sayım sonucunda elde edilen kıl payı Hristiyan çoğunluğu, devlet kademelerinin, bürokratik makamların, ordu komutasının ve parlamentodaki sandalye dağılımının mezhepsel kotalara göre orantılı biçimde bölünmesinin hukuki ve siyasi gerekçesini oluşturmuştur.
Toplumsal yapının temel belirleyicilerinden bir diğerini, kökleri Osmanlı tımar ve mukataa sistemine dayanan, geleneksel feodal toprak ağalığı ve nüfuz sahibi elit aile liderliği modeli olan "Zaimlik" müessesesi oluşturmaktadır. Lübnan'da siyasi partiler ve toplumsal hareketler, geniş ideolojik programlardan ziyade patron-müşteri ilişkisiyle işleyen ve babadan oğula geçen bu Zaim ailelerinin çevresinde şekillenmiştir. Maruni grubunda Cemayel, Şemun, Franjiye ve Edde aileleri; Sünni grubunda Kerami, Selam ve Sulh aileleri; Dürzi grubunda Canbulat ve Arslan aileleri; Şii grubunda ise Hamadeh ve Esad aileleri geleneksel siyasi ve toplumsal liderliği ellerinde tutmuşlardır.
1946-1975 yılları arasında Lübnan ekonomisi yıllık yüksek büyüme oranları kaydetmiş, ancak bu ekonomik genişleme tarım ve imalat sanayii yerine serbest piyasaya, dış ticarete, bankacılığa, turizme ve hizmet sektörüne dayanmıştır. Üretime ağırlık vermeyen ve dış sermaye girişlerine bağımlı olan bu büyüme modeli, elde edilen refahın ve sermaye birikiminin mezhepsel ve bölgesel düzeyde son derece eşitsiz dağılmasına yol açmıştır. Savaş öncesi dönemde ticari ve finansal kuruluşların, sanayi şirketlerinin ve bankacılık sektörünün yaklaşık %70 ila %75'i Maruni ve diğer Hristiyan elitlerin kontrolünde bulunmuştur.
Ekonomik yapıdaki sektörel tercihler, coğrafi ve bölgesel gelir dağılımında keskin uçurumlar yaratmıştır. 1960 yılı verilerine göre kişi başına düşen yıllık gelir finans ve ticaret merkezi olan Beyrut'ta 803 dolar seviyesindeyken, tarım sektörünün ihmal edildiği ve sulama altyapısından yoksun kaldığı Güney Lübnan'da 151 dolara kadar gerilemiştir. Gelir seviyesinin düşüklüğü ve kırsal alandaki yetersiz koşullar, ağırlıklı olarak Şii ve Sünni nüfusun yaşadığı Güney Lübnan ile Bekaa Vadisi'nden Beyrut'un çevresine kitlesel göç dalgalarına neden olmuştur. Bu göç süreci, kent merkezinin etrafında altyapı, sağlık ve eğitim olanaklarından yoksun, yoksul kitlelerin biriktiği "sefalet kuşaklarının" (gettoların) oluşmasıyla sonuçlanmıştır.
Siyasi alanda ise 1932 nüfus sayımına göre belirlenen 6:5 temsil kotası ve Marunilerin devlet aygıtındaki dominant konumu, ilerleyen onlarca yılda Müslüman nüfusun (özellikle Şiilerin) daha yüksek doğum oranlarıyla artmasına karşın sabit tutulmuştur. Demografik gerçeklikler ile anayasal ve idari güç paylaşımı arasındaki açılma, Müslüman topluluklar ile sol/Arap milliyetçisi hareketler arasında temsil adaletsizliği huzursuzluğunu tırmandırmıştır. Cumhurbaşkanlığı yetkilerinin genişliği, ordu komuta kademesinin ve kamu bürokrasisinin Marunilerin kontrolünde olması ve Müslümanların idari reform taleplerinin statüko güçlerince reddedilmesi, ülkede siyasi meşruiyet krizini derinleştirerek iç savaşa giden toplumsal fay hatlarını olgunlaştırmıştır.
1948 Arap-İsrail Savaşı sonrasında Filistin topraklarından ayrılmak zorunda kalan yaklaşık 100.000 Filistinli mülteci Lübnan'a sığınmıştır. Birleşmiş Milletler Mültecilere Yardım Teşkilatı (UNRWA) tarafından yürütülen yardım faaliyetleri kapsamında mülteciler; Sayda, Sur, Bekaa Vadisi, Baalbek, Beyrut ve Trablusşam gibi bölgelerde kurulan 17 ayrı resmi mülteci kampına yerleştirilmiştir. Kamplarda barınan yoksul mülteci nüfusuna çalışma izni verilmemiş, mülteciler hukuki tecride tabi tutularak ağır sosyo-ekonomik koşullar altında yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Lübnan hükümeti, Sünni Müslüman nüfustan oluşan Filistinli mültecilere vatandaşlık hakları tanımamıştır. 1932 nüfus sayımına dayanan ve Hristiyan Marunilerin siyasi üstünlüğüne dayalı konfesyonal temsil sisteminde, yüz binlerce Sünni Müslüman'ın vatandaş yapılması hassas mezhepsel dengeleri Müslümanlar lehine bozacağı gerekçesiyle reddedilmiştir. Yalnızca varlıklı ve orta sınıfa mensup olan, büyük çoğunluğu Hristiyan mezhebine bağlı az sayıda Filistinliye vatandaşlık alma ve ikamet imkânı sağlanmıştır.
1967 Altı Gün Savaşı'nın ardından gerçekleşen yeni göç dalgaları ve nüfus artışıyla birlikte Lübnan'daki Filistinli mülteci sayısı 200.000 ila 300.000 seviyesine ulaşmıştır. Sünni mülteci nüfusunun bu belirgin artışı, ülkedeki Hristiyan siyasi çevreler ve özellikle Maruni gruplar tarafından varoluşsal bir demografik ve siyasi tehdit olarak değerlendirilmiştir. Filistinlilerin varlığı bir yandan ülke ekonomisine ve altyapısına ek yük getirirken diğer yandan yoksul Müslüman kesimlerle kurulan doğal ittifak Lübnan iç siyasal gerilimlerini artırmıştır.
1967 savaşı sonrasında Suriye sınırından geçerek Güney Lübnan'a sızan silahlı Filistinli gerilla grupları, bölgeyi kontrol altına alarak İsrail topraklarına yönelik silahlı eylemler düzenlemeye başlamıştır. İsrail'in bu gerilla saldırılarına karşılık olarak Beyrut Havalimanı da dahil olmak üzere Lübnan topraklarını hedef alan askerî misillemeler gerçekleştirmesi, Lübnan devleti ve ordusunu zor durumda bırakmıştır. Filistinli grupları denetim altına almaya çalışan Lübnan ordusu ve Askeri İstihbarat teşkilatı (Deuxième Bureau) ile gerillalar arasında şiddetli silahlı çatışmalar yaşanmıştır.
Lübnan'da tırmanan iç krizi ve çatışmaları sonlandırmak amacıyla Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdünnasır'ın arabuluculuğunda 3 Kasım 1969 tarihinde Kahire Antlaşması imzalanmıştır. Lübnan Ordu Komutanı General Emile Bustani ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) İcra Kurulu Başkanı Yaser Arafat tarafından imzalanan bu gizli anlaşma, FKÖ'ye mülteci kamplarında özerk yönetim, silahlı varlık gösterme ve Güney Lübnan üzerinden İsrail'e karşı askerî operasyonlar yürütme hakkı tanımıştır. Antlaşma, FKÖ'nün Lübnan toprakları üzerindeki silahlı mevcudiyetini ve özerkliğini idari ve hukuki zemine oturtarak örgütün devlet içinde otonom bir yapı kazanmasına yol açmıştır.
1970-1971 yıllarında Ürdün'de meydana gelen "Kara Eylül" iç savaşı sonrasında Ürdün ordusu tarafından ülkeden çıkarılan FKÖ ve ona bağlı tüm silahlı unsurlar, ana karargâhlarını ve askerî merkezlerini Lübnan'a taşımıştır. Ürdün'den gelen binlerce silahlı gerillanın katılımıyla FKÖ, Lübnan'ın güneyinde ve Beyrut'ta kontrol alanlarını genişleterek paralel bir idari ve askerî otorite haline gelmiştir. FKÖ'nün Lübnan'daki sol ve Arap milliyetçisi gruplarla (Lübnan Ulusal Hareketi) ittifak kurması, Maruni siyasi partilerin (özellikle Falanjist Ketaib Partisi ve Milliyetçi Liberal Parti) yaklaşan silahlı bir çatışmaya karşı hızla milis güçleri oluşturarak silahlanmasına neden olmuştur.
13 Nisan 1975 tarihinde Doğu Beyrut'un Ayn el-Remmaneh semtinde Maruni Ketaib (Falanjist) Partisi lideri Pierre Cemayel'in katıldığı Seyyidetü'l-Halas Kilisesi'nin açılış töreni sırasında yaklaşan bir araçtan açılan ateş sonucu Cemayel'in koruması ve iki Falanjist milis hayatını kaybetmiştir. Bu gelişmenin hemen ardından, aynı gün Filistin Kurtuluş Halk Cephesi - Genel Komutanlığı (FHKC-GK) toplantısından dönen ve Tel ez-Zaatar mülteci kampına doğru ilerleyen Filistinlileri taşıyan bir otobüs Ayn el-Remmaneh'de Falanjist milisler tarafından pusuya düşürülmüş ve çıkan çatışmada 27 kişi öldürülmüştür[2]. Ayn el-Remmaneh otobüs olayı, Lübnan'da tırmanan toplumsal ve mezhepsel gerilimleri açık bir iç savaşa dönüştüren kırılma noktasını oluşturmuştur.
Olayın ardından Ketaib Partisi yönetimi otobüsteki kişilerin silahlı militanlar olduğunu ve ateşin ilk olarak karşı taraftan açıldığını ileri sürerken, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve görgü tanıkları otobüste aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu silahsız mültecilerin katledildiğini bildirmiştir. Saldırının akşamından itibaren Beyrut'ta FKÖ'ye bağlı silahlı unsurlar ile Kemal Canbolat liderliğindeki Lübnan Ulusal Hareketi (LUH) müttefikleri ve Ketaib milisleri arasında ağır silahların kullanıldığı sokak çatışmaları başlamıştır. Şiddet eylemleri kısa sürede Beyrut'un dışına taşarak Trablusşam, Sayda ve Bekaa Vadisi gibi bölgelerdeki yerleşim birimlerine de yayılmıştır.
Çatışmaların şiddetlenmesiyle birlikte Beyrut şehri, Hristiyan milislerin denetimindeki Doğu Beyrut ile Müslüman ve sol grupların denetimindeki Batı Beyrut olmak üzere fiilen ikiye ayrılmış ve iki bölge arasında "Yeşil Hat" adı verilen çatışma sınırı teşekkül etmiştir. Ekim 1975'te Bağımsız Nasırcı Hareket'in milis gücü Murabitun ile Filistinli müttefiklerinin, Ketaib güçlerinin kontrolündeki oteller bölgesine taarruz etmesiyle Holiday Inn, Phoenicia, St. George ve Murr Binası gibi yüksek stratejik yapılarda aylarca süren "Oteller Savaşı" cereyan etmiştir. Aynı dönemde Doğu ve Batı Beyrut geçiş noktalarında kurulan barikatlarda sivillerin kimlik kartlarındaki dini ve mezhepsel aidiyetlerine göre infaz edilmesi, kitlesel kayıplara ve toplumsal bölünmenin derinleşmesine yol açmıştır.
Çatışmaların yayılması üzerine Ketaib Partisi liderliği, düzenin sağlanması amacıyla ordunun sokaklara sevk edilmesini talep etmiş, ancak Lübnan Ulusal Hareketi'ne yakınlığıyla bilinen Başbakan Reşid es-Sulh bu talebi reddetmiştir. Bunun üzerine Hristiyan kabine üyelerinin istifa etmesiyle es-Sulh hükümeti 15 Mayıs 1975'te istifasını sunmak zorunda kalmıştır. Cumhurbaşkanı Süleyman Franjiye'nin emekli Sünni subay Nureddin er-Rifai başkanlığında oluşturduğu askeri kabine Müslüman siyasi liderlerin sert muhalefeti sonucu hızla çökmüş, sonrasında 30 Haziran 1975'te Reşid Kerami tarafından kurulan uzlaşma hükümeti de milis grupları arasındaki silahlı çatışmaları engelleyememiştir.
Lübnan Ordusu, 1943 Ulusal Paktı ilkeleri doğrultusunda komuta kademesi ile Askeri İstihbarat (Deuxième Bureau) yöneticilerinin üçte ikisinin Hristiyan Marunilerden, er ve erbaş kadrosunun ise %75 gibi büyük bir çoğunluğunun Müslümanlardan oluştuğu hassas bir mezhepsel yapıya sahiptir. Bu kurumsal yapı sebebiyle ordunun iç çatışmalara müdahale edebilmesi Hristiyan ve Müslüman kanatların ortak onayına bağlanmış, ancak tarafların ordu komutasında reform yapılması ve ordunun tarafsızlığı konularında uzlaşamaması askeri birliklerin kışlalarda hareketsiz kalmasına neden olmuştur.
Askeri birliklerin müdahalede bulunamaması ve komuta kademesiyle erler arasındaki mezhepsel yarılma, ordunun bünyesinde kopuşları tetiklemiştir. 21 Ocak 1976 tarihinde Sünni Teğmen Ahmed el-Hatib kışkırtma yoluyla ordudan ayrılmış, yaklaşık 2000 asker ve 40 tank personeliyle birlikte Lübnan Arap Ordusu'nu (LAA) kurarak kışlaları ele geçirmiş ve Lübnan Ulusal Hareketi saflarına katılmıştır. Ordudaki subay ve erlerin kendi mezhepsel milis örgütlerine iltihak etmesiyle Lübnan Silahlı Kuvvetleri fiilen dağılmış, devlet şiddet tekelini tümüyle yitirmiş ve ülkedeki otorite boşluğu kontrolün sayısı 40'ı bulan farklı milis yapılanmasına geçmesiyle sonuçlanmıştır.
Lübnan Cephesi (el-Cebhetü'l-Lübnaniyye), iç savaşın ilk aşamasında mevcut siyasi ve anayasal statükoyu korumak, Filistinli silahlı grupların ülke içindeki nüfuzunu sınırlamak ve Hristiyan nüfusun yoğun olduğu bölgelerin güvenliğini sağlamak amacıyla kurulan sağ-muhafazakâr ittifaktır. İttifakın ana omurgasını Pierre Cemayel liderliğindeki Maruni Ketaib (Falanjist) Partisi ve onun askeri kanadı oluşturmuştur. Bloğun diğer temel bileşenleri arasında eski Cumhurbaşkanı Camille Şemun önderliğindeki Milliyetçi Liberal Parti (NLP) ve bu partinin Dany Şemun komutasındaki "Kaplanlar" (Ahrar) milis gücü, Cumhurbaşkanı Süleyman Franjiye liderliğindeki Zgharta Kurtuluş Ordusu (Marada Tugayı), Etienne Sakr liderliğindeki Sedir Muhafızları (Guardians of the Cedars) ve Tanzim örgütü yer almıştır.
1976 yılından itibaren Ketaib Partisi lideri Pierre Cemayel'in oğlu Beşir Cemayel, Hristiyan milis yapılanmalarını tek bir komuta merkezi altında toplamak amacıyla "Lübnan Güçleri" (el-Kuvvat el-Lübnaniyye) adıyla şemsiye bir askeri örgütlenme teşkil etmiştir. Beşir Cemayel, Hristiyan kanadı içindeki liderlik rekabetini sonlandırmak için rakip Maruni milis gruplarına karşı askerî harekâtlar düzenlemiştir. 1978 yılında Franjiye ailesinin hedef alındığı Ehden baskını ile Marada Tugayı pasifize edilmiş; 1980 yılında ise Safra bölgesinde Milliyetçi Liberal Parti'ye bağlı Kaplanlar milisi dağıtılarak Lübnan Güçleri'ne katılmıştır. Bu süreç sonunda Beşir Cemayel, Doğu Beyrut'tan Cebel-i Lübnan'a kadar uzanan alanda askeri ve idari denetim sağlayarak homojen bir kontrol sahası tesis etmiştir.
Lübnan Ulusal Hareketi (el-Haraketü'l-Vataniyyetü'l-Lübnaniyye), 1943 Ulusal Paktı ile kurulan mezhepsel temsil sistemini değiştirmek, anayasal reformlar gerçekleştirmek ve Filistin direnişine destek vermek amacıyla sol, sosyalist, Arap milliyetçisi ve Müslüman grupların bir araya gelmesiyle oluşturulan bloktur. Hareketin siyasi liderliğini İlerici Sosyalist Parti (PSP) kurucusu ve Dürzi toplumunun geleneksel önderi Kemal Canbolat yürütmüştür. Ulusal Hareket'in temel programı; siyasi ve idari alandaki konfesyonalizmin (Ta'ifiyye) lağvedilmesi, parlamentoda mezhepsel kotaların kaldırılması, laik bir anayasal düzenin kurulması ve Lübnan'ın Arap kimliğinin vurgulanması esaslarına dayanmıştır.
Bloğun bünyesinde farklı ideolojik eğilimlere sahip çok sayıda siyasi ve askeri yapılanma yer almıştır. İbrahim Kuveylat liderliğindeki Bağımsız Nasırcı Hareket ve onun milis gücü Murabitun, Sünni kent nüfusu arasında etkili en büyük silahlı grup olarak öne çıkmıştır. George Hawi yönetimindeki Lübnan Komünist Partisi (LKP), Komünist Eylem Örgütü (OACL), Suriye Milliyetçi Sosyal Partisi (SSNP) ve Baas Partisi'nin Suriye ve Irak yanlısı kanatları hareketin diğer bileşenlerini oluşturmuştur. Ayrıca 1976 yılında ordudan ayrılan Teğmen Ahmed el-Hatib komutasındaki Lübnan Arap Ordusu (LAA) da Ulusal Hareket saflarına katılarak askeri güç dengesini sol-Müslüman blok lehine genişletmiştir.
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), 1964 yılında Arap Birliği kararıyla kurulan ve 1969'dan itibaren Yaser Arafat başkanlığındaki El-Fetih hareketinin hegemonyasına giren, Lübnan'daki Filistinli mülteci kampları ile silahlı gerilla gruplarının çatı yapılanmasıdır. FKÖ'nün düzenli askeri gücünü Filistin Kurtuluş Ordusu (PLA) oluştururken, örgüt bünyesindeki milis kuvvetleri mülteci kamplarını ve Güney Lübnan sınır hattını denetim altında tutmuştur. İç savaşın patlak vermesiyle birlikte FKÖ, statükocu Hristiyan blok karşısında Lübnan Ulusal Hareketi ile askeri ve siyasi ittifak kurarak sol-Müslüman kanadın ana vurucu gücü haline gelmiştir.
FKÖ çatı örgütlenmesi, ideolojik ve bölgesel bağlılıklar açısından homojen bir yapıya sahip olmayıp bünyesinde farklı gerilla gruplarını barındırmıştır. George Habbash liderliğindeki Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) ve Nayef Havatme liderliğindeki Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi (FDHKC), Marksist-Leninist çizgide radikal kanadı oluşturmuştur. Ayrıca Suriye Baas rejiminin kontrolündeki As-Sa'iqa ve Ahmed Cibril liderliğindeki FHKC-Genel Komutanlık (FHKC-GK) ile Irak desteğindeki Arap Kurtuluş Cephesi ve Ebu Nidal Grubu gibi aktörler, zaman zaman FKÖ ana yönetimiyle çatışan müstakil politikalar izlemiştir. 1982 Beyrut tahliyesinin ardından örgüt içi anlaşmazlıklar derinleşmiş ve Suriye destekli Fetih el-İntifada gibi muhalif oluşumlar ortaya çıkmıştır.
Lübnan'daki Şii topluluğu, savaş öncesinde siyasi ve sosyo-ekonomik açıdan en az temsil edilen grup durumundayken 1970'li yıllardan itibaren kitlesel olarak siyasallaşmıştır. İran kökenli din adamı Musa es-Sadr tarafından 1974'te kurulan Mahrumlar Hareketi ve onun 1975'te teşekkül eden askeri kanadı Emel Örgütü (Afvaj el-Muqawama el-Lubnaniyye), Şiilerin ana siyasi ve askeri temsilcisi olmuştur. Musa es-Sadr'ın 1978'de Libya'da kaybolmasının ardından örgüt liderliğine Nebih Berri gelmiştir. Emel Örgütü, ilk yıllarda FKÖ ve Ulusal Hareket ile müttefik hareket etmesine karşın, ilerleyen yıllarda Suriye ile yakınlaşarak Filistinli gruplarla çatışmış ve 1985-1988 yılları arasında "Kamplar Savaşı" olarak bilinen süreci yürütmüştür.
1982 İsrail işgalinin ardından Emel Örgütü'nden ayrılan kökten dinci gruplar ve bağımsız Şii ulema, İran Devrim Muhafızları'nın yönlendirmesi ve desteğiyle Hizbullah (Allah'ın Partisi) yapılanmasını oluşturmuştur. Hizbullah, Taif Anlaşması sonrasında da İsrail işgaline karşı silahlı direnişi temel ilke edinerek bağımsız bir askeri güç olarak varlığını sürdürmüştür. Güney Lübnan'da ise İsrail, sınır hattında tampon bölge oluşturmak amacıyla ordudan ayrılan Hristiyan subay Saad Haddad komutasında Güney Lübnan Ordusu'nu (GLO / SLA) kurmuş; bu güç daha sonra Antoine Lahad liderliğinde İsrail'in vekâlet gücü olarak işlev görmüştür. Bunların yanı sıra, Doğu Beyrut'taki otorite boşluğundan yararlanan ASALA ve JCAG-ARA gibi Ermeni silahlı örgütleri de Beyrut'u bir üs olarak kullanmışlardır.
1975 sonbaharında Beyrut'taki mezhepsel çatışmalar, kentin Doğu ve Batı olarak fiilen bölünmesiyle şehir savaşı niteliği kazanmıştır. 24 Ekim 1975 tarihinde İbrahim Kuveylat liderliğindeki Bağımsız Nasırcı Hareket'in milis gücü Murabitun ve Filistinli müttefiklerinin, Ketaib (Falanjist) milislerinin denetimindeki oteller bölgesine taarruz etmesiyle "Oteller Savaşı" patlak vermiştir. Rizk Tower, Holiday Inn, Phoenicia, St. George ve Excelsior gibi yüksek yapılarda aylarca süren bu çatışmalar, kentin stratejik kıyı şeridini ve Doğu-Batı Beyrut arasındaki geçiş hatlarını kontrol altına almayı hedeflemiştir. Çatışmaların tırmandığı bu dönemde, 6 Aralık 1975'te Doğu Beyrut'ta 4 Falanjist milisin ölü bulunması üzerine "Kara Cumartesi" olarak bilinen gelişmeler yaşanmış; barikatlarda durdurulan siviller kimlik kartlarındaki dini aidiyetlerine göre kurşuna dizilerek infaz edilmiştir.
1976 yılının başından itibaren taraflar arasındaki çatışmalar, belirli bölgeleri mezhepsel olarak homojenleştirme amacına yönelik kitlesel saldırılara dönüşmüştür. 18 Ocak 1976 tarihinde sağ-muhafazakâr Hristiyan milisler (Falanjistler), Doğu Beyrut'ta Sünni Müslüman ve Filistinli nüfusun yaşadığı Karantina mahallesine girerek yaklaşık 1.500 sivili katletmiş ve bölge halkını tehcire tabi tutmuştur. Karantina saldırısına misilleme olarak Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile Lübnan Ulusal Hareketi'ne bağlı birlikler, 20 Ocak 1976'da Hristiyan Maruni nüfusun yoğunlukta olduğu sahil kasabası Damour'a saldırmış ve yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği çatışmalar sonucunda kasabayı kontrol altına almıştır.
Karantina ve Damour olaylarının ardından Doğu Beyrut'ta kuşatma altına alınan Filistin mülteci kamplarına yönelik askerî harekâtlar tırmanmıştır. Hristiyan Lübnan Cephesi milislerinin Tel ez-Zaatar, Cisr el-Basa ve Dbayeh kamplarına başlattığı ablukanın ardından, 22 Haziran 1976'da başlayan ve 52 gün süren kesintisiz kuşatma sonucunda 12 Ağustos 1976'da Tel ez-Zaatar kampı düşmüştür. Kampın ele geçirilmesi sırasında ve sonrasında binlerce mülteci hayatını kaybetmiş, kamp alanı tamamen tahrip edilmiştir. Bu süreçte sol-Filistin ittifakının askerî ilerleyişi karşısında tutum değiştiren Suriye yönetimi, Hristiyan kanadın yenilmesini önlemek ve kendi nüfuz alanını korumak amacıyla Cumhurbaşkanı Süleyman Franjiye'nin davetiyle Haziran 1976'da Lübnan'a doğrudan askerî müdahalede bulunmuştur.
Lübnan'da tırmanan savaşı durdurmak amacıyla Mısır, Suudi Arabistan, Kuveyt, Suriye, Lübnan ve FKÖ liderlerinin katılımıyla 17-18 Ekim 1976 tarihlerinde Suudi Arabistan'da Riyad Zirvesi düzenlenmiş ve Riyad Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşma; tüm savaşan tarafların Nisan 1975 öncesindeki mevzilerine çekilmesini, FKÖ'nün Lübnan'ın egemenliğine saygı göstermesini ve ülkede kalıcı ateşkesi sağlamak üzere 30.000 kişilik bir Arap Caydırıcı Gücü'nün (ADF) konuşlandırılmasını öngörmüştür. Bu gücün komutası kâğıt üzerinde Lübnan Cumhurbaşkanlığına bağlanmış, ancak askerî personelin 27.000'inin Suriye birliklerinden oluşması Suriye'nin Lübnan'daki askerî varlığını uluslararası ve bölgesel düzeyde meşrulaştırmıştır.
Riyad Antlaşması ile sağlanan görece istikrar ortamı, 16 Mart 1977 tarihinde Lübnan Ulusal Hareketi lideri ve Dürzi toplumunun geleneksel önderi Kemal Canbolat'ın Şuf dağlarında düzenlenen bir suikast sonucu öldürülmesiyle sona ermiştir. Canbolat'ın katlinin ardından Dürzi ve Maruni gruplar arasında karşılıklı misilleme saldırıları başlamış ve iç savaş yeniden alevlenmiştir. Aynı dönemde Hristiyan Lübnan Güçleri lideri Beşir Cemayel'in Suriye askerî varlığına karşı tutum alması üzerine Suriye ordusu ile Doğu Beyrut'taki Hristiyan milisler arasında "Yüz Gün Savaşı" olarak bilinen şiddetli çatışmalar cereyan etmiştir.
11 Mart 1978 tarihinde El-Fetih mensubu Filistinli gerillaların deniz yoluyla İsrail kıyılarına sızarak bir otobüsü kaçırması ve 35 İsraillinin ölümüyle sonuçlanan Sahil Yolu saldırısı, bölgesel güç dengelerini sarsmıştır. Saldırıya misilleme gerekçesiyle İsrail Silahlı Kuvvetleri, 14 Mart 1978 gecesi 25.000 kişilik zırhlı ve kara birlikleriyle "Litani Operasyonu" adı verilen askerî harekâtı başlatarak Güney Lübnan'ı Litani Nehrine kadar işgal etmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 19 Mart 1978 tarihli 425 ve 426 sayılı kararları uyarınca İsrail'in çekilmesi talep edilmiş ve bölgeye UNIFIL (BM Geçici Görev Gücü) konuşlandırılmıştır. İsrail Haziran 1978'de çekilirken sınır hattındaki 5 ila 10 kilometrelik güvenlik kuşağının denetimini, ordudan ayrılan Hristiyan subay Saad Haddad komutasındaki Özgür Lübnan Devleti / Güney Lübnan Ordusu'na (GLO) devrederek vekâlet kontrolünü sürdürmüştür.
1980 yılının sonlarında Beşir Cemayel komutasındaki Lübnan Güçleri'nin Bekaa Vadisi'ndeki stratejik Hristiyan kenti Zahle'ye konuşlanma çabası, Suriye ordusu ile Hristiyan milisler arasında Zahle Savaşı'nın patlak vermesine yol açmıştır. Suriye birliklerinin Zahle'yi kuşatması ve bölgeye karadan havaya SAM füze bataryaları yerleştirmesi üzerine İsrail hava kuvvetlerinin devreye girmesi, doğrudan bir Suriye-İsrail çatışması riskini tırmandırmıştır. Kriz, ABD Başkanı'nın özel temsilcisi Philip Habib'in yürüttüğü yoğun diplomasi trafiği sonucunda 24 Temmuz 1981'de sağlanan ateşkes antlaşması ile Suriye kuşatmasının kaldırılması sonucu yatıştırılmıştır.
3 Haziran 1982 tarihinde Ebu Nidal örgütü tarafından İsrail'in Londra Büyükelçisi Şlomo Argov'a düzenlenen suikast girişimini fırsat bilen İsrail hükümeti, 6 Haziran 1982'de General Ariel Şaron komutasında "Galile'ye Barış Operasyonu" adıyla Lübnan'ı kapsayıcı şekilde işgal etmiştir. Yaklaşık 90.000 kişilik İsrail ordusu Güney Lübnan'daki FKÖ altyapısını tahrip ederek ilerlemiş ve Batı Beyrut'u karadan, denizden ve havadan kuşatma altına almıştır. Yaklaşık üç ay süren ve ağır bombardıman altında cereyan eden Batı Beyrut kuşatması, ABD elçisi Philip Habib'in arabuluculuğuyla sonlandırılmış; ABD, Fransa ve İtalya askerlerinden oluşan Çok Uluslu Güç denetiminde Yaser Arafat ile yaklaşık 12.000 Filistinli savaşçı 21 Ağustos - 1 Eylül 1982 tarihlerinde Beyrut'tan deniz yoluyla tahliye edilerek Tunus ve diğer Arap ülkelerine gönderilmiştir.
FKÖ'nün tahliyesinin ardından 23 Ağustos 1982'de Lübnan Cumhurbaşkanlığına seçilen Lübnan Güçleri komutanı Beşir Cemayel, göreve başlamadan önce 14 Eylül 1982'de Doğu Beyrut'taki Ketaib Partisi merkezinde düzenlenen bombalı suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. Bu suikastın ardından İsrail ordusu Batı Beyrut'u işgal etmiş ve 16-18 Eylül 1982 tarihlerinde İsrail gözetimi altında Sabra ve Şatilla mülteci kamplarına giren Maruni Falanjist milisler, kamplarda bulunan silahsız kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan 2.000 ila 3.000 civarında Filistinli ve Lübnanlı sivili katletmiştir. Katliamın uluslararası alanda yol açtığı tepkiler üzerine İsrail'de kurulan Kahan Soruşturma Komisyonu İsrail askerî yetkililerinin ve Savunma Bakanı Ariel Şaron'un ihmalini saptamış ve Şaron görevinden istifa etmek zorunda kalmıştır. 21 Eylül 1982'de Beşir Cemayel'in ağabeyi Emin Cemayel parlamentoda Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
Emin Cemayel yönetimi, ABD arabuluculuğunda İsrail ile 17 Mayıs 1983 tarihinde İsrail birliklerinin Lübnan'dan çekilmesini öngören ancak bunu Suriye askerlerinin de eşzamanlı çekilmesine bağlayan 17 Mayıs Antlaşması'nı imzalamıştır. Suriye rejiminin ve Şii Emel Örgütü, Dürzi İlerici Sosyalist Parti ile Süleyman Franjiye'nin oluşturduğu Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin sert muhalefeti sonucu Emin Cemayel, 5 Mart 1984'te antlaşmayı tek taraflı olarak feshettiğini açıklamak zorunda kalmıştır. İsrail ordusunun Eylül 1983'te Şuf Dağları bölgesinden çekilmesi üzerine bölgede Velid Canbulat liderliğindeki Dürziler ile Falanjist milisler ve Lübnan Ordusu arasında kanlı "Dağ Savaşı" patlak vermiştir. Çatışmalar sürerken 23 Ekim 1983'te Beyrut'taki ABD Deniz Piyadeleri ve Fransız Paraşütçü kışlalarına bomba yüklü kamyonlarla düzenlenen intihar eylemlerinde 241 ABD ve 58 Fransız askeri hayatını kaybetmiş; bu gelişme üzerine Çok Uluslu Güç Şubat 1984'te Lübnan'ı tamamen terk etmiştir.
FKÖ'nün Beyrut'tan çıkarılmasının ardından, 1985-1988 yılları arasında Şii Emel Örgütü ile mülteci kamplarında kalan Filistinli gruplar arasında "Kamplar Savaşı" cereyan etmiştir. Suriye rejiminin desteğini alan Nebih Berri liderliğindeki Emel milisleri ve Lübnan Ordusu'nun Müslüman askerlerden oluşan 6. Tugayı; Sabra, Şatilla ve Burc el-Barajne kamplarını yıllarca abluka altında tutarak topçu ateşine tutmuş ve binlerce Filistinlinin ölümüne yol açan ağır insani krizler yaratmıştır. 1980'lerin sonuna doğru Şii kanadında İran desteğiyle güçlenen Hizbullah ile Emel Örgütü arasında da kanlı çatışmalar yaşanmış; Lübnan'daki fiili parçalanmışlık ve otorite boşluğu 1989 Taif Anlaşması sürecine kadar devam etmiştir.
Hafız Esad yönetimindeki Suriye'nin Lübnan İç Savaşı'na yönelik politikası; bölgesel güç dengesini korumak, Lübnan'ın bölünmesini önlemek ve sınır komşusunda radikal bir sol-Müslüman blok yönetiminin kurulmasını engelleyerek İsrail ile kontrol dışı bir savaşa sürüklenmemek hedefleri doğrultusunda şekillenmiştir. Çatışmaların ilk safhasında Lübnan Ulusal Hareketi ve Filistinli grupların askerî üstünlük sağlaması üzerine Suriye, Hristiyan sağ bloğun ezilmesini ve ülkenin bölünmesini önlemek gerekçesiyle Haziran 1976'da ABD ve bölgesel aktörlerin zımni onayıyla Lübnan'a doğrudan askerî müdahalede bulunmuştur.
Suriye'nin ülkedeki varlığı, 16-18 Ekim 1976 tarihlerinde imzalanan Riyad Antlaşması ile kurulan 30.000 kişilik Arap Caydırıcı Gücü (ADF) bünyesine 25.000 ila 27.000 asker tahsis edilmesiyle hukuki ve bölgesel bir meşruiyet kazanmıştır. Bu askerî yerleşim sürecinde Suriye, İsrail ile doğrudan karşı karşıya gelmekten kaçınmak amacıyla Litani Nehri'nin güneyine geçmemeyi öngören dolaylı "Kırmızı Çizgi" mutabakatına riayet etmiş ve Güney Lübnan'daki güç dengesini korumaya çalışmıştır.
1980'li yıllarda Suriye yönetimi; Hristiyan Lübnan Güçleri ile çatışmaya girmiş, ABD arabuluculuğunda imzalanan 17 Mayıs 1983 İsrail-Lübnan Antlaşması'na karşı Emel Örgütü, İlerici Sosyalist Parti ve Marada Tugayı'ndan oluşan Ulusal Kurtuluş Cephesi'ni destekleyerek antlaşmanın yürürlükten kaldırılmasında belirleyici olmuştur. 1989 Taif Anlaşması ve 22 Mayıs 1991'de imzalanan Kardeşlik, Koordinasyon ve İşbirliği Anlaşması ile Suriye'nin Lübnan üzerindeki siyasi ve askerî denetimi kurumsallaşmış; Suriye ordusu ve istihbarat mekanizması savaş sonrasında da ülkedeki fiili otoritesini sürdürmüştür.
İsrail devleti, Lübnan'daki Filistinli gerilla gruplarının sınır ötesi eylemlerini kuzey topraklarının güvenliğine doğrudan bir tehdit olarak değerlendirmiş ve bu durum iç savaşa müdahalesinin temel gerekçesini oluşturmuştur. İsrail, 1970'lerin ortalarından itibaren Hristiyan milis gruplarıyla istihbarat ve askerî işbirliği kurmuş; 1976 yılında ordudan ayrılan Binbaşı Saad Haddad yönetimindeki Özgür Lübnan Devleti / Güney Lübnan Ordusu (SLA/GLO) isimli vekâlet gücünü finanse ederek sınır hattında bir güvenlik kuşağı oluşturmuştur.
11 Mart 1978 tarihindeki Sahil Yolu saldırısına yanıt olarak İsrail Silahlı Kuvvetleri, 14 Mart 1978 gecesi 25.000 kişilik askerî güçle "Litani Operasyonu"nu başlatmış ve Güney Lübnan'ı Litani Nehri'ne kadar işgal etmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 425 sayılı kararı uyarınca Haziran 1978'de bölgeden çekilen İsrail, işgal ettiği sınır şeridinin kontrolünü Birleşmiş Milletler Barış Gücü yerine müttefiki Saad Haddad komutasındaki güçlere devrederek alan hakimiyetini korumuştur.
Başbakan Menachem Begin ve Savunma Bakanı Ariel Şaron yönetimindeki İsrail hükümeti, 6 Haziran 1982 tarihinde "Galile'ye Barış Operasyonu" adı altında Lübnan'a kapsayıcı bir işgal harekâtı başlatmıştır. Bu harekâtın stratejik hedefleri; FKÖ'nün Lübnan'daki askerî varlığını tümüyle tasfiye etmek, Suriye birliklerini Bekaa Vadisi ve Beyrut'tan çıkarmak ve Beşir Cemayel önderliğinde İsrail ile barış antlaşması imzalayacak dost bir Hristiyan hükümet tesis etmek olarak belirlenmiştir. İsrail ordusunun Batı Beyrut'u kuşatması sonucu FKÖ ülkeden tahliye edilmiş, ancak 16-18 Eylül 1982'de gerçekleşen Sabra ve Şatilla Katliamı'nda İsrail askerî yetkililerinin ihmali Kahan Soruşturma Komisyonu raporuyla saptanarak Ariel Şaron'un istifasına yol açmıştır.
1982 işgalinin ardından tırmanan Şii gerilla direnişi ve ağır askerî kayıplar nedeniyle İsrail ordusu, 10 Haziran 1985 tarihi itibarıyla kademeli olarak Güney Lübnan'a çekilmiştir. Bu çekilmenin ardından İsrail; ülke yüzölçümünün yaklaşık %10'unu kapsayan, sınır boyunca 10 ila 16 kilometre derinliğindeki alanı "Güvenlik Şeridi" ilan etmiş ve Rum Katolik Antoine Lahad yönetimindeki Güney Lübnan Ordusu ile birlikte bu işgal bölgesini 2000 yılına kadar denetim altında tutmuştur.
İran İslam Cumhuriyeti, 1979 Devrimi'nin ardından Lübnan'daki Şii topluluğunu siyasallaştırma ve devrim ilkelerini bölgeye yayma politikası izlemiştir. 1982 İsrail işgalinin hemen ardından İran Devrim Muhafızları (Pasdaran) birliklerinin Bekaa Vadisi'ne konuşlandırılmasıyla Şii milis yapılanmaları örgütlenmiş ve bu süreç 1980'lerin ortalarında Hizbullah'ın ideolojik, askerî ve finansal açıdan kurumsallaşmasıyla sonuçlanmıştır.
Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa, diplomasi ve askerî konuşlanma yoluyla iç savaşa doğrudan müdahil olmuştur. ABD temsilcisi Philip Habib'in arabuluculuğunda 1981 füze krizi ve 1982 FKÖ tahliye müzakereleri yürütülmüş; tahliyeyi denetlemek ve istikrarı sağlamak amacıyla ABD, Fransa ve İtalya askerlerinden oluşan Çok Uluslu Güç (MNF) Beyrut'a konuşlandırılmıştır. Ancak Batılı güçlerin Hristiyan yönetime destek vermesi üzerine 23 Ekim 1983'te ABD Deniz Piyadeleri ve Fransız kışlalarına düzenlenen intihar eylemlerinde 241 ABD ve 58 Fransız askerinin hayatını kaybetmesi, Çok Uluslu Güç'ün Şubat 1984'te Lübnan'dan tamamen çekilmesine yol açmıştır.
Uluslararası toplumun sahadaki en sürekli kurumsal varlığını, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 19 Mart 1978 tarihli 425 ve 426 sayılı kararları doğrultusunda oluşturulan Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Kuvveti (UNIFIL) teşkil etmiştir. İsrail birliklerinin çekilmesini denetlemek ve Lübnan hükümetinin otoritesini güneyde yeniden tesis etmesine yardımcı olmak amacıyla kurulan UNIFIL, sınır hattındaki vekâlet savaşları, Filistinli grupların sızmaları ve İsrail müdahaleleri nedeniyle sınırlı bir etki gösterebilmiş, buna karşın görev süresi uzatılarak bölgedeki varlığını sürdürmüştür.
Lübnan'daki iç savaşı sonlandırmak amacıyla Suudi Arabistan, Cezayir ve Fas devlet başkanlarından oluşan Arap Birliği Komitesi'nin arabuluculuğunda Mayıs 1989 Kazablanka Zirvesi'nde bir barış planı hazırlanmıştır. Müzakere sürecinde Lübnanlı iş insanı Refik Hariri'nin yürüttüğü diplomasi trafiği ve Arap ülkelerinin desteğiyle, 1972 seçimlerinden kalan hayattaki 62 Lübnan milletvekili 30 Eylül - 22 Ekim 1989 tarihlerinde Suudi Arabistan'ın Taif kentinde bir araya gelmiştir. Yirmi iki gün süren müzakerelerin ardından, 22 Ekim 1989 tarihinde 59 milletvekilinin onayıyla Ulusal Uzlaşma Belgesi (Taif Anlaşması) kabul edilmiştir.
Taif Anlaşması metninde Lübnan; tüm vatandaşları için bağımsız, özgür, egemen ve nihai bir vatan olarak tanımlanmıştır. Ülkenin kimlik ve aidiyet açısından bir Arap devleti olduğu, Arap Ligi ile Birleşmiş Milletler antlaşmalarına bağlılığı teyit edilmiştir. Siyasi yapı; ifade ve inanç hürriyetine, toplumsal adalete, ayrım gözetilmeksizin hak ve ödev eşitliğine dayalı demokratik parlamenter cumhuriyet olarak düzenlenmiştir. Ülke topraklarının bütünlüğü vurgulanarak bölünme, parçalanma ve Filistinli mültecilerin vatandaşlığa alınarak kalıcı olarak yerleştirilmesi (iskan edilmesi) reddedilmiştir.
Taif Anlaşması, 1943 Ulusal Paktı ile kurulan ve Hristiyanlar lehine 6:5 olan parlamentodaki temsil oranını kaldırarak Hristiyanlar ve Müslümanlar arasında 1:1 (eşit) temsil esasını getirmiştir. Parlamentodaki toplam sandalye sayısı 99'dan 128'e çıkarılmış; 64 sandalye Hristiyan cemaatlere, 64 sandalye ise Müslüman cemaatlere tahsis edilmiştir. Cumhurbaşkanının Maruni Hristiyan, Başbakanın Sünni Müslüman ve Meclis Başkanının Şii Müslüman olması kuralı korunmakla birlikte, bürokrasideki mezhepsel kotaların aşamalı olarak kaldırılması öngörülmüştür.
Anayasal reformlar kapsamında Maruni Cumhurbaşkanı'nın yürütme organı üzerindeki geniş yetkileri kısıtlanarak yetkilerin büyük bölümü Sünni Başbakan başkanlığındaki Bakanlar Kurulu'na devredilmiştir. Bu düzenleme ile merkezi iktidar; Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Meclis Başkanı arasında yetkilerin dağıtıldığı "Troika" (üçlü) yönetim yapısına dönüştürülmüştür. Ayrıca meclis başkanının görev süresi uzatılmış ve kabine kararlarında kolektif sorumluluk ilkesi benimsenmiştir.
Güvenlik alanında, ülkede bulunan tüm yerli ve yabancı milis güçlerinin 6 ay içinde silahlarını devlete teslim ederek dağıtılması kararlaştırılmıştır. Ancak İsrail işgaline karşı Güney Lübnan'da silahlı eylemler yürüten Hizbullah, milis güç tanımının dışında tutularak meşru direniş hareketi kabul edilmiş ve silahsızlanma zorunluluğundan muaf tutulmuştur. Suriye askerî varlığı konusunda ise Suriye birliklerinin Lübnan ordusunun yeniden teşkilatlanması sürecinde 2 yıl içinde Beyrut ve diğer kentlerden Bekaa Vadisi'ne çekilmesi ve tam çekilme için iki ülke hükümetleri arasında takvim oluşturulması karara bağlanmıştır.
1988 yılında Cumhurbaşkanı Emin Cemayel'in görev süresi dolarken Sünni Başbakan atama geleneğini ihlal ederek Ordu Komutanı General Mişel Avn'ı başbakan vekili atamasıyla Doğu Beyrut'ta askerî hükümet, Batı Beyrut'ta ise Selim el-Hoss başkanlığında sivil hükümet kurulmuştur. General Mişel Avn, Suriye askerlerinin ülkeden çekilme takvimini yetersiz bularak Taif Anlaşması'nı reddetmiş ve Mart 1989'da Suriye'ye karşı "Kurtuluş Savaşı" ilan etmiştir. Bu gelişmenin ardından Doğu Beyrut'ta Avn'a bağlı ordu birlikleri ile Samir Caca komutasındaki Lübnan Güçleri milisleri arasında şiddetli çatışmalar patlak vermiştir.
Taif Anlaşması 4 Kasım 1989 tarihinde Lübnan Parlamentosu tarafından onaylanmış ve 5 Kasım 1989'da Rene Muavvad Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Rene Muavvad'ın 22 Kasım 1989'da düzenlenen bombalı suikast sonucu hayatını kaybetmesi üzerine, 24 Kasım 1989'da Suriye yönetimiyle yakın ilişkilere sahip İlyas Hiravi parlamentoda Cumhurbaşkanlığına getirilmiştir.
1990 yılında Irak'ın Kuveyt'i işgaliyle başlayan Körfez Krizi döneminde Suriye'nin ABD liderliğindeki uluslararası koalisyona katılması üzerine, ABD ve Fransa tarafından Suriye'nin Mişel Avn'a karşı askerî harekât düzenlemesine onay verilmiştir. 13 Ekim 1990 tarihinde Suriye hava ve kara kuvvetleri ile Lübnan hükümet birlikleri Baabda Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na hava bombardımanı destekli genel bir taarruz gerçekleştirmiştir. Mişel Avn'ın Baabda Sarayı'ndan ayrılarak Fransa Büyükelçiliği'ne sığınması ve Paris'e sürgüne gönderilmesiyle 15 yıldır devam eden Lübnan İç Savaşı askerî olarak resmen sona ermiştir.
Taif Anlaşması'nın uygulanması kapsamında Lübnan Parlamentosu ve hükümeti, 1991 yılının Mayıs ayında iç savaş boyunca faaliyet gösteren tüm yerli ve yabancı milis yapılanmalarının resmi olarak dağıtılmasına karar vermiştir. Karar doğrultusunda silahlı gruplar ellerindeki ağır silahları devlet makamlarına teslim etmiş; Lübnan Güçleri, İlerici Sosyalist Parti ve Emel Örgütü gibi ana milis yapılanmalarının askeri kanatları lağvedilmiştir. Bu süreçte yalnızca Hizbullah örgütü, Güney Lübnan'daki İsrail işgaline karşı yürütülen askeri eylemleri meşru bir direniş hareketi kabul edildiği için silahsızlanma ve dağıtılma zorunluluğundan muaf tutulmuş ve silahlı gücünü korumuştur.
Savaş döneminde işlenen eylemler hukuki zemine bağlanarak toplumsal uzlaşmanın önünü açmak amacıyla Lübnan Parlamentosu, 1991 yılının Mart ve Ağustos aylarında Genel Af Yasası'nı kabul etmiştir. Çıkarılan af yasası ile 13 Nisan 1975 tarihinde başlayan iç savaşın ilk gününden 28 Mart 1991 tarihine kadar işlenen tüm siyasi ve askeri suçlar ile ihlaller affa tabi tutulmuştur. Genel Af Yasası, savaş dönemi milis liderlerinin ve komutanlarının üzerindeki cezai takibatı kaldırarak bu isimlerin sivil siyasete geçmelerine, parlamentoya girmelerine ve kurulan yeni ulusal birlik hükümetlerinde görev almalarına imkân tanımıştır.
Milis güçlerin silahsızlandırılmasının ardından Lübnan Silahlı Kuvvetleri, mezhep dışı ve ulusal bir ordu yapısında yeniden inşa edilerek devlet otoritesini ülke genelinde yaymaya başlamıştır. On beş yıl boyunca kenti fiilen ikiye bölen Doğu ve Batı Beyrut arasındaki Yeşil Hat, barikatlar ve askeri kontrol noktaları kaldırılarak başkent tek bir idare altında birleştirilmiştir. Cumhurbaşkanı İlyas Hiravi liderliğindeki hükümet, kamu binalarının, limanların ve stratejik altyapı tesislerinin kontrolünü ordu birliklerine devretmiş, lağvedilen milis kadrolarının bir kısmı düzenli ordu bünyesine istihdam edilmiştir.
Devlet otoritesinin kurulması sürecinde Suriye ile Lübnan hükümeti arasında 22 Mayıs 1991 tarihinde Kardeşlik, Koordinasyon ve İşbirliği Anlaşması, ardından ise Savunma ve Güvenlik Paktı imzalanmıştır. Bu anlaşmalar çerçevesinde Suriye, bağımsız Lübnan devletini resmi olarak tanırken iki ülkenin askeri, siyasi ve güvenlik kurumları birbirine entegre edilmiş ve Suriye ordusunun ülkedeki mevcudiyeti kurumsal bir nitelik kazanmıştır. Taif Anlaşması'nda Suriye birliklerinin 1992 yılında Beyrut ve diğer büyük kentlerden çekilerek Bekaa Vadisi'nde konuşlanması öngörülmüş olmasına karşın, Suriye ordusu ve istihbarat organları Lübnan iç siyaseti ile güvenlik bürokrasisi üzerindeki doğrudan denetimini sürdürmüştür.
Savaş sonrası dönemin ilk genel seçimleri, Taif Anlaşması uyarınca 99'dan 128 sandalyeye çıkarılan ve Müslümanlar ile Hristiyanlar arasında eşit sandalye dağılımını (64 Hristiyan, 64 Müslüman) öngören yeni parlamentoyu belirlemek üzere 1992 yılının yazında yapılmıştır. Fransa'da sürgünde bulunan Mişel Avn ve Maruni siyasi çevrelerin önemli bir kısmının seçimi boykot etmesine rağmen sandık süreci tamamlanmış; seçimlerin ardından Sünni iş insanı Refik Hariri başkanlığında yeni bir hükümet kurularak ülkenin altyapısını ve ekonomisini ayağa kaldırmayı hedefleyen imar dönemi başlatılmıştır.
Lübnan İç Savaşı (1975-1990), 15 yılı aşan süresi boyunca bölge tarihinin en ağır insani krizlerinden birine yol açmış, çatışmalarda hayatını kaybeden insanların toplam sayısı farklı tarihsel verilerde 130 bin ila 200 bin arasında gerçekleşmiştir. Ağır silahların, topçu bombardımanlarının ve kent içi çatışmaların doğrudan sivil yerleşim yerlerini hedef alması sebebiyle yaşamını yitirenlerin %80 ila %85'ini silahsız siviller oluşturmuştur. On beş yıllık çatışma süreci boyunca 300 binden fazla insan yaralanmış veya kalıcı bedensel hasara uğramıştır. Çatışmalarda ayrıca ülkede görev yapan 116 yabancı diplomat, 61 gazeteci ve binlerce Suriye ile İsrail askeri de hayatını kaybetmiştir.
Çatışmalar süresince evlerinden, barikatlardan veya kontrol noktalarından kaçırılan, alıkonulan ve akıbeti bir daha belirlenemeyen kişilerin sayısı 17 bin ila 20 bin aralığında tespit edilmiştir. Savaş sonrasında kabul edilen Genel Af Yasası ve devlet kurumlarının idari yetersizlikleri sebebiyle zorla kaybedilen bu kişilerin akıbeti hukuki olarak aydınlatılamamış ve kayıplar meselesi toplumsal hafızada çözümsüz bir alan olarak varlığını sürdürmüştür. On beş yıllık bilanço genel olarak değerlendirildiğinde, iç savaş döneminde doğrudan veya dolaylı çatışma koşulları nedeniyle Lübnan toplam nüfusunun yaklaşık %7'si hayatını kaybetmiştir.
Savaş, ülke genelinde kitlesel nüfus hareketlerine ve yerleşim dokusunda kalıcı demografik dönüşümlere yol açmıştır. Çatışma yıllarında yaklaşık 1,5 milyon insan iç göçle yaşadığı kent ve köyleri terk ederek mezhepsel açıdan homojenleşen güvenli bölgelere sığınmak zorunda kalmış; 700 bin ila 1 milyondan fazla Lübnanlı ise ülkeyi tamamen terk ederek yurt dışına göç etmiştir. Nüfusun yaklaşık %20'sine denk gelen bu dış göç dalgası ülkedeki yetişmiş beşeri sermayenin ve nitelikli iş gücünün kaybına neden olurken, iç göçler başkent Beyrut başta olmak üzere daha önce çok kültürlü yapıya sahip olan kentlerin mezhepsel hatlarla kesin biçimde ayrışmasıyla sonuçlanmıştır.
Savaşın yarattığı fiziksel ve ekonomik tahribat, Lübnan'ın altyapısını ve mali sistemini tümüyle çökertmiştir. Başkent Beyrut'un merkezi ticari alanları, konut stoğu, liman altyapısı, ulaşım ağı ve kamu binaları 15 yıllık kesintisiz bombardımanlar ve kent savaşları neticesinde ağır hasar görerek harabeye dönmüştür. Üretim sektörlerinin durması, dış ticaretin kesintiye uğraması ve kamu maliyesinin bozulması sonucunda Lübnan lirasının değeri aşırı düşmüş, bütçe açıkları artmış ve ülke ekonomisi yüksek enflasyon ile devalüasyon sarmalına girmiştir.
Savaşın Lübnan ekonomisine getirdiği toplam doğrudan ve dolaylı maliyetin 25 milyar ila 160 milyar dolar arasında olduğu hesaplanmıştır. Ülkenin iç savaş öncesinde sahip olduğu Doğu Akdeniz'in finans, ticaret ve turizm merkezi konumu tümüyle yitirilmiş, fiziksel altyapının ve kamu hizmetlerinin durması toplumsal yoksullaşmayı derinleştirmiştir. Savaş sonrasında başlatılan yeniden imar projelerine rağmen fiziksel yıkımın etkileri 30 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen silinememiş ve tahrip olan altyapının yenilenmesi için 90 milyar dolardan fazla ek kaynağa ihtiyaç duyulduğu kaydedilmiştir.
32.Gün. 2024. "1987 Lübnan Savaşı." 7:27. YouTube Video. 2 Ekim 2024. http://www.youtube.com/watch?v=B_wgvtC4NeM.
Anadolu Ajansı (AA). 2016. "Lübnan İç Savaşı Arşiv Görseli." Fotoğraf. Erişim tarihi 29 Ekim 2025. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/lubnan-ic-savasinin-41-yil-donumu/554254.
Anadolu Ajansı (AA). 2017. "Lübnan İç Savaşı Arşiv Görseli." Fotoğraf. Erişim tarihi 29 Ekim 2025. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/lubnan-ic-savasinin-42-yili/796114.
Anadolu Ajansı (AA). 2020. "ANALYSIS - Turkey as an actor of stability in Lebanon: Responses and scenarios." Erişim tarihi 25 Ekim 2025. https://www.aa.com.tr/en/analysis/analysis-turkey-as-an-actor-of-stability-in-lebanon-responses-and-scenarios/2042900.
Andırırbu, Rüveyda. “BÜTÜNLEŞEMEYEN LÜBNAN’DA TEMEL SİYASİ AKTÖR OLARAK DİNİ GRUPLAR”. BELLEK Uluslararası Tarih Ve Kültür Araştırmaları Dergisi 2, no. 2 (Aralık 2020): 190–212. Erişim Tarihi: 25 Ekim 2025. https://dergipark.org.tr/tr/pub/bellek/issue/59195/830603.
Benli Altunışık, Meliha. "Lübnan Krizi: Nedenleri ve Sonuçları." Rapor. İstanbul: TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı), 2007. Erişim Adresi: https://www.tesev.org.tr/wp-content/uploads/rapor_Lubnan_Krizi_Nedenleri_Ve_Sonuclari.pdf.
Clarke Forum.org. "Timeline of the Lebanese Civil War." Erişim tarihi 25 Ekim 2025. https://www.clarkeforum.org/wp-content/uploads/Topical-Background-v-final.pdf.
Erol, Hande. "Türkiye-Ortadoğu İlişkileri (1983–1993)." Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, 2008. Erişim Adresi: https://avesis.deu.edu.tr/yonetilen-tez/10edad09-3d47-4651-aa7c-75893bc5cfb5/turkiye-ortadogu-iliskileri-1983-1993.
Erol, Hande. "Türkiye-Ortadoğu İlişkileri (1983–1993)." Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, 2008. Erişim Adresi: https://avesis.deu.edu.tr/yonetilen-tez/10edad09-3d47-4651-aa7c-75893bc5cfb5/turkiye-ortadogu-iliskileri-1983-1993.
Gainer, Alex, Jerome Snesil ve Chris Mason. "Lebanese Civil War 1975–90 - Case Studies." U.S . Department of War. Ekim 2024. Erişim tarihi 25 Ekim 2025. https://media.defense.gov/2025/Apr/07/2003683785/-1/-1/0/20250407_LEBANESECIVILWAR_1975-90_FINAL.PDF.
Gainer, Alex, Jerome Snesil ve Chris Mason. Defense.gov. 2025. "Lebanese Civil War 1975–90 - Case Studies." Erişim tarihi 25 Ekim 2025. https://media.defense.gov/2025/Apr/07/2003683785/-1/-1/0/20250407_LEBANESECIVILWAR_1975-90_FINAL.PDF.
Gaub, Florence. "Lebanon's civil war: seven lessons forty years on." EUISS (European Union Institute for Security Studies). 2015. Erişim tarihi 25 Ekim 2025. https://www.iss.europa.eu/sites/default/files/EUISSFiles/Alert_21_Lebanon_civil_war.pdf.
Gaub, Florence. EUISS (European Union Institute for Security Studies). 2015. "Lebanon's civil war: seven lessons forty years on." Erişim tarihi 25 Ekim 2025. https://www.iss.europa.eu/sites/default/files/EUISSFiles/Alert_21_Lebanon_civil_war.pdf.
Güler, Aslı. 2019. "Lübnan'da İç Savaş." Akademik Tarih ve Araştırmalar Dergisi 1, sy. 1: 112–116. https://dergipark.org.tr/tr/pub/ataddergi/issue/51209/664655.
Güler, Aslı. 2019. "Lübnan'da İç Savaş." Akademik Tarih ve Araştırmalar Dergisi 1, sy. 1: 112–116. https://dergipark.org.tr/tr/pub/ataddergi/issue/51209/664655.
T.C. Dışişleri Bakanlığı. "Relations between Türkiye and Lebanon." Erişim tarihi 25 Ekim 2025. https://www.mfa.gov.tr/relations-between-turkiye-and-lebanon.en.mfa.
T.C. Dışişleri Bakanlığı. "Relations between Türkiye and Lebanon." Erişim tarihi 25 Ekim 2025. https://www.mfa.gov.tr/relations-between-turkiye-and-lebanon.en.mfa.
Tınas, Murat. 2019. "Revisiting Lebanese Civil War." ResearchGate. Erişim tarihi 25 Ekim 2025. https://www.researchgate.net/publication/330534492_Revisiting_Lebanese_Civil_War.
Tınas, Murat. 2019. "Revisiting Lebanese Civil War." ResearchGate. Erişim tarihi 25 Ekim 2025. https://www.researchgate.net/publication/330534492_Revisiting_Lebanese_Civil_War.

Tarih | 13 Nisan 1975 – 13 Ekim 1990 (15 yıl, 6 ay) | ||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
Ülke | Lübnan | ||||||||
Anlaşma | Taif Anlaşması | ||||||||
Savaşın Etkili Tarafları | İsrail Ordusu Suriye Ordusu Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Sünni-Dürzi ittifakı (Lübnan Ulusal Hareketi) Maruni Hristiyan milisler (Falanjistler) | ||||||||
Savaşın Temel Sebepleri | Bölgesel Müdahale(Özellikle Suriye ve İsrail) FKÖ'nün Varlığı Sektaryanizm (Mezhepçilik) | ||||||||
Savaşın Başlıca Sonuçları | Beyin Göçü Ekonomik Yıkım Suriye Hegemonyası Güç Kayması Anayasal Değişiklik | ||||||||
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Lübnan İç Savaşı (1975-1990)" maddesi için tartışma başlatın
Tarihsel ve Siyasi Arka Plan
Fransız Manda Yönetimi, Bağımsızlık Süreci ve 1943 Ulusal Paktı
Lübnan'ın Toplumsal, Dini ve Mezhepsel Yapısı (Konfesyonal Sistem)
Sosyo-Ekonomik Dengesizlikler ve Siyasi Temsil Sorunları
Filistinli Mülteciler ve Silahlı Örgütlerin Konumu
1948 ve 1967 Arap-İsrail Savaşları Sonrası Mülteci Akını ve Demografik Etkileri
1969 Kahire Antlaşması ve 1970 "Kara Eylül" Sonrası FKÖ'nün Lübnan'a Yerleşmesi
Savaşın Başlangıcı ve İlk Çatışmalar (1975)
13 Nisan 1975 Ayn el-Remmaneh (Otobüs Olayı) ve Çatışmaların Tırmanması
Lübnan Ordusunun Parçalanması ve Otorite Boşluğu
Savaşın Tarafları, İttifaklar ve Askerî-Siyasi Oluşumlar
Lübnan Cephesi (Hristiyan / Sağ Kanat Bloğu ve Milis Yapılanmaları)
Lübnan Ulusal Hareketi (Müslüman-Sol Blok, Dürziler ve Müttefikleri)
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Bağlı Gruplar
Savaş Sürecinde Ortaya Çıkan Diğer Aktörler (Emel Örgütü, Hizbullah vb.)
Savaşın Kronolojik Gelişimi ve Önemli Aşamaları
Savaşın İlk Safhası (1975-1977): Oteller Savaşı, Karantina, Tel el-Zaatar ve Riyad Antlaşması
Bölgesel Tırmanma ve Dış Müdahaleler Dönemi (1977-1982): Arap Caydırıcı Gücü, 1978 İsrail Litani Operasyonu ve Zahle Savaşı
İsrail İşgali ve Savaşın Sonraki Aşamaları (1982–1989)
1982 İsrail İşgali, Beyrut Kuşatması ve FKÖ'nün Tahliyesi
Beşir Cemayel Suikastı ve Sabra ve Şatilla Katliamı
17 Mayıs Antlaşması, Dağ Savaşı ve Çok Uluslu Gücün Çekilmesi (1983–1984)
Kamplar Savaşı ve Şii Gruplar Arasındaki Çatışmalar (1985–1989)
Dış Devletlerin ve Aktörlerin Müdahaleleri
Suriye'nin Siyasi ve Askerî Müdahalesi
İsrail'in Müdahaleleri ve İşgal Politikası
İran, ABD, Fransa ve Uluslararası Barış Güçlerinin (UNIFIL) Rolü
Taif Anlaşması (1989) ve Savaşın Sona Ermesi
Taif Anlaşması'nın Müzakere Süreci ve Temel İlkeleri
Anayasal Reformlar, Güç Paylaşımı ve Siyasi Sistemdeki Değişiklikler
Savaşın Askerî Olarak Sona Ermesi (1990)
Savaş Sonrası Siyasi Gelişmeler ve Düzen
Milis Güçlerin Dağıtılması ve Genel Af Yasası
Savaş Sonrası Devlet Otoritesinin Yeniden Tesis Edilmesi ve Suriye Varlığı
Savaşın İnsani, Toplumsal ve Maddi Bilançosu
Can Kayıpları, Yaralılar ve Kayıplar
Zorunlu Göçler, Demografik Değişimler ve Maddi Yıkım
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.