
Milli Teknoloji Hamlesi'ni hiç psikoloji meselesi olarak düşündünüz mü?
Muhtemelen düşünmediniz; düşünmemeniz de gayet doğal. Milli Teknoloji Hamlesi denince akla bir uçak gelir, bir motor, bir uydu, bir fabrika; yıl sonunda açıklanan ihracat rakamının altına çekilen kalın çizgi. Çağrıştırdığı hemen her şey metaldir: ölçülebilir, fotoğraflanabilir, envantere yazılabilir.
Resmî tanım da ilk bakışta bu izlenimi doğrular. Milli Teknoloji Hamlesi, Türkiye'nin küresel rekabet gücünü artıracak ve ekonomik ile teknolojik bağımsızlığını temin edecek kritik teknolojilerde atılım sağlamayı amaçlayan bir politika yaklaşımıdır. Ana eksenini Sanayi ve Teknoloji Stratejisi oluşturur; strateji ise İleri Teknoloji ve İnovasyon, Dijital Dönüşüm ve Sanayi Hamlesi, Girişimcilik, Beşerî Sermaye ve Altyapı olmak üzere beş bileşen üzerine kurulmuştur.【1】

Millî Uçağın Uçuşunu Temsil Eden Görsel (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)
Şimdi dikkat edin: bu tanımın içinde ne uçak var ne uydu ne motor. Biz ise hamleyi hep onlarla hatırlıyoruz. Çünkü onlar bir milletin kendisi hakkında anlattığı hikâyenin en görünür, en gürültülü kısmıdır.
Oysa hamlenin en zor üretilen çıktısı hiçbir hangarda durmuyor, hiçbir tabloya girmiyor, hiçbir törenle teslim edilmiyor. Hiçbir rapor, bir sanayi programının bir insanın zihninde neyi onardığını ölçmüyor; bir uçağın havalanmasının koca bir kuşağa kendisi hakkında ne öğrettiğini sormuyor. Bunlar mühendislik soruları değildir. Ama cevapları, mühendisliğin mümkün olup olmadığını belirler.
Psikolojide, bir canlının kurtuluşu görebilecek kadar yakınken bakmayı bırakmasını anlatan bir kavram var: öğrenilmiş çaresizlik. Tanımı şudur: bir canlının, kaçınılmaz olan caydırıcı uyaranlara yeterince maruz kaldıktan sonra, karşısına çıkan yeni tehlikeler karşısında da tepkisiz kalması hâli.【2】
Kavram bireyler üzerinde bulundu, ancak yalnızca bireylerin başına gelen bir şey değildir. Geçmişteki tecrübeleri yüzünden değişimi gerçekleştirmenin zor, hatta imkânsız olduğunu düşünen toplumlar da tıpkı bireyler gibi, hayatın karşılarına koyduğu her yeni ihtimale karşı sessiz ve pasif bir direnç geliştirebilir.【3】
Bu yazı, Türkiye'nin teknoloji tarihine bu mercekten bakmayı deneyecek. Bir teşhis koymayacak; yalnızca tek bir soruyu soracak: bir toplum yapamayacağını öğrenmişse, bunun tersini öğrendiğini nereden anlarız?
Cevabın sandığımız yerde olmadığını iddia edeceğim. Hamlenin o en zor çıktısının ölçülebildiği tek yer bir insanın yüzü, ölçü birimi ise o yüzdeki şaşkınlığın büyüklüğü. Ne demek istediğimi bir sahneyle anlatayım; büyük ihtimalle benzerini herkes görmüştür.
Bir ekranın karşısında iki kişi oturuyor. Aynı odada, aynı anda, aynı görüntüye bakıyorlar: yerli bir savaş uçağı pistten kopuyor, burnunu kaldırıyor, kendi gökyüzüne yazılıyor.
Ekranın karşısında oturan yaşlı adam ağlıyor. Sessizce, neredeyse kendinden utanır gibi; gözlüğünü çıkarıp camını siliyor, sonra tekrar takıyor, sonra bir daha siliyor...
Yanındaki ise bir genç, o ağlamıyor. Şaşırmıyor bile. Kısa bir gurur, belki bir "helal olsun", ardından hayat kaldığı yerden devam ediyor.
Aynı görüntü, iki ayrı insan, iki ayrı tepki...
Şimdi tuhaf bir soru: bu iki tepkiden hangisi iyi haberdir?
İçgüdümüz gözyaşını seçer. Duygulanan adam, milletinin başarısını yüreğinde hisseden adamdır; sakin duran genç ise nankör, duyarsız, kıymet bilmez sayılır. Bu yazı tam tersini iddia edecek. Asıl müjde gözlüğünü silen adamda değil. Yanındaki gencin şaşırmamasında.
Bunun neden böyle olduğunu anlamak için, önce o iki insanın hayatlarının başında kendilerine ne öğretildiğine bakmamız gerekiyor. Hikâye ise hiç beklemediğiniz bir yerden başlıyor: 1960'ların ortasında, Pennsylvania'da bir laboratuvardan.
Deney basitti; sonucu ise psikoloji tarihinin en rahatsız edici bulgularından biri olacaktı.
Köpekler, kaçmalarının mümkün olmadığı bir düzeneğe yerleştirildi ve tekrar tekrar elektrik şokuna maruz bırakıldı. Direndiler. Zorladılar, denediler, kurtulmaya çalıştılar. Hiçbiri işe yaramadı; ne yaparlarsa yapsınlar şok geldi, ne yapmazlarsa yapmasınlar yine geldi. Bir süre sonra denemeyi bıraktılar.

Öğrenilmiş Çaresizlik Deneyini Temsil Eden Görsel (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)
Sonra araştırmacılar düzeneği değiştirdi. Artık kaçış vardı. Aralarında alçacık bir engel bulunan iki bölmeden birine geçmeleri, o küçük bariyeri aşmaları, yalnızca birkaç adım atmaları yeterliydi. Kurtuluş, bir sıçrayış kadar yakındı.
Daha önce kaçamamış olan gruptaki sekiz köpekten yalnızca ikisi o çiti aştı. Geri kalanı, kurtulmaları artık mümkün olduğu hâlde tepkisiz kaldı ve pasif kalmayı seçti.【4】
Bu sahnenin üzerinde bir an durmakta fayda var. Orada yalnızca acı çeken bir canlı yok; orada, kurtuluşu görebilecek kadar yakınken bakmayı bırakmış bir canlı var. Kapı açıktı. Çıkmadılar. Çünkü çıkılamayacağını öğrenmişlerdi.
Bu hâlin Türkçede belki de en güzel karşılığını Mümin Sekman vermiştir; ona göre öğrenilmiş çaresizlik, kısaca bir daha deneme cesaretini kaybetmedir.【5】
Şimdi o laboratuvardaki köpekleri bir kenara bırakın. Merceği, ekranın karşısında ağlayan adamın gençliğine çevirelim.
1964'te Johnson Mektubu geldi; ardından gelen silah ambargosu, iki NATO müttefiki arasındaki güven bağlarını zayıflattı. Ambargo 5 Şubat 1975'te yürürlüğe girdi.【6】Sonrasında onlarca yıl sürecek bir alışkanlık yerleşti: ret, gecikme, şartlı satış, yarısı verilen teknoloji, bekletilen yedek parça...
Bunun ne demek olduğunu anlamak için tek bir ayrıntı yeter. Ambargo döneminde, on sent değerindeki bir parçanın bulunamaması yüzünden envanterdeki dört yüz uçağın yarısı uçamaz hâle geldi. Normal şartlarda yirmi dolara alınan bir yedek parça kara borsada altı yüz dolara çıktı.【7】
On sent. İki yüz uçak.
Bütün bunlar, uzaktan bakınca bir tedarik krizinin tablosu gibi görünür. Alamadığımız uçaklar, bekleyen envanter, aksayan modernizasyon programları; sanki mesele bir lojistik sorunuymuş, sanki eksik olan tek şey bir imza ya da bir sevkiyatmış gibi.

Johnson Mektubu ve Ambargoyu Temsil Eden Görsel (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)
Ama bir ambargo yalnızca mal vermez. Cümle de verir.
Yeterince tekrarlandığında o cümle bir dış politika kararı olmaktan çıkar, bir kimlik tarifine dönüşür: siz yapan değil, alan bir ülkesiniz.
İşte ekranın karşısında ağlayan adam, bu cümlenin yürürlükte olduğu yıllarda gençti. Gazeteyi o yıllarda okudu, haberleri o yıllarda dinledi; "verilmedi", "onaylanmadı", "beklemeye alındı" kelimelerini gündelik Türkçenin doğal parçası sanarak büyüdü. Yetenek vardı, eğitim vardı, heves vardı. Sınırlı olan şey başkaydı: kendi elinden çıkanın bir gün gerçekten uçtuğunu görme deneyimi.
Milli Teknoloji Hamlesi'nin neden yalnızca bir sanayi programı olarak okunamayacağı belki buradan anlaşılır. Onarılması gereken şey yalnızca tezgâh değildi.
Elbette bir ulusu laboratuvardaki bir canlıyla bir tutmak bir benzetmedir; toplumlar deney düzeneğine yerleştirilmez, hafızaları ölçülmez, tepkileri kayda geçirilmez. Bu yazı da Türkiye'ye teşhis koymuyor; yalnızca şunu öneriyor: bu kavram, o yılları anlamak için işe yarar bir mercek olabilir. Çünkü o dönemde üretilmeyen tek şey uçaklar değildi; denemenin sonucu değiştirmediğine dair sessiz bir kanaat de birikti. Hiçbir ambargo listesinde yer almadığı hâlde hepsinden uzun ömürlü çıkan şey de bu oldu.
Hikâyenin en beklenmedik dönüş noktası burada.
2016'da, kavramın doğuşunun ellinci yılında, öğrenilmiş çaresizliği bilime armağan eden Martin Seligman, aradan geçen yarım asırda biriken sinirbilim bulgularını önüne koydu. Kendi kurduğu kuramı, kendi adıyla anılan kavramı, bu bulgular ışığında yeniden değerlendirdi. Vardığı sonucu tek bir cümleyle ifade etti: özgün kuram meseleyi tersinden kurmuştu.【8】
Pasiflik öğrenilen bir şey değildi.
Pasiflik, uzun süreli baskı altındaki bir canlının varsayılan hâliydi; öğrenilmemiş, zaten orada duran, hazırda bekleyen tepki. Asıl öğrenilen şey onun tam tersiydi: kontrol. Bir canlı, kendi çabasının sonucu değiştirdiğini deneyimlediğinde beynin ilgili devresi devreye giriyor ve o varsayılan pasifliği bastırıyordu.【9】

Martin Seligman Kuramını Temsil Eden Görsel (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)
Bu düzeltmenin bir ulusun tarihi için ne anlama geldiğini bir düşünün...
Bize bir şey öğretilmedi.
Bizden bir şey esirgendi: yapıp da olduğunu görme deneyimi.
Bu açıdan bakıldığında mesele, yalnızca teknolojik kapasitenin eksikliği olarak değil, kendi çabasının sonuç üretebildiğini görme deneyiminin sınırlı kalması olarak da okunabilir. İlk bakışta karamsar görünen bu okuma, aslında insanın içini ısıtır. Çünkü bir ulusun önündeki görev, kendisine yıllarca öğretilmiş bir şeyi zorla unutmak değildir.
Unutmak zaten iradenin ulaşamadığı bir yerde durur; hiçbir millet, tarihinin ona öğrettiğini kararnameyle zihninden silemez. Görev çok daha mütevazı ve çok daha mümkündür: kontrolü öğrenmek. Yapabildiğini bir kez, gözüyle görmek.
Bu, yazının hamleye dışarıdan yakıştırdığı bir anlam da değil. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın stratejik planında, Milli Teknoloji Hamlesi'nin dört numaralı amacı şöyle tanımlanmış: hamleyi hayata geçirmek için gerekli nitelikli insan kaynağını geliştirmek ve bu yönde toplumsal bilinç ve motivasyonu artırmak.【10】
Hamlenin insan tarafı sonradan eklenmiş bir yorum değil. Baştan yazılı.
Şimdi ekranın karşısındaki o iki kişiye dönebiliriz, çünkü artık elimizde onları ayırt edecek bir ölçü var.
Şaşırmak masum bir duygu değildir. İnsan yalnızca beklemediği şeye şaşırır. Yani her şaşkınlık, farkında olmadan yapılmış bir itiraftır: ben bunun burada olabileceğini hesaba katmamıştım.
Yaşlı adamın gözyaşı, işte bu yüzden bu kadar ağırdır. Ekrandaki uçağın büyüklüğünü değil, kendisine öğretilmiş cümlenin büyüklüğünü ölçer. Ne kadar çok ağlıyorsa, gençliğinde ona o kadar çok "yapamazsınız" denmiştir.
Gözlüğünü silerken sildiği şey, elli yıllık bir varsayımdır.

Millî Uçağın Uçuşunu Temsil Eden Görsel (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)
Yanındaki gencin sakinliği ise umursamazlık değil. Hesaba katmışlığın sakinliğidir. O uçağın havalanabileceği ihtimali onun zihninde zaten vardı; dolayısıyla ortada şaşıracak bir şey yok. Aynı odada iki farklı Türkiye oturuyor: biri yapılamayacağını öğrenmiş olan, diğeri hiç öğrenmemiş olan.
Peki bu ikinci kişi bunu nereden bilir? Kendi eliyle bir uçak yapmadı, bir uydu çizmedi, bir motor tasarlamadı.
Cevap sarsıcı olacak kadar basittir: bakarak.
Bir insanın "yapabilirim" diyebilmesi için o işi kendi elleriyle yapmış olması gerekmez; kendine benzeyen birinin yaptığını görmesi yeter. Gözlenen modelin başarısı, izleyen kişinin kendi yeterlik inancını doğrudan yükseltir.【11】
Ekranın karşısındaki genç KAAN'ı yapmıyor. Hiçbir uçağı yapmıyor. Ama kendi ülkesinden insanların, kendi diliyle konuşan mühendislerin, kendi mahallesinden çıkmış olabilecek birilerinin yaptığını görüyor. Baktığı şey bir uçak değil aslında; kendisine benzeyen birinin yapabildiği.
Beceri her zaman elden ele geçmez. Bazen gözden göze geçer.
Aynı kanalın elli yıl boyunca ters yönde de çalıştığını fark edince, hikâye acıtmaya başlıyor. Yaşlı adam da tam olarak bu yoldan öğrenmişti. Kendine benzeyen insanların isteyip alamadığını izledi, bekleyişi izledi, reddedilişi olağan sayan bir dünyada gözünü açtı. Mekanizma hep aynıydı; değişen tek şey, insanın neye baktığıydı.
Milli Teknoloji Hamlesi'nin bir ülkeye yaptığı en sessiz şey de budur: baktığı şeyi değiştirmek.
Bunlar güzel cümleler. Güzel cümleler ise bir iddiayı doğrulamaz; o yüzden sormak gerekir: gerçekten oluyor mu, yoksa yalnızca olmasını mı istiyoruz?

Teknofest 2025 Yılına Ait Görsel (Fotoğraf: Nida Üstün)
781 lise öğrencisiyle yürütülen bir araştırmada, TEKNOFEST'e katılan ve katılmayan öğrencilerin mesleki karar düzeylerine ilişkin puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Araştırmacılar, festivalin ortaöğretim öğrencilerinin mesleki ve kariyer gelişimlerini zenginleştirme konusunda katkı sağladığı sonucuna varmıştır.【12】
Bu bir neden-sonuç kanıtı değil, bir farklılık tespiti. Ama tespit edilen fark tam da beklenen yönde.
Beni asıl durduran bulgu ise bu değildi.
Ortaokul öğrencileriyle yapılan bir başka çalışmada, katılımcılara neden bir proje yarışmasına girdikleri soruldu. Verdikleri cevaplar arasında insanlığa faydalı olma isteği vardı, yenilikçi bir ürün ortaya koyma arzusu vardı. Bir tane daha vardı: kendilerini denemek.【13】
Kendini denemek...
Yarım asır önce Pennsylvania'daki o düzenekte, kapı açıldığı hâlde yerinden kıpırdamayan canlıların yapamadığı tek şeyin adı buydu.
Dikkat edin: bu cümleyi kuranlar "acaba biz yapabilir miyiz" diye sormuyor. Sorunun o kısmını çoktan kapatmışlar. Merak ettikleri şey ülkelerinin kapasitesi değil, kendi kapasiteleri. Bir toplumun kendine dair sorusu "yapılır mı"dan "ben ne kadar yaparım"a döndüğünde, orada artık bir tartışma değil, bir alışkanlık vardır.
Şaşırmamak budur.
Ambargo yıllarına son bir kez dönelim, çünkü orada anlatılmayan bir şey var. Anlatılmayan o şey, ekranın karşısında ağlayan adamı bambaşka biri hâline getiriyor.
O yıllarda bu ülkede yalnızca öfke birikmedi. Türk esnafı yardım komiteleri kurdu. İşçiler bir günlük yevmiyelerini ordunun güçlenmesi için bağışladı. Kampanyanın sloganı şuydu: Kendi Uçağını Kendin Yap. Toplanan paranın miktarı belki mütevazıydı; ancak dönemin askerî personeline ve mühendislerine göre bu seferberliğin asıl etkisi maddi değildi, savunma sanayii açısından ulusal bilincin ve özgüvenin oluşmasıydı.
ASELSAN da, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin haberleşme alanındaki eksikliklerini gidermek üzere, ambargonun uygulandığı yıl olan 1975'te kuruldu.【14】
Yani kapı kapandığı anda, birileri çoktan o küçük çiti aşmaya başlamıştı.
Bugün akademik literatürde 1975 ambargosu, Türkiye'de yerli savunma sanayi şuurunu yaratan bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.【15】

HÜRJET (Fotoğraf: Nida Üstün)
Ambargo aşılmadı; dönüştürüldü. Bize kapatılan kapı, etrafında dönüp durduğumuz bir mağduriyet hikâyesi değil, öğrendiğimiz bir yetkinliğin başladığı yerdir. Vermedikleri uçak, zamanla yapmayı öğrendiğimiz uçak oldu.
Şimdi şu ihtimali düşünün: belki de ekranın karşısında gözlüğünü silen adam, elli yıl önce bir günlük yevmiyesini verenlerden biriydi. Belki o para hiçbir uçağa yetmedi. Belki hiç kimse ona teşekkür etmedi. Ama parasını verdiği fikir, kendisinden çok daha uzun yaşadı ve bir gün gelip gökyüzünde göründü.
Bir zafer ilan etmiyorum bunu söylerken. Yalnızca şunu fark ediyorum: bu ülkeye "yapamazsınız" diyen her cümle, aslında bir gün yapılacak olan şeyin tarihine yazıldı.
Başlıktaki soruya dönebiliriz artık. O sorunun içinde küçük bir hata var ve o hatayı düzeltmek, cevabın kendisidir.
Neden artık şaşırmıyoruz?
Bu soru genellikle bir sitem olarak sorulur. Heyecanımızı kaybettiğimizi, kıymet bilmediğimizi, alışkanlıktan köreldiğimizi ima eder. Hata tam burada. Şaşırmamak bir kayıp değil, bir sonuçtur.
Bir haberin heyecan vermemesi, o haberin küçüldüğü anlamına gelmez; beklentinin büyüdüğü anlamına gelir. İnsan yalnızca hesaba katmadığı şeye şaşırır. Şaşırmayı bıraktıysak, artık hesaba katıyoruz demektir.
Bir toplum kendine inandığını gürültüsünden değil, sessizliğinden anlar.
Bunu fark edebilen tek kişi ise hastalığı hatırlayandır.

Millî Uçağın Uçuşunu Temsil Eden Görsel (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)
Ekranın karşısındaki iki insan, aynı anda iki ayrı şeye tanıklık ediyordu. Yaşlı adam, kendisine öğretilmiş bir cümlenin ömrü boyunca yanlışlandığını gördü. Genç olan, yanlışlanacak bir cümlesi hiç olmadığı için sadece uçağı gördü.
Milli Teknoloji Hamlesi'nin hiçbir envantere yazılmayan çıktısı budur. Sayılamaz, fotoğraflanamaz, törenle teslim edilemez; yalnızca iki kuşağın aynı görüntüye verdiği tepkinin farkında ölçülür.
Bir dahaki sefere bir uçak havalandığında ekrana değil, yanınızdakinin yüzüne bakın.
Bu ülkenin elli yılda aldığı yol orada yazıyor...
Aktan, Coşkun Can, ve Serdar Yay. "Öğrenilmiş Çaresizlik ve Değişime Karşı Pasif Direnç." Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi 8, sy. 2 (2016): 58–71. Erişim tarihi: 30 Ağustos 2026. https://dergipark.org.tr/tr/pub/sobiadsbd/issue/35987/403734
Maier, Steven F., ve Martin E. P. Seligman. "Learned Helplessness at Fifty: Insights from Neuroscience." Psychological Review 123, sy. 4 (2016): 349–367. Erişim tarihi: 30 Ağustos 2026. https://ppc.sas.upenn.edu/sites/default/files/learnedhelplessnessat50.pdf
T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2019-2023 Stratejik Planı. Ankara: T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 2019. Erişim tarihi: 30 Ağustos 2026. https://sanayi.gov.tr/assets/pdf/plan-program/STB20192023StratejikPlani_yeni.pdf
Tatlıoğlu, Sevra Su. "Öğrenmeye Sosyal-Bilişsel Bir Bakış: Albert Bandura." Sosyoloji Notları 5, sy. 1 (2021): 15–30. Erişim tarihi: 30 Ağustos 2026. https://dergipark.org.tr/tr/pub/sosnot/article/892420
Çavuş, Ragıp. "Ortaokul Öğrencilerinin Proje Yarışması Deneyimleri: Teknofest Örneği." Disiplinlerarası Eğitim Araştırmaları Dergisi 9, sy. 21 (2025): 487–508. Erişim tarihi: 30 Ağustos 2026. https://doi.org/10.57135/jier.1669387
Çolak, Recep, ve Hanife Güz. "Bilim Halkla İlişkileri Bağlamında TEKNOFEST'in Ortaöğretim Öğrencilerinin Meslek Seçimleri Üzerine Yansımaları." Selçuk İletişim 18, sy. 1 (2025): 203–237. Erişim tarihi: 30 Ağustos 2026. https://doi.org/10.18094/josc.1585094
Şen, Onur, ve Mustafa Özveren. "Ekonomik Yaptırımların Yerli Üretim ile İlişkisi: 1975-78 Silah Ambargosu'ndan CAATSA'ya Bir Çıkarım." Ankara Üniversitesi SBF Dergisi 79, sy. 1 (2024): 27–60. Erişim tarihi: 30 Ağustos 2026. https://doi.org/10.33630/ausbf.956772
[1]
T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2019-2023 Stratejik Planı (Ankara: T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 2019), s. iv, Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır'ın sunuşu, Erişim tarihi: 30 Ağustos 2026, https://sanayi.gov.tr/assets/pdf/plan-program/STB20192023StratejikPlani_yeni.pdf
[2]
Coşkun Can Aktan ve Serdar Yay, "Öğrenilmiş Çaresizlik ve Değişime Karşı Pasif Direnç," Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi 8, sy. 2 (2016): 58, https://dergipark.org.tr/tr/pub/sobiadsbd/issue/35987/403734
[3]
Aktan ve Yay, "Öğrenilmiş Çaresizlik ve Değişime Karşı Pasif Direnç," 59.
[4]
Aktan ve Yay, "Öğrenilmiş Çaresizlik ve Değişime Karşı Pasif Direnç," 61-63.
[5]
Aktan ve Yay, "Öğrenilmiş Çaresizlik ve Değişime Karşı Pasif Direnç," 60.
[6]
Onur Şen ve Mustafa Özveren, "Ekonomik Yaptırımların Yerli Üretim ile İlişkisi: 1975-78 Silah Ambargosu'ndan CAATSA'ya Bir Çıkarım," Ankara Üniversitesi SBF Dergisi 79, sy. 1 (2024): 37, https://doi.org/10.33630/ausbf.956772
[7]
Şen ve Özveren, "Ekonomik Yaptırımların Yerli Üretim ile İlişkisi," 39.
[8]
Steven F. Maier ve Martin E. P. Seligman, "Learned Helplessness at Fifty: Insights from Neuroscience," Psychological Review 123, sy. 4 (2016): 349, https://ppc.sas.upenn.edu/sites/default/files/learnedhelplessnessat50.pdf
[9]
Maier ve Seligman, "Learned Helplessness at Fifty," 349.
[10]
T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 2019-2023 Stratejik Planı, s. 2, "Amaç 4".
[11]
Sevra Su Tatlıoğlu, "Öğrenmeye Sosyal-Bilişsel Bir Bakış: Albert Bandura," Sosyoloji Notları 5, sy. 1 (2021): 25, Erişim tarihi: 30 Ağustos 2026, https://dergipark.org.tr/tr/pub/sosnot/article/892420
[12]
Recep Çolak ve Hanife Güz, "Bilim Halkla İlişkileri Bağlamında TEKNOFEST'in Ortaöğretim Öğrencilerinin Meslek Seçimleri Üzerine Yansımaları," Selçuk İletişim 18, sy. 1 (2025): 203, https://doi.org/10.18094/josc.1585094
[13]
Ragıp Çavuş, "Ortaokul Öğrencilerinin Proje Yarışması Deneyimleri: Teknofest Örneği," Disiplinlerarası Eğitim Araştırmaları Dergisi 9, sy. 21 (2025): 487, https://doi.org/10.57135/jier.1669387
[14]
Şen ve Özveren, "Ekonomik Yaptırımların Yerli Üretim ile İlişkisi," 41.
[15]
Şen ve Özveren, "Ekonomik Yaptırımların Yerli Üretim ile İlişkisi," 42.
Kapı Açıktı, Çıkmadılar
Bize Verilmeyen Uçaklar, Bize Öğretilen Cümle
Sonra Kuramı Kuran Adam Geri Döndü
Şaşırmak Aslında Neyi Ölçer?
Şaşırmayı Bırakan Nesil
Üzerine Yazılan
Cevap
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.