NİZÂMEDDİN HÂMÛŞ
(نظام الدين خاموش)
fav gif
Kaydet
Alıntıla
kure star outline
Avatar
Ana YazarNECDET TOSUN20 Kasım 2024 08:44
Nakşibendî şeyhi.

NİZÂMEDDİN HÂMÛŞ

Approved Article Icon
Nizâmeddin Hâmûş’un Risâle der Beyân-ı Ṭarîḳ-ı Naḳşibendiyye’si (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi, nr. 443, vr. 153b-154a)
Nizâmeddin Hâmûş’un Risâle der Beyân-ı Ṭarîḳ-ı Naḳşibendiyye’si (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi, nr. 443, vr. 153b-154a)
Nizâmeddin Hâmûş’un Risâle der Beyân-ı Ṭarîḳ-ı Naḳşibendiyye’si (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi, nr. 443, vr. 153b-154a)

Muhtemelen Semerkant’ta doğdu ve orada yetişti. Bahâeddin Nakşibend’in halifelerinden Alâeddin Attâr’ın mürididir. Sükût ve istiğrak hali galip olduğu için “Hâmûş” (suskun) lakabıyla tanınmıştır. Semerkant’ta yaşayan Nizâmeddin bir ara bu şehre gelen Alâeddin Attâr ile görüşüp kendisine intisap etti. Seyrüsülûkünü onun yanında tamamladı. Şeyhinin vefatından sonra Semerkant’ta irşad faaliyetine başladı. Mâverâünnehir’in meşhur âlimlerinden Seyyid Şerîf el-Cürcânî, Alâeddin Attâr’a intisap edince Attâr onun tasavvufî eğitimi için Nizâmeddin Hâmûş’u görevlendirdi. Nizâmeddin Hâmûş’un, şeyhlik iddiasında bulunduğu ve Cürcânî’yi mürid edindiği söylenerek Attâr’a şikâyet edildiği, Çagāniyân tarafında bulunan Attâr’ın Semerkant’a haber gönderip Hâmûş’u huzuruna çağırdığı, Hâmûş’un Cürcânî ile birlikte Çagāniyân’a gittiği, yapılan görüşmenin ardından söylentilerin dedikodudan ibaret olduğunun anlaşıldığı kaydedilmektedir.


Rivayete göre Nizâmeddin Hâmûş’un oğlu Semerkant’ta Uluğ Bey’in hareminden bir kadınla gönül ilişkisine girmiş, ancak olay duyulunca kaçmış, bunun üzerine Uluğ Bey Nizâmeddin Hâmûş’u huzuruna getirtip kendisini azarlamış, aralarında geçen konuşmalardan sonra onu serbest bırakmıştır. Diğer bir rivayete göre ise bazı kimseler Uluğ Bey’e Nizâmeddin Hâmûş’un halkı etkileyip kendisine bağladığını, halkın da ona çok itibar ettiğini, saltanata özenip isyan etmesinden korkulduğunu söyleyince hükümdar onun Semerkant’tan ayrılmasını istemiş, bu sırada Semerkant’ta bulunan Ubeydullah Ahrâr da onu Taşkent’e götürüp evinde misafir etmiştir. Bir süre sonra Taşkent’te doksan yaşlarında vefat eden Nizâmeddin Hâmûş’un eski muteber kaynaklarda ölüm tarihi kaydedilmemiştir. Dârâ Şükûh ve ondan naklen geç döneme ait bazı kaynakların verdiği 7 Cemâziyelâhir 860 (13 Mayıs 1456) tarihi halifesi Sa‘deddîn-i Kâşgarî’nin vefat tarihidir. Nizâmeddin, Uluğ Bey’in öldürüldüğü tarih olan 853’e (1449) yakın bir tarihte vefat etmiş olmalıdır.


Nizâmeddin Hâmûş’un çok hassas olduğu, yanındaki insanların halinden etkilendiği, hatta soğuk bir günde değirmen suyuna düşen müridinin üşümesiyle onun da üşümeye başladığı, müridi ısındıktan sonra kendisindeki üşüme durumunun da sona erdiği nakledilmektedir. İnsanlara “sen” diye tekil olarak hitap eden, çoğul hitabın kesrete işaret ettiğini ve tevhid ehlinin tekil ifade kullanmasının daha doğru olduğunu söyleyen Hâmûş’un mezar ziyaretinde bir Fâtiha, bir Âyetü’l-kürsî, on iki İhlâs ve iki salavattan oluşan bir terkibi okumayı alışkanlık haline getirdiği bilinmektedir. İlk dönem Nakşibendî geleneğinde rüya tabirine fazla önem verilmezken Herat’a giden müridi Sa‘deddin-i Kâşgarî’ye rüyalarını orada bulunan Zeynüddin el-Hâfî’ye yorumlatmasını tavsiye etmesi onun meşrebini göstermesi bakımından önemlidir. Nizâmeddin Hâmûş’un Nakşibendiyye’nin seyrüsülûk âdâbına dair küçük bir risâlesi günümüze ulaşmıştır (Risâle der Beyân-ı Ṭarîḳ-ı Naḳşbendiyye, Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi, nr. 443, vr. 153b-154a). Mirʾâtü’l-îmân adında bir eser de ona nisbet edilmektedir (Nefîsî, I, 278-279). Silsilesi halifesi Sa‘deddîn-i Kâşgarî tarafından devam ettirilmiştir.

Kaynakça

Abdurrahman-ı Câmî, Nefeḥâtü’l-üns (nşr. Mahmûd Âbidî), Tahran 1375 hş., s. 404-407.

Ali Asgar Muîniyân, “Ḫâce Niẓâmeddîn-i Hâmûş”, Yaġmâ, XXXI/10, Tahran 1357, s. 671-673.

Ali b. Mahmûd Ebîverdî, Ravżatü’s-sâlikîn, Kitâbhâne-i Gencbahş (İslâmâbâd), nr. 4049, s. 19-27.

Dârâ Şükûh, Sefînetü’l-evliyâʾ, Leknev 1862, s. 81-82.

Ebü’l-Bekā Hâce Cânî, Câmiʿu’l-maḳāmât, Beyazıt Devlet Ktp., Bayezid, nr. 9339, vr. 49b.

Fahreddin Safî, Reşeḥât-ı ʿAynü’l-ḥayât (nşr. Ali Asgar Muîniyân), Tahran 2536 şş./1977, I, 190-205, 229.

Gulâm Server Lâhûrî, Ḫazînetü’l-ʿaṣfiyâʾ, Kanpûr 1312/1894, I, 570-573.

M. Kādî Semerkandî, Silsiletü’l-ʿârifîn ve teẕkiretü’ṣ-ṣıddîḳīn, Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 2830, vr. 75b, 166a-167b.

M. Tâhir Hârizmî, Silsile-i Naḳşbendiyye, Özbekistan Fenler Akademisi Bîrûnî Şarkiyat Enstitüsü Ktp., nr. 69, vr. 132b-133b.

Ma‘sûm Ali Şah, Ṭarâʾiḳ, III, 62.

Mecdî, Şekāik Tercümesi, s. 270-271.

Mecdüddin Ali Bedahşânî, Câmiʿu’s-selâsîl, Kitâbhâne-i Gencbahş (İslâmâbâd), nr. 1060, s. 715-717.

Mîr Abdülevvel Nîşâbûrî, Melfûẓât-ı Aḥrâr (Aḥvâl ve Süḫanân-ı Ḫâce ʿUbeydullāh Aḥrâr içinde, nşr. Ârif Nevşâhî), Tahran 1380 hş., s. 161, 166, 192-193, 213, 216, 226, 280, 286, 396.

Nefîsî, Târîḫ-i Naẓm u Nes̱r, I, 278-279.

Nâsırüddin Buhârî, Tuḥfetü’z-zâʾirîn, Buhara 1910, s. 57.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"NİZÂMEDDİN HÂMÛŞ" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle
KÜRE'ye Sor