BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarNida Üstün16 Temmuz 2026 18:35

Rehberlik Odasından Neden Kaçıyoruz? O Kapının Eşiğindeki Görünmez Mesafe

Alıntıla
kure star outline

Okul koridorunun o en uzağında, gürültünün yavaşça çekildiği sessiz bir köşe vardır. Üzerinde sakin bir fontla yazılmıştır: Rehberlik Servisi. Ancak pek çok öğrenci için o tabelanın altından geçmek, adeta görünmez bir mayın tarlasında yürümek gibidir. Adımlar hızlanır, gözler yere dikilir, sanki o kapıya fazla bakınca bile üzerinize bir etiket yapışacakmış gibi bir his kaplar içinizi. Kulaktan kulağa fısıldanan o eski, hantal ama bir o kadar da inatçı efsane hemen devreye girer: "Oraya gidiyorsa kesin kafayı yemiştir." ya da "Başı büyük belada olmasa o odada ne işi var?"


Peki, genç zihinleri bu odadan kaçıran, onu bir sığınak değil de bir "damgalanma merkezi" gibi gösteren bu büyük yanılsama nereden besleniyor?


Aslında her şey, toplum olarak ruh sağlığıyla barışamamış olmamızın okul duvarlarına sızan o küçük, zehirli sızıntısıyla başlıyor. Ergenlik ve gençlik yılları, akran onayının neredeyse bir hayatta kalma meselesi olduğu dönemlerdir. Herkesin "mükemmel", "güçlü" ve "sorunsuz" görünmeye çalıştığı o sahnede, rehberlik odasının kapısını çalmak, dışarıya karşı "Ben tek başıma başaramıyorum" diye bağırmak gibi algılanıyor. Kendini keşfetmeye çalışan bir genç için "farklı" veya "zayıf" damgası yemek, göze alınamayacak kadar büyük bir risk. Haliyle o kapı, yardım alınan sıcak bir alan değil, aşılması cesaret isteyen bir sosyal eşiğe dönüşüyor.

(Yapay zeka ile oluşturulmuştur)


Üstelik bu çekincenin tek sebebi akran baskısı da değil. Çoğu zaman sistemin kendisi de bu algıyı besliyor. Birçok okulda rehberlik servisi, ne yazık ki bir "disiplin öncesi durak" gibi konumlandırılır. Sınıfta huzursuzluk çıkaran, kurallara uymayan ya da notları aniden düşen öğrenci hemen oraya sevk edilir. Böyle olunca öğrenci zihninde şu şema kuruluyor: Rehberlik, uslu durmayanların ve 'düzeltilmesi gerekenlerin' gittiği yerdir.


Bir genç, karşısındaki uzmanın kendisini yargılamadan dinleyeceğine nasıl inansın ki? Orası onun gözünde artık bir sırdaş odası değil, müdür yardımcısının sadece biraz daha yumuşak koltuklu versiyonudur.


İşin içine bir de o en büyük korku, yani "ifşa olma" kaygısı girince duvarlar iyice kalınlaşıyor. Genç dünyasının en güçlü kalkanı gizliliktir. "Anlattıklarım öğretmenler odasına taşınır mı?", "Annemi babamı ararlar mı?" şüphesi, o kapının kolunu tonlarca ağırlığa ulaştırır. Güvenin pamuk ipliğine bağlı olduğu bu dönemde, gizliliğin sınırları net çizilmediğinde o odaya girmek bir cesaret işi olmaktan çıkıp adeta bir sosyal risk haline gelir.


Oysa o kapıyı ve arkasındaki dünyayı yeniden tanımlamak zorundayız.


Rehberlik servisi ne bir "delilik tescil merkezi" ne de okulun gizli karakoludur. Orası; büyümenin getirdiği o harika ama karmakarışık hisleri, sınav gecesi çöken o ağır kaygıyı, kırık dökük arkadaşlıkları ya da sadece "bugün kendimi dünyaya ait hissetmiyorum" dehlizini paylaşabileceğiniz, yargısız bir özgürlük alanıdır.


Eğer o odadaki sesin bizi sadece duymak için orada olduğuna inanabilirsek; "delilik" diye kaçtığımız şeyin aslında sadece "insan olmak" olduğunu da anlayacağız. Çünkü hayat bazen çok hızlı akar ve su gibi akıp giden bu yolda, sadece durup soluklanabileceğimiz, bizi olduğumuz gibi kabul eden bir odaya hepimizin ihtiyacı vardır. Ve o oda, aslında sadece bir adım uzağımızda durmaktadır.

KÜRE'ye Sor