Hayatı hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamakta, sadece şairin Gülistan Tercümesi adlı eseriyle bunun sonuna eklenmiş, bazıları kendine ait şiir ve nazîrelerden birtakım bilgiler elde edilmektedir. Sarâyî nisbesinden Altın Orda Hanlığı’nın merkezi Saray şehrinde yetiştiği anlaşılmaktadır. Ahmed Celâyir’in Mısır’a gidişi dolayısıyla 1393’te söylediği bir rubâîsiyle 1394’te tamamladığı Süheyl ü Güldürsün mesnevisinden hareketle bu tarihten sonra vefat ettiği söylenebilir. Şiirlerinden iyi bir öğrenim gördüğü, Fars dili ve edebiyatını çok iyi bildiği anlaşılmaktadır. Hârizmî ve Hasanoğlu gibi bazı büyük şairlerin şiirlerine yazdığı nazîreler onun diğer Türk lehçelerine de şiir yazabilecek kadar hâkim olduğunu göstermektedir.
XIV. yüzyılın ikinci yarısında İdil boylarındaki hanlıkların birbiriyle sürekli mücadeleleri yüzünden pek çok şair ve yazar Türkistan ve Mısır gibi daha emin memleketlere gidiyordu. Mısır’a gidenler arasında bulunan Seyf-i Sarâyî’nin oraya nasıl gittiği tam olarak belli değildir. Bazı araştırmacılar onun hayatının ilk devresini Hârizm’de geçirdiğini, eğitimini burada aldıktan sonra Altın Orda ve Kıpçak bölgelerinde yaşayıp daha sonra Mısır’a gittiğini, eserlerini burada kaleme aldığını ifade etmektedir (Banarlı, I, 361). Seyf-i Sarâyî’nin kendi şiirleri ve tercümelerinden hareketle onun XIV. yüzyılın ikinci yarısındaki Türkistan edebiyatında seçkin bir yeri olduğu söylenebilir.
Şair Mısır’da Bathas Bey’in isteği üzerine Sa‘dî-i Şîrâzî’nin ünlü eseri Gülistân’ı Kitâbü Gülistân bi’t-Türkî adıyla Türkçe’ye çevirmiştir. 1 Şevval 793 (1 Eylül 1391) tarihinde tamamlanan eser Türkçe ilk Gülistân tercümesi olup aslındaki mensur kısımlar nesir halinde, manzum kısımlar da nazmen çevrilmiştir. Mensur kısımlarda eserin aslına oldukça sadık kalınmakla birlikte manzum kısımlarda şair sanatkarâne bir dil kullanarak bazı ilâveler yapmıştır. Bu bakımdan eser Codex Cumanicus’tan sonra Kıpçak Türkçesi’yle yazılmış en önemli dil yâdigârı sayılmaktadır.
Mısır’a göç eden Oğuz Türk boyları ile Kıpçak Türkleri birkaç yüzyıl sonra yeniden birleşip kaynaşınca Türk dili tarihinde “Kıpçakça’nın Oğuzcalaşması” meselesi ortaya çıkmıştır (Eckmann, [1965], s. 35-41). Gülistan Tercümesi, Oğuz Türkçesi yanında Kıpçak Türkçesi unsurlarını en fazla muhafaza eden eserlerden biri olarak Türk dili tarihi içinde seçkin bir yere sahip olmuş, XIX. yüzyıla kadar Türkistan Türkleri tarafından sevilerek okunmuş, mekteplerde ders kitabı olarak kullanılmıştır. Eserin Hollanda’da Leiden Akademisi Kütüphanesi’nde bulunan yegâne nüshasında (nr. 1553) Gülistan Tercümesi ve Seyf-i Sarâyî’nin kendi şiirlerinden başka çağdaşı şairlerden Mevlânâ Kadı Muhsin, Mevlânâ İshak, İmâd-ı Mevlevî, Ahmed Hâce Sarâyî, Muhabbetnâme müellifi Hârizmî, Tuğlu Hâce ve Hasanoğlu gibi şairlerin manzumeleri de yer almaktadır. Feridun Nafiz Uzluk tarafından bir önsözle beraber tıpkıbasım halinde yayımlanan (Ankara 1954) eser üzerinde Ali Fehmi Karamanlıoğlu bir doçentlik tezi (1968) hazırlamış ve çalışma önce Gülistan Tercümesi: Kitâb Gülistan bi’t-Türkî adıyla yayımlanmıştır (İstanbul 1978). Bu çalışma daha sonra yayımlandığında (Ankara 1989), eser Karamanlıoğlu’nun daha önce yayımladığı “Seyf-i Sarâyî’nin Gülistan Tercümesinin Dil Hususiyetleri” adlı (TM, XV [1968], s. 75-126) makalesi ile Leiden Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunan tek yazmasının (nr. 1553) fotokopileri de eklenmiştir. Kitap Ergeş Fazılov tarafından Taşkent’te (1968), eserle ilgili bir dizi makale kaleme alan Macar Türkologu Bodrogligeti tarafından Budapeşte’de (1969) yayımlanmıştır. Ayrıca Emîr Necîb eseri iki cilt halinde Almatı’da (1975), Hatip Osman – Zeynep Maksudova Arap harfleriyle Kazan’da (1980) neşretmiştir.
Seyf-i Sarâyî’nin Gülistan Tercümesi’nden başka mesnevi tarzında yazılmış Süheyl ü Güldürsün adlı bir eseri daha bulunmaktadır. Bu mesnevi Yâdigârnâme isimli yedi yapraklık bir yazmada manzum bir mukaddimeden sonra Tuğlu Hâce ve Mevlânâ İshak’tan birer gazel, Mevlânâ Ahmed Ürgencî’den üç şiir mevcut olup ardından Seyf-i Sarâyî’nin üç rubâîsi, iki beyti ve Süheyl ü Güldürsün adlı mesnevisi yer almaktadır. 1394 yılında tamamlanan mesnevinin konusu Leylâ ile Mecnûn, Hüsrev ü Şîrîn, Gül ü Nevrûz gibi aşk hikâyelerine benzemekle birlikte dönemin bazı olaylarına da ışık tutmaktadır. Eserde Timur’un Ürgenç’e saldırısı ve zulümleri dile getirilmiş, devrin zalim yöneticileri ve onların yağmacılık siyasetleri eleştirilmiştir (Çetin, sy. 9 [2007], s. 140).
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"SEYF-i SARÂYÎ" maddesi için tartışma başlatın