BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarYusuf Bilal Akkaya23 Mart 2026 11:53

Sığırçayı'ndan Geçerken Bir Broadway Gördüm

fav gif
Kaydet
Alıntıla
kure star outline

Siz hiç Sığırçayı’ndan geçerken bir Broadway gördünüz mü? Ben gördüm. Beyazdı. Jantlarından üçü düşmüş biri plastik kelepçeyle tutunuyordu. Buraya “tek jantı kalmış canavar yazmak” isterdim ama basit kaçardı. Cafer kızardı böyle bir şey yazdım diye. Çürükleri vardı yanlarında, arkasında. Normaldi bunlar, tam köy arabası işte. Tam Göynücek’e gidip eve bir şeyler alıp gelmelik, bu kadardı bunun işlevi.  

Sığırçayı'ndaki Broadway (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur, Çünkü Görmedim.)


Aslında gerçek ne biliyor musunuz? Ben Sığırçayı’ndan geçmedim hiç. Haliyle Broadway de görmedim. Şimdi Cafer görse bu yazdığımı kızar bana. Arada söver de. “Eee niye yazıyorsun o zaman zırtapoz?” da diyebilirdi. Ama ben Sığırçayı’ndan geçseydim ve bir Broadway görseydim o büyük ihtimalle bu anlattığım gibi olurdu. Hatta teybi bile olmayabilir, koltuk döşemeleri yırtık olabilir, güneş altında hararet bile yapabilirdi. Bakmayın ben yine iyi anlattım.  


“Allah aşkına ne zırvalıyorsun ya?” dedi Cafer. Dedim ya kızar bana. Hatta söver de. Bazen “zırtapoz” da der, çekinmez. “Bilmiyorum, içimden bunu yazasım geldi.” dedim. “Her aklına gelen yazılır mı?” dedi bana yine kızarak. “Aklıma geldiği gibi yazmadım ki bayadır aklımdaydı da anca hazırlanabildim.” dedim. “Sallama, ‘kaçıyorum, oyalanıyorum’ demiyorsun da hazırlanıyorum diyorsun. Hazırlanmış halin bu saçmalık mı?” dedi. Haksız da diyemem şimdi bu dediğine. Eskiden her gün sayfalarca oturup yazı yazardım. Şimdi bir sene oldu belki, düşünceden eyleme geçemedim bir türlü yazı işinde. “Çok boşladın bu aralar yazma işini dedi.” Hak verir gibi sustum yine. Hem ne diyeceğim. “Yok ya düşünüyorum” mu diyeyim. Neyi düşünüyorum bir de? Broadway’i mi Sığırçayı’nı mı? 


Baktı yazıya, atlaya atlaya sesli okudu. “Bu ne?” dedi. “Yazı mı bu, Nerede anlam, nerede örgü, nerede vurgu, nerede kelam?” dedi. Haklı da haksız biraz. Az önce ben de aynısını düşünüyordum aslında ama ona söylemedim. Şart mı canım Allah Allah, Ziya Paşa mıyım ben. Kendim çalıyorum kendim söylüyorum kime ne? Hem artık post post post modern çağda değil miyiz? Elime kalemi alıp kendim bir şeyler karaladığıma şükretsin de sonra bana hesap sorsun. Elin programına yazdırmıyorum ben yazımı, kendim yazıyorum. “Anlam, ne görmek istediğindedir.” dedim. Afili laf. Yerse ne âlâ. Şayet yemezse bir kamyon lafı ben yerim.  


Yemedi. “Bak sen paşa hazretlerine.” dedi, dalga geçiyor benimle. Geçsin anam geçsin o da dalgasını, şamatasını hatta gırgırını geçsin. “Nereden öğrendin bu edebiyatı?” dedi. “Alımlama estetiği” dedim. “Kimmiş bu fikri sana veren?” dedi. “Stanley Fish” dedim. “Tamam sus, bilgi verme bana. Kaynakça ister sonra editör üstüne basa basa.” dedi. “Amann istesin dedim. Hakkı değil mi? İsterse veririz. Sallamıyoruz ya kafamızdan.” dedim. “Bir blog yazacaksın onda da elli tane kaynak koyarsın sen.” dedi. Haklı ne diyeyim. Cafer beni benden iyi biliyor.  


Bir yandan da aklım Broadway’de hâlâ. Jantı düşmüş. Plastik kelepçeyle bağlanmış bir şekilde. Tutturulmuş, zoraki, eksik, yarım yamalak ve çürük.  


“Şiir okuyor musun?” diye sordu Cafer. “Okuyordum da bıraktım.” Eliyle bir şeyler yaptı niye der gibi meraklı Melahat. “Anlatmıştım ya eskiden bir yazıda okumadın mı?” dedim. “Şu akademisyen tavırlarından çok sıkıldım. Kendi yazına da atıf yapma hemen, ayrıca okumadım da o yazını.” “Kimse okumadı zaten.” dedim. “Şu dağınık yazılarını topla, derle de bir kitap yap, kitabım var diye gezersin.” dedi. “Cafer, yazı bedava okuyan yok. Kitap paralı, kim okusun Allah aşkına, bir sayfalık yazıyı okumamışsın bir kitabı okur musun?” dedim.  


Bir şeyler zırvaladı. Ne yalan söyleyeyim, dinlemedim. Dinlemek istemedikçe uğultusu arttı. Broadway ve uğultu arasında gidip geldim. Yok telif almıyormuşum da –sanki verdiler de ben almadım- yok işte önce aç karnımı doyuracakmışım da aç ayı oynamazmış da bilmem ne bilmem ne. Post modern çağa da sövdü, anlamsız bir ton ıvır zıvırmış, pireden deve çıkarmakmış, hepsi çöp yazılarmış falan filan. Dinlemek istemedim ama hakkı da yok değil. Dakikalarca söylendi durdu. Eğer Cafer’in eli kolu olsaydı kesin şaplak bile atardı enseme.  


Kafamı vermek istedim yazıya. Yazmak istedim uzun zaman sonra, en azından karalamak, kimse okumasa da bari kendi içimdeki dünyada var olmak, adını veremediğim bir şeyleri yaşatmak istedim. Güzel yazılar yazmaya niyetlenmiştim eskiden. Yazdım da. Yemin ederim. Cafer beğenmemişti yine, saçma bulmuştu ama Seray beğendi. Ben de hep ona atarım zaten yazılarımı. Anlammış, örgüymüş, kılmış, tüymüş anlamam, o da anlamaz. Geçinip gideriz işte. Anlayan okursa beğenmiyor.  


Aslında biraz da korkuyorum. Sanki o eski havayı yakalayamayacakmışım gibi hissediyorum. Eskiden olduğu gibi yazamayacakmışım sanki. Kelimeler eskisi gibi akmayacak, yazmak doğal bir refleks olmaktan çıkacak diye düşünüyorum. Eskiden düşünmekle yazmak arasında neredeyse hiç mesafe yoktu; şimdi ise her cümleye tutunmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. 


Yazı makinesi gibiydim bir zamanlar, gerçekten. Yemin ederim. İnanmazsanız Seray’a sorun. Ona her gün yazılarımı atardım. Ahmet Mithat Efendi gibi, durmadan yazardım. Bazı arkadaşlarım eskiden bana çok yazdığım için “Ahmet Mithat Efendi” derdi. Şimdi ise hiç. 


1995 (Ólafur Arnalds)

“Biraz bir şeyler anlat, Dünya’da neler olup bitiyor onlardan bahset. Savaşlar oluyor, insanlar ölüyor, aşklar bitiyor. Ot gibi yaşayıp yazı mı yazılır. Görmediğin bir arabanın nesini anlatacaksın? Güzellikleri anlat, kötülükleri anlat. İnsanları bilgilendir, yanlışlardan döndür, ne bileyim müzeleri yaz, gezilecek yerleri yaz.” dedi, saydı da saydı. Kafanız şişmesin diye ben anlatmadım. Zaten yarısını da dinlemedim. En sonunda sinirlendim. “Cafer, ben tur rehberi miyim?” dedim.  


Döndüm geri yazıya. Dinlememeye çalıştım onu. Konuştukça konuştu, söylendikçe söylendi. O bilirmiş de iyiliğimi istermiş de falan feşmekan. Ne yazacaktım, onu bile unuttum en sonunda. Aldım elime kalemi bir hışımla. Niyet ettim karalamaya, bir şeyleri yaşatmaya.


Sığırçayı'ndan geçerken bir Broadway gördüm. Allah o Broadway'in belasını versin.  

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Blog İşlemleri

KÜRE'ye Sor