badge icon

Bu madde henüz onaylanmamıştır.

Madde

Sığırların İntersitisyel Pnömonisi

Alıntıla
ChatGPT Image 20 Nis 2026 22_16_21.png

Sığırların İntersitisyel Pnömonisi( Yapay Zeka Tarafından Yapılmıştır)

Başlıca hasar
Alveoler septumBronşiyol Clara hücreleri
Gelişim süreci
Primer hasarEksüdatif fazProliferetif fazKronik faz
Nedenleri
KimyasallarBitki toksinleri(4-ipoöeanol)VirüslerParazitlerToksik gazlarBağışıklık mekanizmaları
Diğer adları
Fog feverAkut pulmoner ödem ve amfizem
Risk faktörleri
Mera değişimiYüksek triptofan alımıIsı stresiParazitler
Mikroskobik bulgular
Hiyalin membranlarAlveoler ödemTip2 pnömosit hiperplazisiFibrozis

İnterstisyel pnömoni terimi, bir hastalıktan ziyade bir lezyonu ifade eder. Bu lezyon, nedensel faktörlerin akciğer dolaşımı veya hava yolları yoluyla iletilmesi sonucunda ortaya çıkar ve esas olarak alveoler septal yapılarda (alveoler tip I pnömositler ve vasküler endotel hücreleri) ile bronşiyol Clara hücrelerinde meydana gelen hasarla karakterizedir.

Etiyoloji ve Epidemiyoloji

Akut interstisyel pnömoni (AIP), özellikle kuru ve sıcak havalarda besi sığırlarını etkileyen ve sıklıkla ölümcül seyreden bir solunum yolu hastalığıdır. Yaz sonu ile sonbahar başlangıcında intensif beslenen sığırlarda interstisyel pnömoni gelişebilmektedir. Hastalığın sığırlarda %5-45 oranında kayıplara neden olabildiği bildirilmektedir.【1】 İnterstisyel pnömoni; akut başlayan ciddi solunum stresi ile pulmoner ödem ve tıkanıklık, interstisyel amfizem, alveolar epitelizasyon ve hiyalin membran oluşumu ile karakterizedir.

Hastalık uzun yıllar boyunca sığırların ölümcül solunum sistemi sendromu olarak kabul edilmiş ve akut veya atipik interstisyel pnömoni (AIP), sığırların akut pulmoner amfizemi (ABPE), pulmoner adenomatozis ve akut solunum distres sendromu (ARDS) gibi farklı isimlerle tanımlanmıştır. AIP, tek bir hayvanda sporadik olarak görülebileceği gibi riskli gruplarda salgınlar şeklinde de ortaya çıkabilmektedir.

Etiyolojide rol oynayan faktörler oldukça çeşitlidir. Isı stresi, tozlar, virüsler, yem toksinleri, rumende üretilen hidrojen sülfür gibi toksik gazlar, cinsiyet, parazitler ve çeşitli çevresel etkenlerin hastalığın gelişiminde etkili olduğu bildirilmektedir. Ayrıca azot dioksit gazına maruziyet de atipik interstisyel pnömoniye neden olabilmektedir.

Beslenme önemli bir risk faktörüdür. Özellikle yüksek triptofan içeren yemlerin fazla tüketilmesi sonucu rumende oluşan 3-metilindol (3-MI)【2】 ve bunun pnömotoksik türevleri (özellikle 3-metilenindolenin), hastalığın gelişiminde kritik rol oynar. Gür ve baklagil yönünden zengin meralara ani geçiş yapan sığırlarda hastalık daha sık görülmektedir. Şalgam, kolza ve lahana gibi bitkilerle beslenme de hastalıkla ilişkilendirilmiştir.

Paraziter enfestasyonlar, özellikle akciğer kıl kurtları, hayvanları duyarlı hale getirerek alerjik reaksiyonlar yoluyla interstisyel pnömoniye zemin hazırlayabilmektedir. Bununla birlikte birçok olguda bu enfestasyonlara rastlanmamaktadır.

Bakteriyel solunum sistemi enfeksiyonları da hastalığın gelişimine katkıda bulunabilir. Özellikle Mannheimia haemolytica ve Pasteurella multocida gibi etkenlerin varlığı, interstisyel pnömoni için predispozan faktör olarak değerlendirilmektedir.

Epidemiyolojik olarak hastalık, merada otlayan, besi yapılan veya ahırda barındırılan sığırlarda görülebilmekle birlikte özellikle sonbahar aylarında daha yaygındır. Akut form daha çok mera değişiklikleri ile ilişkilidir ve kısa sürede ölümlerle sonuçlanabilirken, kronik form daha uzun sürede gelişir ve genellikle kış aylarında görülür. Holstein, Angus ve Shorthorn ırklarında akut formun; Jersey ve Guernsey ırklarında ise kronik formun daha sık görüldüğü bildirilmektedir.

Hastalık dünya genelinde farklı formlarda gözlenmektedir. Amerika’da akut form, Kanada’da hem akut hem kronik form, İsviçre’de ise daha çok kronik form bildirilmiştir. İngiltere’de akut form “fog fever” olarak adlandırılmakta ve yaygın olarak görülmektedir.


Sığırların İntersitisyel Pnömonisi( Yapay Zeka Tarafından Yapılmıştır)

Patogenez


İnterstisyel pnömoninin patogenezi, esas olarak alveoler duvarın yapısal bileşenlerinde meydana gelen hasar ile başlar. Bu hasar; alveoler tip I pnömositler, kapiller endotelyum veya alveoler bazal membranda gelişebilir ve etiyolojik faktörlerin aerogenik (hava yolu ile) ya da hematogen (kan yolu ile) etkisi sonucunda şekillenir.

Başlangıçta oluşan bu hücresel hasar, kan-hava bariyerinin bütünlüğünü bozarak plazma proteinlerinin alveol boşluğuna sızmasına neden olur. Bu durum, interstisyel pnömoninin eksüdatif fazını oluşturur. Alveoller içerisinde biriken protein açısından zengin sıvı, pulmoner sürfaktan ve lipitlerle birleşerek alveol duvarlarına yapışan hiyalin membranların oluşumuna yol açar. Aynı zamanda interstisyumda ödem gelişir ve inflamatuar hücreler, özellikle nötrofiller, bu alana infiltre olur. Bu süreç alveol duvarlarının kalınlaşmasına neden olur.

Eksüdatif fazı takiben birkaç gün içinde proliferatif faz başlar. Bu dönemde, hasar gören tip I pnömositlerin yerini almak üzere tip II pnömositlerde belirgin hiperplazi gelişir. Tip II pnömositler progenitör hücreler olarak farklılaşarak alveol yüzeyini yeniden döşer. Bu hücresel proliferasyon, alveollerin kübik epitel ile kaplanmasına ve bazı durumlarda asiner ya da bez benzeri bir görünüm kazanmasına neden olur.

Hastalığın ilerleyen evrelerinde alveoler septalarda fibrozis gelişir. Bu durum akciğer dokusunun elastikiyetini kaybetmesine, palpasyonda kauçuksu bir yapı kazanmasına ve toraks açıldığında akciğerlerin normal şekilde kollabe olmamasına yol açar. Ayrıca akciğer kesit yüzeyinin “etli” görünüm almasının temel nedeni de bu yapısal değişikliklerdir.

Patogenezde toksik metabolitlerin önemli bir yeri vardır. Özellikle rumende triptofan metabolizması sonucu oluşan 3-metilindol (3-MI), bronşiyol Clara hücreleri ve tip I pnömositlerde metabolize edilerek yüksek reaktif ara ürünlere dönüşür. Bu reaktif metabolitler hücre nekrozu ve deskuamasyona neden olarak interstisyel pnömoninin gelişimini başlatır.

Bunun yanı sıra, toksik gazların inhalasyonu, pnömotropik virüs enfeksiyonları, endotoksinler ve serbest radikal oluşumu da alveoler epitel ve kapiller endotelde hasara yol açarak benzer patolojik süreçleri tetikler. İmmün mekanizmalar da patogenezde rol oynayabilir; solunan antijenlerin alveol duvarında antijen-antikor kompleksleri oluşturması (tip III aşırı duyarlılık reaksiyonu) inflamatuar yanıtı başlatır ve doku hasarını artırır.

Klinik Bulgular


İnterstisyel pnömoni, özellikle akut formunda ani başlangıçlı ve hızla ilerleyen klinik belirtilerle karakterizedir. Hastalık çoğu zaman sürü içerisinde birkaç hayvanda ortaya çıkar ve kısa sürede ağır solunum yetmezliği tablosuna ilerleyebilir.

Etkilenen sığırlarda en belirgin bulgu solunum güçlüğüdür. Hayvanlar nefes almayı kolaylaştırmak amacıyla boyunlarını ileri doğru uzatır, ön ayaklarını göğüsten uzaklaştırarak tipik bir duruş sergiler ve ağızdan soluma gözlenir. Solunum genellikle hızlı, yüzeysel ve gürültülüdür; bazı olgularda homurtu şeklinde solunum sesleri dikkat çeker.

Hastalıkta sürünün gerisinde kalma, belirgin halsizlik ve hareket isteksizliği sık görülen bulgulardır. Öksürük her zaman belirgin olmamakla birlikte bazı hayvanlarda görülebilir. Aşırı tükürük salgısı ve burun akıntısı da klinik tabloya eşlik edebilir.

Şiddetli vakalarda sindirim sistemi bulguları da ortaya çıkabilir. Rumen atonisi, timpani ve ishal bu bulgular arasında yer alır. Orta derecede etkilenen hayvanlar genel olarak düşkün görünmelerine rağmen yem tüketmeye ve su içmeye devam edebilir.

Fiziksel muayenede vücut ısısı genellikle hafif artmıştır ve çoğunlukla 38,3–41,1°C arasında değişir. Kalp atım sayısı 80–150/dk arasında olup, özellikle 120/dk üzerindeki değerler hastalığın ileri evresine işaret edebilir.【3】

Oskultasyonda akciğer seslerinde değişiklikler dikkat çekicidir. Bronşiyal seslerde artış, sürtünme sesleri ve kuru raller (harharalar) sıklıkla duyulur ve bu bulgular tanı açısından önem taşır. Şiddetli olgularda akciğerlerin dorsal bölgelerinde solunum seslerinin kaybolduğu gözlenebilir. Ayrıca deri altı amfizem bazı vakalarda palpasyonla tespit edilebilir.

Hastalığın seyri çoğu zaman hızlıdır. Ölüm bazı olgularda bir günlük zaman diliminden kısa sürede gerçekleşebilirken, bazı hayvanlar iki üç gün yaşayabilir. Nadiren, klinik belirti göstermeden ani ölümler de görülebilir. Ani efor veya stresin solunum yetmezliğini artırarak ölüme yol açabileceği bilinmektedir.

Genel olarak interstisyel pnömoninin klinik bulguları özgül değildir ve diğer solunum sistemi hastalıkları ile karışabilir; bu nedenle kesin tanı için klinik bulguların patolojik ve histopatolojik değerlendirmelerle desteklenmesi gereklidir.

Patoloji ve Lezyonlar


İnterstisyel pnömonide lezyonlar, esas olarak alveol duvarlarının üç katmanından (endotelyum, bazal membran ve alveol epiteli) birinde ve bitişik bronşiyol interstisyumunda meydana gelir. Bu morfolojik pnömoni tipi, otopsi sırasında teşhisi en zor olanlardan biridir ve konjesyon, ödem, hiperinflasyon veya amfizem gösteren akciğerlerle kolaylıkla karıştırılabilir; bu nedenle mikroskobik doğrulama gerektirir.

Makroskopik olarak interstisyel pnömoninin en önemli özelliklerinden biri, göğüs boşluğu açıldığında akciğerlerin çökmemesidir. Akciğerler belirgin şekilde ağır, ıslak ve aşırı şişmiş durumdadır. Plevral yüzeyde kaburga izleri görülebilir ve bu durum yetersiz deflasyona işaret eder. Çoğu vakada hava yollarında belirgin eksüdat bulunmaz; ancak sekonder bakteriyel pnömoni varlığında eksüdat görülebilir.

Akciğerlerin rengi akut olgularda yaygın kırmızıdan, kronik olgularda soluk griye kadar değişiklik gösterebilir. Bazı vakalarda benekli kırmızı-soluk bir görünüm dikkat çeker. Soluk görünüm, özellikle alveol duvarlarında gelişen fibrozise bağlı olarak alveoler kılcal damarların tıkanması ve kan-doku oranının azalması ile ilişkilidir.

Akciğer dokusu genellikle elastik veya kauçuksu kıvamda olup palpasyonda bu özellik belirgin şekilde hissedilir. Kesit yüzeyinde akciğer dokusu “etli” bir görünüm sergileyebilir ve bronşlar ya da plevrada belirgin eksüda bulunmayabilir. Akut olgularda kesit yüzeyinden berrak, sulu ödem sıvısı kolaylıkla sızar.

İnterlobüler septalar sıklıkla ödem ve gaz kabarcıkları ile genişlemiştir. Pulmoner ödem ve interstisyel amfizem, özellikle akut interstisyel pnömonilerde belirgindir. Ödem genellikle akciğerlerin kranioventral kısımlarında yoğunlaşırken, amfizem dorsokaudal bölgelerde daha belirgin olabilir. Bu durum bazı vakalarda bronkopnömoniyi andıran bir dağılım paterni oluşturabilir.

Makroskopik olarak bazı olgularda akciğerler mermerimsi bir görünüm sergileyebilir. Ayrıca lobüller arasında soluk, aşırı şişmiş alanlar ile daha koyu ve kauçuksu alanların birlikte bulunması sonucu “dama tahtası deseni” olarak adlandırılan görünüm oluşabilir.

Histopatolojik olarak en karakteristik bulgular arasında alveollerde protein açısından zengin eksüdat birikimi, bu eksüdatın hiyalin membranlara dönüşmesi ve alveol duvarlarında belirgin kalınlaşma yer alır. Akut fazda alveoller içerisinde eozinofilik, homojen yapıdaki hiyalin membranlar dikkat çeker. Bunun yanı sıra interstisyumda ödem ve nötrofil infiltrasyonu görülebilir.

Hastalığın ilerleyen evrelerinde tip II pnömosit hiperplazisi belirgin hale gelir ve alveol duvarlarında epitelizasyon gelişir. Uzun süren olgularda ise interstisyel fibrozis oluşur. Küçük pulmoner arter duvarlarında hiyalin dejenerasyonu da tipik histolojik bulgular arasında yer alır.

Genel olarak interstisyel pnömonide patolojik bulgular, eksüdatif ve proliferatif süreçlerin bir arada bulunduğu, akciğer dokusunun yapısal bütünlüğünü bozan ve fonksiyonunu ciddi şekilde etkileyen yaygın lezyonlarla karakterizedir.

 

Klinik Formlar

İnterstisyel pnömoni, sığırlarda farklı klinik formlar halinde ortaya çıkabilmektedir. Bu formlar, hastalığın gelişim süresi, yayılım şekli ve etiyolojik faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterir. Genel olarak akut ve kronik formlar ile besi sığırlarında görülen özel formdan söz edilebilir.

Akut interstisyel pnömoni (AIP), hastalığın en belirgin ve en ağır seyreden formudur. Genellikle ani başlangıçlıdır ve çoğu olguda hızlı bir şekilde ölümle sonuçlanabilir. Akut form sıklıkla mera değişiklikleri ile ilişkilidir ve özellikle yüksek triptofan içeren gür meralara ani geçiş yapan sığırlarda görülür. Klinik belirtiler genellikle mera değişikliğinden iki üç hafta sonra veya bitki toksinlerine maruziyetten bir iki gün sonra ortaya çıkar. Bu formda hastalık çoğunlukla birkaç hayvanda gelişir ve 24 saat gibi kısa sürede ölümler meydana gelebilir. Akut formun en sık görüldüğü ırklar arasında Holstein, Angus ve Shorthorn yer almaktadır. İngiltere’de bu form “fog fever” olarak adlandırılmakta ve yaygın olarak görülmektedir.

Kronik interstisyel pnömoni formu ise daha yavaş seyirli olup genellikle kış aylarında ortaya çıkar. Bu formda daha fazla sayıda hayvan etkilenir ve hastalık çoğunlukla sporadik olarak görülür. Klinik belirtiler daha hafif ve uzun süreli olduğundan hastalık ileri evrelere kadar fark edilmeyebilir. Kronik formun özellikle Jersey ve Guernsey ırklarında daha sık görüldüğü bildirilmektedir.

Besi sığırlarında görülen interstisyel pnömoni, genellikle yemleme döneminin sonlarına doğru ortaya çıkan ve çoğu zaman bronkopnömoni ile birlikte seyreden bir formdur. Bu formda hastalık nadir olmakla birlikte zaman zaman daha geniş salgınlar şeklinde görülebilir. Lezyonlar genellikle yaygın olmakla birlikte özellikle akciğerlerin kaudal bölgelerinde daha belirgindir ve çoğu vakada kraniyoventral bronkopnömoni ile birlikte bulunur. Ayrıca bazı olgularda, normalden soluk ve aşırı şişmiş lobüller ile daha koyu ve kauçuksu lobüllerin birlikte bulunduğu “dama tahtası deseni” dikkat çeker.

Bunun yanı sıra interstisyel pnömoni, akciğer tutulumuna göre farklı paternlerde de görülebilir. En iyi karakterize edilen form diffüz akut interstisyel pnömonidir. Bunun dışında, kaudal bölgelerde yaygın interstisyel pnömoni ile birlikte kraniyoventral bronkopnömoninin bulunduğu sekonder form ve akciğerin çeşitli bölgelerinde yamalı dağılım gösteren, “dama tahtası deseni” ile karakterize üçüncü bir form da tanımlanmaktadır.

Tanı


Akut interstisyel pnömoni (AIP), yalnızca etkilenen veya ölen hayvandan alınan akciğer dokusunun mikroskobik (histopatolojik) değerlendirilmesi ile kesin olarak doğrulanabilen patolojik bir tanımdır. Bu nedenle AIP patolojik tanı olarak kabul edilirken, akut solunum distres sendromu (ARDS) klinik bir tanı olarak değerlendirilmektedir.

AIP’li sığırlar tipik klinik belirtiler gösterebilmekle birlikte bu bulgular hastalığa özgü (patognomik) değildir. Canlı hayvanda akciğer biyopsisi yapılmadan kesin tanı koymak mümkün olmadığından, çoğu durumda tanı klinik bulguların değerlendirilmesine dayanır. Ancak bu yaklaşım tek başına yeterli değildir.

Bu hastalıkta burun svabının bakteriyolojik muayenesi genellikle mevcut sekonder bronkopnömoni etkenlerini ortaya koyabilse de, interstisyel pnömoninin tanısı açısından spesifik bir değer taşımaz. Klinikopatolojik bulgular çoğu zaman tanı koydurucu değildir.

Nekropsi bulguları tanıya önemli katkı sağlar. Her iki formda da akciğerler genişlemiş, sert ve çökmeyen yapıdadır. Erken dönemde şekillenen ölümlerde akciğerlerde fazla miktarda sıvı birikimi bulunur ve bu sıvı normal ödem sıvısına göre daha yapışkandır. Pleura solgun, opak ve kalınlaşmış görünebilir. Akut olgularda akciğerler yaygın olarak etkilenmiş olup şiddetli ödem ve amfizem ile birlikte mermerimsi bir görünüm sergileyebilir. Hemen tüm olgularda köpüklü eksudat bulunur; bazen bronş ve trakeada irinli odaklar da görülebilir.

Histolojik incelemede karakteristik olarak inflamasyonun belirgin olmaması dikkat çeker; ancak sekonder bakteriyel enfeksiyon varlığında yangısal bulgular ortaya çıkabilir. Alveollerde eozinofil içeren protein açısından zengin sıvı birikir ve bu materyal zamanla hiyalin membranlara dönüşebilir. Akut olgularda bu bulgu daha belirgindir. Hayvanın birkaç gün yaşaması durumunda alveol duvarlarında epitelizasyon gelişir; bu durum interstisyel pnömoninin temel özelliğidir. Hastalığın uzun sürdüğü vakalarda ise aşırı epitelizasyon ve fibrozis gözlenir. Ayrıca küçük pulmoner arter duvarlarında hiyalin dejenerasyonu tipik histolojik bulgular arasında yer alır.

Çoğu vakada akciğerlerin bakteriyolojik muayenesi negatiftir; ancak uzun süren olgularda sekonder bakteriyel enfeksiyon geliştiğinde Mannheimia haemolytica, Pasteurella multocida, Streptococcus spp. ve Corynebacterium pyogenes gibi etkenler izole edilebilir.

Ayırıcı tanıda sığırlarda solunum distresine neden olabilecek diğer durumlar dikkate alınmalıdır. Bunlar arasında ısı stresi, şiddetli veya kronik bronkopnömoni, anaflaksi, kalp yetmezliği, trakeal ödem ve nekrotik larengitis yer alır.

Ekonomik Önemi


Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde 2015 yılında 1.014.926 ton et ve 16.933.520 ton süt üretimi gerçekleştirilmiştir. Bu üretim düzeyine rağmen, hastalıkların hayvansal üretimde yaklaşık %30 oranında kayıplara ve ciddi ekonomik zararlara neden olduğu belirlenmiştir.【4】

Solunum sistemi hastalıkları, dünya genelinde sığırlarda ekonomik kayıplara yol açan en önemli hastalık grupları arasında yer almaktadır. Bu hastalıklar içerisinde akut interstisyel pnömoni (AIP), bazı istisnalar dışında tüm yaş ve ırklardaki sığırları etkileyebilmesi ve yüksek ölüm oranlarıyla seyretmesi nedeniyle önemli bir yere sahiptir.

İnterstisyel pnömoninin sığırlarda %5 ile %45 arasında değişen oranlarda kayıplara neden olabildiği bildirilmektedir. Hastalığın akut formu çoğu zaman ani ölümlerle sonuçlanırken, kronik formda verim kayıpları ve uzun süreli hastalık süreçleri ekonomik zararı artırmaktadır.【5】

Besi sığırlarında özellikle yemleme döneminin sonlarına doğru ortaya çıkabilen interstisyel pnömoni vakaları, sürü yönetimini olumsuz etkileyerek beklenmeyen ölümler ve verim düşüklüğü ile sonuçlanmaktadır. Ayrıca hastalık çoğu zaman sekonder enfeksiyonlarla birlikte seyrettiğinden tedavi maliyetlerini artırmakta ve işletmeler üzerinde ek ekonomik yük oluşturmaktadır.

Kaynakça

Durgut, Ramazan ve Serkan İrfan Köse. “Sığırlarda Akut İntersitisyel Pnömoni.” Türkiye Klinikleri Veteriner Bilimleri-İç Hastalıkları – Özel Konular 3, no. 2 (2017): 143–147.Erişim tarihi: 20 Nisan 2026.https://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-sigirlarda-akut-intersitisyel-pnomoni-79471.html.

Giguère, Patrick, et al. “Respiratory Diseases of Cattle.” In Large Animal Internal Medicine, edited by Bradford P. Smith, 5th ed. Elsevier, 2014.Erişim tarihi: 20 Nisan 2026. https://www.sciencedirect.com/science/chapter/edited-volume/pii/B9780323357753000096

Koese, Serkan, et al. “Sığırlarda Akut İntersitisyel Pnömoni.” Journal / Kaynak adı belirtilmemiş (PubMed Central, PMC7185769). Erişim tarihi: 20 Nisan 2026. https://www.researchgate.net/profile/Serkan-Koese-2/publication/319212996_Sigirlarda_Akut_Intersitisyel_Pnomoni/links/5c345d0b92851c22a3639977/Sigirlarda-Akut-Intersitisyel-Pnoemoni.pdf.

McAtee, Taylor B., Lee J. Pinnell, Sherri A. Powledge, ve Cory A. Wolfe. “Effects of Respiratory Virus Vaccination and Bovine Respiratory Disease on the Respiratory Microbiome of Feedlot Cattle.” Frontiers in Microbiology 14 (2023): 1203498.Erişim tarihi: 20 Nisan 2026.https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC7185769/.

Dipnotlar

Yazar Bilgileri

Avatar
YazarSenanur VANLIOĞLU20 Nisan 2026 19:17

Etiketler

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Sığırların İntersitisyel Pnömonisi" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle

İçindekiler

  • Etiyoloji ve Epidemiyoloji

  • Patogenez

  • Klinik Bulgular

  • Patoloji ve Lezyonlar

  • Klinik Formlar

  • Tanı

  • Ekonomik Önemi

Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.

KÜRE'ye Sor