BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarNurten Yalçın19 Nisan 2026 21:33

Taş Ocağı

fav gif
Kaydet
Alıntıla
kure star outline

Seni doğuracağıma taş doğursaydım, dedi. İkinci çocuğu taş doğdu. Sonra diğerleri de. Haftada bir taş doğuruyordu. Tavuklar gibi. Ama tavuklar yumurta yumurtlarken o taş taşlıyordu. Dilimize böylece yeni bir kelime kazandırdı: Taşlamak. Sözlükte taş doğurmak anlamına geliyordu. Haftada bir taşladığı taşlarla taş ocağı kurdu. Bu ocak yeniçeri ocağının benzerlerindendi. Osmanlı devrinde değil de Mehmetli devrinde yaşanıyordu. Biraz daha eski ya da biraz daha yeni bir zamandı. Derken bu yeni yahut eski zamanda… 


Dergiyi bir köşeye fırlattı. Ne manyak insanlar var ya hu, dedi. Ama biraz kafası dağılmıştı, mutluydu. Aklından ödemesi gereken faturalar uçmuştu mesela. Kafasını dağıtmak için sık sık öykü okurdu. Ama kafa dağıtan öyküleri. Beyni bir sandala koyup okyanusa bırakan öyküleri. Kafam dağılmalı okurken, diyordu. Zamanında çok felsefe kitabı okumuştu. Hani böyle bir toplum içine girildiğinde “Ben şu kitabı okudum, Marx bu konu hakkında şunları diyor” denen türden kitaplar. Ama bıkmıştı her şeyden. Bu yığınla bilgi kusan kitaplardan da. 


Ne diyorduk, evet dergiyi bir köşeye fırlattı. Aslında o öyle sanıyordu. Koltuğa kendini fırlattı, dergi hâlâ elindeydi. Kafası dağılmıştı dağılmasına lakin bir kısmı tam olarak dağılmamıştı. O bir kısımda bir soru takılı kaldı. Kafasını salladı salladı düşmedi soru. Sonra kalktı duş aldı, o soru suyla da akıp gitmedi. Eh biraz ilkel yöntemler deneyelim, deyip kafasını zangur zungur duvara vurmaya başladı. Soru kendini Japon yapıştırıcısıyla yapıştırmış herhalde, diye düşündü. Japonlar da neyi bu kadar yapıştırmak istemiş, diye bir soru daha sordu. Al işte kafasındaki soru sayısı ikiye çıktı.


Dergi hâlâ elindeydi, hep elinde olmuştu; otobüste, kafede, iş yerinde ve evde. Ne bitmez dergiymiş ya hu. Bir dergi bu kadar elde durur mu? Sanırım şu iki ayda bir çıkan dergilerden hemen celallenmeyin. Kafasındaki soruları bir poşete koyup çöpün yanına bırakmaya karar verdi. Belki soruya ihtiyacı olan kediler alır. Sorular kendi rızasıyla poşete girmişti, kafasında durmaktan sıkıldılar. Eve dönene kadar marşlar mırıldandı içinden. Severdi zaferleri, her savaşta yenilen o olsa da. Amaan ne savaşmış canım hep klişe şeyler bunlar! Ayşe çayları tazele kızım birazdan haberler başlayacak. Bir saniye kim konuşuyor bu kadar!


Haberlerde taş ocağını gördü. Allah Allah ne çok çocuğum varmış benim, diye mırıldandı kadın. Maşallah hepsi de taş! Ayşe seni doğuracağıma taş doğursaydım yine mi döktün çayları! Ayşe de uysal kızdır hiç konuşmaz. Aslında konuşmak ister, yanında bütün kelimeleri kullanmak isteyeceği biri vardır. Vardır varmasına ama o bilmez Ayşe’yi. Ayşe’ siz bir zamanda yaşar o. Ayşe Mehmetli devrinde yaşar. Ayşe Mehmetli devrini yaşar. Ayşe yaşamak ister. Ne çok Ayşe, katman katman Ayşe. Bu kızın tabakaları vardır toprak gibi. Annesi onu yerin altından çıkardı. Elmas gibi kız! Annem dedi Ayşe, biraz durdu ve yineledi, annem özür dilerim. Duymadı annesi, hay Allah içinden söylemiş meğer! "Ben onunla içimden konuşuyordum."


Dergi, haberler, soru, poşet, kedi, anne, ocak, taş, film ve şeridi… Bir adet daha baş dönmesi alır mısınız? Elindeki ilacı yere düşürdü. Kilimin çizgilerine baktı uzun uzun. Bunca çizgi neden çizilir ve neden kesik kesiktir bütün çizgiler. Bütün çizgilerin birleştiği bir yer var mıdır? Aldı ilacı yani hapı, üfledi sonra, tozu da yutmasın. İlaçla birlikte kendini de yuttu. Hiç bu kadar doymamıştı hayatında. Midesi de kendini yutacak kadar genişmiş, maşallah! Ama yutamadığı bazı cümleler vardı, onları hep eline almaktan korktuğu kitaplarda bıraktı. Tabii merak ettiniz bu cümleleri, ben de merak ederim. Ama bırakalım bazı şeyler Ayşe’de kalsın. Bazı şeyler hep bir yerde kalsın. Kalmasın yanımızda…


Bir sayfa daha çevirdi, bütün sayfaları çevirmek istiyordu. Sanki parmakları sayfaları çevirmek için yaratılmıştı. Pencerenin yanında duruyordu yani oturuyordu. Pencereden gözükenin afili bir manzara olmasını beklemeyin. Penceresinde gözüken apartmanlardı. Ve vakit akşam. Bütün duygusal ayrıntılar akşam vakti yaşanır. O da derginin içinde büyüttüğü dağları tek tek masaya dizdi. En çok sevdiği dağ işte şu en uzağında olan dağdı. Her yeri dağıttı dağlar. Etraf toz toprak oldu birden. Tozu, toprağı ve dağı bir arada gören koyunlar hemen fırlayıp gelmişti. Kilimde çimenler yeşerdi, bütün bu olanlara dayanamadı, içinden olağanca gücüyle bağırmak istiyordu. Hani bu çimenlerin deresi! Kalktı mutfaktan bir bardak su aldı, serpti çimenlerin üstüne ve işte dere! Girdi dereye, o da aktı dereyle birlikte. Aktı sular, aktı sayfalar ve taşlar oluk oluk her yerden yağmaya başladılar. Su olur da taş olmaz mı? Durun bir dakika, ocakta dergiyi unutmuşum.


Bir köşede durdu adam, bir köşede durdu kadın. Köşede durdu, kendi köşesinde, çekti yorganı başına. Adam mı çekti kadın mı? "Bir adam bir kadın var içimde iyice anladım \ Bana bunu sessizce anlatıyorlardı." Kömüre bulanmış elleri simsiyah yaptı yorganı. Eh be! Git yıka ellerini! Mahvettin yorganı, seni doğuracağıma taş doğursaydım! Anne kömürler iyi yanıyor mu? Senin ateşin mi var? Yanıyorsun! Yorulmuştu, “Bütün bu olanları unuturum belki” diyerek uyumaya çalıştı. Peki, sevmek gerçekten yorulur mu?


Not: Yazar bu öyküyü milattan önce -üniversite sıralarında- yazmış olup, bilgisayarda duracağına KÜRE’de dursun diyerek okura armağan etmiştir. İtalik yazılar Cahit Zarifoğlu şiirlerinden alıntıdır. Merak eden okurlar Zarifoğlu şiirlerinin tamamını okusun düşüncesiyle yazar tarafından ilgili kısımlara dipnot eklenmemiştir.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Blog İşlemleri

KÜRE'ye Sor