Türk Borçlar Kanunu (TBK), Türkiye'de özel hukuk kişileri arasındaki borç ilişkilerini düzenleyen temel kanundur. 11 Ocak 2011 tarihinde kabul edilen ve 6098 sayılı olan bu kanun, 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe girmiştir. Türk Medeni Kanunu'nun ayrılmaz bir parçası ve onu tamamlayıcı nitelikte olan kanun, genel ve özel hükümler olmak üzere iki ana kısımdan oluşur. Genel hükümler, tüm borç ilişkilerine uygulanabilen temel ilkeleri, borcun kaynaklarını, ifasını ve sona ermesini düzenlerken; özel hükümler, satış, kira, hizmet, eser gibi belirli sözleşme tiplerini ele alır.
Tarihsel Gelişim
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 4 Ekim 1926 tarihinde 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi ile birlikte yürürlüğe giren 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun yerini almıştır. Yaklaşık 85 yıl yürürlükte kalan 818 sayılı Kanun, İsviçre Borçlar Kanunu'nun tercüme edilerek Türk hukuk sistemine aktarılmasıyla oluşturulmuştu. Zamanla sosyal ve ekonomik hayatın değişen ve gelişen hızı, eski kanunun günümüz ihtiyaçlarına cevap vermekte yetersiz kalmasına neden olmuştur. Bu durum, kanunun hem dilinin sadeleştirilmesi hem de içeriğinin güncellenmesi ihtiyacını doğurmuştur.
Yeni bir borçlar kanunu hazırlama ihtiyacının temel nedenleri şunlardır:
- Sosyal ve Ekonomik Gelişmeler: 85 yıllık uygulama sürecinde toplumsal ve ekonomik yaşamda meydana gelen hızlı değişimler, eski kanunun bazı hükümlerinin güncel sorunlara çözüm üretmede yetersiz kalmasına yol açmıştır.
- Türk Medeni Kanunu ile Uyum: 2002 yılında yürürlüğe giren 4721 sayılı yeni Türk Medeni Kanunu ile Borçlar Kanunu arasında bir uyum sağlanması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanun'un tamamlayıcısı ve ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir.
- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi: Temel kanunların yenilenmesi, iş dünyasının dünyayla rekabet gücünü artırmak ve yatırım ortamını iyileştirmek için hukuki bir zemin oluşturma hedefinin bir parçasını oluşturmuştur.
- Mevzuatın Bütünleştirilmesi: Özellikle kira hukuku gibi dağınık mevzuatla düzenlenen alanları tek bir çatı altında toplayarak daha bütüncül ve anlaşılır bir yapı oluşturma amacı güdülmüştür.
Bu ihtiyaçlar doğrultusunda, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu çalışmalarının tamamlanmasının ardından, Adalet Bakanlığı tarafından 1998 yılında yeni bir Borçlar Kanunu hazırlama süreci başlatılmıştır. Üniversitelerden öğretim üyeleri, bakanlık personeli ve çeşitli alanlardan uzmanların katılımıyla oluşturulan bir bilim komisyonu, 2002 yılında bir tasarı hazırlamıştır. Bu tasarı, Bakanlar Kurulu'nda kabul edildikten sonra 22 Ocak 2008'de Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı'na gönderilmiş, Adalet Komisyonu ve alt komisyonlardaki görüşmelerin ardından 11 Ocak 2011'de TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek kanunlaşmıştır. Kanun, 4 Şubat 2011 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmış ve 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Kanunun hazırlık süreci yaklaşık 13 yıl sürmüş ve bu süreçte amaç, 818 sayılı Kanun'u tamamen ortadan kaldırmak yerine, onun temel yapısını ve sistematiğini koruyarak günümüz ihtiyaçlarına cevap vermeyen hükümlerini değiştirmek ve yeni kurumlar eklemek olmuştur.
Yapı ve İçerik
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 818 sayılı Kanun'un sistematiğini büyük ölçüde koruyarak, Kıta Avrupası hukuk geleneğine uygun bir şekilde genelden özele doğru ilerleyen bir yapıya sahiptir. Bu sistematik, borçlar hukukunun temelini oluşturan genel prensiplerin önce belirlenmesi ve ardından bu prensiplerin özel ilişki türlerine uygulanması mantığına dayanır. Kanun, "Genel Hükümler" ve "Özel Borç İlişkileri" başlıklı iki ana kısımdan oluşur.
Birinci Kısım: Genel Hükümler (TBK m. 1−206)
Bu kısım, borçlar hukukunun temelini oluşturur ve herhangi bir borç ilişkisinin türüne bakılmaksızın uygulanacak olan soyut ve genel kuralları içerir. Özel borç ilişkilerinde aksi yönde özel bir hüküm bulunmadıkça, bu kısımdaki kurallar tüm borç ilişkileri için geçerlidir. Bu yönüyle, borçlar hukukunun "anayasa"sı olarak nitelendirilebilir. Kendi içinde beş bölüme ayrılmıştır:
- Borç İlişkisinin Kaynakları: Bir borcun hangi hukuki olgulardan doğabileceğini düzenler. Bu bölümde, borcun üç temel kaynağı olan sözleşme, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme ele alınır.
- Borç İlişkisinin Hükümleri: Borcun ifası, ifa zamanı, ifa yeri, kısmen ifa gibi konular ile borcun gereği gibi ifa edilmemesi durumunda ortaya çıkan borçlu temerrüdü ve alacaklının hakları düzenlenir.
- Borçların Sona Ermesi ve Zamanaşımı: Borcu sona erdiren sebepler (ifa, ibra, yenileme, birleşme, takas, imkânsızlık) ile alacak haklarının ileri sürülebileceği süreleri belirleyen zamanaşımı kuralları bu bölümde yer alır.
- Özel Durumlar ve Taraf Değişiklikleri: Müteselsil borçluluk (teselsül), alacağın devri ve borcun üstlenilmesi gibi borç ilişkisindeki özel yapıları ve taraf değişikliklerini düzenler.
İkinci Kısım: Özel Borç İlişkileri (TBK m. 207−649)
Bu kısım, toplumda sıkça karşılaşılan ve kendine özgü kurallara ihtiyaç duyan belirli sözleşme tiplerini "tipik sözleşmeler" olarak düzenler. Genel hükümlerde yer alan kurallar, bu özel sözleşme tipleri için de geçerliliğini korur; ancak bu kısımda yer alan özel bir hüküm, genel hükümden önce gelir (lex specialis derogat legi generali ilkesi). Kanunun bu bölümünde on sekiz farklı borç ilişkisi düzenlenmiştir. Başlıcaları şunlardır:
- Satış ve Mal Değişim Sözleşmesi
- Kira Sözleşmesi
- Ödünç, Hizmet, Eser ve Vekâlet Sözleşmeleri
- Kefalet Sözleşmesi
- Adi Ortaklık Sözleşmesi
Bu yapıdaki önemli bir yenilik, daha önce 818 sayılı Kanun ve 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'da dağınık olarak düzenlenen kira hukukunun, TBK içinde tek bir başlık altında toplanmasıdır. Ancak kanunun sistematiği, Türk Medeni Kanunu ile bazı konularda mükerrer düzenlemeler içerdiği yönünde eleştirilere de konu olmuştur. Örneğin, aile konutu (TMK m. 194'e karşılık TBK m. 349) ve taşınmaz satımı (TMK m. 706'ya karşılık TBK m. 237−246) gibi konuların her iki kanunda da düzenlenmesi, bir "düplikasyon" (tekrarlama) olarak değerlendirilmiştir
818 Sayılı Kanun'dan Temel Farkları ve Getirilen Yenilikler
6098 sayılı TBK, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'na göre hem yapısal hem de içeriksel olarak bir dizi yenilik ve değişiklik içermektedir.
Dil ve Terminoloji
Kanunun dili sadeleştirilmiş ve eski hukuki terimlerin yerine günümüz Türkçesindeki karşılıkları kullanılmıştır. Örneğin, "icap" yerine "öneri", "akit" yerine "sözleşme", "hata" yerine "yanılma", "hile" yerine "aldatma" ve "butlan" yerine "kesin hükümsüzlük" gibi terimler benimsenmiştir. Kanunun adı da "Borçlar Kanunu" iken "Türk Borçlar Kanunu" olarak değiştirilmiştir.
Genel İşlem Koşulları
Kanuna eklenen yeni kurumlardan biridir (TBK m. 20−25). Bu düzenleme, bir tarafın önceden tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu standart sözleşme hükümlerinin denetlenmesini amaçlar. Karşı tarafın aleyhine olan, sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan veya dürüstlük kurallarına aykırı olan genel işlem koşullarının "yazılmamış sayılması" yaptırımına tabi tutulacağı hükme bağlanmıştır.
Haksız Fiil Hükümleri
- Zamanaşımı Süreleri: Haksız fiillerden doğan tazminat istemi için öngörülen bir yıllık kısa zamanaşımı süresi, iki yıla çıkarılmıştır (TBK m. 72).
- Manevi Tazminat: 818 sayılı Kanun'da yer almayan bir düzenleme ile ağır bedensel zarar durumunda, zarar görenin yakınlarının da manevi tazminat isteyebileceği kabul edilmiştir (TBK m. 56). Bu, daha önce Yargıtay içtihatları ile şekillenen bir uygulamanın kanun metnine alınması niteliğindedir.
- Tehlike Sorumluluğu: Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğması halinde, işletme sahibi ve varsa işletenin müteselsilen sorumlu olacağını düzenleyen genel bir tehlike sorumluluğu ve denkleştirme ilkesi getirilmiştir (TBK m. 71).
- Geçici Ödemeler: Zarar görenin, iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunması ve ekonomik durumunun gerektirmesi halinde, hâkimin davalının zarar görene geçici bir ödeme yapmasına karar verebileceği düzenlenmiştir (TBK m. 76). Bu kurum, yargılama sürecinde mağdurun acil ihtiyaçlarının karşılanmasını hedefler.
Sözleşme Hükümlerindeki Yenilikler
- Aşırı Yararlanma (Gabin): 818 sayılı Kanun'daki "gabin" kurumu, "aşırı yararlanma" başlığı altında yeniden düzenlenmiştir. Zarar görene, sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirerek ediminin geri verilmesini isteme hakkının yanı sıra, sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı da tanınmıştır (TBK m. 28).
- Yeni Kurumların Kanuna Alınması: Yargıtay içtihatları ve doktrin tarafından geliştirilmiş olan "ibra" (TBK m. 132) , "aşırı ifa güçlüğü" (uyarlama) (TBK m. 138) , "sözleşmenin devri" (TBK m. 205) ve "sözleşmeye katılma" (TBK m. 206) gibi kurumlar yasal bir zemine kavuşturulmuştur.
Kira Sözleşmesi
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'ndaki adi kira ve hasılat kirası hükümleri ile 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'daki düzenlemeler tek bir çatı altında toplanarak, "Genel Hükümler", "Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları" ve "Ürün Kirası" şeklinde üçlü bir ayrıma tabi tutulmuştur. Bu birleştirme, kira hukukunda dağınık olan mevzuatı bütüncül bir yapıya kavuşturmuştur.
Kefalet Sözleşmesi
Kefili korumaya yönelik olarak şekil şartları ağırlaştırılmıştır. Kefilin sorumlu olacağı azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla yükümlülük altına girdiğini kendi el yazısıyla belirtmesi şartı getirilmiştir (TBK m. 583). Ayrıca, kural olarak eşlerden birinin diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabileceği hükmü eklenmiştir (TBK m. 584).
Güncel Uygulama Eğilimleri ve Tartışmalar
Kanunun on yılı aşan uygulama sürecinde, Yargıtay içtihatları ve hukuki tartışmalarla birlikte bazı alanlarda yerleşik uygulamalar oluşmuş, bazı alanlarda ise sorunlar ve değişiklik önerileri gündeme gelmiştir.
Kira Hukukuna İlişkin Uyuşmazlıklar
- Kira Artış Oranları: Konut kiralarında kira bedeli artışlarına, kanunun genel düzenlemesine (TBK m. 344) ek olarak, geçici maddelerle %25'lik bir üst sınır getirilmiştir. Bu durum, kanunun emredici hükümlerinin güncel ekonomik koşullara göre özel düzenlemelerle değiştirilebileceğini göstermektedir.
- On Yıllık Uzama Süresi: Konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiraya verene on yıllık uzama süresi sonunda sebep göstermeksizin sözleşmeyi sona erdirme hakkı tanıyan TBK m. 347 hükmünün uygulanmasında, on yıllık sürenin hangi tarihten başlayacağı, özellikle yenilenen sözleşmelerde başlangıç tarihinin ne olacağı konusu, uygulamada sık rastlanan bir uyuşmazlık konusudur.
- Kamu Taşınmazları: Kamu kurumlarının 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'na göre kiraya verdikleri taşınmazların tahliyesi konusunda, 2886 sayılı Kanun'un özel hükümlerinin mi, yoksa konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin genel korumayı kamu kiralarına da teşmil eden TBK m. 339 hükmünün mü uygulanacağı, Yargıtay ve alt derece mahkemeleri nezdinde tartışmalı bir konudur.
- Alternatif Çözüm Yolları: Kira uyuşmazlıklarının çözümünde zorunlu arabuluculuğun bir dava şartı olarak getirilmesi, Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan yargı paketleri kapsamında gündeme alınmıştır.
Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri
- Yargıtay İçtihadı ve "Avans Tapu" Sorunu: Uygulamada sıkça, arsa sahibinin inşaatın finansmanı için mülkiyeti veya arsa paylarını inşaat tamamlanmadan yükleniciye devrettiği görülmektedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, bu devir "avans" niteliğindedir ve yüklenicinin edimini yerine getirmemesi halinde arsa sahibi, tapuyu yükleniciden devralan üçüncü kişilere karşı dahi tapu iptali ve tescil davası açabilmektedir. Bu içtihat, üçüncü kişilerin tapu siciline güven ilkesinin (TMK m. 1023) ihlal edildiği gerekçesiyle doktrinde eleştirilmektedir.
- Kanuni Düzenleme Önerisi: Bu sözleşme tipinin kanunda isimsiz (atipik) bir sözleşme olması ve Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmesi, tarafların hak ve borçları konusunda belirsizliklere yol açmaktadır. Bu nedenle, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin TBK'da özel olarak düzenlenmesi gerektiği yönünde genel bir kanaat bulunmaktadır.
Haksız Fiil Sorumluluğu
- Tazminat Hesaplaması: Bedensel zararların hesaplanmasında TBK m. 55'in uygulanması ile Karayolları Trafik Kanunu gibi özel kanunlardaki hesaplama yöntemleri arasında ortaya çıkan farklılıklar ve Anayasa Mahkemesi'nin bu konudaki iptal kararlarının yarattığı hukuki boşluk, uygulamadaki temel sorun alanlarından biridir.
- Zamanaşımı: Zararın zamanla ortaya çıktığı veya arttığı (gelişen zarar) durumlarda, zamanaşımı süresinin hangi andan itibaren başlayacağı konusu Yargıtay kararlarında tartışmalara neden olmaktadır.
Genel Hükümlere İlişkin Değişiklik Önerileri ve Tartışmalar
- Kefalet ve Aval: Kefalet sözleşmesinde eşin rızasını arayan TBK m. 584 hükmünün, ticari senetlerdeki bir güvence türü olan "avale" uygulanıp uygulanmayacağı, bir Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile "uygulanmayacağı" yönünde çözülmüştür. Bu karar, kanun hükmünün ticari hayatın gerekleri doğrultusunda yorumlanmasına bir örnek teşkil etmektedir.
- Güven Sorumluluğu: Doktrinde, bir kişinin beyan veya davranışlarıyla yarattığı güvene aykırı hareket etmesi sonucu ortaya çıkan zararların tazminini öngören "güven sorumluluğu" ilkesinin, Alman Hukukunda olduğu gibi, TBK'da açıkça düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
- Elektronik Sözleşmeler: Dijitalleşmenin artmasıyla birlikte, elektronik ortamda kurulan sözleşmelerin geçerliliği, ispatı ve hukuki niteliği konularında TBK'nın genel bir çerçeve sunmada yetersiz kaldığı ve bu alanda daha kapsamlı bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu belirtilmektedir.