BlogGeçmiş
Blog
Avatar
Yazarmesude zor21 Mayıs 2026 11:25

Unutma Beni Apartmanı: Yıkıntıların İçinde İnsan Hikâyeleri

fav gif
Kaydet
Alıntıla
kure star outline

Bazı romanlar yalnızca bir hikâye anlatmaz; insanın içine yerleşen boşlukları, yıllardır susan sesleri ve geçmişin kapanmayan hesaplarını da beraberinde taşır. Unutma Beni Apartmanı da tam olarak böyle bir roman. İlk sayfadan itibaren okuru içine çeken roman, bir yandan aile ilişkilerinin kırılgan taraflarını anlatırken bir yandan da geçmişin insan hayatı üzerindeki ağırlığını hissettiriyor.


Roman, annesinin sesini ilk kez kırk üç yaşında telefonda duyan Süreyya’nın hikâyesi etrafında şekilleniyor. Olayların büyük bölümünü onun gözünden okuyoruz; annesiz büyümenin bıraktığı kırgınlıkları, geçmişle hesaplaşmasını ve iç dünyasında taşıdığı eksiklik hissini onun anlatımıyla takip ediyoruz. Ancak aralara giren telefon konuşmalarıyla birlikte yıllar sonra ortaya çıkan anne Mesude’nin tarafına da geçiyoruz. Böylece roman yalnızca terk edilen bir kızın değil, geride bırakıp gitmek zorunda kalan bir annenin hikâyesine de dönüşüyor.


Unutma Beni Apartmanı (Yapay Zeka ile Olmuşturulmuştur.)

Kitabın en güçlü taraflarından biri anlatım ritmi. Olaylar neredeyse bir film sahnesi gibi peş peşe ilerliyor. Bölümler arasında farklı hikâyelerin ve farklı insan hikayelerinin anlatıya dahil olması romanı daha hareketli hale getiriyor. Bu geçişler kitabın temposunu düşürmek yerine merak duygusunu sürekli canlı tutuyor.

Süreyya karakterinin hayalet yazarlık yapması ise hikâyeye ayrı bir katman ekliyor. Karakterin görünmezleşmiş hayatıyla da örtüşüyor aslında hayalet yazarlık kendi hayatında bulamadığı anlamı başka hikayelerde üretme ve bulma çabası. Roman boyunca karşımıza çıkan “N.Y.” detayı Nermin Yıldırım’ın baş harflerinden oluştuğu için ince bir ironi taşımaktadır.


Bununla birlikte romanın dramatik yoğunluğu zaman zaman yorucu bir noktaya ulaşıyor. Hikâyeye dahil olan neredeyse her karakterin geçmişinde büyük bir travma, kayıp ya da sarsıcı bir olay bulunuyor. Bir noktadan sonra bu durum, yaşanan acıların etkisini azaltabiliyor; çünkü okur sürekli yeni bir dramatik hikâyeyle karşılaşıyor. Roman akıcılığını kaybetmese de bazı bölümlerde duygusal etkinin özellikle yükseltilmeye çalışıldığı hissediliyor.


Karakter çeşitliliği konusunda da benzer bir düşüncem oldu. Romanda çok fazla karakter var ve bazıları hikâyeye gerçekten derinlik katmaktan çok yeni bir dramatik olay yaratmak için varmış gibi hissettiriyor. Karakterlerin bir kısmı ya travmayı yaşayan kişi ya da başka bir travmanın kaynağı olarak karşımıza çıkıyor. Bu yüzden bazı yan karakterler tam anlamıyla zihinde yer etmiyor; daha çok romanın dramatik atmosferini büyüten unsurlar gibi kalıyor. Toplumun farklı kesimlerinden insanlara yer verilmesi değerli olsa da, bazı karakterlerin hikâyedeki ağırlığı yeterince güçlü kurulmadığı için anlatının içinde biraz dağınık durabiliyor.


Yine de romanın deprem gibi çok önemli bir meseleyi merkeze almasını oldukça kıymetli buldum. Özellikle Türkiye gibi deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülkede, bu konunun edebiyat aracılığıyla anlatılması romanı daha güçlü ve anlamlı bir yere taşıyor. Kitabın en etkileyici taraflarından biri de bireysel hikâyelerin arkasında toplumsal bir kırılmayı hissettirebilmesi.


Benim için romanın en zayıf halkası ise Mesude’nin hikâyesi oldu. Özellikle kızını terk etme nedeninin anlatıldığı bölümler daha derin ve daha sarsıcı bir arka planla kurulabilirmiş. Bu kısımlar yer yer fazla tanıdık ve tahmin edilebilir ilerlediği için, Süreyya’nın anlatısının yarattığı etkiyi tam olarak sürdüremedi benim için.


Bir diğer nokta ise Süreyya karakterinin olaylara karşı geliştirdiği mesafeli ve yer yer umursamaz tavrı oldu. Roman boyunca toplumsal meseleler, siyasi atmosfer ve sosyal kırılmalar anlatının arka planında sürekli hissediliyor. Süreyya’nın bu dünyaya karşı daha kayıtsız duran hali karakterin ruhuyla ve romanın melankolik atmosferiyle aslında uyumlu. Ancak buna rağmen ben yer yer daha güçlü, daha sorgulayıcı ve eleştirel bir ses duymayı bekledim. Özellikle anlatının temas ettiği toplumsal sorunlar düşünüldüğünde, bazı durumlar karşısında daha net bir tavır alan bir karakter romanın etkisini benim için daha da artırabilirdi.


Yine de genel olarak bakınca Unutma Beni Apartmanı, akıcı dili, farklı hikâyeleri birbirine bağlayış biçimi ve toplumsal meseleleri kişisel hikâyelerle iç içe geçirebilmesi sayesinde etkileyici bir ilk roman olmayı başarıyor. Yer yer dramatik dozunu fazla yükseltse de, okurun zihninde uzun süre kalacak bir atmosfer kurduğu kesin. Üstelik hacimli bir roman olmasına rağmen dili oldukça akıcı olduğu için, birkaç güne yayılarak rahatlıkla okunabilecek kitaplardan biri.

Kaynakça

Yıldırım, Nermin. Unutma Beni Apartmanı. İstanbul: Everest Yayınları, 2025.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Blog İşlemleri

KÜRE'ye Sor