BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarOnur Çolak17 Mayıs 2025 08:01

Vallen'in Hikayesi

Edebiyat+1 Daha
fav gif
Kaydet
Alıntıla
kure star outline

Evren’den, Yıldızlar ve Gezegenlerden çok daha önce orada olan biri vardı,

Yalnızlıkla ve sonsuz güçle lanetlenmiş biri,

Kendisini bu sonsuz yokluk zindanına,

Kimin hapsettiğinden bile haberi olmayan biri,

Bu zavallı öylesine yalnız ve acılar içindeydi ki,

Acısıyla yokluğu büktü, kederiyle yoğurdu ve bilgeliğiyle işledi,

En sonunda yarattığı sanat eserleri öylesine güzel ve göz alıcıydı ki,

Onlardan sadece birini görmek bile,

İnsana ömrü boyunca yetecek bir mutluluk verebilirdi.

I.Bölüm: Hiçlikten Doğan Işık

Acısını bastırmak için, hiç durmadan çalıştı Lanetli olan,

Çalıştıkça ustalaştı, ustalaştıkça güzelleşti yarattıkları,

Sonunda koyuldu ustalık eserini yapmaya heyecanla,

Önce yokluktan bir deniz yarattı hiçliğin ortasında,

Denize yarattığı en güzel eseri koydu ilk önce,

Işıktı bu, Yokluktan yaratılan,

Ama yokluğa inat karanlığın içinde parıl parıl parıldayan,

Sonra toprağı koydu, tıpkı yokluk gibi olan torağı,

Katı ve soğuk olan ama içinden narin ve zarif sanat eserleri doğan toprağı.

Sonra suyu koydu yarattıkları ölmesin diye,

Sonra ateşi harladı denizin içinde mucizesi görünsün diye,

Sonra havayı ekledi ateşle birleşip hayat olsun diye.


Nihayet tamamlamıştı eserini lanetli olan,

Tüm ihtişamı ve görkemiyle,

Ama zaman geçtikçe her şey anlamsızlaştı,

Ve sordu kendi kendine;

Ben neden yarattım ki bunları?

Kimse görmeyecekse,

Anlamı neydi ki sergi açmanın?

Güzelliğini kimse fark edemeyecekse

Ne anlamı vardı sonsuz dehanın?


Sonra tekrar yokluğa döndü lanetli,

Bu sefer Ruh’u yarattı,

Sudan ve ateşten,

Topraktan ve havadan,

Işıktan ve yokluktan,

Bu ruhla yarattı tüm hayvanları,

Eserlerini görsünler,

Ve takdir etsinler diye,

Yarattıkları yediler, içtiler

Baktılar ama görmediler,

Duydular ama dinlemediler,

Dokundular ama hissetmediler.


Anladı bir şeyin eksik olduğunu lanetli,

Sonra yarattı bilinci,

Ruh ve ışıktan,

Ve doğdu bu şekilde,

Lanetlinin sonsuz gözcüleri,

İzlediler lanetli olanı,

Sonsuz yaratmasını,

Gücünü ve bilgeliğini,

Onu takdir ettiler,

Övdüler ve yücelttiler.


Ama yine bir şeylerin,

Eksik olduğunu fark etti lanetli,

Övülüyordu, ama anlaşılmıyordu,

Yüceltiliyordu, ama duyulmuyordu,

Konuşuyordu, ama cevap alamıyordu,

Sonunda iradeyi yarattı lanetli olan,

Ruhtan, ışıktan ve kendi özünden,

Böylece doğdu insan,

En güzel sanat eserlerinin ortasına.


İnsan baktı ve gördü,

Dokundu ve hissetti,

Duydu ve dinledi,

Anladı ve konuştu,

Sonunda bulmuştu lanetli olan,

Kendi için en güzel seyirciyi,

Yenmişti lanetini,

Kendisine verilen yokluktan,

Yaratarak ışığı, ruhu ve iradeyi.

II.Bölüm: Yorgun Tanrı

En güzel eseriydi insan lanetlinin,

Ama nankördü aynı zamanda,

Kendini beğenmiş ve talepkârdı,

Yine de öldürmek istemedi lanetli,

Yegâne seyircisini öfkesiyle,


Hem sadece kötü de değildi İnsan,

Vefalıydı bazıları,

Bazıları merhametli,

Bazıları alim, bazıları cesurdu,

Lanetli olan verdi onlara istediklerini,

Işık istediklerinde güneşi yarattı,

Gece korkmasınlar diye,

Ay’ı bir fener yaptı onlara,

Toprağı en güzel meyveleriyle,

Göğü sanat eserleriyle donattı.


İnsanlar Tanrı diye seslendi sona,

Bir isim de verdiler kendilerince,

Partammanus dediler lanetli olana,

Kudretli yalnızlık demekti,

Ölümlü olanların dilinde,

Sevdi bunu lanetli olan,

Çünkü ismi olmamıştı daha önce,

Hep lanetli demişti kendine,

Artık lanetli değildi,

Yarattıkları sayesinde.


Sonra binyıllar geçti aradan,

İnsan çoğaldı, büyüdü, bilgeleşti,

Her zaman daha çoğunu istemeye başladı,

Kendi sanatkarından,

Ama Partammanus yorulmuştu artık,

Tükenmişti gücü, zayıflamıştı zihni,

Ölmeden önce ruhunu teslim etti,

En güzel eserlerinden dördüne,

Ki nesli devam etsin,

Eserler sanatçısız,

Koyunlar çobansız kalmasın diye,

Böylece Modun doğdu ateş ve suyun,

Hayat veren ruhuyla,

Vallen doğdu sonsuz bilgeliğin ışığıyla,

Lorax doğdu sonra,

Hükmetmenin ve iradenin özüyle,

Sonunda Phlya doğdu,

Merhameti getiren canlılığın gücüyle.

III.Bölüm: Bilge ve İnsan

Bilgeliğin ışığı, karanlığı delip geçen,

Cehalet bulutlarını dağıtıp ölüme teselli olan,

Yüce Vallen doğdu İlahların doğduğu adada,

En ulu dağın, Hypos’un eteklerinde,

Köylü bir kadın buldu onu,

İnsanlara şifa dağıtan yüce gönüllü bir kadın,

Kollarına aldı, baktı yüzüne ve düşündü,

Uğurdur kız çocuğu şifacılara!


Sonra aldı onu yanına ve götürdü eski kulübeye,

Büyüttü onu kızıyla, hiç ayrım olmaksızın,

İşte bir tanrı bir insanla böyle tanıştı,

Böyle değişti bütün bir dünyanın kaderi,

İnsanları kovalayan ölümü gördüğünde,

Bilge olabilecekti artık Vallen.


On yaşına geldiğinde iki arkadaş,

Kırlarda koşturdu ve oynadılar hayvanlarla,

Sırdaş oldular birbirlerine,

Söz verdiler ay ışığının altında;

Sonsuza dek birlikte olacağız,

Sırt dönmeyeceğiz birbirimize,

Ölümde ve yaşamda!

İlya’ydı dostunun adı,

Sonsuz kederinin başlangıcı

Zavallı ölümlü dostu!


Yirmi yaşına geldiklerinde,

Şifalıydı artık elleri,

Ama Vallen mucizelerle doluydu,

Bilgeliğin ışığı başlamıştı parlamaya,

En bilgelerden bile bilgeydi,

En büyüğüydü şifacıların.


Ama ayrılmadı İlya’dan,

Sonsuz bir sözle bağlandığı dostundan,

Kiraz ağaçlarına tırmandılar beraber,

İmparatorluklar yönettiler hayallerinde,

İllüzyondan ordulara hükmettiler,

Sonsuz bir mutlulukla beraberdiler.


Sonra otuz yaşına geldiklerinde,

Fark etti Vallen ve şifacı acı gerçeği,

Yaşlanmıyordu Ay’ın kızı,

Dostu İlya’nın aksine,

Gittiler Hypos dağına,

Bilge Yera’ya sormaya,

Öğrenmeye Vallen’in kaderini,

Çıktılar Hypos Dağı’na İlya ve Vallen,

Yüce bilgeyi görmek için.


Dua ettiler Ay’a ve Güneş'e,

Yedi gün yedi gece,

Sonunda bilge geldi yanlarına,

Ve şöyle söyledi zavallı iki arkadaşa;

Ay’ın kızı, Yüce bilgelik tanrısı,

Bir değil senin kaderin ölümlü dostunla,

Dünyada yüz yıl geçirdikten sonra,

Döneceksin yuvana, tanrıların arasına.


Ağladı Vallen günlerce,

Gözyaşları aktı Lykos Gölü’ne,

Teselli etti İlya dostunu ve ona dedi:

Sonsuza dek yaşayacağım kalbinde

Dostu yaşayan insan ölmez!

Vallen kabul etmedi kaderini,

Şehirleri ve ülkeleri aştı,

Aradı ölümsüzlüğün sırrını tüm kitaplarda,

Kurtarmak için dostunu,

Sonsuz bir yeminle bağlandığı İlya’yı.


Otuz yıl koştu ölümsüzlüğün peşinde,

Sonsuz ilim öğrendi,

Bilgelerin bilgesi oldu,

Yüce bilgeden de yüce!

Ama bulamadı çaresini ölümün,

Döndü dostunun yanına çaresizce.


İlya gülümsedi görünce Vallen’i,

Yaşlı bir kadındı artık, elleri şifa,

Kalbi sevgi dağıtan,

Son bir kez kiraz ağacının yanına gittiler,

Biliyordu artık Vallen,

Tüm İnsanları bekleyen ölüm,

Dostunun yakasındaydı.


İlya yatırdı onu kucağına,

Okşadı başını ve teselli etti yine,

Kalbinde yaşayacağım sonsuza dek,

Dostu yaşayan insan ölmez!


Sonra gevşedi elleri,

Son kez kokladı kiraz çiçeğini,

Vallen gömdü dostunu kiraz ağacının altına,

Bekledi günlerce mezarının başında,

Dünyanın en yüce bilgesi,

Sadece ağlayabildi ölümüm karşısında.


O günden sonra derler ki;

Bir daha gülmedi Vallen,

Dönmedi tanrıların yanına,

Ateş ve suyun oğluyla tanışana dek!


Ve yine derler ki;

Dolunay ışığının dünyaya vurduğu,

Rüzgarların sert estiği bir kış günü,

Görebilirsin Bilge Vallen’i,

Elinde bir sepet kirazla,

Dostunun mezarının başında, gülerken.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Blog İşlemleri

İçindekiler

  • I.Bölüm: Hiçlikten Doğan Işık

  • II.Bölüm: Yorgun Tanrı

  • III.Bölüm: Bilge ve İnsan

KÜRE'ye Sor