Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.
Yaparak yaşayarak öğrenme, öğrencinin öğrenme sürecinin sorumluluğunu üstlendiği, sürece aktif olarak katıldığı ve bilgiyi kendi deneyimleri yoluyla yapılandırdığı bir öğrenme yaklaşımıdır. Bu model, öğrencinin sadece pasif bir alıcı olmaktan çıkıp, bilgiyi keşfeden, uygulayan ve içselleştiren bir birey olmasını hedefler. Genel anlamda bireyin davranışlarını düzenleme, değiştirme ve bilgilerini anlamlı hale getirme süreci olarak tanımlanan eğitimin, bireyin kendi yaşantısı yoluyla davranışlarında kasıtlı olarak istendik değişiklikler meydana getirmesi ilkesine dayanır.
Yaparak yaşayarak öğrenme modeli, öğrenme sürecine daha fazla duyu organının dahil edilmesini savunur; bu durumun öğrenmeyi olumlu yönde etkilediği ve öğrenilenlerin kalıcılığını artırdığı belirtilmektedir. Modelin temel ilkeleri şunlardır:
Öğrenci, öğrenme sürecinin merkezindedir ve sürece bizzat katılır. Bu katılım, öğrencinin öğrenme sorumluluğunu almasını sağlar.
Öğrenme, bireyin kendi deneyimlerinden yola çıkarak gerçekleşir. Bu ilke, Northwestern Üniversitesi Öğrenme Bilimleri Enstitüsü'nden R. C. Schank'in öğrenmeyi kolaylaştırmanın bir yolunun yaparak öğrenmek olduğu ve eğitim süreçlerinin gerçek hayattaki gibi kurgulanması gerektiği yönündeki görüşüyle de desteklenmektedir.
Özellikle fen bilimleri gibi soyut kavramlar içeren alanlarda, konuların günlük yaşamla ilişkilendirilmesi ve somut etkinliklerle desteklenmesi, öğrenmeyi kolaylaştırır.
Model, öğrenci merkezli ve etkileşimli bir yapıda oluşturulur. Bu durum, öğrencilerin birbirleriyle ve materyallerle etkileşimini teşvik eder.
Yaparak yaşayarak öğrenme düşüncesinin temelleri, farklı kuramcıların çalışmalarına dayanmaktadır. H.E. Armstrong'un "Heuristik Metodu", öğrencilerin ders kitaplarını izlemek yerine bizzat deney ve gözlem yaparak öğrenmelerini önererek bu yaklaşımın ilk örneklerinden birini sunmuştur.
Modelin modern kuramsal altyapısı ise John Dewey'in pragmatist felsefesi, Kurt Lewin'in Gestalt psikolojisi ve Jean Piaget'nin gelişimsel psikoloji çalışmalarından etkilenmiştir. Bu kuramcıların ortak noktası, öğrenme sürecinde yaşantının merkezi bir role sahip olduğunu vurgulamalarıdır.
David A. Kolb tarafından 1970'lerde geliştirilen Yaşantısal Öğrenme Modeli, bu alandaki en sistemli yaklaşımlardan biridir. Kolb'a göre öğrenme, dört aşamalı bir döngüden oluşur. Etkin bir öğrenme için bireylerin dört farklı yeteneğe sahip olması gerekir:
Kolb, bu dört aşamayı iki temel boyutta ele alır: Bilgiyi Algılama (Somut Yaşantı - Soyut Kavramsallaştırma ekseni) ve Bilgiyi İşleme (Aktif Yaşantı - Yansıtıcı Gözlem ekseni). Bireylerin bu boyutlardaki eğilimleri, dört temel öğrenme stilini ortaya çıkarır:
Yaparak yaşayarak öğrenme modeli, öğrencinin bireysel farklılıklarını dikkate almayı gerektirdiğinden, tek bir standartlaştırılmış uygulama yerine çeşitli disiplinlerde ve eğitim kademelerinde farklı yöntemlerle hayata geçirilir. Model, özellikle öğrencilerin soyut kavramları somutlaştırmakta zorlandığı Fen Bilgisi Eğitimi alanında yaygın olarak kullanılmaktadır.
Modelin uygulama alanları okul içi derslerle sınırlı değildir. Okul dışı öğrenme ortamları olan bilim kampları ve projeler, bu yaklaşımın en belirgin uygulama sahalarından biridir. Türkiye'de TÜBİTAK'ın 4004 Doğa Eğitimi ve Bilim Okulları programı bu modelin ilkelerini temel almaktadır. Bu kamplarda biyoloji, kimya, fizik, çevre, robotik, uzay bilimleri ve bilgisayar teknolojileri gibi fen alanlarının yanı sıra drama, kolaj ve oryantiring (hedef bulma) gibi disiplinler arası etkinlikler de düzenlenmektedir. Benzer bilim kampları Amerika Birleşik Devletleri ve İtalya gibi farklı ülkelerde de çeşitli formatlarda organize edilmektedir.
Modelin uygulandığı diğer disiplinler arasında Hayat Bilgisi ve Matematik dersleri bulunmaktadır.
Yaparak yaşayarak öğrenme modelinin uygulanması, öğrencilerin farklı öğrenme stillerine hitap edecek zengin bir yöntem ve teknik çeşitliliğini gerektirir. Uygulamada öne çıkan yöntem ve teknikler şunlardır:
Öğrencilerin kavramları bizzat deneyerek keşfetmesini sağlar. Bu yöntem, öğrencilerin sıralarında oturup sadece dinlemek yerine sürece aktif katılmalarını teşvik eder.
Öğrencilerin öğrenilen konuları doğal ortamında gözlemlemesine olanak tanır. Örneğin, bir göldeki kirliliği yerinde incelemek veya teleskop ile gezegenleri ve Güneş'teki patlamaları gözlemlemek bu kapsamdadır.
Öğrencilerin belirli bir konu üzerinde derinlemesine çalışarak bir ürün ortaya koymasını içerir. Su ile çalışan uzay roketi, planetaryum veya kaleydoskop (çiçek dürbünü) gibi modellerin yapımı bu tür etkinliklere örnektir.
Küçük grup tartışmaları, akran grupları arasında fikir alışverişi, rol yapma ve eğitici oyunlar gibi teknikler, özellikle Kolb'un "Somut Yaşantı" ve "Aktif Yaşantı" öğrenme şekillerine sahip öğrenciler için etkili öğrenme ortamları yaratır.
Model sadece fiziksel aktiviteyi değil, aynı zamanda zihinsel süreçleri de kapsar. Bu bağlamda, "Yansıtıcı Gözlem" için düz anlatım veya "Soyut Kavramsallaştırma" için kuramları okuma ve mantıksal analiz yapma gibi daha yapılandırılmış etkinlikler de öğrenme döngüsünün bir parçası olarak kullanılır.
Kolb'un Yaşantısal Öğrenme Modeli'ne dayalı bir ders planı, bu yöntemlerin bir döngü içinde nasıl kullanılabileceğini göstermektedir. "Su kirliliği" konulu bir derste:
Yapılan araştırmalar, yaparak yaşayarak öğrenme modelinin öğrenciler üzerinde çeşitli olumlu etkileri olduğunu göstermektedir:
Bu modelin kullanıldığı grupların, geleneksel yöntemlerin kullanıldığı gruplara göre fen başarısının daha yüksek olduğu belirtilmiştir. Öğrenci başarısını artırdığına dair bulgular mevcuttur.
Yaklaşım, öğrencilerin derse ve bilime yönelik tutumlarını olumlu yönde etkilemektedir. Derse katılımlarındaki istek ve motivasyonlarının arttığı gözlemlenmiştir.
Öğrencilerin yaparak, sınama-yanılmalarla ve birden çok duyu organıyla sürece katılması, öğrenilenlerin daha kalıcı olmasını ve kolay unutulmamasını sağlar.
Bu tür etkinliklere katılan öğrenciler bilimi, "severek ve eğlenerek öğrenilen bir bilgi kaynağı", "buluşlar" ve "hayatı kolaylaştıran süreçler" olarak tanımlamışlardır.
Bazı araştırmalar, modelin uygulandığı çalışmalarda öğrencilerin temel becerilerinin gelişiminde cinsiyete göre bir farklılık göstermediğini ortaya koymuştur.
Modelin faydalarına rağmen, okullardaki uygulamalarda bazı zorluklarla karşılaşılmaktadır. Öğretmenler, buluş yoluyla öğrenme gibi yaparak-yaşayarak öğrenmeyi sağlayan yaklaşımların teorik olarak faydalı olduğunu düşünmekle birlikte, ders süresinin yetersizliği ve öğretim programının yoğun olması gibi nedenlerle bu yaklaşımların uygulanabilirliğinin düşük olduğunu belirtmişlerdir.
Türkiye'de bu modeli destekleyen ve uygulayan kurumların başında Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) gelmektedir. TÜBİTAK, "Bilim ve Toplum Projeleri" ve özellikle "4004 Doğa Eğitimi ve Bilim Okulları" programı aracılığıyla, bilginin topluma etkileşimli ve uygulamalı bir şekilde aktarılmasını amaçlayan projeleri desteklemektedir. Bu projeler, yaparak yaşayarak ve aktif öğrenmeyi merkeze alan etkinliklerden oluşur.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Yaparak Yaşayarak Öğrenme Modeli" maddesi için tartışma başlatın
Tanım ve Temel İlkeler
Aktif Katılım
Yaşantı Temelli Olma
Somutlaştırma
Öğrenci Merkezlilik
Tarihsel Gelişim ve Kuramsal Yaklaşımlar
Kolb'un Yaşantısal Öğrenme Modeli
Uygulama Alanları ve Yöntemler
Öğretim Yöntem ve Teknikleri
Laboratuvar Çalışmaları ve Deneyler
Araştırma Gezileri ve Gözlem
Proje ve Model Geliştirme
İnteraktif ve Sosyal Yöntemler
Yapılandırılmış Etkinlikler
Uygulama Örneği: Su Kirliliği Konusu
Etkileri ve Sonuçları
Akademik Başarı
Tutum ve Motivasyon
Kalıcı Öğrenme
Bilim Algısı
Cinsiyet Farklılıkları
Uygulamadaki Zorluklar
İlgili Kurumlar