Yer Demir Gök Bakır【1】 romanında Taşbaş’a atfedilen kerametler efsaneleşmekte, Taşbaş da efsanevi bir kahramana veya dini konulu bir halk hikâyesi kahramanına dönüşmektedir. Kel Aşık’ın ortaya çıktığı bölümlerde sözlü geleneğin aşıklar tarafından icrası ve aktarımı görülmektedir. Öykü zamanında hem sözlü geleneğin aktarımı hem de Taşbaş hikâyesinin oluşum süreci eş zamanlı yaşanarak bir paralellik kurulmuştur. Kel Aşık’ın romandaki işlevi hem bu paralelliği kurmak hem de Taşbaş’ın bir hikâyeye dönüşeceğini önceden sezdirmektir. Romandaki anlatı zamanı, Taşbaş hikâyesinin oluşum sürecinde geçmektedir. Sözlü gelenek ürünlerinin oluşum süreci, Taşbaş’ın ermişlik mertebesi kazanma süreciyle ilerler. Böylelikle de sözlü gelenek ürünlerinin oluşum süreci, romanda izlenebilmektedir.
Romanda sözlü geleneğe ait hikâye üretiminin ne şekilde geliştiği görülmektedir. Taşbaş’a atfedilen kerametlerin nasıl üretildiği incelendiğinde, halk hikayesinin hangi yollardan geçerek üretildiği de anlaşılmaktadır. Diğer köylüler olayların sonuçlarını, yaşamadan tahmin edemezken Taşbaş onlardan daha öngörülüdür. Taşbaş’ın tamamen mantık çerçevesindeki öngörüleri doğru çıktıkça köylüler onun ermiş olduğunu, bu sayede olayları önceden bildiğini düşünürler. Olaylar o noktaya gelir ki köylüler, Taşbaş’ın “Adil'e gelince, ya gelir, ya gelmez” demesinde bile bir keramet bulurlar. Taşbaş’ın bu sözüne dahi “Nereden bildi?” diye hayret ederler.【2】 Her olayda Taşbaş’a atfedilen ermişlik rütbesi güçlenmekte ve giderek ona efsanevi bir nitelik kazandırmaktadır. Kitaptaki “Şimdi, şu anda artık Taşbaş köyde, evinde yoktu. Taşbaş bin yıl ötede yaşamış, bu köyün, bu dağların bir ulusuydu.”【3】 bölümünde Taşbaş'ın ne şekilde hikâyeye dönüştüğünü görebiliriz. O günde, o köyde yaşamasına rağmen efsaneleştiği için köylülerde onun geçmişte yaşadığı algısı oluşmaktadır. Böylece de Taşbaş’a atfedilen kerametler, sözlü gelenek ürününe, halk hikâyesine dönüşmektedir.
Yer Demir Gök Bakır romanında Taşbaş’a atfedilen kerametler köylülerin inanç ve güven ihtiyacından ileri gelmektedir. Yalak köyünün bu davranışının ardındaki nedenler, sözlü gelenek ürünlerinin oluşmasına yol açan nedenler olarak da ele alınabilir. Taşbaş’a atfedilen bu kerametlerin üretilme nedeni romanda açıkça Muhtar Sefer’in zihninden verilmiştir:
Köylü adamı yavaş yavaş, gün geçtikçe ermişliğe itiyor. Bunun bir tek müsebbibi Adil. Köylü böyle anlarda sarılacak dal arar. Türlü türlü dala sarılır, bırakır. En sonuncu sağlam sandığı bir dala sarılır, sarıldıkça sarılır, her bir şeyini dalın gücüne verir, daha sığınır. Bir dal bulamazsa, kendisi dalı yaratır, sonra da sarılır.【4】
Köylüler, Muhtar Sefer’in zihninden gördüğümüz pasajdaki gibi, Adil tehlikesi karşısında tutunacak bir dal aramaktadır. Yalak köyü halkının dünya görüşü de bu bölümde belirtilmiştir. Köylüler Adil’e olan borçlarını ödeyemeyince korkularından ve üzüntülerinden ne yapacaklarını bilemez olmuşlardır. Onlar da tutunacak dalı kendileri yaratmış, Taşbaş’a ermişlik atfetmiş, ona tutunmuştur. Köylüler olağanüstülüklere inanmak için âdeta hazır beklemektedirler. Taşbaş’ın erdiğine inanmak isterler, böylece sığınabilecekleri biri olduğunu düşünürler.
Yer Demir Gök Bakır’da, sözlü gelenek ürünlerinde de olduğu gibi, olağanüstülüklere bolca yer verilmiştir. Romanda; efsane, masal, halk hikâyesi türlerindeki olağanüstü unsurlara benzeyen unsurlar kullanılmıştır. Romanda olağanüstülükler efsanevi bir atmosfer oluşturmaktadır, insanların bu olağanüstülükleri doğal karşılaması da bir masal havası yaratır. Örneğin, kayaların ardında perilerin yaşaması masalsı bir unsurdur. Ormandaki taşın altında altın kapı olduğuna yetişkinlerin inanması, onu görmeye gitmesi masallarda olacak bir iştir. Benzer şekilde, Taşbaş’ın kerametleriyle de bir efsane oluşturuluyor. Kendisine atfedilen ermişlik makamı sayesinde Taşbaş artık efsaneleşmiştir. Bu noktada, hikâyeyle gerçek iç içe geçmektedir. Örneğin, Vurgun Ahmet’in peri padişahının iç güveyi【5】 olduğunu herkesin kabul edip doğal karşılaması bu açıdan dikkat çekicidir.
Romanda Taşbaş’a atfedilen kerametlerin ona kattığı efsanevi nitelik sayesinde bir efsanenin veya halk hikâyesinin nasıl oluştuğunu da gözlemleyebiliyoruz. Keramet göstermek; destansı, efsanevi bir özelliktir. Yalak köylüsünün gündelik yaşamı zaten efsane üretimine uygun bir zemin oluşturuyor. Çünkü olağanüstülüklere çok açıklar ve bunları normal karşılıyorlar. Masallarda ve halk hikayesinde de iyi-kötü çatışması vardır, ikisinin arasında bir karakter olmaz. Yer Demir Gök Bakır’da da insanlar gerçekte kötü şeyler yapmalarına rağmen kendilerini tamamen iyi özelliklerle görmektedir: “Muhtar Sefer diyordu ki: ‘Bizim köylü gibi asil bir köylü yok. Ve de yeryüzünde böyle güzel bir köylü milleti, böyle candan insanlar hiç mi hiç gelmemiştir.’”【6】 Bu insanlarda kötülük olmasına rağmen kendilerine masalsı bir iyilik atfetmişlerdir.
[1]
Yaşar Kemal, Yer Demir Gök Bakır (1. basım Güven Yayınevi, 1963)
[2]
Yaşar Kemal, Yer Demir Gök Bakır (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2012), 183.
[3]
Yaşar Kemal, Yer Demir Gök Bakır, 181.
[4]
Yaşar Kemal, Yer Demir Gök Bakır, 184.
[5]
Yaşar Kemal, Yer Demir Gök Bakır, 179.
[6]
Yaşar Kemal, Yer Demir Gök Bakır, 129.