+2 Daha
Ayasofya (Resmi adıyla Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi), İstanbul’un Tarihî Yarımada bölgesinde yer alan, Roma, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde farklı dinî, siyasî ve kültürel işlevler üstlenmiş çok katmanlı bir tarihî yapıdır. Bugünkü yapı, aynı alanda inşa edilen üçüncü Ayasofya olup 532’deki Nika Ayaklanması sırasında yanan önceki kilisenin yerine İmparator Iustinianos tarafından yeniden yaptırılmış ve 27 Aralık 537’de ibadete açılmıştır.【1】 Doğu Roma başkentinin en büyük kilisesi olarak patriklik merkezi, imparatorluk törenlerinin sahnesi ve Konstantinopolis’in başlıca simgelerinden biri hâline gelen yapı, dönemin yazarları tarafından yalnızca bir ibadet mekânı değil, imparatorluk kudretinin ve dinî düzenin görünür bir ifadesi olarak tasvir edilmiştir. Prokopios’un kubbeyi “Gökten altın bir zincirle sarkıtılmış gibi” tasvir eden anlatımı, Ayasofya’nın daha 6. yüzyılda mimari biçimiyle olduğu kadar sembolik etkisiyle de algılandığını gösterir.【2】

Ayasofya'nın Dış Cepheden Görünümü (Library of Congress)
Ayasofya’nın tarihî kimliği, tek bir döneme veya işleve indirgenemeyecek kadar geniştir. Yapı, 1453’te İstanbul’un fethinden sonra camiye çevrilmiş; Fatih Sultan Mehmed’in vakfı içinde taşınmaz hayrat niteliği kazanmış ve yaklaşık beş yüzyıl boyunca Osmanlı başkentinin en önemli ibadet mekânlarından biri olarak kullanılmıştır. Bu süreçte yapı, yalnızca cami işleviyle sınırlı kalmamış; çevresinde medrese, kütüphane, muvakkithâne, şadırvan, sıbyan mektebi, imaret, sebiller ve türbelerle genişleyen bir külliye dokusu oluşmuştur. Böylece Ayasofya, Osmanlı döneminde hem fethin sembolik mekânı hem de vakıf düzeni içinde işleyen kurumsal bir merkez niteliği kazanmıştır.
Cumhuriyet döneminde Ayasofya, 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürülmüş; bu tarihten itibaren koruma, arkeoloji, sanat tarihi ve kültür politikaları bağlamında yeni bir statü kazanmıştır. Mozaiklerin açığa çıkarılması, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait miras unsurlarının birlikte sergilenmesi ve Sultanahmet çevresindeki kültürel miras politikaları, müze döneminde yapının anlamını belirleyen başlıca unsurlar arasında yer almıştır. 2000’li yıllardan itibaren Ayasofya’nın vakıf statüsünün değişmezliği ve kullanım amacı üzerine yürütülen tartışmalar hukuki süreçlerle yeniden gündeme gelmiş; Danıştay 10. Dairesinin 2 Temmuz 2020 tarihli kararı ve 10 Temmuz 2020 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı sonrasında yapı yeniden cami olarak ibadete açılmıştır. Günümüzde Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi adıyla hem merkezi bir ibadet mekânı hem de dünya kültür mirasının önemli bir unsuru olarak varlığını sürdürmektedir.
Ayasofya’nın adlandırılması, yapının tarih boyunca üstlendiği dinî, siyasî ve kültürel işlevlerle doğrudan ilişkilidir. Bugünkü yapının bulunduğu alanda inşa edilen ilk kilise, erken Konstantinopolis’in merkezî ibadet yapılarından biri olarak “Megale Ekklesia” adıyla anılmıştır. Bu ifade Yunanca “Büyük Kilise” anlamına gelir; Latince kaynaklarda aynı anlam alanı “Magna Ecclesia” biçimiyle karşılanmıştır.【3】 Bu ad, yalnızca yapının fiziksel büyüklüğünü değil, Konstantinopolis’teki başlıca dinî yapı ve patriklik merkezi olma niteliğini de yansıtır. İlk yapının 4. yüzyılda, ikinci yapının ise 5. yüzyıl başında aynı alanda yükselmesi, “Büyük Kilise” adının yalnızca tek bir binaya değil, aynı kutsal mekânın sürekliliğine işaret eden bir kullanım hâline gelmesini sağlamıştır.
“Hagia Sophia” adı, 5. yüzyıldan itibaren öne çıkan ve yapının sonraki tarihini belirleyen temel adlandırmadır. Yunanca “Hagia Sophia” ifadesi “Kutsal Bilgelik” veya “İlâhî Bilgelik” anlamına gelir.【4】 Bu ad, yaygın bir yanlış anlamanın aksine Sophia adlı bir azizeye değil, Hristiyan teolojisinde Tanrısal hikmet kavramına gönderme yapar. Daha açık biçimiyle “Naos tēs Hagias tou Theou Sophias”, “Tanrı’nın Kutsal Bilgeliği Kilisesi” anlamını taşır.【5】 Latince kullanımda “Sancta Sophia” biçimi de aynı anlam çevresinde yer alır.【6】 Bu nedenle Ayasofya’nın adı, doğrudan bir kişi adı olmaktan çok, Hristiyan düşüncesinde Tanrı’nın hikmetiyle, Logos ve Mesih anlayışıyla ilişkili soyut bir teolojik kavramı ifade eder.
Ayasofya’nın adlandırılması, Konstantinopolis’teki diğer kutsal mekânlarla birlikte düşünüldüğünde daha belirgin hâle gelir. Yapının yakınındaki Hagia Eirene’nin “Kutsal Barış” anlamına gelmesi gibi, Hagia Sophia da soyut bir dinî kavram üzerinden adlandırılmıştır.【7】 Bu durum, başkentteki büyük kiliselerin yalnızca birer ibadet mekânı değil, aynı zamanda imparatorluk ideolojisinin ve Hristiyan teolojisinin kavramsal dünyasını taşıyan yapılar olduğunu gösterir. Ayasofya’nın patriklik merkezi ve imparatorluk törenlerinin ana sahnelerinden biri hâline gelmesi, adın taşıdığı “ilâhî bilgelik” anlamını tören, iktidar ve şehir hafızasıyla birleştirmiştir.

Erken Roma Dönemi Ayasofya Tasviri (Universitätsbibliothek Heidelberg)
Türkçe kullanımda “Hagia Sophia” adı zamanla “Ayasofya” biçimini almıştır. Bu dönüşüm, Bizans döneminden Osmanlı dönemine geçen pek çok yer adı ve yapı adında görülen ses uyarlamalarına benzer bir süreçtir. Osmanlı döneminde yapı “Ayasofya Camii”, “Ayasofya-i Kebîr Camii”, “Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi” gibi adlarla anılmıştır.【8】 Buradaki “kebîr” sıfatı, “büyük” anlamına gelir ve yapının hem eski “Büyük Kilise” kimliğiyle hem de Osmanlı İstanbul’unda kazandığı merkezî cami statüsüyle uyumludur. “Câmi-i şerîf” kullanımı ise yapının Osmanlı resmî ve dinî terminolojisi içinde tıpkı diğer camilerde olduğu gibi saygın bir ibadet mekânı olarak adlandırıldığını gösterir.
Osmanlı döneminde Ayasofya adı yalnızca İstanbul’daki yapı ile sınırlı kalmamıştır. Fetihten sonra bazı şehirlerde camiye çevrilen büyük kiliselerin “Ayasofya” adıyla anılması, bu adın Osmanlı fetih hafızasında özel bir yere sahip olduğunu gösterir.【9】 Bazı yapılar Bizans veya yerel Hristiyanlık döneminde zaten Hagia Sophia, Sveti Sofia ya da benzer adlarla bilinirken, bazıları ise camiye dönüştürüldükten sonra halk arasında Ayasofya adıyla tanınmıştır. Bu kullanım, İstanbul’daki Ayasofya’nın yalnızca tekil bir yapı adı değil, fetih, dönüşüm ve merkezî ibadet mekânı fikriyle ilişkilenen daha geniş bir adlandırma modeli hâline geldiğini ortaya koyar.
Bununla birlikte İstanbul’daki Ayasofya, bu adlandırma geleneğinin merkezinde yer alır. Bizans döneminde “Büyük Kilise” ve “Kutsal Bilgelik” adlarıyla patriklik ve imparatorluk düzeninin odağında bulunan yapı, Osmanlı döneminde “Ayasofya-i Kebîr Camii” adıyla vakıf, ibadet ve başkent hayatının önemli unsurlarından biri olmuştur. Cumhuriyet döneminde müze statüsüyle “Ayasofya Müzesi” adı yaygınlaşmış, 2020 sonrasında ise resmî kullanımda “Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi” adı yeniden öne çıkmıştır. Böylece yapının adları, Ayasofya’nın yalnızca mimari veya dinî bir yapı olarak değil, farklı dönemlerde değişen iktidar, hukuk, ibadet, koruma ve kültürel miras anlayışları içinde yeniden tanımlanan tarihî bir mekân olduğunu gösterir.
Bugünkü Ayasofya, aynı alanda inşa edilen ilk kutsal yapı değildir; ondan önce 4. ve 5. yüzyıllarda yapılmış iki ayrı kilise bulunmaktaydı.【10】 Bu erken yapılar, Konstantinopolis’in Roma İmparatorluğu’nun yeni başkenti olarak şekillendiği dönemde ortaya çıkmış ve kentin dinî merkezinin oluşumunda belirleyici rol oynamıştır. Ayasofya’nın bulunduğu alan, eski Byzantion’un çekirdeğine ve Konstantinopolis’in imparatorluk merkezine yakın bir konumdaydı. Hipodrom, Büyük Saray, Hagia Eirene ve patriklik çevresiyle birlikte düşünüldüğünde bu bölge, yalnızca ibadet mekânlarının değil, aynı zamanda imparatorluk törenlerinin, şehir yönetiminin ve kamusal temsilin yoğunlaştığı bir merkezdi. Bu nedenle ilk Ayasofya yapıları ve daha sonra Iustinianos'un inşa ettirmesinin ardından günümüze kadar ulaşan büyük Ayasofya, Orta Çağ'ın sonuna kadar Konstantinopolis’in Hristiyan başkent kimliğinin kurucu unsurları arasında yer almıştır.
İlk Ayasofya, dönemin kaynaklarında genellikle “Megale Ekklesia”, yani “Büyük Kilise” adıyla anılır.【11】 Yapının inşası kimi geleneklerde I. Konstantinos dönemine bağlansa da tamamlanması ve ibadete açılması genellikle onun oğlu II. Konstantios devrine tarihlendirilir. Açılış tarihi olarak 15 Şubat 360 öne çıkar.【12】 Bu ilk yapı, ahşap çatılı bazilika biçiminde tasarlanmıştır. Erken Hristiyan mimarisinin yaygın ibadet yapısı olan bazilika planı, uzunlamasına gelişen bir iç mekân, sütunlarla ayrılmış nefler ve doğuya yönelen ayin düzeniyle patriklik kilisesi işlevi için elverişliydi. Ancak yapının bugünkü Ayasofya gibi kubbeli ve merkezî etkisi güçlü bir mimari tasarıma sahip olduğunu düşünmek doğru değildir; ilk yapı daha çok erken Konstantinopolis’in büyük bazilikalarıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Erken Dönem Ayasofya Planı (Procopius)
I. Ayasofya’nın tarihi, 5. yüzyıl başındaki kilise-saray gerilimiyle kesintiye uğramıştır. Konstantinopolis Patriği Ioannes Khrysostomos’un görevden uzaklaştırılması ve sürgün edilmesi, başkentte ciddi bir toplumsal tepkiye yol açmış; 20 Haziran 404’te çıkan olaylar sırasında ilk kilise yangınla harap olmuştur.【13】 Bu hadise, Ayasofya’nın tarihindeki ilk büyük yıkım olarak yalnızca yapının fiziksel kaybını değil, başkentte patriklik makamı, imparatorluk sarayı ve halk arasındaki gerilimlerin mekâna nasıl yansıyabildiğini de göstermiştir. Ayasofya, daha ilk döneminden itibaren yalnızca dinî törenlerin icra edildiği bir kilise değil, imparatorluk siyasetinin ve şehir içi toplumsal hareketliliğin de etkilediği bir kamusal alan hâline gelmiştir.
İlk yapının ardından Ayasofya, II. Theodosios döneminde yeniden inşa edilmiştir. 10 Ekim 415’te ibadete açılan bu ikinci yapı da bazilika karakterini sürdürmüştür.【14】 Bazı kaynaklarda beş nefli bir düzenle yeniden yapıldığı belirtilirken, modern araştırmalarda üç nefli veya beş nefli plan önerileri üzerinde ayrı ayrı durulmuştur.【15】 Ancak bu rekonstrüksiyonların hiçbiri kesin kabul edilebilecek nitelikte değildir. İlk iki Ayasofya’ya ait kalıntıların sınırlılığı, bu dönem hakkındaki bilgilerin büyük ölçüde yazılı kaynaklar, geç dönem yorumları ve arkeolojik izler üzerinden kurulmasına yol açmaktadır. Bu nedenle II. Theodosios Ayasofyası’nın planı, boyutları ve üst örtü düzeni hakkında kesin hükümlerden çok ihtiyatlı değerlendirmeler ön plana çıkmaktadır.

Theodosios Dönemi Ayasofyası'nın Kalıntıları (Livius)
Arkeolojik çalışmalar, özellikle ikinci Ayasofya’nın izlerini anlamak bakımından önem taşır. 20. yüzyılın ilk yarısında Ayasofya çevresinde yapılan kazılar, erken yapılar hakkındaki bilgiyi artırmış; Alman Arkeoloji Enstitüsü adına yürütülen 1935-1939 kazılarında Alfons Maria Schneider, Theodosios Ayasofyası’nın giriş kısmını tespit ettiğini ileri sürmüştür.【16】 Bunun yanında Ayasofya çevresinde 4. ve 5. yüzyıllara tarihlenen bazı duvar ve mimari parça kalıntıları üzerine yorumlar yapılmışsa da bunların ilk iki yapının tüm planını ortaya koyacak ölçüde yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durum, ilk Ayasofya yapılarının bugün büyük ölçüde “kayıp mimari” niteliği taşıdığını; ancak sonraki yapının inşa edildiği kutsal alanın sürekliliğini göstermesi bakımından tarihsel değerlerinin yüksek olduğunu ortaya koyar.
II. Theodosios döneminde yapılan ikinci kilise, 532 yılına kadar Konstantinopolis’in başlıca kiliselerinden biri olarak varlığını sürdürmüştür. Ancak Iustinianos döneminde meydana gelen Nika Ayaklanması, bu yapının da sonunu getirmiştir.【17】 Ocak 532’de Hipodrom merkezli başlayan ve kısa sürede başkentin birçok bölgesine yayılan ayaklanma sırasında ikinci Ayasofya yanmış; saray çevresi, kamu binaları ve şehir merkezinin önemli bir kısmı da tahrip olmuştur. Bu yıkım, Ayasofya tarihinde ikinci büyük kopuşu oluşturmuş ve Iustinianos’a aynı alanda öncekilerden çok daha büyük, iddialı ve kalıcı bir yapı inşa ettirme imkânı vermiştir.
Iustinianos dönemindeki yeniden inşa sürecinin başlangıcını, 532 yılında Konstantinopolis’i sarsan Nika Ayaklanması oluşturur. Bu ayaklanma, yalnızca Ayasofya’nın ikinci yapısını ortadan kaldıran bir yangın hadisesi değil, başkentte imparatorluk yönetimiyle halk arasındaki gerilimin açık bir siyasî krize dönüşmesidir. Olayların merkezi Hipodrom’du. Hipodrom, araba yarışlarının yapıldığı bir eğlence alanı olmanın ötesinde, imparatorun halk karşısına çıktığı, şehirdeki memnuniyetsizliklerin toplu biçimde dile getirildiği ve sarayla kamusal alanın birbirine temas ettiği başlıca mekânlardan biriydi. Bu nedenle burada başlayan kargaşa yalnızca yarış alanıyla sınırlı kalmamış, kısa sürede Konstantinopolis’in yönetim, tören ve ibadet merkezlerine yayılmıştır.

Iustinianos Dönemi Ayasofyası - Boyuna Kesit (Universitätsbibliothek Heidelberg)
Ayaklanmanın arka planında, Maviler ve Yeşiller olarak bilinen araba yarışı grupları ile bunların taraftar toplulukları bulunuyordu. Bu gruplar Bizans başkent hayatında sadece spor taraftarlığıyla sınırlı değildi; farklı toplumsal kesimlerin, şehir içi rekabetlerin ve zaman zaman siyasî tepkilerin taşıyıcısı hâline gelebiliyorlardı. 532’deki olaylarda normalde birbirine rakip olan bu iki grubun taraftarları ortak hareket etmiş, Hipodrom’daki yarışlar sırasında imparatorluk yönetimine karşı birleşen kalabalıklar “Nika” sloganı etrafında toplanmıştır. Yunancada “zafer” veya “zafere” anlamına gelen bu söz, ayaklanmaya adını vermiştir.【18】 En temelde huzursuzluğun fitilini, Maviler ve Yeşillerin bazı taraftarlarının karıştığı kanlı olaylardan sonra Iustinianos yönetiminin bu gruplara mensup kişileri idama mahkûm etmesi ateşlemiştir. Böylece başlangıçta yarış grupları ve mahkûmların cezalandırılması etrafında gelişen huzursuzluk, kısa sürede Iustinianos iktidarını hedef alan geniş bir başkaldırıya dönüşmüştür.

Iustinianos Dönemi Ayasofyası - Kubbe ve Tonoz Planı (Universitätsbibliothek Heidelberg)
İsyancılar Hipodrom’dan çıkarak şehir merkezinde denetimi ele geçirmeye çalışmış, hapishanelere saldırarak mahkûmları serbest bırakmış ve kamu yapılarının bulunduğu merkezî bölgeyi tahrip etmiştir. Ayasofya’nın bu kargaşadan doğrudan etkilenmesi, yapının konumuyla ilgilidir. İkinci Ayasofya, Büyük Saray, Hipodrom, Hagia Eirene, patriklik çevresi ve imparatorluk yönetim yapılarıyla aynı tören ve iktidar coğrafyası içinde yer alıyordu. Bu nedenle ayaklanma sırasında çıkan yangınlar yalnızca sıradan şehir dokusuna değil, başkentin dinî ve siyasî merkezine de zarar vermiştir. II. Theodosios tarafından 415’te yeniden yaptırılan ikinci Ayasofya, 13-14 Ocak 532 gecesi çıkan yangında sarayın bir bölümü ve başka kamu yapılarıyla birlikte yanarak ortadan kalkmıştır.【19】 Böylece 404 yangınından sonra ikinci kez aynı kutsal alandaki büyük kilise, şehir içi bir siyasal kriz sırasında yok olmuştur.
Nika Ayaklanması birkaç gün içinde Iustinianos’un iktidarını tehdit edecek boyuta ulaşmıştır. İsyancıların imparatora karşı alternatif bir aday etrafında toplanmaya yönelmesi, olayın basit bir asayiş meselesi olmaktan çıktığını gösterir. Saray çevresinde kaçış ihtimalinin tartışılmış, ancak sonunda isyanın askerî güçle bastırılmasına karar verilmiştir. Belisarios ve Mundus komutasındaki birliklerin Hipodrom’a girmesiyle ayaklanma kanlı biçimde sona erdirilmiş, kaynaklarda 30.000’den 35.000-40.000’e kadar değişen yüksek can kayıplarından bahsedilmiştir.【20】 Bu rakamlar, olayın Bizans'ın başkent tarihinde ne kadar yıkıcı bir kırılma noktası olarak algılandığını göstermesi bakımından önemlidir.

Iustinianos Dönemi Ayasofyası - Doğu Cephesi (Universitätsbibliothek Heidelberg)
Ayaklanmanın bastırılması, Iustinianos için yalnızca bir iç güvenlik zaferi değil, başkentte yeniden kurucu bir imar hamlesi başlatma fırsatı da olmuştur. İkinci Ayasofya’nın yanarak ortadan kalkması, imparatora aynı alanda önceki yapılardan daha büyük, daha iddialı ve başkentteki iktidar düzenini daha güçlü biçimde temsil edecek yeni bir kilise yaptırma imkânı vermiştir. Bu nedenle üçüncü Ayasofya’nın inşası, Nika Ayaklanması’nın yol açtığı tahribatın ardından gelişen basit bir tamirat faaliyeti değil, yangınla harap olan imparatorluk merkezinin dinî ve siyasî bakımdan yeniden kurulması anlamına gelir. 18 Ocak’ta isyanın bastırılmasından kısa süre sonra yeni yapının inşası için hazırlıklara başlanmış, Prokopios’un aktardığı kronolojiye göre çalışmalar 23 Şubat 532’de başlatılmıştır.【21】 Bu hızlı başlangıç, Iustinianos’un Ayasofya’yı iktidarının onarıcı ve kurucu simgelerinden biri olarak gördüğünü ortaya koyar.
Yeni Ayasofya’nın inşası, Iustinianos’un dinî ve siyasî hedefleriyle doğrudan bağlantılıydı. İmparator, kendisini yalnızca devletin yöneticisi değil, Hristiyan Roma düzeninin koruyucusu olarak da konumlandırıyordu. Bu nedenle Ayasofya’nın yeniden inşası, Nika Ayaklanması’nın bıraktığı yıkımın ortadan kaldırılmasından ibaret değildi; imparatorluk başkentinin en önemli kutsal mekânı, Iustinianos devrinde evrensel Roma iddiasını ve Ortodoks Hristiyanlık düzenini temsil eden bir yapıya dönüştürüldü. Prokopios’un anlatısında bu ilişki açık biçimde görülür: Iustinianos’un masrafı gözetmeden inşa sürecini başlattığı, Tanrı’nın imparatora bu iş için gerekli kişileri sağladığı ve Anthemios ile Isidoros’un teknik yetkinliğiyle yapının olağanüstü güzellikte bir eser hâline geldiği vurgulanır.【22】 Bu anlatımın saray çevresine yakın ve övgücü bir dil taşıdığı unutulmamalıdır; ancak yine de Iustinianos döneminde Ayasofya’nın nasıl algılandığını göstermesi bakımından kritik bir anlatı niteliğindedir.

Iustinianos Dönemi Ayasofyası - Batı Cephesi (Universitätsbibliothek Heidelberg)
İnşaat, Batı Anadolu kökenli iki uzman mimara verilmiştir: Trallesli Anthemios ve Miletoslu Isidoros. Prokopios, Anthemios’u yapı sanatında döneminin ve önceki çağların en yetkin isimlerinden biri olarak tanıtır; Isidoros’u ise imparatorun tasarılarını gerçekleştirmeye uygun bilgi ve zekâya sahip bir mimar olarak niteler.【23】 Bu iki ismin seçilmesi, Ayasofya’nın yalnızca büyük bir dinî yapı olarak değil, aynı zamanda teknik bakımdan iddialı bir imparatorluk projesi olarak tasarlandığını gösterir. Yapının inşasında çok sayıda usta, mimar ve işçinin çalıştığı; bazı kaynaklarda yüz mimar ve her birinin emrinde yüz işçi bulunduğu, başka anlatımlarda ise işçi sayısının 10.000’e ulaştığı aktarılır.【24】 Bu rakamların tamamı kesin ölçüler olarak değil, inşaatın olağanüstü büyüklüğünü ve devlet eliyle örgütlenen iş gücünü göstermek için değerlendirilmelidir.
Iustinianos’un inşa programının dikkat çekici yönlerinden biri, imparatorluğun farklı bölgelerinden malzeme toplanmasıdır. Ayasofya’da kullanılan taş, mermer ve sütunlar yalnızca yapı gereci değil, imparatorluğun coğrafi genişliğini temsil eden unsurlar hâline gelmiştir. Mısır’daki Heliopolis’ten kırmızı porfir sütunların, Batı Anadolu’da Efesos çevresinden, Kyzikos’tan ve Suriye’de Ba‘lebek’ten sütun ve mermerlerin getirildiğine dair bilgiler, yapının Roma dünyasının farklı bölgelerinden devşirilmiş malzemelerle kurulduğunu gösterir.【25】 Bu uygulama, hem pratik hem de sembolik bir anlam taşır: eski anıtsal merkezlerden alınan mimari parçalar, Konstantinopolis’te imparatorluk kilisesinin parçası hâline getirilmiş; böylece yapı, geniş Roma coğrafyasının maddi izlerini kendi içinde toplamıştır.

Iustinianos Dönemi Ayasofyası - Kuzey Cephesi (Universitätsbibliothek Heidelberg)
Yeni Ayasofya’nın mimari düzeni, erken Hristiyan bazilika geleneğini merkezî kubbeli bir mekân anlayışıyla birleştirmiştir. Yapı uzunlamasına gelişen bazilikal karakterini korurken, ana mekânı örten büyük kubbe ve onu destekleyen yarım kubbelerle farklı bir iç mekân etkisi kazanmıştır. Prokopios, kubbenin etkisini anlatırken onun sağlam bir zemine oturmaktan çok “gökten asılı” gibi göründüğünü belirtir.【26】 Bu ifade, teknik bir açıklamadan çok, yapının iç mekânda uyandırdığı algıyı yansıtır. Aynı kaynakta Ayasofya’nın ışık düzeni de özellikle vurgulanır; Prokopios’a göre kilise öylesine aydınlıktır ki ışığın dışarıdan girmediği, yapının içinden doğduğu sanılır.【27】 Bu tür tasvirler, Ayasofya’nın yalnızca ölçüleriyle değil, mekân, ışık ve kubbe etkisiyle de dönemin gözlemcileri üzerinde güçlü bir izlenim bıraktığını ortaya koyar.
İnşaatın çok kısa sayılabilecek bir sürede tamamlanması, Iustinianos dönemindeki örgütlenme kapasitesini göstermesi bakımından önemlidir. Nika Ayaklanması’ndan sonra başlayan yapım süreci yaklaşık beş yıl on ayda bitirilmiş ve Ayasofya 27 Aralık 537’de törenle açılmıştır.【28】 Açılış, yalnızca yeni bir kilisenin hizmete girmesi değil, imparatorun başkentteki otoritesinin ve dinî-siyasî meşruiyetinin yeniden sahnelenmesi anlamına gelmekteydi. Iustinianos’un açılışta Kudüs’teki Süleyman Mabedi’ni kastederek “Ey Süleyman, seni geçtim” dediğine dair meşhur rivayet de bu bağlamda değerlendirilmelidir.【29】 Bu söz, tarihsel kesinliğinden çok, Ayasofya’nın Bizans ve daha sonraki geleneklerde nasıl yüceltildiğini gösteren sembolik bir anlatı olarak önem taşır.

Ayasofya'nın Orijinal Planı (A) ve Genç Isidoros'un Kubbe Yükseltmesi (B) - (Procopius)
Ayasofya’nın Iustinianos dönemindeki ilk hâli, bugünkü yapının temelini oluşturmakla birlikte, sonraki yüzyıllarda onarımlar ve değişiklikler geçirmiştir. Yapının ilk kubbesi bugünkünden daha basık olup statik açıdan sorunlar taşımaktaydı. 557’deki depremin ardından 558’de kubbenin doğu kısmının çökmesi, Iustinianos dönemindeki ilk büyük yapısal krizi ortaya çıkarmıştır. Bu kriz sonrasında mimar Genç Isidoros'un kubbeyi daha geniş biçimde yeniden inşasıyla çözülecektir.
Iustinianos’un Ayasofyası, daha inşa edildiği dönemde tarih, şiir ve efsane dili içinde olağanüstü bir yapı olarak temsil edilmiştir. Prokopios, yapıyı Iustinianos’un inşa iradesi, Tanrı’nın lütfu ve mimarların becerisi ekseninde anlatırken; Paulus Silentiarius’un 562’deki ikinci açılış sonrasında okunan manzum tasviri, Ayasofya’nın kubbe, ışık ve litürjik donanımının şiirsel-dinî bir dille yorumlandığını gösterir.【30】 Daha sonraki Bizans anlatıları ise inşa sürecini yer yer efsanevî unsurlarla zenginleştirmiş, mimarların adları ve imparatorun rolü etrafında farklı rivayetler üretmiştir. Bu nedenle Iustinianos dönemindeki yeniden inşa, yalnızca bir mimari olay değil, Ayasofya’nın sonraki yüzyıllar boyunca besleneceği tarihsel hafızanın da kurucu aşamasıdır.
Ayasofya, 537’deki açılışından sonra Konstantinopolis’in başlıca patriklik kilisesi olarak Doğu Roma başkentinin dinî hayatında merkezî bir konum kazandı. Patriklik makamının Ayasofya çevresinde örgütlenmesi, yapıyı yalnızca ayinlerin icra edildiği bir ibadet mekânı olmaktan çıkararak imparatorluk başkentinin en görünür kurumsal merkezlerinden biri hâline getirdi. Patrik burada büyük yortulara, vaazlara, ayinlere ve kilise merasimlerine başkanlık ederken; imparator da belirli günlerde Ayasofya’da görünür olarak dinî tören düzeninin içinde yer aldı. Böylece yapı, Bizans siyasal kültüründe kilise ile sarayın karşılaştığı, imparatorluk otoritesinin dinî bir çerçeve içinde temsil edildiği başlıca mekânlardan biri oldu.
Ayasofya’nın bu işlevi, bulunduğu kentsel çevreden bağımsız değildi. Yapı, Büyük Saray, Hipodrom, Augustaion Meydanı, Hagia Eirene, patriklik yapıları ve kentin ana tören güzergâhlarıyla ilişkili bir bölgede yer alıyordu. Saraydan Ayasofya’ya yönelen geçişler, imparatorun dinî törenlere katılımını yalnızca kapalı bir saray ritüeli olmaktan çıkarıyor; onu belirli bir protokol içinde şehir halkı, saray görevlileri, ruhban sınıfı ve yüksek rütbeli devlet adamları karşısında görünür kılıyordu. Ayasofya’nın güney tarafında patriklik yapılarının bulunması ve güneydoğu yönünden Büyük Saray’la bağlantı kurulabilmesi, yapının hem dinî hem de idarî-törensel bir merkez olarak konumlandığını gösterir.

Dönemin İstanbul Haritası, Törensel Rotası ve Ayasofya (The Book of Ceremonies)
Bizans başkent hayatında Ayasofya, özellikle büyük dinî bayramlarda başlayan veya sona eren tören alaylarının ana duraklarından biriydi. Erken ve orta Bizans dönemlerinde alaylar çoğunlukla kentin sütunlu ana caddelerini izler; Ayasofya’dan çıkarak Konstantin Forumu’na, Chalkoprateia’daki Theotokos Kilisesi’ne, Havâriler Kilisesi’ne veya başka kutsal mekânlara yönelirdi. Konstantin Forumu’nun bu alaylarda durak hâline gelmesi, şehir hafızasında eski imparatorluk anıtlarının Hristiyan tören düzeniyle nasıl yeniden ilişkilendirildiğini gösterir. Ayasofya’dan hareket eden bazı alayların bugünkü Yerebatan Sarnıcı’nın kuzeyindeki Chalkoprateia Kilisesi’ne, bazılarının ise yaklaşık dört kilometre uzaklıktaki Havâriler Kilisesi’ne kadar uzanması, yapının Konstantinopolis’in yalnızca merkezî kilisesi değil, bütün şehir ölçeğinde işleyen litürjik hareketliliğin çıkış noktalarından biri olduğunu ortaya koyar.
Bu tören düzeninde imparatorların katılımı her zaman aynı yoğunlukta değildi; ancak katıldığı merasimlerde Ayasofya’ya yönelen güzergâhlar siyasî temsil bakımından özel bir anlam kazanıyordu. 912 yılına ilişkin Harun b. Yahyâ'nın anlatısında Büyük Saray’dan Ayasofya’ya uzanan geçişin otlar, bitkiler ve iki yana asılmış brokar kumaşlarla süslendiği; imparatorun önünde kırmızı, beyaz, yeşil ve mavi giysiler taşıyan yarış grupları temsilcileri, saray görevlileri, hadımlar, genç maiyet görevlileri, on iki patrikios ve başka yüksek görevlilerin yer aldığı aktarılır.【31】 Bu anlatı, Ayasofya’ya doğru yapılan kısa bir saray-kilise geçişinin bile renk, rütbe, kıdem ve hiyerarşi üzerinden düzenlenmiş bir imparatorluk sahnesine dönüştüğünü gösterir. Burada Ayasofya, yalnızca varış noktası değil, imparatorluk düzeninin halk önünde yeniden görünür kılındığı tören güzergâhının son odağıdır.

Büyük Saray ve Çevresinin Planı (The Book of Ceremonies)
İmparatorluk törenlerinin Ayasofya’daki en belirgin işlevlerinden biri taç giyme ve ortak hükümdarlık merasimleriydi. Bizans dünyasında imparatorun iktidarı yalnızca hanedan bağı, askerî destek veya saray içi kabul ile açıklanmıyordu; kilise içindeki tören, bu iktidarın dinî ve kamusal düzeyde tanınmasını sağlıyordu. Ayasofya’da patrik tarafından yürütülen taç giyme düzeni, imparatorun Tanrı’nın himayesi altında hüküm sürdüğü fikrini törensel olarak ifade ediyordu. Aklamalar, dualar, giysi ve taç sembolizmi, imparatorun cemaat ve saray çevresi önünde meşru hükümdar olarak sunulmasına hizmet ediyordu. Bu nedenle Ayasofya’daki taç giyme merasimleri, kilise ayini ile devlet protokolünün birbirinden ayrılmadığı bir temsil alanı oluşturdu.
Ayasofya’nın patriklik merkezi oluşu, yapıyı teolojik tartışmaların ve kilise içi krizlerin de sahnesi hâline getirdi. 8. ve 9. yüzyıllardaki ikonoklazm süreci, figürlü tasvirlerin kullanımı etrafında Bizans dinî hayatını uzun süre belirleyen bir tartışma yarattı. 843’te tasvir karşıtı dönemin sona ermesinden sonra figürlü imgelerin kilise mekânına dönüşü, yalnızca estetik bir değişim değil, Ortodoks inancın kamusal biçimde yeniden ilanı olarak algılandı. Bu dönüşümün Ayasofya’daki görünür örneklerinden biri, 29 Mart 867’de Patrik Photios’un Ayasofya’da, İmparator III. Mikhail, ortak imparator I. Basileios ve saray çevresinin huzurunda Theotokos tasvirinin açılışı vesilesiyle verdiği vaazdır. Photios, tasvir karşıtı dönemin Ayasofya’da bıraktığı izleri kilisenin yüzündeki “yaralar” üzerinden anlatır; yeni tasviri ise kilisenin yeniden süslenmesi ve Ortodoks inancın görünür hâle gelmesi olarak yorumlar. Vaazda geçen “evrenin gözü” ifadesi, Ayasofya’nın Bizans zihnindeki konumunu özetleyen dikkat çekici bir tanımlamadır.【32】
Ayasofya’daki görsel düzen, bu törensel ve teolojik işlevlerle birlikte şekillendi. Apsis yarım kubbesindeki Theotokos tasviri, bema kemerindeki melekler, imparator kapısı çevresindeki sahneler ve galerilerde yer alan imparator-imparatoriçe kompozisyonları, yapının içinde yalnızca kutsal kişilerin değil, imparatorluk düzeninin de görünür kılındığını gösterir. Hükümdarların bazı mozaiklerde Hz. Meryem, Hz. İsa veya kutsal figürler karşısında bağışçı ya da dua eden kişiler olarak gösterilmesi, iktidarın kilise içinde hiyerarşik bir düzene yerleştirildiğini anlatır. Bu imgeler, Ayasofya’nın iç mekânını imparatorluk hafızası, teoloji ve tören düzeninin birlikte okunduğu bir alana dönüştürmüştür.

Narteksteki Kraliyet Kapısı Üzerinde Yer Alan Mozaik Tasvir (Universitätsbibliothek Heidelberg)
Zaman içinde sarayın yer değiştirmesi ve tören güzergâhlarının farklılaşması, Ayasofya’nın işlevini tamamen ortadan kaldırmadı; ancak imparatorluk törenlerinin şehir içindeki dağılımını değiştirdi. Komnenoslar döneminden itibaren Blahernai Sarayı’nın öne çıkması, imparatorun eski Büyük Saray-Ayasofya-Hipodrom hattındaki görünürlüğünü azaltmış; bazı bayram ve törenlerin güzergâhları kuzeybatıdaki saray çevresine kaymıştır. Buna rağmen Ayasofya, patriklik merkezi olarak dinî otoritenin odağı olmaya devam etmiştir. Geç Bizans döneminde imparatorluk kaynaklarının daralması, Latin işgali sonrası şehir dokusunun zayıflaması ve saray protokolünün sadeleşmesi, törenlerin eski yoğunluğunu azaltmış olsa da Ayasofya’nın Konstantinopolis’in dinî hafızasındaki yeri korunmuştur.
Bu yönleriyle Ayasofya, Bizans döneminde yalnızca büyük bir kilise değil, başkentte iktidarın, inancın ve şehir düzeninin kesiştiği bir merkezdi. Patriklik ayinleri, imparatorluk alayları, taç giyme merasimleri, ikonoklazm sonrası tasvir tartışmaları ve büyük yortu törenleri, yapıyı Konstantinopolis’in dinî ve siyasî hayatında sürekli görünür kılmıştır. Ayasofya’nın Bizans hafızasındaki kalıcı yeri, mimari büyüklüğünün yanında, bu tören ve temsil düzeninin yüzyıllar boyunca aynı mekânda üretilmiş olmasından kaynaklanır.
Ayasofya’nın Bizans dönemi tarihi, yapının farklı yüzyıllarda geçirdiği büyük tahribatlar ve onarımlarla şekillenmiştir. Üçüncü Ayasofya, Iustinianos döneminde kısa sürede tamamlanan iddialı bir yapı olmakla birlikte, daha ilk yıllarından itibaren statik sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Ana mekânı örten büyük kubbe, iç mekâna güçlü bir merkezî etki kazandırırken aynı zamanda yapının taşıyıcı sistemi üzerinde ciddi bir baskı oluşturmuştur. İlk kubbenin bugünkünden daha basık olması, özellikle doğu-batı eksenindeki kemerler ve yarım kubbeler üzerinde yüksek gerilime yol açmış; Ayasofya’nın sonraki tarihini büyük ölçüde deprem, çatlak, çökme ve takviye müdahaleleri belirlemiştir.

III. Ayasofya'nın İlk Çöküşünün Ardından Yapılan Onarım Planı (Diyanet İşleri Başkanlığı)
Yapının ilk büyük krizi, 557 yılındaki deprem ve ardından 7 Mayıs 558’de meydana gelen artçı sarsıntıyla yaşanmıştır. Bu olayda kubbenin doğu kısmı, doğu ana kemeri ve doğu yarım kubbesinin bir bölümü çökmüş; 537’de ibadete açılan yapı, henüz yirmi yılı dolmadan kapsamlı bir onarıma ihtiyaç duymuştur. Onarım için ilk mimarlardan Isidoros’un yeğeni olan Genç Isidoros görevlendirilmiş; kubbe yaklaşık 6,2-6,25 metre yükseltilerek yeniden inşa edilmiş, kuzey-güney kemerleri ve pandantif geçişleri güçlendirilmiştir.【33】 Bu müdahale sonrasında yapı 24 Aralık 562’de yeniden ibadete açılmıştır. Paulus Silentiarius, 562’deki yeniden açılışın ardından kaleme aldığı manzum tasvirde, çökmenin ardından “kubbenin bir kısmının toza karıştığını”, bir kısmının ise “desteksizmiş gibi havada asılı kaldığını” aktarır.【34】 Bu ifade, olayın yalnızca teknik bir hasar değil, çağdaş gözlemciler üzerinde derin iz bırakan bir yıkım olarak algılandığını gösterir.
Genç Isidoros’un müdahalesi, Ayasofya’nın sonraki yüzyıllardaki varlığını belirleyen ilk büyük yapısal düzeltmeydi. Yeni kubbenin daha yüksek kurulması, önceki basık kubbenin yarattığı yatay baskıyı azaltmaya yönelikti. Bu değişiklik, Ayasofya’nın bugünkü kubbe algısının da temelini oluşturmuştur. Bununla birlikte yapı, Konstantinopolis’in deprem kuşağındaki konumu nedeniyle sonraki yüzyıllarda da sürekli risk altında kalmıştır. 9. yüzyılda meydana gelen sarsıntılar, özellikle kubbe ve tympanum duvarlarında çatlaklara yol açmış; 869 depreminden sonra İmparator I. Basileios döneminde onarım yapılmıştır. Bu onarımda kubbedeki çatlakların kapatıldığı, pencere boşluklarının daraltılarak duvarların güçlendirildiği ve yapının taşıyıcı düzeninin daha güvenli hâle getirilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.
10. yüzyıl Ayasofya için yeni bir büyük hasar dönemidir. 912 yılında atrium çevresindeki mum dükkânları ile Augustaion arasındaki patrikhane sarayında yangın tahribatı meydana gelmiştir. Ancak yüzyılın asıl büyük yapısal krizi, 989 depremiyle ortaya çıkmıştır. Bu depremde kubbenin batı kısmı, batı ana kemeri ve batı yarım kubbe ağır zarar görmüş; bazı anlatımlarda ana kubbenin ortadan ikiye ayrıldığı ve batı kanadının yeniden inşa edilmesi gerektiği belirtilmiştir.【35】 Böylece 558’de doğu yönünde yaşanan çökme, bu defa batı yönünde tekrarlanmış; Ayasofya’nın kubbesi, farklı yüzyıllarda farklı yönlerden yeniden kurulmak zorunda kalmıştır.
II. Basileios döneminde yürütülen bu onarım için Ermeni mimar Trdat görevlendirilmiştir. Trdat’ın Ani çevresindeki mimari faaliyetleriyle tanınması, Ayasofya’nın onarımında yalnızca Konstantinopolisli ustalara değil, imparatorluk çevresindeki farklı mimari geleneklere de başvurulduğunu gösterir. Onarım 989-994 yılları arasında yürütülmüş; batı kemeri, batı yarım kubbe ve ana kubbenin batıdaki kaburgaları yeniden düzenlenmiştir. Bazı çalışmalarda ana kubbenin kırk kaburgasından batı yönündeki on beşinin yenilendiği de belirtilir.【36】 Bu müdahale yalnızca taşıyıcı sistemle sınırlı kalmamış, süsleme programı da onarımla birlikte yenilenmiştir. Büyük melek tasvirleri, kubbe ve yarım kubbelerdeki yeni figür düzenlemeleri ve duvarlardaki peygamber ile kilise babaları tasvirleri, yapının fiziksel onarımının aynı zamanda görsel düzenin yeniden kurulmasıyla birlikte yürüdüğünü gösterir. Ayasofya 994’te yeniden ibadete açılmıştır.
11. ve 12. yüzyıllarda Ayasofya’nın onarım tarihi, büyük çöküşlerden çok iç düzenleme, süsleme ve törensel kullanımın devamlılığıyla ilişkilidir. III. Romanos döneminde sütun başlıklarının altın ve gümüşle bezenmesi, batı galerinin güney duvarındaki Zoe mozaiğinin düzenlenmesi ve sonraki dönemlerde bema ile mozaiklerin yenilenmesi, yapının hâlâ imparatorluk himayesi altında tutulduğunu gösterir. 12. yüzyılda Komnenos dönemiyle ilişkili imparatorluk mozaikleri ve konsil kararlarının mermer levhalara yazılarak kilise çevresine yerleştirilmesi, Ayasofya’nın fiziksel yapısının yanı sıra hukukî, teolojik ve siyasal hafızanın da taşıyıcısı olmayı sürdürdüğünü ortaya koyar.
Ayasofya’nın Bizans dönemindeki en ağır siyasal tahribatlarından biri, 1204’te IV. Haçlı Seferi sırasında Konstantinopolis’in Latinler tarafından işgal edilmesiyle yaşanmıştır. Bu işgal, deprem veya yangın gibi doğal bir felaket değil, başkentin askerî ve siyasî çöküşünün doğrudan sonucuydu. Ayasofya, şehrin en büyük kilisesi ve imparatorluk-patriklik düzeninin sembolik merkezi olduğu için yağma ve tahribatın hedeflerinden biri hâline gelmiştir. Kutsal eşyalar, litürjik donanım ve değerli malzemeler zarar görmüş veya şehir dışına taşınmıştır. Latin yönetimi döneminde Ayasofya’nın Katolik kullanıma açılması, yapının Bizans Ortodoks hafızasında bir işgal ve kopuş mekânı olarak yer etmesine yol açmıştır. 1261’de Konstantinopolis’in VIII. Mikhail Palaiologos tarafından geri alınmasından sonra yapı yeniden Bizans idaresine geçmiş, ancak Latin işgalinin bıraktığı maddi ve sembolik tahribat bütünüyle ortadan kaldırılamamıştır.

1346 Depremi Sonrası Ayasofya (Diyanet İşleri Başkanlığı)
Geç Bizans döneminde Ayasofya’nın bakım ve onarımı, imparatorluğun daralan ekonomik imkânlarıyla sınırlı kalmıştır. II. Andronikos Palaiologos döneminde 1317’de yapının dıştan güçlendirilmesine yönelik daha kapsamlı bir onarım yapılmış; özellikle kuzeydoğu ve güneybatı yönlerinde payandalar inşa edilerek kubbe ve duvarlara binen yükün dengelenmesi amaçlanmıştır. Bu müdahale, Ayasofya’nın artık yalnızca iç süsleme veya tören düzeniyle değil, ayakta kalma sorunu üzerinden ele alındığını gösterir. Bununla birlikte payandalar, yapının yaşlanan strüktürünü tamamen güvence altına almaya yetmemiştir.
1343-1344 depremleri ve ardından 19 Mayıs 1346’da yaşanan büyük çökme, Ayasofya’nın Geç Bizans dönemindeki en ciddi yapısal krizlerinden biridir. Bu olayda kubbenin doğu kısmı, doğu yarım kubbe ve apsis çevresi ağır hasar görmüştür. Onarım süreci, dönemin siyasî ve mali zayıflıkları nedeniyle uzun ve güç ilerlemiştir. Kaynaklarda Astras ve İtalyan mimar Peralta’nın onarımda görev aldığı, çalışmaların iki aşamalı yürütüldüğü belirtilir.【37】 Önce doğu yarım kubbe ve ana kubbenin alt bölümleri ele alınmış, uzun bir aradan sonra kubbenin tamamlanmasına geçilmiştir. Yaklaşık 1353-1354’e kadar süren bu süreç, Ayasofya’nın artık Bizans devletinin sınırlı kaynakları, halktan toplanan yardımlar ve dışarıdan gelen ustaların katkısıyla ayakta tutulabildiğini gösterir.
15. yüzyıla gelindiğinde Ayasofya, hâlâ Konstantinopolis’in en tanınmış kutsal yapısıydı; ancak fiziksel durumu, imparatorluğun genel zayıflamasıyla birlikte kötüleşmişti. 1402’de İstanbul’a gelen İspanyol elçisi Ruy González de Clavijo, yapıyı harap ve bakımsız bir görünüm içinde tasvir etmiştir.【38】 Bu gözlem, Geç Bizans döneminde Ayasofya’nın törensel ve dinî değerini korumasına rağmen, eski imparatorluk kaynaklarıyla desteklenen bakım düzeninin büyük ölçüde zayıfladığını gösterir. Fetihten hemen önce yapının bazı bölümlerinin deprem ve yaşlanma nedeniyle riskli hâle geldiğine dair rivayetler de bu genel tabloyla uyumludur.【39】
Bizans döneminde Ayasofya’nın yaşadığı krizler, yapının tarihini kesintiye uğratmamış; aksine her büyük tahribat yeni bir onarım ve yeniden anlamlandırma süreci doğurmuştur. 558’de Genç Isidoros’un yükseltilmiş kubbesi, 9. yüzyılda I. Basileios’un güçlendirmeleri, 989 sonrası Trdat’ın batı kemer ve kubbe müdahalesi, 1317 payandaları ve 1346 sonrası Geç Bizans onarımları, Ayasofya’nın tek seferde tamamlanmış değişmez bir yapı olmadığını gösterir. Yapı, depremler, yangınlar, işgaller ve ekonomik daralmalar karşısında sürekli müdahalelerle varlığını korumuş; her onarım, onun hem fiziksel biçimini hem de tarihî hafızasını yeniden şekillendirmiştir.
Ayasofya’nın Osmanlı dönemi, İstanbul’un 1453’te fethiyle başlayan ve yapının cami, vakıf kurumu, başkent mabedi ve külliye merkezi olarak yeniden tanımlandığı uzun bir tarihsel evreyi kapsar. Bu dönemde yapı yalnızca eski bir Bizans kilisesinin camiye çevrilmiş biçimi olarak kalmamış; ibadet, eğitim, vakıf idaresi, onarım, padişah törenleri, vaaz-irşat faaliyetleri ve şehir hafızasıyla bağlantılı çok yönlü bir Osmanlı kurumu hâline gelmiştir. Ayasofya’nın Osmanlı tarihindeki yeri, fetih sonrasındaki ilk dönüşümle başlamış; Fatih Sultan Mehmed’in vakıf düzeni, sonraki padişahların ilaveleri ve yapının asırlar boyunca İstanbul’un en görünür ibadet mekânlarından biri olarak kullanılmasıyla süreklilik kazanmıştır.
İstanbul’un 29 Mayıs 1453’te Osmanlı hâkimiyetine girmesi, Ayasofya’nın tarihindeki en belirleyici işlev değişikliklerinden birini doğurmuştur.【40】 Fetihten önce Ayasofya, Bizans başkentinin en büyük kilisesi ve patriklik merkezinin ana yapısıydı. Kuşatmanın son günlerinde yapı, yalnızca litürjik bir merkez değil, şehir halkının sığındığı, umut ve korkuların yoğunlaştığı bir mekân hâline gelmişti. Bizans kaynaklarında, fetihten hemen önce imparator, saray erkânı, ruhban sınıfı ve halkın Ayasofya’da son büyük ayine katıldığı; şehirdeki bazı çevrelerin ilahî bir müdahale beklentisiyle mabede yöneldiği aktarılır.【41】 Bu tablo, Ayasofya’nın 1453 eşiğinde Bizanslılar için yalnızca dinî bir yapı değil, başkentin son savunma ve hatıra mekânlarından biri olarak görüldüğünü gösterir.

Fatih Sultan Mehmet'in Fethin Ardından Edirnekapı Üzerinden Ayasofya'ya İlerleyişi (World History)
Fetih sonrasında Fatih Sultan Mehmed’in doğrudan Ayasofya’ya yönelmesi, Osmanlı idaresinin şehir merkezini nasıl okuyacağını gösteren ilk uygulamalardan biridir. Dönemin rivayetlerinde sultanın yapıyı bizzat incelediği, kubbeye kadar çıktığı ve binanın harap durumunu gördüğü aktarılır. Tursun Bey’in anlatısında da Ayasofya, Fatih’in fetihten sonra dikkatle incelediği başlıca yapılardan biri olarak yer alır; bu anlatı, Osmanlı tarih yazımında mabedin yalnızca ele geçirilmiş bir yapı değil, yeni başkentin tarihî ve sembolik merkezlerinden biri olarak kavrandığını gösterir.【42】 Fetihten hemen sonra Ayasofya’nın tahribinin önlenmesi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Dukas’ın anlatısında, bir askerin yapının mermerlerine zarar verdiğini gören Fatih’in buna müdahale ederek “Servet ve esirler size yeter, şehrin binaları bana aittir” dediği aktarılır.【43】 Bu ifade, fetih sonrası ortamda Ayasofya’nın ve genel olarak şehir yapılarının sultanın koruması altına alındığını anlatan dikkat çekici bir sahnedir.
Ayasofya’nın camiye çevrilmesi, Osmanlı fetih geleneği içinde şehrin en büyük mabedinin yeni hâkimiyetin merkezî ibadet mekânına dönüştürülmesiyle ilgilidir. Bir şehrin fethinden sonra en büyük kilisenin camiye tahvil edilmesi ve ilk cuma namazının burada kılınması, Osmanlı siyasal ve dinî pratiğinde yeni egemenliğin görünür kılınmasının biçimlerinden biriydi. Bu uygulama, yalnızca bir ibadethane ihtiyacını karşılamaz; hutbe, cemaat ve mekân düzeni üzerinden şehrin artık yeni bir siyasal otoriteye bağlı olduğunu ilan ederdi. Ayasofya’nın camiye çevrilmesi bu nedenle tekil bir yapı müdahalesi değil, Bizans Konstantinopolisi’nin Osmanlı İstanbul’una dönüşümünde merkezî bir adımdır.

17. Yüzyılın Ortalarında Batılı Bir Seyyahın Çizimiyle Ayasofya Planı (Gallica)
Bununla birlikte Ayasofya’nın camiye çevrilmesi, İstanbul’daki bütün Hristiyan dinî kurumlarının aynı anda ortadan kaldırılması anlamına gelmemekteydi. Fetih sonrasında Hristiyan cemaatin dinî örgütlenmesine belirli kurallar çerçevesinde izin verilmiş, patriklik makamının boş kalmaması için yeni patrik seçimi yapılmıştır. Kilise önde gelenleri, ruhbanlar ve şehirde yeniden toplanan halk Georgios Skolarios Gennadios’u patrik seçmiştir. Fatih Sultan Mehmed, Gennadios’a patriklik asası ve tacını vermiş, yeni patriklik makamı olarak Havariyyun Kilisesi’ni tahsis etmiştir.【44】 Böylece Ayasofya Osmanlı payitahtının merkezî camisine dönüştürülürken, Rum Ortodoks cemaatinin patriklik kurumu başka bir mekân üzerinden varlığını sürdürmüştür. Bu ayrım, Osmanlı idaresinin fethin sembolik mekânı olarak Ayasofya’yı yeni düzene bağladığını; ancak şehrin dinî cemaat yapısını bütünüyle tek bir uygulamaya indirgemediğini gösterir.
Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesinde ilk aşama, yapının kısa süre içinde cuma namazına elverişli hâle getirilmesiydi. Bu amaçla üç gün süren yoğun bir hazırlık yapılmış; namaza engel teşkil eden fresklerin, özellikle mihrap tarafında kalan kısımları dönemin imkânlarıyla kapatılmıştır. Ardından mihrabın sağ tarafına bir minber yerleştirilmiş, Osmanlı sultanının namaz kılacağı alan için geçici bir hünkâr mahfili hazırlanmış ve yapıya tahtadan bir minare eklenmiştir. Bu düzenlemeler, fetihten hemen sonra Ayasofya’nın bütün mimari dokusunu değiştirmeye yönelik kapsamlı bir müdahaleden çok, yapının cami işlevini yerine getirmesini sağlayacak ilk ve zorunlu uygulamalar olarak değerlendirilmelidir.【45】
Ayasofya’daki ilk ibadet fetihten çok kısa bir süre sonra yapılmıştır. Fatih Sultan Mehmed’in Ayasofya’ya girdikten sonra şükür secdesine kapandığı, burada iki rekât fetih ve şükür namazı kıldığı ve ilk ezanın bu sırada okunduğu rivayet edilmiştir. İlk cuma namazı ise 1 Haziran 1453’te kılınmış; bazı Osmanlı kaynaklarına göre hutbeyi bizzat Fatih Sultan Mehmed okumuş, namazı ise hocası Akşemseddin kıldırmıştır.【46】 Bu rivayetlerde cuma namazı, yalnızca fetih sonrasındaki ilk toplu ibadet değil, İstanbul’un Osmanlı hâkimiyetine girişinin dinî ve kamusal ilanı olarak anlam kazanır.

17. Yüzyılın Ortasında Ayasofya Tasviri (Gallica)
Ayasofya’nın camiye çevrilmesinden sonra yapılan ilk düzenlemeler, yapının eski kimliğini bütünüyle ortadan kaldırmaya değil, yeni ibadet işlevine uyarlamaya yönelmiştir. Mihrap, minber, geçici mahfil ve ahşap minare gibi unsurlar, yapının cami olarak kullanılmasını sağlayan temel eklerdi. Buna karşılık yapının ana strüktürü korunmuş, büyük ölçekte yıkıcı bir müdahaleye gidilmemiştir. Bu tercih, Ayasofya’nın Osmanlı döneminde hem fetih sembolü hem de korunması gereken büyük bir yapı olarak algılandığını gösterir. Nitekim sonraki yüzyıllarda yapının ayakta tutulması için yapılan onarımlar, payandalar, minareler ve iç düzenlemeler bu erken koruma yaklaşımının devamı niteliğindedir.
Fetih sonrasındaki ilk düzenlemeler arasında eğitim ve vakıflaştırma kritik bir yer tutar. Ayasofya, fethin ardından kısa süre içinde Fatih Sultan Mehmed’in hayratı içine dahil edilmiş ve caminin yanına medrese kurulmuştur. İlk aşamada mevcut bazı odaların veya patriklik çevresindeki mekânların derslik olarak kullanıldığı, daha sonra Ayasofya Medresesi’nin vakıf düzeni içinde yeniden inşa edildiği anlaşılmaktadır. Böylece yapı, fetihten hemen sonra yalnızca ibadet edilen bir cami değil, Osmanlı başkentinde ilim ve eğitim faaliyetinin de erken merkezlerinden biri hâline gelmiştir.
Ayasofya’nın 1453’teki dönüşümü, sonraki yüzyıllarda yapıya yüklenen anlamların başlangıç noktasını oluşturmuştur. Camiye tahvil, ilk cuma namazı, mihrap-minber düzeni, ahşap minare, erken medrese kullanımı ve yapının vakfedilmesi, Ayasofya’yı yeni başkentin dinî ve kurumsal düzenine bağlayan ilk adımlardır. Bu süreçte yapı hem Bizans geçmişinin en büyük mirası olarak korunmuş hem de Osmanlı İstanbul’unun merkezî camilerinden biri olarak yeni bir işlev kazanmıştır.
Ayasofya’nın Osmanlı dönemindeki kalıcı statüsü, Fatih Sultan Mehmed’in kurduğu vakıf düzeni içinde belirlenmiştir. Fetih sonrasında camiye çevrilen yapı, yalnızca padişah iradesiyle kullanılan bir ibadet mekânı olarak bırakılmamış; gelirleri, görevlileri, bakım şartları ve idare düzeni tanımlanmış bir vakıf kurumu hâline getirilmiştir. Bu düzenleme, Ayasofya’nın Osmanlı İstanbul’undaki sürekliliğini sağlayan temel çerçeveyi oluşturmuştur. Vakıf sistemi sayesinde caminin ibadet hizmetleri, görevlilerin ücretleri, bakım-onarım giderleri, aydınlatma, temizlik, eğitim ve bağlı hayır hizmetleri belirli gelir kaynaklarıyla desteklenmiştir.

17. Yüzyılın Sonlarında Ayasofya (Gallica)
Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’da tesis ettiği vakıf yapıları içinde Ayasofya-i Kebir Vakfı özel bir yere sahiptir. Fetih sonrasında şehir, yalnızca askerî ve idarî bakımdan değil, vakıf kurumları aracılığıyla da yeniden düzenlenmiştir. Fatih Külliyesi ve Ayasofya-i Kebir Vakfı, sur içindeki Fatih, Ayasofya ve Vefa nahiyelerinin kurumsal olarak şekillenmesinde etkili olmuş; vakıf eserleri mahalle, eğitim, ibadet ve sosyal hizmet düzeninin merkezine yerleşmiştir. Bu yönüyle Ayasofya Vakfı, tek bir caminin masraflarını karşılayan dar bir gelir kurumu olmaktan çok, yeni başkentin şehirleşme ve müesseseleşme sürecinin temel bir parçası olarak işlev görmüştür.
Vakfiyede Ayasofya, cami olarak kullanılacak bir hayrat eseri şeklinde düzenlenmiştir. Hayrat, doğrudan kamu yararına ve ibadet hizmetine tahsis edilen vakıf varlıklarını ifade ederken; bu hayratın yaşaması için gelir sağlayan dükkân, ev, arazi, çarşı, hamam ve benzeri unsurlar akar niteliği taşır. Bu ayrım, Ayasofya’nın Osmanlı dönemindeki işleyişini anlamak bakımından önemlidir. Cami, medrese ve diğer hayır kurumları doğrudan hizmet alanını; bu kurumların giderlerini karşılayan gelir kaynakları ise vakfın ekonomik dayanağını oluşturmuştur. Böylece Ayasofya’nın ibadet ve bakım düzeni, geçici bağışlara değil, sürekli gelir üreten bir vakıf ekonomisine bağlanmıştır.
Vakfiyenin farklı nüshaları ve sonraki kayıtları, Ayasofya-i Kebir Vakfı’nın geniş bir gelir tabanına sahip olduğunu gösterir. İstanbul içindeki dükkânlar, haneler, ticari yapılar (han, bedesten vs.), çarşı gelirleri, bazı hamamlar ve şehir dışındaki bir kısım gelir kaynakları vakfın mali yapısına dâhil edilmiştir. Fetihten sonra ganimet olarak kalan bazı menkul ve gayrimenkuller ile yeni kurulan bedesten ve çarşı gelirlerinin vakıflara bağlanması, Osmanlı idaresinin şehir ekonomisini vakıf kurumları üzerinden yeniden örgütlediğini gösterir. Ayasofya-i Kebir Vakfı için yüksek miktarda gelir tahsis edilmesi ve bazı alanların bu vakfa bağlanması, caminin yalnızca sembolik değil, güçlü bir iktisadi altyapıya sahip kurumsal merkez olarak tasarlandığını ortaya koyar.
Ayasofya Camii’nin görevlileri vakfiyede ayrıntılı biçimde belirlenmiştir. Vakfiyede yer alan “Ayasofya Camii’ne ... bir hatib tayin edilsin ki, Cuma günleri hatibliği yapsın ve Cuma namazı imamlığı ifa etsin” şeklindeki hüküm, cuma ibadetinin vakıf camii düzeninde özel bir yeri olduğunu gösterir. Hatibe günlük 15 akçe, beş vakit namazda imamlık yapacak kişiye de günlük 15 akçe tahsis edilmiştir.【47】 İmam ayrıca reisü’l-huffâzlık görevini üstlenmekte olup Kur'an-ı Kerim kıraatinin düzenli olarak devamı ve takibinden de mesuldü. Reisü’l-huffâz dışındaki dokuz hâfız için günlük beşer akçe ayrılmaktaydı.【48】
Vakfiyedeki personel yapısı, Ayasofya’nın çok katmanlı bir hizmet düzenine sahip olduğunu gösterir. Başhâfız, hâfızlar, cüzhanlar, müsebbih ve mühelliller, muarrif, müezzinler, kandilciler, saatçi, kayyımlar, meremmetçiler, saka ve muallim gibi görevliler caminin dinî, teknik, bakım ve sosyal hizmetlerini üstlenmiştir. Hafız ve ulemadan yirmi cüzhanın her gün Kur’an’dan birer cüz okumakla görevlendirilmesi, on dört müsebbih ve mühellilin günlük zikir vazifesiyle camide bulunması, ibadet düzeninin yalnızca vakit namazlarıyla sınırlı olmadığını gösterir. Altı müezzinin görevlendirilmesi ve her birine günlük ücret ayrılması, Ayasofya’daki ezan ve müezzinlik hizmetlerinin büyük cami düzenine uygun geniş bir kadroyla yürütüldüğünü ortaya koyar.
Caminin fiziksel düzeninin sağlanması için de vakfiyede ayrı görevlendirmeler yapılmıştır. İki kandilcinin caminin aydınlatmasından sorumlu tutulması, kandil yağı için günlük tahsisat ayrılması ve hasır ihtiyacının vakıf gelirlerinden karşılanması, camiinin günlük kullanım koşullarının düzenli biçimde planlandığını gösterir. Saatçinin görevi, namaz vakitlerinin takibi ve zaman düzeniyle ilişkilidir. Dört kayyım caminin temizlik ve düzeninden; iki meremmetçi ise tamir ve bakım hizmetlerinden sorumludur. Böylece Ayasofya’nın büyük hacimli ve eski bir yapı olarak sürekli bakım gerektirdiği, daha Fatih dönemi vakıf düzeninde kurumsal bir mesele olarak görülmüştür.

19. Yüzyılın Sonlarında Ayasofya'nın Dışarıdan Görünüşü (Library of Congress)
Vakfiyede sosyal hizmet boyutu da ihmal edilmemiştir. Yetim çocukları okutmak üzere bir muallimin görevlendirilmesi, Ayasofya çevresindeki hizmetlerin çeşitliliği ve kapsayıcılığını gösterir. Sonraki vakfiyelerde Ayasofya Darüttalimi bağımsız bir hayır kurumu olarak düzenlenmiş olmakla birlikte, erken vakıf düzeninde bu eğitim hizmeti camiye bağlı görevler içinde yer almıştır. Ayrıca iki sakanın görevlendirilmesi, cemaatin ve cami çevresinin su ihtiyacının düzenli bir hizmet olarak ele alındığını gösterir. Vakfiyede Kapalıçarşı bekçileriyle ilgili düzenlemenin Ayasofya Camii görevlileri ve tahsisatları arasında yer alması ise cami vakfının şehir ekonomisi, güvenlik ve ticari düzenle de bağlantılı olduğunu ortaya koyan dikkat çekici bir ayrıntıdır.
Ayasofya-i Kebir Vakfı’nın idaresi, Osmanlı vakıf hukukunun temel ilkeleri içinde yürütülmüştür. Vakfedenin şartları, görevlilerin nitelikleri, ücretleri, gelirlerin sarf yerleri ve idare esasları vakfiye hükümleriyle belirlenmiştir. Bu yapı, Ayasofya’nın günlük işleyişini kişisel tasarruflardan ayırarak yazılı ve bağlayıcı bir kurumsal düzene bağlamıştır. Görevlilere ödenen akçe ve dirhem cinsinden ücretler, hizmetlerin hiyerarşik ve düzenli bir yapıya sahip olduğunu gösterir.
Bu vakıf statüsü, sonraki yüzyıllarda Ayasofya çevresinde gelişen yeni kurumların da zeminini oluşturmuştur. Medrese, kütüphane, imaret, sıbyan mektebi, şadırvan, sebiller ve muvakkithâne gibi yapılar farklı dönemlerde eklenmiş; bunların her biri kendi vakıf şartları, görevlileri ve gelirleriyle Ayasofya’nın kurumsal çevresini genişletmiştir. Böylece Ayasofya, Osmanlı döneminde yalnızca fethin ardından camiye çevrilmiş bir yapı olarak değil, vakıf hukuku, gelir kaynakları, görevli kadroları ve sosyal hizmetleriyle işleyen büyük bir şehir kurumu olarak varlığını sürdürmüştür.
Ayasofya, Osmanlı döneminde İstanbul’un merkezî camilerinden biri olarak başkent hayatının dinî, törensel ve toplumsal akışı içinde yer almıştır. Fetihten sonra camiye çevrilmesiyle kazandığı ulucami niteliği, yapının yalnızca vakit namazlarının kılındığı bir ibadet mekânı olarak kullanılmadığını; cuma namazları, bayram ibadetleri, Kadir gecesi merasimleri, mevlitler, vaaz-irşat faaliyetleri ve padişahın katıldığı törenlerle saray, ulema, cemaat ve şehir halkı arasında düzenli temas noktalarından biri hâline geldiğini gösterir. Bu yönüyle Ayasofya, Osmanlı İstanbul’unda dinî hayatın gündelik, haftalık ve yıllık ritimlerinin izlenebildiği yapılardan biridir.
Cuma namazı, Ayasofya’nın Osmanlı başkent hayatındaki yerini belirleyen başlıca ibadetlerden biriydi. Hutbe, Osmanlı siyasal düzeninde hükümdarlığın dinî meşruiyetiyle bağlantılı olduğundan, Ayasofya gibi merkezî camilerde kılınan cuma namazları yalnızca cemaat ibadeti değil, aynı zamanda şehirdeki otorite düzeninin görünür olduğu toplu merasimlerdi. Padişahın katıldığı cuma selamlıkları, saray ile şehir halkı arasındaki doğrudan temas biçimlerinden birini oluşturuyordu. Bu törenlerde padişahın camiye gelişi, maiyeti, güzergâh düzeni, güvenlik ve karşılama uygulamaları, namazın kamusal boyutunu güçlendiriyordu. Ayasofya’nın Topkapı Sarayı’na yakınlığı yapıyı, bu tür merasimler için elverişli bir konuma yerleştirmiştir.

Bâb-ı Hümâyûn'dan Ayasofya'nın Görünüşü (Library of Congress)
Ayasofya’nın Ramazan ayındaki kullanımı, yapının geniş cemaat kapasitesini ve başkent halkıyla kurduğu bağı daha belirgin hâle getirir. Ramazan gecelerinde özellikle teravih namazları kalabalık cemaatler tarafından takip edilirdi. Kadir gecesi ise Ayasofya, Osmanlı dinî takvimindeki en özel merasimlerin gerçekleştiği mekanlardan biriydi. Ramazan’ın 27. gecesinde padişahların Ayasofya’da teravih namazı kılması ve ardından yapılan duaya katılması, eski bir uygulama olarak sürdürülmüştür. Bu merasim için padişaha arzda bulunulması, Kadir gecesi ibadetinin saray protokolü içinde de yeri olduğunu gösterir. Cuma selamlıklarında olduğu gibi padişah maiyetiyle birlikte camiye gider; saray kapısından Ayasofya selamlık kapısına kadar uzanan güzergâh meşaleciler tarafından aydınlatılırdı.【49】 Böylece gece ibadeti, saraydan camiye uzanan bir tören düzeniyle birleşirdi.
Bayram namazları da Ayasofya’nın başkent hayatındaki toplu ibadet ve sosyal birliktelik işlevini güçlendirmiştir. Bayram sabahlarında cami, yalnızca çevre halkının değil, devlet erkânının ve saray çevresinin de yöneldiği merkezî ibadet alanlarından biri olmuştur. Padişahın katıldığı bayram namazlarında cami içindeki düzen, hünkâr mahfili, görevliler, vaizler, hatipler, müezzinler ve cemaatin yerleşimi, başkentteki dinî-sosyal yapılanmanın mekân içindeki yansımasını oluşturuyordu.
Ayasofya’da vaaz ve irşat faaliyetleri, caminin başkentteki dinî eğitim ve halka yönelik bilgilendirme işlevinin önemli bir parçasıydı. Bu görevi yerine getiren Hatiplik ve vaizlik gibi görevlerin tayini doğrudan şeyhülislamlık makamına bağlıydı ve özellikle Ayasofya gibi büyük camiilerde yer alan görevlilerin yetkinliğine fazladan dikkat edilir, geniş araştırmalar yapılırdı. Tüm araştırma ve onay sürecinin ardından göreve getirilen hatip ve vaizler Ayasofya'da hem vaaz verir hem de halka yönelik düzenli eğitimler yürütürlerdi. Vaizler, cuma vaazlarını bazen Kur’an tefsiri şeklinde yapabiliyordu. II. Bayezid döneminde Muhyiddin Mehmed b. İbrahim b. Hasan Niksârî’nin Ayasofya’da verdiği vaazlarla Kur’an’ı hatmettiği aktarılır.【50】 Bu örnek, Ayasofya kürsüsünün yalnızca kısa vaazlar verilen bir yer olmadığını; düzenli ve süreklilik taşıyan bir öğretim-irşat alanı olarak da kullanıldığını göstermektedir.

Ayasofya'nın Minaresinden İstanbul Panoraması (Library of Congress)
Ayasofya’daki vaaz faaliyeti cuma günleriyle sınırlı değildi. 18. yüzyıla ait kayıtlarda, Ayasofya’da haftanın belirli günlerinde de vaizlik görevlerinin bulunduğu görülür. 1 Rebîülevvel 1133 / 31 Aralık 1720 tarihli bir belgede, salı günü ikindiden sonra Ayasofya’da vaaz edilmesine ilişkin bir görevlendirme talep edilmiştir.【51】 Kadir gecesine mahsus ayrı bir vaizlik cihetinin bulunması da camideki dinî programların yıllık takvim içinde farklı hizmet alanlarına ayrıldığını gösterir. Vaizlerin padişah veya sadrazam tarafından zaman zaman ihsan ve hediyelerle taltif edilmesi, Ayasofya kürsüsünün saray ve devlet çevresinde tanınan kıymetli bir makam olarak değerlendirildiğini ortaya koyar.
Ayasofya vaizleri ve şeyhleri, İstanbul’daki mevlit merasimlerinde de görünür bir role sahipti. Mevlit, Hz. Muhammed’in doğumunu anlatan edebî-dinî metinlerin belirli makam ve usulle okunmasıyla şekillenen bir merasim olarak Osmanlı dinî hayatında geniş yer bulmuştur. Ayasofya’da ve Ayasofya ile ilişkili merasimlerde okunan mevlitler, saray ve halkın aynı dinî ortamda buluştuğu törenler arasında yer almıştır. İstanbul’da düzenlenen bazı mevlitlerde müezzin mahfilindeki kıraat tamamlandıktan sonra önce Ayasofya Şeyhi’nin, ardından Sultan Ahmed Şeyhi’nin vaaz verdiği; daha sonra iki vaize samur kürk giydirilip para verildiği aktarılır.【52】

Ayasofya'nın Dışarıdan Görünüşü (Library of Congress)
Ayasofya’nın Osmanlı başkent hayatındaki yeri, halk anlatıları ve şehir hafızası içinde de karşılık bulmuştur. Bizans döneminden gelen bazı rivayetlerin yanında Osmanlı döneminde yeni efsaneler, menkıbeler ve anlatılar ortaya çıkmıştır. Bu anlatılara örnek olarak, Fatih Sultan Mehmed’in Ayasofya’daki ilk cuma namazında Kâbe’yi görmesine dair rivayet gösterilebilir. Rivayete göre Fatih, namazı kıldıracak kişinin ikindi namazının sünnetini hiç kaçırmamış biri olmasını ister; böyle biri bulunamayınca kendisi imamlığa geçer. İlk iki tekbirden sonra namazı bozmasını, Kâbe’nin kendisine görünmemesiyle açıklar. Üçüncü tekbir sırasında Akşemseddin’in manevî âlemde gördüğü üzere Hızır, cemaatin son safındaki boş yere gelmeden önce Terler Direği’ne parmağını sokarak Ayasofya’nın yönünü kıbleye çevirir; bunun ardından Fatih Kâbe’yi karşısında görür ve namazı tamamlar.【53】
Bu tür anlatılar, Ayasofya’nın yalnızca devlet ve vakıf kayıtlarında değil, halk muhayyilesinde de fetih, ibadet ve keramet unsurlarıyla yaşayan bir mekân olarak anlamlandırıldığını göstermektedir. Ramazan, Kadir gecesi, bayram namazları ve mevlitler gibi toplu ibadet günleri, bu hafızanın yeniden üretildiği zamanlardı. Böylece Ayasofya, Osmanlı İstanbul’unda sarayın temsil alanı, ulemanın irşat kürsüsü, cemaatin ibadet mekânı ve halk anlatılarının taşıyıcısı olarak çok yönlü bir başkent kurumu hâline gelmiştir.
Ayasofya’nın Osmanlı dönemindeki tarihi, cami olarak kullanımının yanı sıra yapının korunması, güçlendirilmesi ve yeni işlevlere uygun biçimde düzenlenmesiyle de şekillenmiştir. Bizans döneminden devralınan büyük kubbeli yapı, taşıyıcı sistemi ve geçirdiği eski onarımlar nedeniyle sürekli bakım gerektiriyordu. Osmanlı idaresi bu yapıyı yalnızca ibadet mekânı olarak kullanmamış; minareler, mihrap, minber, mahfiller, türbeler, kütüphane, şadırvan, imaret ve diğer eklerle çevresini genişletirken aynı zamanda yapının ayakta kalmasına yönelik müdahaleler gerçekleştirmiştir. Bu nedenle Osmanlı dönemindeki onarımlar, hem koruma hem işlevlendirme hem de başkent camisine uygun bir kurumsal çevre oluşturma amacı taşımıştır.
Fetihten sonraki ilk müdahaleler daha çok cami işlevini mümkün kılmaya yönelikti. Mihrap, minber, mahfil ve ahşap minare gibi unsurların eklenmesi, yapının kısa sürede cemaat ibadetine açılmasını sağlamıştır. Ancak Ayasofya’nın eski ve büyük ölçekli bir yapı olması sebebiyle erken dönemden itibaren güçlendirme ihtiyacı da ortaya çıkmıştır. İlk minarenin, batı yarım kubbenin yanındaki iki küçük baskı kulesinden güneydekinin üzerine ahşap olarak inşa edildiği; uzun süre ayakta kaldıktan sonra II. Selim devrindeki 1573-1574 onarım sürecinde kaldırıldığı aktarılır.【54】 Güneybatı köşesindeki tuğla minarenin Fatih veya II. Bayezid dönemine ait olduğu yönünde farklı görüşler bulunmakla birlikte, erken Osmanlı döneminde yapının cami kimliğini görünür hâle getiren başlıca eklerden biri olduğu açıktır.【55】

Fossati Restorasyonu Sırasında Ayasofya'nın İçi (Library of Congress)
16. yüzyıl, Ayasofya’nın Osmanlı dönemindeki en önemli müdahale aşamalarından biridir. Kanûnî Sultan Süleyman döneminde Budin’in fethinden sonra getirilen iki büyük tunç şamdan, 1526’da mihrabın iki yanına yerleştirilmiştir. Bu ek, Ayasofya’nın iç mekânına yalnızca işlevsel bir aydınlatma unsuru kazandırmamış, aynı zamanda Osmanlı fetih hafızasını caminin iç tasarımına bağlamıştır. Aynı yüzyılda Ayasofya vakıflarının yeniden kayıt altına alınması, yapının yalnızca fiziksel bakımının değil, gelir ve idare düzeninin de güçlendirildiğini gösterir.
II. Selim dönemi, Ayasofya’nın korunması bakımından belirleyici bir evredir. Bu dönemde yapının çevresindeki evler ve kaçak yapılaşmalar, hem görünümü bozduğu hem de taşıyıcı güvenliği tehdit ettiği gerekçesiyle kaldırılmıştır. Mimar Sinan’ın da padişahla birlikte yerinde inceleme yaptığı, caminin çevresinin açılması, örtü ve tamir gerektiren kısımların onarılması ve takviye gereken noktalara payandalar yapılması yönünde karar alındığı aktarılır.【56】 Bu müdahaleler, Osmanlı döneminde Ayasofya’nın yalnızca kullanılan bir cami değil, ayakta tutulması gereken eski ve hassas bir yapı olarak değerlendirildiğini gösterir. Mimar Sinan tarafından yapılan takviye payandaları, yapının taşıyıcı sistemine dışarıdan destek sağlayarak sonraki yüzyıllara ulaşmasında etkili olmuştur.
II. Selim dönemindeki müdahaleler yalnızca güçlendirme ile sınırlı değildir. Ayasofya’nın çevresinde Osmanlı'nın hanedan hafızasını kuran türbe alanı da bu dönemde şekillenmeye başlamıştır. II. Selim için Ayasofya çevresinde türbe inşa edilmesi, yapıyı bir selâtin camii olmanın ötesinde hanedan haziresiyle ilişkili bir mekâna dönüştürmüştür. Daha sonra III. Murad, III. Mehmed ve şehzadeler için inşa edilen türbelerle birlikte Ayasofya'nın bu niteliği güçlenmiştir.
III. Murad döneminde Ayasofya’nın cami içi düzeni daha da zenginleştirilmiştir. Minber, kürsü, mahfil ve müezzin mahfilleri gibi unsurlar bu dönemde belirginleşmiş; cami içindeki ibadet ve kıraat düzeni için yeni yapılar oluşturulmuştur. Bu dönemde Bergama’da bulunmuş Helenistik döneme ait iki büyük mermer küp Ayasofya’ya getirilmiş ve her biri 1250 litre su alabilen bu küpler cami içinde şadırvan olarak kullanılmıştır. İlkçağ’dan kalma yekpare mermer eserlerin Osmanlı camiinde su yapısına dönüştürülmesi, Ayasofya’daki çok katmanlı malzeme kullanımının dikkat çekici örneklerinden biridir.【57】 16. ve 17. yüzyıllarda mihrap, minber, müezzin mahfilleri, vaaz kürsüsü ve maksureler gibi ekler, Ayasofya’nın cami içi kullanımının Osmanlı ibadet düzenine göre aşamalı biçimde gelişip şekillendiğini gösterir.

Fossati Restorasyonu Sırasında Büyük Nefin Genel Görünümü (Library of Congress)
17. yüzyılda Ayasofya’nın iç mekânında yazı ve süsleme unsurları öne çıkmıştır. 1607’de mihrap duvarına çini olarak besmele yazdırılması, caminin İslami görsel kimliğinin güçlendirilmesine yönelik uygulamalardan biridir. IV. Murad döneminde caminin içinin hat levhalarıyla süslendiği, 1651’de Teknecizâde İbrâhim Efendi’nin hattıyla büyük levhaların yerleştirildiği bilinmektedir. Bu levhalar, 19. yüzyıldaki Fossati onarımı sırasında kaldırılmış; daha sonra Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin 7,5 metre çapındaki büyük yuvarlak hat levhaları iç mekâna asılmıştır.【58】 Böylece Ayasofya’nın Osmanlı dönemindeki iç düzeni, farklı yüzyıllarda değişen hat, süsleme ve ibadet anlayışlarının izlerini taşımıştır.
18. yüzyılda Ayasofya çevresinde yapılan müdahaleler, yapıyı daha belirgin bir külliye çevresi içine yerleştirmiştir. III. Ahmed döneminde hünkâr mahfilinin yenilendiği, cami ortasına büyük bir top kandil asıldığı ve genel bakım çalışmalarının yapıldığı aktarılır.【59】 I. Mahmud dönemi ise bu sürecin en kapsamlı aşamalarından biridir. 1730-1754 yılları arasında Ayasofya çevresine kütüphane, şadırvan, sıbyan mektebi, imaret ve bunlarla ilişkili hizmet yapıları eklenmiştir. Kütüphane, yalnızca bir kitap deposu değil, personeli, ders düzeni ve vakfiyesiyle işleyen müstakil bir ilim kurumu olarak cami içindeki yerini almıştır. Şadırvan ve sebiller su hizmetini, sıbyan mektebi temel eğitimi, imaret ise sosyal yardım ve iaşe işlevini üstlenmiştir. Böylece Ayasofya, 18. yüzyılda camii merkezli olmakla birlikte çok işlevli bir Osmanlı külliyesi olma niteliğini kemâl biçimde kazanmıştır.
19. yüzyıldaki en kapsamlı Osmanlı müdahalesi, Sultan Abdülmecid döneminde Fossati kardeşler tarafından yürütülen büyük restorasyondur. 1847-1849 yılları arasında gerçekleştirilen bu onarımda yapının taşıyıcı sistemi, iç yüzeyleri, sıvaları, bezemeleri, hat programı ve bazı ek yapıları ele alınmıştır.【60】 Başlangıçta hazırlanan keşif raporunun zamanla genişlediği, masrafların arttığı ve onarımın yüksek bir bütçeyle tamamlandığı görülmektedir. Restorasyon yalnızca mimari bir bakım çalışması olarak kalmamış; caminin yeniden açılışı için devlet erkânının da dâhil olduğu görkemli bir hazırlık yapılmıştır. Bu durum, Ayasofya’nın Osmanlı son döneminde de devlet prestiji ve padişah himayesiyle ilişkilendirildiğini göstermektedir.

19. Yüzyılda Ayasofya'nın Dışarıdan Görümü (Library of Congress)
Fossati restorasyonu sırasında caminin içindeki mozaiklerin bir kısmı açılmış, kaydedilmiş ve daha sonra tekrar kapatılmıştır. Bu uygulama, Ayasofya’nın Bizans mirasının 19. yüzyıl Osmanlı restorasyon ortamında bütünüyle yok sayılmadığını; ancak yapının cami işlevi korunarak ele alındığını gösterir. Aynı süreçte Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin büyük hat levhaları hazırlanmış, ana kubbeye Nur suresinin 35. ayeti yazılmış, hünkâr mahfili ve kasr-ı hümâyun gibi padişah kullanımına yönelik düzenlemeler yapılmıştır.【61】 Fossati restorasyonu, Ayasofya’nın hem yapısal bütünlüğünü korumayı hem de geç Osmanlı estetik ve tören düzenine uygun bir cami görünümü kazandırmayı amaçlamıştır.
Abdülmecid dönemi sonrasında Ayasofya’nın bakımı aralıklarla devam etmiştir. 1839-1923 yılları arasında Ayasofya-i Kebir Camii irili ufaklı çok sayıda tamir geçirmiştir. 1847-1849’daki Fossati restorasyonundan sonra 1855, 1858, 1859, 1860, 1861, 1880, 1882, 1894, 1896, 1899, 1904 ve 1905 yıllarında çeşitli tamiratlar yapılmıştır.【62】 Bu kayıtlar, Ayasofya’nın tek bir büyük onarımla kendi hâline bırakılmadığını; özellikle 19. yüzyılda düzenli takip ve müdahale gerektiren bir yapı olarak ele alındığını gösterir.
1894 depremi, Ayasofya’nın Osmanlı son dönemindeki önemli tahribat olaylarından biridir. Depremden sonra yapının duvarlarında çatlaklar oluşmuş, bazı mozaik yüzeyler sıvayla birlikte dökülmüştür. Meşrutiyet yıllarında Marangoni, Jackson, Propper ve Prost gibi Batılı mimarlara yapının durumu incelettirilmiş; Mimar Kemaleddin Bey nezaretinde tamir hazırlıkları yapılmıştır. Ancak 20. yüzyılın başındaki siyasî ve iktisadî şartlar, beklenen kapsamlı müdahalenin uygulanmasını güçleştirmiştir. 1910’da hazırlatılan keşif raporlarına rağmen büyük onarım gerçekleştirilememiş; beklenen tamirat Cumhuriyet döneminde, 1926’da yapılan takviye ve onarım çalışmalarıyla sınırlı biçimde karşılık bulmuştur.
Osmanlı dönemindeki onarımlar ve müdahaleler, Ayasofya’nın tarihî sürekliliğini sağlayan başlıca unsurlardan biridir. Mimar Sinan’ın payandaları, minarelerin inşası, hanedan türbeleri, I. Mahmud’un külliye ekleri, Abdülmecid dönemindeki Fossati restorasyonu ve 19. yüzyıl sonu - 20. yüzyıl başı bakım girişimleri, yapının farklı dönemlerde değişen ihtiyaçlara göre ele alındığını gösterir. Bu müdahaleler, Ayasofya’nın Osmanlı döneminde yalnızca geçmişten devralınan bir anıt olarak korunmadığını; ibadet, temsil, hanedan hafızası, eğitim, sosyal hizmet ve devlet prestijiyle ilişkili çok katmanlı bir başkent yapısı olarak yaşatıldığını ortaya koyar.
Ayasofya’nın Cumhuriyet dönemi tarihi, yapının Osmanlı döneminden devralınan cami kimliğinin müze statüsüne dönüştürülmesi, bu statü altında yürütülen koruma ve araştırma faaliyetleri, müze dönemi boyunca süren statü tartışmaları ve 2020’de yeniden cami olarak ibadete açılması etrafında şekillenmiştir. Bu dönem, Ayasofya’nın yalnızca dinî işlevi bakımından değil, kültürel miras, eski eser hukuku, müzecilik, arkeoloji, restorasyon, uluslararası bilimsel ilgi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin idarî tasarrufları bakımından da yeniden tanımlandığı bir evredir. 1934 kararıyla başlayan müze dönemi, Ayasofya’nın Bizans ve Osmanlı mirasını birlikte görünür kılmayı hedefleyen yeni bir koruma ve sergileme anlayışına zemin hazırlamış; 2020’deki son statü değişikliği ise yapının Cumhuriyet tarihindeki ikinci büyük idarî-hukukî dönüşümünü meydana getirmiştir.
Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi, 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleşmiş olmakla birlikte, bu karar tek başına ani bir idarî işlem olarak ortaya çıkmamıştır.【63】 19. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti’nde eski eserlerin korunması, müzecilik ve arkeoloji alanlarında gelişen kurumsal bilinç; Cumhuriyet’in ilk yıllarında kültür politikaları, tarih araştırmaları ve anıtsal yapıların korunmasına yönelik yeni yaklaşımlarla devam etmiştir. Ayasofya, bu geçiş sürecinde hem Bizans hem Osmanlı geçmişini taşıyan bir yapı olduğu için, erken Cumhuriyet döneminde dinî, tarihî ve kültürel anlamları aynı anda gündeme gelen başlıca yapılardan biri hâline gelmiştir.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ayasofya, kamuoyunun gündemine öncelikle bakım ve onarım ihtiyaçlarıyla gelmiştir. Yapı, Osmanlı son döneminde de çeşitli tamir girişimlerine konu olmuş; ancak savaşlar, mali sıkıntılar ve devletin geçirdiği dönüşüm nedeniyle kapsamlı koruma sorunları Cumhuriyet’e devretmiştir. 1920’ler ve 1930’lar boyunca Ayasofya’nın mimari durumu, iç bezemeleri, çevresindeki yapılar, mozaikleri ve müze olarak düzenlenme ihtimali birlikte tartışılmıştır. Bu ortamda Ayasofya, yalnızca ibadet edilen bir cami değil, eski eser niteliği giderek daha fazla vurgulanan çok katmanlı bir tarihî yapı olarak ele alınmaya başlamıştır.

Thomas Whittemore'un Çalışması Sırasında Alınan Bir Kare (Universitätsbibliothek Heidelberg)
Müzeleşmeye giden süreçte mozaiklerin ortaya çıkarılması önemli bir aşama oluşturmuştur. Amerikan Bizans Enstitüsü adına Thomas Whittemore’a 1931’de Ayasofya mozaikleri üzerinde çalışma izni verilmiş, çalışmalar 1932’den itibaren başlamıştır. Bu izin, Ayasofya’nın içindeki Bizans dönemine ait figürlü ve figürsüz süslemelerin bilimsel yöntemlerle incelenmesine imkân tanımıştır.【64】 Osmanlı döneminde cami işlevi gereği büyük ölçüde örtülü kalan bazı figürlü mozaiklerin açığa çıkarılması, yapının tarihsel katmanlarının müze düzeni içinde değerlendirilmesine zemin hazırlamıştır.
Ayasofya’nın müze yapılması yönündeki idarî süreç 1934 yılı içinde hız kazanmıştır. Karar öncesinde yapının tamiri, iç düzeni ve çevresine ilişkin hazırlıklar gündeme gelmiş; basında Ayasofya’nın müze olacağına dair haberler yer almıştır. 24 Kasım 1934 tarihli ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla Ayasofya, cami statüsünden çıkarılarak Maarif Vekâletine bağlı Müzeler Umum Müdürlüğü idaresine verilmiştir.【65】 Karar, yapının ibadet mekânı olmaktan çıkarılıp tarihî eser ve müze niteliğiyle kamusal ziyarete açılmasını öngörmüştür. Böylece Ayasofya, Cumhuriyet idaresinin eski eser ve müzecilik politikaları içinde yeni bir statü kazanmıştır.
Erken Cumhuriyet döneminde eski eserler, müzecilik, arkeoloji ve tarih politikalarıyla birlikte ele alınmış; anıtsal yapılar, yalnızca aslî işlevleriyle değil, korunması, sergilenmesi ve yeni ulusal kültür anlatısı içinde değerlendirilmesi gereken kültürel miras unsurları olarak görülmeye başlanmıştır.【66】 Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi de bu çerçevede, yapının Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait izlerini aynı yapı içinde koruma ve sergileme amacıyla ilişkilendirilmiştir. Bununla birlikte 1934 tarihli kararname, sonraki dönemlerde özellikle Atatürk’ün imzasının şekli ve kararın Resmî Gazete’de yayımlanmaması sebebiyle tartışma konusu olmuştur. Bu iddialara karşı Erkin Akan, 24 Kasım 1934 tarihli kararnamenin gerçek olduğunu ve Atatürk’ün imzasının taklit edilmediğini savunurken; Abdullah İkinci de kararnameye ilişkin şekil, imza ve yayımlanma tartışmalarını ayrıntılı biçimde ele almıştır.【67】
Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi, yapının iç mekânında bazı değişiklikler yapılmasını da beraberinde getirmiştir. Cami işlevine ait halılar ve bazı eşyalar kaldırılmış, büyük hat levhaları bir dönem yerlerinden indirilmiş, daha sonra yeniden asılmıştır. Fatih Sultan Mehmed döneminde Ayasofya çevresinde teşekkül eden medrese, Cumhuriyet döneminde bir süre öksüzler yurdu olarak kullanılmış; 1935’te boşaltıldıktan sonra 1935-1936 sürecinde Ayasofya çevresini açma gerekçesiyle yıktırılmıştır.【68】 Bu uygulamalar, müzeleşme sürecinin yalnızca yeni bir adlandırma veya idare değişikliğinden ibaret olmadığını; yapının iç düzeni, çevresi ve kullanım biçimi üzerinde doğrudan sonuçlar doğurduğunu gösterir. Bu nedenle 1934 kararı, Ayasofya’nın hem işlev hem de mekân düzeni bakımından Cumhuriyet dönemindeki ilk büyük kırılma noktasıdır.
Müze açılışı için kısa süre içinde hazırlıklar tamamlanmıştır. Ayasofya’nın birinci narteksinin tamiri ve müzeye taşınacak eserlerin belirlenmesi için ödenek ayrılmış; bu hazırlıkların ardından yapı 1 Şubat 1935’te anıt müze olarak halkın ve yabancı turistlerin ziyaretine açılmıştır. Müzenin giriş ücreti 11 kuruş olarak belirlenmiş, biletler hazırlanmış ve ziyaret düzeni oluşturulmuştur. Açılışın ilk günü ziyaretçi sayısı kaynaklarda yaklaşık yedi yüz elli kişi civarında verilir; 6 Şubat 1935’te Mustafa Kemal Atatürk’ün de Ayasofya Müzesi’ne gelerek incelemelerde bulunduğu aktarılır.【69】
Ayasofya’nın 1935’te müze olarak ziyarete açılması, yapının kullanım biçimini değiştirdiği gibi araştırma, teşhir ve koruma uygulamalarında da yeni bir dönemi başlatmıştır. Osmanlı döneminde cami işlevi içinde korunan yapı, Cumhuriyet döneminde anıt müze olarak ele alınmış; Bizans, Osmanlı ve daha eski yapı katmanları birlikte incelenmeye başlanmıştır. Bu süreçte Ayasofya yalnızca ziyaret edilen bir müze değil, aynı zamanda arkeolojik kazıların, mozaik temizleme çalışmalarının, mimari belgelemenin ve koruma uygulamalarının yürütüldüğü bir araştırma alanı hâline gelmiştir.
Mozaiklerin ortaya çıkarılması, Ayasofya Müzesi döneminin en dikkat çekici çalışmalarından biridir. Bu çalışmaların başlangıcı, müze kararından hemen önceye uzanır. Amerikan Bizans Enstitüsü adına Thomas Whittemore’a Ayasofya mozaikleri üzerinde çalışma izni verilmiş, 1932’den itibaren yapı içinde sistemli inceleme ve temizlik faaliyetleri yürütülmüştür. Bu çalışmalar, Bizans mozaiklerinin yeniden belgelenmesine ve bir kısmının görünür hâle getirilmesine imkân sağlamıştır. Aslında mozaiklerin varlığı 19. yüzyıldaki Fossati restorasyonu sırasında da biliniyordu; Gaspare ve Giuseppe Fossati, Sultan Abdülmecid dönemindeki onarım sırasında bazı mozaikleri açmış, çizimlerini yaptırmış ve cami işlevi devam ettiği için bunları yeniden kapatmıştır. Cumhuriyet döneminde ise aynı miras, bu defa müze düzeni içinde sergilenebilir bir unsur olarak ele alınmıştır.

Thomas Whittemore'un Çalışması Sırasında Ortaya Çıkarılan Bir Mozaik (Universitätsbibliothek Heidelberg)
Whittemore ve ekibinin çalışmaları sonucunda Ayasofya’nın farklı bölümlerindeki önemli figürlü mozaikler ortaya çıkarılmış ya da daha ayrıntılı biçimde belgelenmiştir. Güneybatı vestibülündeki Hz. Meryem, Konstantinos ve Iustinianos tasviri; İmparator Kapısı üzerindeki VI. Leon’un Hz. İsa karşısında secde eder biçimde gösterildiği kompozisyon; apsis yarım kubbesindeki Hz. Meryem ve Çocuk İsa tasviri ile bema kemerindeki baş melek figürlerinden biri bu çalışmalarla öne çıkan örnekler arasındadır. Galeri katında ise kuzey galeride İmparator Aleksandros portresi, kuzey tympanon duvarı çevresindeki aziz tasvirleri, güney galeride Deesis sahnesi ile İmparatoriçe Zoe ve IX. Konstantinos Monomakhos, ayrıca II. Ioannes Komnenos ve eşi Eirene ile oğullarını gösteren mozaikler Ayasofya’nın Bizans dönemine ait görsel programını ayrıntılı biçimde göstermiştir.
Mozaik çalışmalarının müze dönemindeki etkisi, yalnızca sanat tarihi alanıyla sınırlı kalmamıştır. Figürlü tasvirlerin açığa çıkarılması, Ayasofya’nın Bizans kimliğini daha görünür kılmış; aynı zamanda yapının Osmanlı döneminde kazandığı cami kimliğiyle birlikte nasıl korunacağı sorusunu da gündeme getirmiştir. Büyük hat levhaları, Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi sırasında yerlerinden indirilmiş ve yapı dışına çıkarılmaya çalışılmıştır. Ancak 7,5 metre çapındaki bu levhalar kapılardan geçirilemediği için uzun süre cami içinde yerde muhafaza edilmiş; daha sonra yeniden eski yerlerine asılmıştır. Bu süreç, müzeleşme uygulamaları sırasında Osmanlı dönemine ait cami unsurlarının nasıl konumlandırılacağı konusunda pratik ve sembolik bir belirsizlik yaşandığını gösteren örneklerin başında gelmektedir.【70】 Bu bakımdan Ayasofya Müzesi, tek dönemli bir Bizans müzesi olarak değil, farklı dönemlere ait izlerin aynı yapı içinde nasıl sergileneceği tartışmasının merkezinde yer almıştır.
Müzeleşme süreci, yapı çevresindeki arkeolojik kazılarla da desteklenmiştir. Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından Ayasofya’nın bahçesinde yürütülen kazılar, müze kimliğinin oluştuğu dönemde başlamıştır. Bakanlar Kurulu tarafından verilen izinler sonrasında 1935’te başlayan ve 1939’a kadar devam eden bu çalışmalarda, Enstitü Müdürü Martin Schede’nin desteğiyle Alfons Maria Schneider sahada belirleyici rol üstlenmiştir. Kazıların amacı, Iustinianos dönemine ait atriumu, phiale gibi avlu unsurlarını ve daha eski Ayasofya yapılarına ait kalıntıları araştırmaktı. Çalışmalar özellikle batı cephe ve avlu çevresinde yoğunlaşmış; II. Theodosios dönemine ait olduğu düşünülen büyük mermer mimari parçalar, giriş bölümüne ilişkin kalıntılar ve avlu tabanına dair izler ortaya çıkarılmıştır. Schneider, 1935-1939 yıllarında Alman Arkeoloji Enstitüsü adına yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan buluntulara dayanarak Theodosios Ayasofyası’nın giriş kısmını keşfettiğini ileri sürmüştür.【71】
Bu kazılar, erken Ayasofya yapılarının fiziksel izlerini görünür hâle getirmesi bakımından müze düzenine doğrudan katkı sağlamıştır. Kazı alanında bulunan parçalar yalnızca bilimsel yayınlara konu olmamış, aynı zamanda Ayasofya bahçesinde sergilenerek ziyaretçi deneyiminin bir parçası hâline getirilmiştir. Böylece müzeleşme, yapının yalnızca iç mekânında değil, çevresindeki arkeolojik alanda da somutlaşmıştır. Ayasofya’ya gelen ziyaretçi, ana yapının Bizans ve Osmanlı katmanlarını görmenin yanında, daha önceki Theodosios yapısına ait mimari parçalarla da karşılaşabilmiştir. Bu durum, Ayasofya’nın tarihini 537 tarihli Iustinianos yapısıyla sınırlamayan, aynı alandaki önceki yapı evrelerini de müze anlatısına dâhil eden bir yaklaşım ortaya çıkarmıştır.

Thomas Whittemore'un Ortaya Çıkardığı Mozaiklerden Biri (Universitätsbibliothek Heidelberg)
Ayasofya Müzesi dönemindeki araştırmalar yalnızca yabancı enstitülerin çalışmalarıyla sınırlı kalmamıştır. 1944-1950 yılları arasında Ayasofya Müzesi Müdürü olan Muzaffer Ramazanoğlu’nun yapı içinde ve çevresinde bazı araştırmalar gerçekleştirdiği aktarılır.【72】 Bu çalışmalar, müze idaresinin Ayasofya’nın tarihsel katmanlarını ve mimari özelliklerini anlamaya yönelik faaliyetleri sürdürdüğünü gösterir. Müze döneminde yapının korunması ise sürekli bakım gerektiren bir mesele olarak varlığını korumuştur. Büyük ölçekli taşıyıcı sistem, deprem riski, nem sorunu, mozaiklerin korunması, Osmanlı dönemi eklerinin muhafazası ve artan ziyaretçi yoğunluğu, Ayasofya’da düzenli inceleme, bakım ve restorasyon ihtiyacını belirleyen başlıca unsurlar olmuştur.
Müze döneminde Ayasofya’nın korunması, Bizans ve Osmanlı mirasının aynı yapı içinde değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır. I. Mahmud Kütüphanesi’nin yerinde bırakılması ve özelliklerinin korunması yönündeki yaklaşım, bu çok katmanlı miras anlayışının örneklerinden biridir. Kütüphane, cami döneminin önemli Osmanlı eklentilerinden biri olarak müze düzeni içinde varlığını sürdürmüş; kitapların daha sonra Süleymaniye Kütüphanesi’ne taşınmasına rağmen yapı içindeki mimari varlığı korunmuştur. Benzer biçimde şadırvan, sıbyan mektebi, imaret, muvakkithâne, türbeler ve diğer ekler, Ayasofya’nın müze dönemindeki çevresel bütünlüğünü oluşturan Osmanlı unsurları olarak varlığını devam ettirmiştir.
Ayasofya’nın müze statüsü, yapının uluslararası kültürel miras alanı içindeki konumunu da belirlemiştir. İstanbul’un Tarihî Alanları’nın 1985’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmasıyla Ayasofya, bu alanın en tanınan yapılarından biri olarak küresel miras söylemi içinde daha görünür hâle gelmiştir.【73】 Bu statü, Ayasofya’nın yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin müze politikaları içinde değil, uluslararası koruma ilkeleri ve kültürel miras tartışmaları içinde de değerlendirilmesine yol açmıştır.
Ayasofya’nın 1934’te müzeye dönüştürülmesi, Cumhuriyet dönemi boyunca farklı yönlerden tartışılan bir mesele olmuştur. Tartışmaların bir kısmı kültür politikaları ve müzecilik anlayışı etrafında şekillenirken, bir kısmı yapının vakıf statüsü, mülkiyet kaydı ve 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının hukuki niteliği üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu nedenle Ayasofya meselesi, yalnızca dinî veya sembolik bir tartışma olarak değil, vakıf hukuku, eski eser koruma anlayışı, idarî tasarruf yetkisi ve tarihî yapıların kullanım amacı gibi farklı alanları kesen çok boyutlu bir konu hâline gelmiştir.
1934 kararına yönelik ilk tartışma alanlarından biri, kararın tarihsel bağlamı ve idarî süreciyle ilgilidir. Ayasofya’nın müze yapılması, erken Cumhuriyet’in eski eserleri koruma ve tarihî mirası müze düzeni içinde sergileme politikalarıyla ilişkilendirilmiştir. Buna karşılık sonraki yıllarda kararın alınış biçimi, resmî yayımlanma süreci, kararnamedeki imzalar ve dönemin siyasî şartları hakkında farklı iddialar ortaya atılmıştır. 1934 tarihli karar, özellikle Atatürk’ün imzasının şekli, Resmî Gazete’de yayımlanmaması, hukuki niteliği ve dış etki iddiaları etrafında tartışılmıştır. Erkin Akan, bu tartışmalara karşı 24 Kasım 1934 tarihli kararnamenin gerçek olduğunu, Atatürk’ün imzasının taklit edilmediğini ve dış dayatma iddialarının 1930’ların siyasal-sosyal şartlarıyla uyumlu olmadığını savunur.【74】
Hukuki tartışmanın merkezinde, Ayasofya’nın Osmanlı döneminden devralınan vakıf statüsü yer alır. Fatih Sultan Mehmed’in vakfiyesi, Ayasofya’nın cami olarak vakfedildiği ve bu statünün vakfedenin iradesiyle belirlendiği yönündeki savununun temel dayanağıdır. Türkiye’de 1926’dan önce kurulmuş vakıflar bakımından vakfiyelerin kurucu belge niteliği taşıdığı ve vakfedenin iradesinin korunması gerektiği kabul edildiğinde, Ayasofya’nın müze yapılmasının vakıf amacıyla bağdaşıp bağdaşmadığı tartışması ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede Ayasofya, mazbut vakıf statüsündeki Fatih Sultan Mehmed Vakfı’na ait bir hayrat taşınmaz olarak değerlendirilmiştir.
Tartışmada sıkça başvurulan belgelerden biri, 19 Kasım 1936 tarihli tapu kaydıdır. Bu kayıtta Ayasofya’nın Fatih Sultan Mehmed Vakfı adına “Türbe, Akaret, Muvakkithane ve Medreseden oluşan Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi” olarak tescilli olduğu açıkça belirtilmiştir.【75】 Bu ifade, 1934’te müze statüsüne geçirilmiş olsa bile taşınmazın tapu sicilinde cami vasfıyla ve vakıf mülkiyeti içinde kayıtlı bulunduğu yönündeki hukuki argümanın temel dayanaklarından biri hâline gelmiştir. Ayrıca Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtlarında taşınmazın hayrat niteliğiyle yer alması, Ayasofya’nın kullanım amacına ilişkin tartışmalarda vakıf hukuku açısından ayrıca değerlendirilmiştir.【76】

Fatih Sultan Mehmet'in Vakfiye Kaydı (Ayasofya Camii)
Vakıf hukuku bakımından hayrat taşınmazlar, doğrudan doğruya hayır hizmetine tahsis edilmiş vakıf mallarıdır. İbadethane, aşhane, hastane ve benzeri kurumlar bu kapsamda değerlendirilir. Bu tür taşınmazların satılamaması, rehnedilememesi, haczedilememesi ve vakfedenin belirlediği amacın dışında kullanılamaması ilkesi, Ayasofya tartışmasında temel hukuki dayanaklardan biri olmuştur. Bu yaklaşıma göre vakıf malı, yalnızca üçüncü kişilere karşı değil, idarenin vakfedenin iradesini ortadan kaldıracak tasarruflarına karşı da korunmalıdır. Bu nedenle 1934 kararı, hukukî değerlendirmede vakıf hayrat taşınmazın kullanım amacını değiştiren bir işlem olarak görülmüştür.
Buna karşılık Ayasofya’nın müze statüsünü savunan veya tarihî bağlam içinde değerlendiren yaklaşımlar, yapının çok katmanlı mirasını, Bizans ve Osmanlı izlerinin birlikte korunmasını, Cumhuriyet’in kültür politikalarını ve eski eser statüsünü öne çıkarmıştır. Bu görüşe göre Ayasofya’nın müze olarak düzenlenmesi, dinî bir yapının ortadan kaldırılması değil, farklı dönemlere ait tarihî ve sanatsal katmanların kamuya açık biçimde korunması ve sergilenmesi anlamına gelmektedir.【77】 Mozaiklerin açığa çıkarılması, arkeolojik araştırmalar ve müzecilik faaliyetleri bu yaklaşımın somut uygulamaları olarak değerlendirilmiştir. Böylece tartışma, bir yanda vakıf iradesi ve ibadet işlevi, diğer yanda müze işlevi arasında gelişen bir statü meselesine dönüşmüştür.
Ayasofya’nın statüsüne ilişkin hukuki girişimler 2000’li yıllarda belirginleşmiştir. 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle 2005 yılında Danıştay 10. Dairesinde dava açılmıştır. Bu dava, 31 Mart 2008’de esas yönünden reddedilmiş; temyiz başvurusu üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 10 Aralık 2012’de ret kararını onamıştır. 2013 yılında yapılan karar düzeltme istemi de 6 Nisan 2015’te reddedilmiştir.【78】 Bu süreç, Ayasofya’nın statüsünün yargı önünde ilk aşamada değiştirilmediğini, ancak hukuki tartışmanın tamamen kapanmadığını göstermiştir.
2010’lu yıllarda hukuki tartışma Kariye Camii kararıyla yeni bir bağlam kazanmıştır. Fatih Sultan Mehmed Vakfı’na ait hayrat taşınmazlardan biri olarak değerlendirilen Kariye Camii, 1945 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye çevrilmişti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 2019 yılında Kariye Camii’ne ilişkin bu işlemi hukuka aykırı bularak iptal etmiştir. Kararda, vakıf malı niteliğindeki bir hayrat taşınmazın vakfiyesinde belirlenen kullanım amacı dışında değerlendirilmesinin yetki, sebep ve maksat yönlerinden sorunlu olduğu kabul edilmiştir. Bu karar, Ayasofya tartışmasında emsal niteliğinde değerlendirilmiş ve vakıf statüsüne dayalı hukuki argümanların güçlenmesini sağlamıştır.【79】
Ayasofya bakımından yeni dava süreci, Sürekli Vakıflar Tarihî Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği tarafından 2016’da açılan iptal davasıyla yeniden gündeme gelmiştir.【80】 Bu davada 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali talep edilmiş; tartışmanın merkezine Fatih Sultan Mehmed Vakfı, vakfiye hükümleri, hayrat taşınmaz statüsü ve 1936 tarihli tapu kaydı yerleştirilmiştir. Dava, yalnızca Ayasofya’nın güncel kullanım biçimiyle ilgili bir talep değil, Cumhuriyet döneminde alınmış bir idarî kararın Osmanlı’dan devralınan vakıf hukuku ve mülkiyet statüsü karşısındaki konumunun yeniden değerlendirilmesi anlamına gelmekteydi.
Bu süreçte Ayasofya’nın hukuki statüsü, farklı dönemlere ait belgelerin birlikte okunmasını gerektiren bir mesele hâline gelmiştir. Fatih vakfiyesi, 1934 Bakanlar Kurulu kararı, 1936 tapu kaydı, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu, daha önceki dava kararları, Kariye Camii kararı ve Danıştay içtihadı aynı tartışma alanı içinde değerlendirilmiştir. Böylece Ayasofya’nın Cumhuriyet dönemindeki statü tartışması, yalnızca siyasî ve toplumsal taleplerle değil, tarihî vakıf belgeleri, mülkiyet kayıtları, idarî işlem hukuku ve kültürel miras yaklaşımıyla birlikte şekillenmiştir.
Ayasofya’nın Cumhuriyet dönemindeki ikinci büyük statü değişikliği 2020 yılında gerçekleşmiştir. Bu süreç, 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davanın Danıştay 10. Dairesi tarafından karara bağlanmasıyla başlamış; ardından yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Ayasofya’nın yönetimi Diyanet İşleri Başkanlığına devredilerek yeniden cami olarak ibadete açılmıştır. Böylece 1935’ten itibaren müze olarak kullanılan yapı, 86 yıl sonra Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi adıyla yeniden ibadet mekânı statüsü kazanmıştır.
2020 kararına giden hukuki süreçte temel tartışma, Ayasofya’nın vakıf statüsü ve 1934 tarihli idarî işlemin bu statü karşısındaki konumu etrafında şekillenmiştir. Danıştay 10. Dairesinin 2 Temmuz 2020 tarihli kararı 10 Temmuz 2020’de yayımlanmış ve 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararı iptal edilmiştir. Kararda, Ayasofya’nın 19 Kasım 1936 tarihli tapu kaydında “türbe, akaret, muvakkithane ve medreseyi müştemil Ayasofyayı Kebir Camii Şerifi” vasfıyla Ebulfeth Sultan Mehmet Vakfı adına kayıtlı olduğu belirtilmiştir.【81】 Bu kayıt, yapının mazbut Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı’na ait hayrat taşınmaz niteliği taşıdığı yönündeki hukuki değerlendirmenin merkezinde yer almıştır.
Bu noktada Fatih Sultan Mehmed’in vakfiyesi, hukuki tartışmanın tarihî dayanağını oluşturan temel belge niteliği taşıdığından değinmek yerinde olacaktır. Vakfiyenin Türkçe transkripsiyonunda Ayasofya, “Kostantiniyye beldesinin içinde bulunan, saltanat için ibka olunan Kal’a-i Sultaniye-i Cedide’ye yakın yerde bulunan” ve “Ayasofya diye isimlendirilen nefis kilise” olarak tanımlanır.【82】 Aynı metinde, Fatih’in bu yapı ile birlikte bazı kiliseleri yeni işlevleriyle vakıf düzenine bağladığı belirtilerek şu hüküm yer alır: “Ebül-Feth Muhammed, zikredilen bu dört kiliseyi, içinde cum’aları ve cemaatle beş vakit namazın kılındığı, ibadet ve ta’at ile sa’adet-i ebediyenin elde edildiği mescidler haline getirmiştir.” Bu ifade, Ayasofya’nın Osmanlı vakıf düzeninde yalnızca tarihî bir yapı olarak değil, cami/mescid işleviyle tanımlanan bir hayrat unsuru olarak kaydedildiğini gösterir.【83】 Vakfiyenin son kısmında ise bu şartların değiştirilemeyeceği özellikle vurgulanır; vakfın eksiltilmesi, bozulması, değiştirilmesi, işlevsiz bırakılması veya kuruluş amacından başka bir gayeye çevrilmesi yasaklanır. Bu hükmün ardından vakıf şartlarını değiştirenler için “Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların la’neti üzerlerine olsun” denilerek ağır bir beddua ifadesi kullanılır; ayrıca “vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun” cümlesiyle, vakfiyeye aykırı tasarrufların dinî ve hukukî sorumluluğu doğrudan bu değişikliği yapanlara yüklenir.【84】

Ayasofya Cami-i Şerifi'nde Müze Olmasından 86 Yıl Sonra Kılınan İlk Cuma Namazı (Anadolu Ajansı)
Danıştay kararında vakıf hukukuna ilişkin temel ilke, vakfedenin iradesinin korunması üzerinden kurulmuştur. Bu yaklaşıma göre, Osmanlı döneminde özel hukuk hükümlerine göre vakfedilmiş olan Ayasofya, vakfiyesinde belirlenen kullanım amacına uygun biçimde değerlendirilmelidir. Hayrat taşınmazların doğrudan kamu yararına ve vakıf amacına tahsis edildiği; bu tür taşınmazların vakfedenin iradesi dışında başka bir amaca özgülenemeyeceği kabul edilmiştir. Bu nedenle 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararı, vakıf statüsü ve kullanım amacı bakımından hukuka aykırı bulunmuştur. Kariye örneğinde olduğu gibi, mazbut vakfa ait bir hayrat taşınmazın müzeye dönüştürülmesi, vakfedenin iradesi ve vakıf malının tahsis amacı bakımından sorunlu görülmüştür.
Aynı karar içinde Ayasofya’nın uluslararası kültürel miras statüsü de ele alınmıştır. Ayasofya, 1985’te “İstanbul’un Tarihî Alanları” kapsamında Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilmiştir. Bu listeye alınma sırasında yapının kullanım biçimine ilişkin özel bir niteleme yapılmamış; Ayasofya, tarihî yarımada içindeki başka anıtlarla birlikte kültürel miras alanının parçası olarak değerlendirilmiştir. Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme’nin devlet egemenliğine saygı ilkesini içeren hükümleri, karar gerekçesinde ayrıca değerlendirilmiştir. Böylece Ayasofya’nın Dünya Mirası kapsamındaki varlığı ile iç hukuktaki vakıf statüsü arasında doğrudan bir çelişki kurulmamış; koruma yükümlülüğünün devam ettiği, ancak kullanım biçiminin iç hukuk çerçevesinde belirlendiği kabul edilmiştir.
Danıştay kararının ardından aynı gün 10 Temmuz 2020 tarihli ve 2729 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı yayımlanmıştır. Kararda, Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesine ilişkin 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının Danıştay 10. Dairesi tarafından iptal edildiği hatırlatılmış; 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 35. maddesi uyarınca Ayasofya’nın yönetiminin Diyanet İşleri Başkanlığına devredilerek ibadete açılmasına karar verilmiştir. Bu işlemle Ayasofya’nın müze statüsü sona ermiş, yapı resmî olarak cami statüsünde kullanılmaya başlanmıştır.【85】 24 Temmuz 2020’de kılınan cuma namazı, 1934 kararından sonra Ayasofya’nın yeniden tam anlamıyla cami olarak ibadete açıldığı ilk toplu ibadet olarak kaydedilmiştir.【86】 Bu namaza Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra çok sayıda devlet adamı ve vatandaş katılmıştır.
2020 statü değişikliği, Ayasofya’nın uluslararası kamuoyundaki sembolik konumu nedeniyle dış dünyada da geniş yankı uyandırmıştır. Yunanistan, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve çeşitli Batılı kurumlar karara eleştirel yaklaşmış; konu kültürel miras, dinî sembolizm ve Türkiye’nin egemenlik yetkisi başlıkları etrafında tartışılmıştır. Rusya’dan gelen tepkiler ise Batı’daki tepkilerden daha farklı bir çizgide gelişmiştir. Moskova ve Tüm Rusya Patriği Kirill, karar öncesinde müze statüsünün korunması yönünde çağrıda bulunurken, Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, kararın Türkiye’nin iç meselesi olduğunu ve Türk-Rus ilişkilerine zarar vermeyeceğini ifade etmiştir.【87】 Bu açıklamalar, Rusya’daki dinî çevrelerin Ayasofya’ya Ortodoks hafızası bakımından önem atfettiğini; buna karşılık devlet düzeyindeki resmî tutumun daha çok ikili ilişkiler ve egemenlik vurgusu çerçevesinde şekillendiğini göstermektedir.
Statü değişikliği sonrasında Ayasofya’nın hem ibadet mekânı hem de ziyaret edilen tarihî bir yapı olarak kullanılmaya devam etmesi, yeni dönemin temel meselelerinden biri olmuştur. Kararla birlikte yapı Diyanet İşleri Başkanlığına devredilmiş; ancak Ayasofya’nın tarihî katmanları, mozaikleri ve Osmanlı eklerinin koruma sorumluluğu ortadan kalkmamıştır. Bu nedenle 2020 sonrası dönemde Ayasofya’nın statüsü, yalnızca cami olarak yeniden açılma kararıyla sınırlı değildir; ibadet, ziyaret, koruma, kültürel miras yönetimi ve uluslararası görünürlük başlıklarının birlikte ele alındığı yeni bir kullanım düzenine geçilmiştir.
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin İç ve Dış Görünümü (Anadolu Ajansı)
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi, mimari bakımdan bazilikal plan geleneği ile merkezî kubbeli mekân arayışını aynı yapı bünyesinde birleştiren anıtsal bir yapıdır. Bugünkü yapı, 532’deki Nika Ayaklanması sonrasında İmparator I. Justinianus tarafından Trallesli Anthemios ile Miletoslu Isidoros’a yaptırılmış, 537’de ibadete açılmıştır.【88】 Yapı, tarih boyunca kilise, cami, müze ve yeniden cami işlevleriyle kullanılmış; bu işlev değişiklikleri plan, iç mekân düzeni, bezeme, ek yapılar ve onarım müdahaleleri üzerinde iz bırakmıştır.
Bu yönleriyle Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi, tek bir dönemin mimari ürünü olarak değil, farklı dönemlerin yapı, teknik, malzeme, bezeme ve onarım katmanlarını taşıyan anıtsal bir mimari bütünlük olarak değerlendirilir. Ana kubbe ve pandantif sistemi, bazilikal plan ile merkezî mekân düzenini birleştiren şeması, ışık kullanımı, mermer ve mozaik yüzeyleri, Osmanlı dönemi ekleri ve sürekli onarım tarihi, yapının mimari kimliğini belirleyen başlıca unsurlardır.
Ayasofya, İstanbul Tarihî Yarımada’sında, kentin tarihî ve törensel merkezini oluşturan bölgede yer alır. Yapının bulunduğu alan, İlkçağ İstanbulu’nun merkezî yeri ve birinci tepe üzerindeki konumudur.
Bizans döneminde Ayasofya’nın bulunduğu alan, Konstantinopolis’in merkezî kentsel dokusu içinde yer alıyordu. I. Konstantin, kenti kurarken Mese hattını oluşturmuş; Avrupa yönüne uzanan bu ana yolun başlangıcındaki başlıca mabet, şehrin merkezi kabul edilmiştir.【89】

Ayasofya ve Çevresi (pexels)
Ayasofya’nın bu hatta yakın konumu, yapıyı hem dinî hem de kentsel temsil bakımından belirleyici bir noktaya yerleştirmiştir. Yapının yer seçiminde İstanbul coğrafyasındaki akropol konumu, topografik özellikler, kentsel görünümdeki hâkimiyet, kutsal toprak kabulü ve hafıza mekânı niteliği etkili olmuştur.
Ayasofya, Bizans döneminde saray, Hipodrom, Aya İrini, sarnıçlar ve kentin diğer kamusal yapılarıyla ilişkili bir merkezî çevre içinde gelişmiştir. Yapının Aya İrini ile birlikte “Megale Ekklesia (Büyük Kilise)” adıyla anılması, bu çevrenin dinî ve kurumsal niteliğini gösteren unsurlardan biridir.【90】 Bu yerleşim düzeninde Ayasofya, imparatorluk merkeziyle bağlantılı büyük mabet konumundaydı; saray, senato, mahkeme ve Hipodrom gibi yapılarla birlikte törensel, idari ve dinî bir odak meydana getiriyordu.
Osmanlı döneminde de Ayasofya ve çevresi şehir merkezi olma niteliğini sürdürmüştür. Fetih sonrasında yapı camiye çevrilmiş ve çevresinde bir külliye oluşmuştur. Bu dönemde Mese hattı işlevini korumuş, çevresindeki yapılarla güçlenmiş ve Ayasofya’nın yakın çevresi, konumu nedeniyle yeni Osmanlı yapılaşmasını da etkilemiştir.
Ayasofya’nın çevresinde zaman içinde Topkapı Sarayı, Gülhane Parkı, Çinili Köşk, Firuz Ağa Camii, Sadrazam İbrahim Paşa Sarayı, Haseki Hürrem Hamamı, Caferağa Medresesi, Sultan Ahmet Camii, III. Ahmed Çeşmesi, Arkeoloji Müzesi ve Alman Çeşmesi gibi yapılar yer almıştır.【91】 Bu yapıların varlığı, Ayasofya’nın Tarihî Yarımada’daki konumunun yalnızca kendi parseliyle sınırlı olmadığını; çevresindeki saray, meydan, cami, hamam, medrese, çeşme ve müze yapılarıyla birlikte kentsel bir odak oluşturduğunu göstermektedir.
Sultanahmet Meydanı ve Hipodrom çevresi, Ayasofya’nın kentsel ilişkilerinde özel bir yere sahiptir. Hipodrom, Bizans döneminde yapının yakın çevresindeki önemli kamusal alanlardan biriydi. Osmanlı döneminde ise Ayasofya ile Sultan Ahmet Camii arasındaki alan, özellikle çevre düzenlemeleriyle yeniden biçimlenmiştir. 1912’deki İshak Paşa yangınından sonra, 1913 yılında Ayasofya ile Sultan Ahmet Camii arasındaki meydan planlanmıştır. Bu düzenleme, Ayasofya’nın karşısındaki Sultan Ahmet Camii ile birlikte algılanan meydan ölçeğindeki görünümünü güçlendirmiştir.

İlk Plan (flickr)
Ayasofya'nın planı, uzunlamasına gelişen bazilikal düzen ile merkezî kubbeli mekân anlayışının aynı yapı içinde birleştirilmesine dayanır. Yapı, doğu-batı doğrultusunda gelişen ana eksene sahiptir. Batıda dış ve iç narteksler ile giriş düzeni, merkezde geniş ana mekân, kuzey ve güneyde yan nefler ile galeriler, doğuda ise apsis yer alır. Bu şema, erken Hıristiyan bazilika geleneğini sürdürmekle birlikte, orta mekânın büyük bir kubbe altında toplanması nedeniyle klasik bazilika düzeninden ayrılır.
Ayasofya’nın bugünkü yapısı, aynı alanda inşa edilen iki önceki kilisenin ardından üçüncü yapı evresini temsil eder. Birinci kilisenin ahşap çatılı, taş duvarlı, üç veya beş nefli, önünde atrium ve narteksi bulunan, üst katında galerileri yer alan bir yapı olduğu düşünülmektedir. İkinci kilisenin ise beş nefli, bazilika planlı, taş ve tuğla duvarlı, batıda sütunlu atriumdan sonra nartekse ve üç kemerli anıtsal girişe sahip olduğu düşünülmektedir. Üçüncü Ayasofya, bu bazilikal gelenek üzerinde yükselmiş; ancak merkezî kubbe, pandantifler, yarım kubbeler ve yan mekânlarla farklı bir mekân düzeni kurmuştur.

İkinci Plan (flickr)
Yapının ana ibadet mekânı, iki yanda yan neflerle çevrelenen geniş bir orta hacimden oluşur. İbadet alanı yaklaşık 79.30 × 69.50 metre, nartekslerle birlikte yapı yaklaşık 100 × 70 metre boyutlarındadır; yan neflerin genişliği 18.20 ve 18.70 metredir.【92】
Planın merkezinde, ana kubbe altında toplanan geniş orta mekân yer alır. Doğu ve batı yönlerinde bu merkezî hacme yarım kubbeler eklenmiş, yarım kubbeler daha küçük yarım kubbe ve eksedralarla genişletilmiştir. Böylece yapı, batıdan doğuya uzanan bazilikal eksenini korurken, merkezde kubbeli ve kademeli bir mekân düzeni kazanmıştır.
Ayasofya’nın planı, iç kabuk ve dış kabuk ayrımıyla da açıklanır. Buna göre iç kabuk, merkezî kubbe, pandantifler, iki ana yarım kubbe, bunlara bağlı eksedralar ve ana mekânın oval hacmini belirleyen sekiz düşey destekten oluşur. Dış kabuk ise yan nefleri, galerileri ve itkiyi zemine aktaran destek sistemini içerir.【93】

Ayasofya'nın Genel Planı: Cami, İmaret, Kütüphane, Medres, Muvakkithâne, Sebil, Sıbyan mektebi, Şadırvan (TDV İslam Ansiklopedisi)
Yan nefler, ana mekânı kuzey ve güneyden sınırlar; ancak onu tamamen kapatan bir duvar düzeni oluşturmaz. Sütun dizileri ve kemerli açıklıklar, ana mekân ile yan hacimler arasında görsel ve mekânsal ilişki kurar. Üstteki galeri katları da benzer biçimde ana hacme açılır. Sütun dizileri, büyük payeler arasındaki geniş açıklıkları insan ölçeğinde algılanabilir birimlere bölen öğeler olarak ele alınır.【94】 Bu nedenle yan nefler ve galeriler, planın yalnızca dolaşım veya ikincil mekânları değil, ana hacmin ölçeklenmesini sağlayan mimari bileşenleridir.

Osmanlı Dönemi Ekleri ve Apsis Çevresi (pexels)
Batıdaki narteks düzeni, yapının giriş kurgusunu oluşturur. İç narteks dokuz bölüme ayrılmıştır; her bölüm tonozlu örtüye sahiptir ve bu bölümlerden caminin içine geçiş sağlanır. Narteksin dokuz bölümlü düzeni, batı cephesinden ana mekâna geçişi düzenleyen ara mekân niteliğindedir.
Doğu uçta apsis yer alır. Planın litürjik odağı olan apsis, ana eksenin doğu ucunda dışa doğru taşan bir bölüm olarak düzenlenmiştir. Apsis, 6 metreden fazla dışarı taşmıştır. Osmanlı döneminde yapı camiye çevrildiğinde ibadet yönünün değişmesi nedeniyle mihrap düzeni eklenmiş, böylece apsis çevresi hem Bizans hem Osmanlı dönemlerinin mekânsal izlerini taşıyan bir bölüm hâline gelmiştir.
Yapıda üst kat galerilerine ulaşım rampalarla sağlanır. Bu rampalar, plan şemasının yalnızca yatay eksende değil, düşey dolaşım bakımından da örgütlendiğini gösterir. Galeriler, yan neflerin üstünde yer alarak ana mekâna bakan ikinci bir kullanım düzeyi meydana getirir.
Ayasofya’nın plan şemasında merkezî ve boylamasına karakter birlikte çalışır. Bazilikal düzen, batıdan doğuya uzanan ekseni, narteksleri, nefleri ve apsisi belirler. Merkezî düzen ise ana kubbe, yarım kubbeler ve eksedralarla iç mekânın odak noktasını oluşturur.
Osmanlı döneminde cami işlevine bağlı olarak plan şemasına yeni öğeler eklenmiştir. Mihrap, minber, kürsü, müezzin mahfilleri, hünkâr mahfili ve hünkâr kasrı geçişi, mevcut plan düzeni içine yerleştirilmiştir.【95】 Bu ekler, ana şemayı ortadan kaldırmamış; yapının kullanım yönünü ve iç mekânın işlevsel merkezlerini yeniden tanımlamıştır.
Taşıyıcı sistemi, geniş bir merkezî mekânı kubbe ile örtme amacı doğrultusunda kurgulanmıştır. Yapının ana strüktürü, merkezdeki büyük kubbenin yükünü ve yatay itkilerini karşılayan büyük payeler, bu payeleri birbirine bağlayan kemerler, kubbeye geçişi sağlayan pandantifler, doğu-batı doğrultusunda yerleştirilen yarım kubbeler, yan mekânları örten tonozlar ve yapının dış kütlesine eklenen payandalar üzerinden tanımlanır.
Ana kubbe, dört büyük paye ve bunları birbirine bağlayan ana kemerler üzerinde yükselir. Kareye yakın merkezî açıklıktan dairesel kubbe tabanına geçiş pandantiflerle sağlanır. Bu pandantifler, yalnızca teknik bir geçiş elemanı değildir; kubbe, kemer ve galeri düzlemleri arasında görsel ve mekânsal süreklilik kuran biçimsel öğelerdir. Ayasofya’da pandantifler, kareden daireye geçiş ilkesini büyük ölçekte gerçekleştirir; aynı geometrik ilişki nef sütun başlıklarında daha küçük ölçekte tekrar edilir.【96】

Nefi Taşıyan Sütunlardan Birine Ait Bizans Dönemi Mermer Sütun Başlığı (flickr)
Ana kubbenin yükü doğrudan duvarlara değil, paye-kemer-pandantif sistemine aktarılır. Kemerler merkezî açıklığı dört yönden tanımlar; pandantifler ise bu kemerlerin arasında oluşan üçgensi eğrisel yüzeyler olarak kubbeyi taşır. Bu sistem, yapının orta mekânını klasik bazilikal yapılardaki düz ahşap çatı düzeninden ayırır.
Taşıyıcı sistemin en belirgin özelliklerinden biri, ana kubbenin doğu ve batı yönlerinde yarım kubbelerle desteklenmesidir. Bu yarım kubbeler, ana kubbeden gelen yüklerin ve yatay etkilerin karşılanmasına katkı sağlar. Yarım kubbelerin çevresindeki daha küçük yarım kubbe ve eksedralar, strüktürel geçişi parçalı ve kademeli hâle getirir. Bu nedenle Ayasofya’nın üst örtüsü, tek bir kubbenin duvarlar üzerine oturtulmasından çok, birbirine bağlanan kubbe, yarım kubbe ve tonozların oluşturduğu bütüncül bir taşıyıcı örgü niteliğindedir.
Yan nefler ve galeriler, taşıyıcı sistemin çevresel bölümlerini oluşturur. Bu alanlarda yer alan sütun dizileri, kemerler ve tonozlar, merkezî hacmi çevreleyen dış kabuk içinde yük aktarımına katılır. Galerilerin üst örtüleri ve yan tonozlar, ana kubbe ve yarım kubbelerden gelen kuvvetlerin dış payandalara yönlendirilmesinde rol oynar.
Ayasofya’da taşıyıcı sistemin dışa yansıyan en önemli unsurlarından biri payandalardır. Yapı, hem Bizans hem Osmanlı dönemlerinde dıştan desteklenmiştir. Yapı statik bakımdan büyük kubbe yükünü karşılamakta zorlanmış ve dış duvarlara eklenen büyük destek payandaları sayesinde ayakta tutulmuştur. II. Andronikos döneminde 1317’de duvarlar dışarıdan takviye payandalarıyla desteklenmiş, Osmanlı döneminde ise Mimar Sinan tarafından yapının çökmesini önlemek amacıyla takviye payandaları yapılmıştır.【97】
Taşıyıcı sistemin önemli bir özelliği, yük taşıyan ana kütlenin iç mekânda bütünüyle okunur hâlde bırakılmamasıdır. Paye ve payanda kütleleri duvarlar, kolonadlar ve yan hacimler içinde kısmen gizlenmiş; bu nedenle iç mekânda yük-destek ilişkisinin klasik yapılardaki gibi açık biçimde algılanmamıştır.【98】

Ayasofya’nın Ana Kubbesi, Yarım Kubbeleri ve Merkezî İç Mekân Düzeni (pexels)
Ana kubbe, yapının merkezî hacmini örten belirleyici örtü elemanıdır. Kubbenin çapı yaklaşık 31–33 metre aralığındadır. Basık kubbe biçimi, iç mekânda geniş bir açıklık duygusu oluştururken, üst örtünün yatay ve düşey kuvvetlerini yapının diğer örtü elemanlarıyla birlikte karşılayan bir düzenin parçasıdır.

Pandantifler, Kemerler, Sütunlar ve Tonozlu Yan Örtüler (flickr)
Kubbenin bugünkü biçimi, ilk tasarımın ardından gerçekleşen yeniden yapım süreciyle ilişkilidir. İlk kubbe, 557 depreminden sonra çökmüş; Genç Isidoros tarafından yapılan ikinci kubbe önceki kubbeden yaklaşık 6,25 metre daha yüksek tasarlanmıştır.【99】 Kubbe, kırk pencereyle ayrılmış kırk iç kaburgadan oluşur. Bu kaburgalar, içte kubbe yüzeyini böler, dışta ise kasnak çevresinde ayaklar gibi algılanır.【100】
Ana kubbenin tabanındaki kırk pencere, üst örtü düzeninin mekânsal etkisini belirleyen başlıca unsurlardandır. Bu pencere dizisi, kubbe yüzeyi ile alt yapı arasındaki sınırı ışıkla zayıflatır. Böylece kubbe, altındaki taşıyıcı kütlelerden görsel olarak ayrılmış gibi algılanır.
Ana kubbenin doğu ve batı yönlerinde yer alan yarım kubbeler, üst örtünün kademeli biçimde genişlemesini sağlar. Bu yarım kubbelerin çevresindeki daha küçük yarım kubbe ve eksedralar, üst örtü düzeninin ani geçişlerle değil, parçalı ve dereceli bir hacim dizisiyle kurulmasına imkân verir. Bu kurgu, yapının bazilikal doğrultusunu korurken merkezî kubbenin etkisini doğu ve batı yönlerinde sürdürür.

Tonozlu Örtü (pexels)
Tonozlar, üst örtü düzeninin yan mekânlar, galeriler ve nartekslerdeki tamamlayıcı öğeleridir. Ana kubbe ve yarım kubbeler yüksek merkezî hacmi kurarken, yan nefler ve galeriler daha alçak tonozlu örtülerle çevrelenir. İç narteksin dokuz bölümlü düzeninde her bölüm tonozlu örtüyle kapatılmıştır.【101】
Kubbeye geçiş pandantiflerle sağlanır. Bu geçiş, strüktürel işlevinin yanında kubbe, kemer ve yarım kubbe yüzeyleri arasında görsel süreklilik kuran eğrisel bir örtü sistemi meydana getirir.
İç mekân düzeni, ana ibadet alanının genişliği, galeri katlarıyla çevrelenen çok katmanlı hacmi, nartekslerden merkeze yönelen dolaşım kurgusu, zemin ve yüzey kaplamaları ile ışığın mekân içinde oluşturduğu algısal etki üzerinden şekillenir. Yapı içinde farklı dönemlere ait litürjik, cami işlevli ve müze dönemi müdahaleleri bulunmakla birlikte, ana mekânın temel karakteri geniş, yüksek ve merkezde toplanan bir hacim etkisine dayanır.
İç mekânda ana ibadet alanı ile yan nefler arasında sütun dizileri ve kemerli açıklıklar yer alır. Bu düzen, ana hacmi yan mekânlardan ayırırken görsel sürekliliği bütünüyle kesmez. Sütun dizileri, büyük taşıyıcılar arasındaki geniş aralıkları insan ölçeğinde algılanabilir birimlere böler; ana mekânın çok büyük ölçekteki hacmini kavranabilir hâle getirir.【102】 Bu nedenle iç mekânda sütunlar yalnızca sınır oluşturan elemanlar değildir; mekânın ölçü duygusunu belirleyen mimari bileşenlerdir.
Galeri katları, Ayasofya’nın iç mekân düzeninde ikinci bir kullanım ve seyir düzeyi oluşturur. Üst kat galerilerine dört rampa ile ulaşılır. Galeriler, ana mekânı üst kotlardan çevreleyerek hem düşey mekân algısını güçlendirir hem de ibadet alanını farklı bakış seviyelerinden izlenebilir hâle getirir.

İç Mekan, 1823 - 1886 (rawpixel)
Dolaşım düzeni batıdaki giriş bölümlerinden ana hacme yönelir. İç narteksin dokuz bölümlü tonozlu düzeni, ana mekâna geçişten önce daha parçalı ve kontrollü bir ara alan oluşturur. Bu bölümlenmiş giriş alanından sonra ana mekâna açılmak, iç mekân deneyiminde ölçek farkını belirginleştirir. Narteks, yan nefler, galeriler ve rampalar arasında kurulan bağlantılar, Ayasofya’nın iç dolaşımını yalnızca doğrusal bir eksenle değil, yatay ve düşey hareketlerle örgütler.
Osmanlı döneminde cami işlevine bağlı olarak iç mekâna mihrap, minber, kürsü, müezzin mahfilleri ve hünkâr mahfili eklenmiştir. Bu ekler, yapının mevcut iç hacmini değiştirmekten çok kullanım yönünü, ibadet düzenini ve mekân içindeki odak noktalarını yeniden tanımlamıştır.
Malzeme kullanımı, yapının strüktürel dayanımı, yüzey etkisi ve iç mekân algısıyla doğrudan ilişkilidir. Yapıda tuğla-harç örgü, mermer kaplamalar, renkli taşlar, porfir sütunlar, devşirme mimari parçalar, taş döşemeler, mozaik yüzeyler ve Osmanlı dönemine ait ahşap, çini, hat ve metal unsurlar birlikte yer alır.

İç Mekanda Taş Malzeme Kullanım Örneği (Anadolu Ajansı)
I. Justinianus dönemindeki inşa faaliyetinde, imparatorluğun farklı bölgelerinden malzeme getirilmiştir. Mısır’da Heliopolis’ten sekiz büyük kırmızı porfir sütun, Batı Anadolu’da Efesos Artemis Tapınağı’ndan, Kyzikos Antik Kenti’nden ve Suriye’de Ba‘lebek’ten sütunlar getirilmiş; ayrıca başka bölgelerden farklı cins ve renklerde mermerler kullanılmıştır.【103】 Bu malzeme seçimi, yapının iç mekânında renk, doku ve yüzey çeşitliliği sağlayan temel unsurlardan biridir.
Yapının ana strüktüründe tuğla ve harç önemli yer tutar. Tuğla-harç kullanımı, eğrisel plan ve örtü biçimlerini uygulanabilir hâle getiren plastik bir malzeme niteliği taşır.【104】 Bu özellik, Ayasofya’da kubbe, yarım kubbe ve tonozların hafifletilmiş bir üst örtü sistemi içinde kurulmasına olanak sağlamıştır.
İç mekân yüzeylerinde mermer ve renkli taş kaplamalar belirleyici bir yer tutar. Yapının döşeme ve duvarlarında mermer kullanılmış, ahşap malzemeden ise kolay zarar görebilmesi nedeniyle kaçınılmıştır.【105】 Bu tercih, hem yangın riskine karşı dayanıklılık hem de iç mekânda kalıcı ve yansıtıcı yüzeyler oluşturma açısından önemlidir.
Ayasofya’daki taş kaplamalar yalnızca dekoratif yüzeyler değil, teknik bir uygulama sistemiyle yerleştirilmiş mimari öğelerdir. Kaplama levhaları duvardan yaklaşık 5–10 cm boşluk bırakılarak yerleştirilmiş, metal donatılar ve mermer takozlarla bağlanmıştır.【106】 Duvar ile kaplama arasında bırakılan bu boşluk, kaplamanın duvar yüzeyinden bağımsız bir sistem olarak uygulanmasına imkân veren teknik ayrıntılardan biridir.

Skoutlosis Tekniği Kullanılan Mermerler (Anadolu Ajansı)
Skoutlosis tekniği, Ayasofya’nın taş kaplama düzenini açıklayan önemli bir yöntem olarak ele alınmıştır. Bu teknikte taş levhalar, damar ve renk düzenleri karşılıklı gelecek biçimde kesilip yerleştirilir; böylece duvar yüzeylerinde simetrik ve ayna etkili desenler meydana gelir.【107】

Mihrap (Anadolu Ajansı)
Osmanlı döneminde yapıya eklenen malzeme katmanları, cami işlevine bağlı olarak gelişmiştir. Mihrap, minber, kürsü, mahfil, hünkâr mahfili, kütüphane, şadırvan, sebil ve türbelerde farklı taş, mermer, çini, ahşap ve metal malzemeler kullanılmıştır. Kanûnî Süleyman döneminde Budin’den getirilen tunç şamdanlar mihrap yanlarına yerleştirilmiş; III. Murad döneminde Bergama’dan getirilen iki büyük yekpare mermer küpün cami içine konulmuştur.【108】
Yapının dış yüzeylerinde de taş kaplama ve onarım malzemeleri izlenebilir. Batı dış cephede Marmara mermeri kaplama izlerinin varlığı tespit edilmiştir.【109】
Ayasofya’nın bezeme ve yazı unsurları, yapının farklı dönemlerdeki dinî, estetik ve işlevsel katmanlarını yansıtır. İç mekândaki mozaikler, taş ve mermer yüzeylerle birlikte Bizans döneminin başlıca bezeme programını oluştururken; Osmanlı döneminde mihrap, minber, mahfiller, hat levhaları, kubbe yazısı, kalem işleri, çiniler ve diğer yazı unsurları yapının cami kimliğine bağlı yeni bir görsel düzen meydana getirmiştir.
Ayasofya’nın 6. yüzyıl bezeme programı, büyük ölçüde anikonik niteliktedir. I. Justinianus döneminde yapının bugünkü en dikkat çekici unsurları arasında yer alan figüratif mozaikler henüz bulunmuyordu; bu dönemde soyut motifler, geometrik desenler, bitkisel kıvrımlar ve haç figürleri kullanılmıştır.【110】 Narteksin büyük bölümü, imparatorluk kapısı lünetindeki daha geç tarihli figüratif mozaik dışında, bu erken döneme aittir.【111】 Bu erken programda haçlar, Latin haçı ve madalyon içindeki kristogramlar şeklinde yer almıştır.
Narteks bezemeleri, erken dönem mozaik programının korunmuş örnekleri arasında önemli yer tutar. Narteksin dokuz bölümlü yapısında tonoz ve kemer yüzeylerini kaplayan mozaiklerin büyük ölçüde I. Justinianus dönemiyle ilişkilendirilmiştir.【112】 Ayasofya’nın tavanlarında geniş çiçekli motifler, enlemesine kemerlerinde ise tekerlek ve değirmen biçimli süslemeler yer almaktadır. Bu bezeme unsurları, 6. yüzyıl Kıpti kumaş ve giysi desenleriyle karşılaştırılmıştır.【113】 Ayasofya’nın erken bezeme programında figüratif anlatımdan çok ritmik, geometrik ve tekstil etkili yüzey süslemelerinin öne çıktığını göstermektedir.
Figüratif mozaiklerin gelişimi, ikonoklazm sonrası dönemle ilişkilendirilmiştir. Ayasofya’daki mozaik ikonalarının ilk örnekleri 9. yüzyıl sonlarına tarihlendirilmektedir. 843’te ikonoklazmın mağlup edilmesinden sonraki döneme karşılık gelmiştir.【114】 Buna göre Ayasofya’nın mozaik programında anikonik bezemelerle figüratif tasvirler farklı teolojik ve estetik yaklaşımların izlerini taşır. İkonoklast dönemde haç ve soyut semboller öne çıkarken, ikonodul dönemde Hz. İsa, Hz. Meryem ve kutsal şahsiyetlerin tasvirleri iç mekâna eklenmiştir.【115】

Meryem ve Çocuk İsa Mozaiği (flickr)
İkonoklazm döneminde Ayasofya’daki mozaiklerin bütünüyle tahrip edildiği yönündeki iddialara karşı, genel program büyük ölçüde değişmeden kalmıştır. Maddi delil olarak yalnızca güneybatı rampası üzerindeki patriklik toplantı salonunda daha önce ikonaların bulunduğu iki madalyonun yerine haçların yapılmış olabileceği aktarılır.【116】
İkonoklazm sonrası figüratif programın en önemli örneklerinden biri apsis yarım kubbesindeki Meryem ve Çocuk İsa mozaiğidir. Bu mozaik, Patrik Photios’un konuşmasıyla 867 yılında açılmıştır.【117】 Aynı dönemde kubbedeki büyük haçın yerine İsa ikonası yapılmış, merkez nefte figüratif süslemeler uygulanmış ve güney galeride Eski Ahit ile Yeni Ahit’ten seçilmiş sahnelerle yer verilmiştir.
İmparator Kapısı lünetindeki mozaik, iç narteksten ana mekâna geçişte yer alan başlıca figüratif bezeme örneklerinden biridir. Bu sahnede tahtta oturan Mesih, önünde secde eden cüppeli bir imparator, iki yanda ise Meryem ve Cebrail madalyonları bulunmaktadır. Bu İmparator, VI. Leo olarak teşhis edilmiştir.【118】
Galeri mozaikleri de Ayasofya’nın figüratif bezeme programının önemli parçalarıdır. Güney galeride Zoe ve IX. Konstantinos, II. Yannis Komnenos, eşi İrene ve oğulları Aleksios, Deesis kompozisyonu ve başka imparator portreleri ele alınmıştır. Bu mozaikler, yalnızca figüratif bezeme değil, imparatorluk temsili, bağış ve dinî hiyerarşiyle ilişkili görsel katmanlar olarak iç mekânda yer alır.

Komnenos Mozaiği: İmparator II. Ioannes Komnenos, İmparatoriçe Eirene ve Meryem Ana-Çocuk İsa (flickr)
Osmanlı döneminde Ayasofya’nın bezeme düzenine yeni yazı ve süsleme unsurları eklenmiştir. Caminin iç mekânında mihrap, minber, kürsü, müezzin mahfilleri ve hünkâr mahfiliyle birlikte yazı ve kalem işi düzenlemeler yer almıştır. Mihrap duvarına 1607’de çini olarak besmele-i şerif yazılmış, mihrabın sağındaki dehlizde 17. yüzyıla ait Kâbe ve Medine tasvirli çiniler bulunmaktadır.【119】
Kubbe ve yarım kubbe yazıları, Osmanlı dönemi iç mekân bezemesinin önemli bileşenlerindendir. Doğu yarım kubbedeki Nûr sûresi hattı, kubbe ve yarım kubbe tezyinatı, kayıp mozaik yüzeylerin kalem işiyle tamamlanması ve seraf figürlerinin yüzlerinin maskelenmesi gibi uygulamalar öne çıkar.

Nur Suresi Hattı (pexels)
Ayasofya’daki hat levhaları, Osmanlı döneminin en belirgin yazı unsurları arasında yer alır. 17. yüzyıldan itibaren sütunlarda Teknecizâde İbrahim Efendi’ye ait dikdörtgen levhalar bulunuyordu. Bu levhalar Lafzatullah, İsm-i Nebi ve çehar yâr-ı güzîn olmak üzere altı adetti.【120】 Evliya Çelebi, Ayvansarâyî Hüseyin Efendi ve Müstakimzâde Süleyman Efendi gibi kaynaklarda bu levhalardan söz edilmiştir. 1711 tarihli Cornelius Loos çizimleri, Teknecizâde levhalarının bilinen erken görsel kayıtları arasındadır.【121】

Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin Muhammed (a.s.) Levhası (LOC)
Sultan Abdülmecid dönemindeki Fossati restorasyonu sırasında Teknecizâde levhalarının yerine Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin büyük yuvarlak levhaları yazılmıştır. Bu levhalar Allah, Muhammed, dört halife, Hasan ve Hüseyin isimlerini içerir. Levhaların çapı 7,5 metre, yerden yüksekliği 13 metre, yazı kalem genişliği 35 cm, hareke kalem genişliği 10 cm olarak verilmiştir.【122】 Bu ölçüler, levhaların Ayasofya’nın büyük iç mekân ölçeğine göre tasarlandığını gösterir. Hüseyin levhasının altında Mustafa İzzet Efendi’nin 1849 tarihli imzası bulunur.【123】
Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin levhaları, 1934’te yapının müzeye dönüştürülmesinden sonra yerlerinden indirilmiştir. Levhaların Sultanahmet Camii’ne taşınması düşünülmüş, ancak boyutları nedeniyle kapıdan çıkarılamamış; uzun süre zeminde bekletildikten sonra 28 Ocak 1949’da yeniden yerlerine asılmıştır.
Fossati kardeşlerin 1847–1849 onarımları, mozaik ve yazı unsurlarının belgelenmesi bakımından önemli bir evredir. Fossati kardeşler narteks mozaiklerini, kemer içlerini, lünetleri ve akantus bezemelerini korumaya çalışmışlar; eksik alanlarda alçı dolgu, kenet ve çivi gibi müdahaleler yapmışlardır. Bu süreçte bazı mozaikler açılmış, çizilmiş ve daha sonra yeniden kapatılmıştır. 1931–1932’de Amerikan Bizans Enstitüsü’nün çalışmaları sırasında ise narteks mozaikleri temizlenmiş, belgelenmiş ve yerinden çıkarma ya da ekleme yapılmamıştır.
Ayasofya’nın bezeme programı, 2020 sonrası kullanımında da korunmuştur. Namaz vakitlerinde bazı mozaikler perde sistemiyle örtülmüş, imparatorluk taç giyme alanı namaz alanına dahil edilmemiştir.
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nin mimari tarihi, inşa edildiği dönemden itibaren sürekli onarım, güçlendirme, yenileme ve işlev değişikliğine bağlı müdahalelerle şekillenmiştir.
Bizans dönemindeki ilk büyük müdahale, I. Justinianus yapısının tamamlanmasından kısa süre sonra gerçekleşmiştir. 557 depreminden sonra ana kubbenin doğu tarafı 7 Mayıs 558’de çökmüş, onarım görevi önceki mimarlardan Isidoros’un yeğeni Genç Isidoros’a verilmiştir. Genç Isidoros, kubbeyi önceki biçiminden yaklaşık yirmi kadem, yani 6,25 metre kadar yükselterek yeniden yapmış; kilise 24 Aralık 562’de yeniden ibadete açılmıştır.【124】
Sonraki Bizans onarımları da büyük ölçüde deprem hasarlarıyla ilişkilidir. 869 depreminde kubbede beliren çatlaklar ertesi yıl İmparator I. Basileios tarafından onarılmıştır. II. Basileios döneminde 26 Ekim 986’da meydana gelen depremde kubbenin bir kısmı tekrar çökmüş, Ermeni mimar Tiridat’ın yürüttüğü altı yıllık onarımdan sonra yapı 13 Mayıs 994’te yeniden açılmıştır.【125】
1204’teki IV. Haçlı Saldırıları sırasında Ayasofya büyük ölçüde tahrip edilmiş, İstanbul’un tekrar Bizans idaresine geçmesinden sonra sınırlı onarımlar yapılmıştır.【126】 II. Andronikos döneminde 1317’de daha kapsamlı bir onarım gerçekleştirilmiş, duvarlar dışarıdan takviye payandalarıyla desteklenmiştir. 19 Mayıs 1346’da doğu başkemeriyle kubbenin bir bölümü çökmüş, Bizans’ın içinde bulunduğu ekonomik zorluklar nedeniyle onarım ancak 1354’te tamamlanabilmiştir.【127】 1347’deki doğu kemeri çöküşü sonrasında iki Yunan mimar ve bir İtalyan görev almış; kemer büyük ölçüde düşen örgüden kurtarılan tuğlalarla, kubbe kabuğu ise küçük yeni tuğlalarla yapılmıştır.

Mimar Sinan'ın Eklentisi Olan Payandalar (flickr)
Osmanlı döneminde Ayasofya’nın korunması, hem cami işlevine uyarlama hem de yapısal güçlendirme uygulamaları üzerinden gelişmiştir. Fetihten sonra yapı camiye çevrilmiş; litürjik unsurlar kaldırılmış, mihrap, minber ve diğer cami öğeleri eklenmiştir. İlk minarenin batıdaki yarım kubbe yanında yer alan baskı kuleciklerinden güneydekinin üzerinde ahşap olarak yapıldığı, bu minarenin 1574 onarımında kaldırıldığı aktarılmıştır.【128】 Daha sonraki süreçte tuğla ve taş minareler, yapının dış görünüşüne Osmanlı dönemi katmanı olarak eklenmiştir.
Osmanlı döneminin en önemli yapısal müdahaleleri Mimar Sinan’la ilişkilendirilmiştir. II. Selim döneminde Ayasofya’nın çevresi, yapıya zarar veren evlerden arındırılmış; Mimar Sinan tarafından takviye payandaları yapılarak yapının çökmesi önlenmiştir. Bu müdahale, Ayasofya’nın taşıyıcı sistemini destekleyen Osmanlı dönemi payanda düzeninin başlıca aşamalarından biridir. Aynı dönemde bir minare yapılmıştır. Bu minarenin güneydoğu köşedeki minare olmasının kuvvetle muhtemel olduğu düşünülmektedir.
Osmanlı dönemi onarımları yalnızca strüktürel güçlendirmeyle sınırlı değildir. Yapıya cami işlevine bağlı iç mekân ve külliye ekleri de yapılmıştır. III. Murad döneminde kuzeydeki iki minareyle birlikte minber, kürsü ve mahfil eklenmiştir. I. Mahmud döneminde kütüphane, şadırvan, sıbyan mektebi ve aşhane-imaret gibi ekler yapılmış; skeuophylakion yapısı erzak ambarı olarak kullanılmıştır.【129】 Bu ekler, Ayasofya’nın çevresinde Osmanlı döneminde oluşan mimari bütünlüğü genişletmiştir.

Ayasofya Kütüphanesi (TDV İslam Ansiklopedisi)
1607’de mihrap duvarına çini olarak besmele-i şerif yazılması, 17. yüzyılda vaftizhanenin türbeye dönüştürülmesi ve daha sonra sebil, çeşme, türbe ve hazire unsurlarının eklenmesi, yapının iç ve yakın çevresindeki işlevsel dönüşümlerin örnekleridir. II. Selim, III. Murad, III. Mehmed ve Şehzadeler türbeleri, Ayasofya çevresinde Osmanlı hanedan mimarisinin önemli bir katmanını oluşturmuş; çift cidarlı kubbe geleneği bu türbelerde izlenmiştir.
1847–1849 yılları arasında Sultan Abdülmecid’in emriyle Gaspare Trajano Fossati tarafından gerçekleştirilen onarım, Ayasofya’nın 19. yüzyıldaki en kapsamlı müdahalesidir. Bu onarımda yeni bir kasr-ı hümâyun, Bizans üslûbunu taklit eden bir hünkâr mahfili ve avlu kapısı yanında muvakkithane yapılmış; avluyu çeviren duvar yenilenmiştir. Fossati onarımları sırasında duvar ve tonozlarda bulunan mozaikler açılmış, Fossati ile W. Salzenberg tarafından çizimleri yapılmıştır. Ana kubbe, yarım kubbeler, kubbe kasnağı, statik değerlendirmeler, seraf figürleri, doğu yarım kubbedeki Nûr sûresi hattı, kalem işi tamamlamalar, dış cephe rengi ve kurşun örtüler bu onarım evresinin başlıca konuları arasında yer alır.【130】
1894 depremi Ayasofya’da yeni hasarlara yol açmıştır. Bu depremde duvarlarda çatlaklar belirmiş, büyük mozaik yüzeyleri sıvayla birlikte dökülmüştür. Meşrutiyet yıllarında Marangoni, Jackson, Propper ve Prost gibi Batılı mimarlara yapının durumu incelettirilmiş; mimar Kemâleddin Bey nezaretinde onarım hazırlıkları yapılmıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında ise 1926’da yapıda küçük çaplı onarım ve takviye çalışmaları gerçekleştirilmiştir.
1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla Ayasofya cami olmaktan çıkarılıp Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlanmıştır.【131】 Bu süreçte medrese yıkılmış, içeride bulunan camiye ait bazı eşyalar, halılar ve levhalar kaldırılmıştır.
Cumhuriyet dönemindeki en önemli çalışmalardan biri mozaiklerin ortaya çıkarılmasıdır. 1931’de Amerikan Bizans Enstitüsü adına Thomas Whittemore’a Ayasofya mozaiklerini ortaya çıkarma izni verilmiş, 1932’den itibaren çalışmalar başlamıştır. Nartekste 13 metre yüksekliğinde çelik bir iskele kurulmuş; 1931 Aralık ile 1932 Nisan arasında tonoz ve duvarlardaki mozaik yüzeyleri fotoğraflanmış, ardından Venedikli ustalar ve mühendis Marangoni’nin teknik gözetimiyle temizlik çalışmaları yapılmıştır. Mozaikler yerinden çıkarılmamış, yeni eklemeler yapılmamış ve görülen yüzeyler temizlenip belgelenmiştir.
1936’da A. M. Schneider tarafından Ayasofya’nın batısında kazı yapılmış; 1944–1950 yılları arasında Müze Müdürü Muzaffer Ramazanoğlu yapının içinde ve dışında araştırmalar yürütmüştür.

Ayasofya Medresesi (Anadolu Ajansı)
Cumhuriyet döneminde yapı çevresi ve alt yapısına yönelik araştırmalar da yapılmıştır. 1935’te medresenin yıkıldığı, A. M. Schneider’in ikinci kiliseye ait kalıntıları ortaya çıkardığı; 1947–1950 arasında Muzaffer Ramazanoğlu’nun kazılarında birinci kiliseyle ilgili yeni bulgulara ulaşıldığı; 1955’te Alpaslan Koyunlu’nun ikinci kiliseye ilişkin keşifler yaptığı aktarılmıştır.【132】 1959–1960’ta Rüstem Duyuran dört destek duvarı kalıntısı bulmuş, 1983’te sondajlarda su haznesi, patrikhane kalıntıları ve Hipodrom bağlantılı geçitler tespit edilmiştir.【133】 2005’te başlayan çalışmalarda yeraltı tünelleri, kuyular ve yeraltı bağlantılarına dair bulgular kaydedilmiştir.
20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başlarında deprem riski ve yapısal güvenlik de restorasyon gündeminin önemli parçası olmuştur. 1992–1993, 2002, 2003 ve 2007 yıllarında olası bir depremin Ayasofya üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla raporlar hazırlanmıştır.
Medrese alanı da Cumhuriyet döneminde yeniden ele alınan alanlardan biridir. Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan, ancak zamanla değişikliğe uğrayan ve 1936’da yıktırılan medresenin arsası 1985–1986 yıllarında temizlenmiş, temelleri ortaya çıkarılmıştır. 2017 yılında medresenin aslına uygun şekilde yeniden inşa edilerek ihya edilmesi çalışmaları başlatılmış, 2020 itibarıyla çalışmaların son aşamaya gelmiştir.【134】
Ayasofya, aynı anda ibadet mekânı, kültürel miras alanı, turistik çekim merkezi ve koruma politikalarının uygulandığı çok katmanlı bir anıt niteliği taşır. 2020’de yeniden cami statüsü kazanmasının ardından Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi, ibadet işlevini sürdürürken yerli ve yabancı ziyaretçilere de açık tutulmuştur. Bu çift yönlü kullanım, yapının yönetiminde ibadet düzeni, ziyaretçi akışı, güvenlik, restorasyon, bilgilendirme ve dünya mirası koruma ilkelerinin birlikte ele alınmasını gerektirmiştir. Bu nedenle Ayasofya’nın güncel değerlendirmesi, yalnızca statü değişikliğiyle değil, ziyaret düzeni, turizmdeki yeri, Sultanahmet çevresiyle kurduğu ilişki ve koruma uygulamalarıyla birlikte yapılmalıdır.
Ayasofya’nın güncel resmî statüsü, 10 Temmuz 2020 tarihli Danıştay kararı ve aynı gün yayımlanan 2729 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı sonrasında belirlenmiştir. Bu kararla, İstanbul ili Fatih ilçesinde bulunan Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesine ilişkin 24 Kasım 1934 tarihli ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın Danıştay Onuncu Dairesi tarafından iptal edildiği belirtilmiş; ardından yapının yönetiminin 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 35. maddesi gereğince Diyanet İşleri Başkanlığına devredilerek ibadete açılmasına karar verilmiştir. Bu süreçten sonra yapı, resmî kullanımda Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi adıyla anılmaya başlamış ve cami statüsü içinde ibadet hizmetlerine açılmıştır.【135】
Günümüzde Ayasofya, cami olarak kullanıldığı için vakit namazları, cuma namazları ve dinî günlerde ibadet işlevini sürdürmektedir. Bununla birlikte yapı, tarihî ve kültürel niteliği sebebiyle ziyaretçilere de açık tutulmaktadır. Bu durum, Ayasofya’yı sıradan bir ibadet mekânından farklı bir yönetim modeli içine yerleştirir. Bir yandan ibadet edenlerin sessiz, düzenli ve dinî işlevi bozulmamış bir ortamda bulunması; diğer yandan yapıyı kültürel amaçla görmek isteyen ziyaretçilerin tarihî katmanları, mozaikleri, Osmanlı eklentilerini ve mimari unsurları inceleyebilmesi amaçlanmaktadır. Bu nedenle güncel statü, ibadet ve ziyaret işlevlerinin aynı yapı içinde düzenlenmesine dayanmaktadır.
Ayasofya’nın yönetim yapısı, 2020 sonrasında Diyanet İşleri Başkanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında işlevsel bir ayrım içinde şekillenmiştir. Cami olarak ibadet düzeni Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı yürütülürken; tarihî yapının korunması, restorasyon çalışmaları, ziyaretçi yönetimi ve kültürel miras niteliği Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilgili koruma kurullarının görev alanıyla ilişkilidir. 2024’te uygulamaya konulan ziyaretçi yönetim planı da bu çoklu yönetim ihtiyacının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu uygulamada ibadet amacıyla gelenlerle kültürel amaçlı ziyaret eden yabancı ziyaretçilerin girişleri ayrılmış; böylece hem ibadet düzeninin korunması hem de turistik ziyaretin daha kontrollü yürütülmesi hedeflenmiştir.【136】

Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nden Bir Gece Görseli (Ayasofya Camii)
Ayasofya’nın güncel statüsü, dünya mirası bağlamından bağımsız düşünülmemiştir. Yapı, İstanbul’un Tarihî Alanları içinde UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan başlıca anıtlardan biridir. UNESCO kayıtlarında Ayasofya, İstanbul’un Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait mimari mirasının merkezî örneklerinden biri olarak değerlendirilir. Bu nedenle Ayasofya’nın cami olarak kullanılması, onun kültürel miras niteliğini ortadan kaldırmamaktadır; ancak yapının fiziksel erişimi, strüktürü, taşınabilir miras unsurları, yönetim biçimi ve koruma uygulamaları dünya mirası ilkeleri çerçevesinde ayrıca izlenmektedir. 2020’deki statü değişikliği sonrasında UNESCO’nun yaptığı açıklamada, değişikliğin üstün evrensel değer üzerindeki etkisinin dikkate alınması ve koruma sürecinde diyalog yürütülmesi gerektiği vurgulanmıştır.【137】
Güncel kullanımda Ayasofya’nın ziyaret edilebilirliği, ibadet işleviyle birlikte düzenlenmektedir. Türk vatandaşlarının ibadet amacıyla girişi için mevcut ibadet alanı kullanılmaya devam ederken, yabancı ziyaretçilerin turistik ve kültürel amaçlı ziyaretleri 15 Ocak 2024’ten itibaren yeni bir güzergâh ve bilet uygulamasıyla düzenlenmiştir.【138】 Bu uygulama, Ayasofya’nın aynı anda hem aktif cami hem de uluslararası ziyaretçi çeken tarihî yapı olmasından doğan yoğunluğu yönetmeyi amaçlar. Ziyaretçi yönetim planı kapsamında galeri katının ziyarete açılması, giriş ve çıkışların ayrılması, güvenlik ve yangın algılama sistemlerinin yerleştirilmesi, QR kodlu ve kulaklıklı bilgilendirme uygulamasının kullanılması, güncel statünün yalnızca hukuki değil, pratik ziyaret düzeni bakımından da yeniden tanımlandığını gösterir.
Bu çerçevede Ayasofya’nın bugünkü statüsü, tek bir tanımla sınırlanamaz. Yapı resmî olarak camidir; ibadet hizmetleri Diyanet İşleri Başkanlığına bağlıdır; tarihî ve kültürel miras yönüyle koruma ve ziyaret politikalarının konusudur; turistik ziyaret bakımından İstanbul’un en yoğun ilgi gören anıtlarından biridir; dünya mirası bağlamında ise uluslararası koruma sorumluluğu bulunan bir kültür varlığıdır. Bu çok katmanlı güncel statü, Ayasofya’nın tarih boyunca geçirdiği işlev değişimlerinin günümüzde de yönetim, ziyaret ve koruma pratikleri üzerinden devam ettiğini ortaya koymaktadır.
Ayasofya, 2020’de yeniden cami statüsü kazanmasının ardından ibadete açılmış; bununla birlikte yerli ve yabancı ziyaretçilerin tarihî yapıyı görmesine yönelik uygulamalar da sürdürülmüştür. Bu çift işlevli kullanım, özellikle ziyaretçi yoğunluğu, ibadet ortamının korunması, güvenlik, bilgilendirme ve tarihî unsurların zarar görmemesi gibi başlıklarda yeni bir düzenleme ihtiyacı doğurmuştur. Bu çerçevede Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan ziyaretçi yönetim planı 15 Ocak 2024’ten itibaren uygulanmaya başlanmıştır.
Yeni düzenlemenin temel amacı, ibadet amacıyla gelenlerle tarihî camiyi kültürel amaçlı ziyaret eden yabancı ziyaretçilerin girişlerini birbirinden ayırmaktır. Bakanlık açıklamalarına göre ibadet amacıyla gelen Türk vatandaşlarının girişinde bir değişiklik yapılmamış; bu kişilerin mevcut ibadet alanında ibadetlerini gerçekleştirmeye devam etmesi öngörülmüştür. Buna karşılık yabancı ülke vatandaşlarının turistik ve kültürel amaçlı ziyaretleri için farklı bir giriş güzergâhı oluşturulmuştur.【139】 Böylece cami içindeki ibadet düzeni ile turistik ziyaret akışının aynı noktada çakışması engellenmek istenmiştir.
Turistik ziyaretler için oluşturulan güzergâh, yapının üst kotu ve galeri katı üzerinden düzenlenmiş; ziyaretçiler için hazırlanan galeri katına giriş için III. Ahmed Çeşmesi karşısına konumlandırılan bir bilet gişesinin hizmete alınmıştır. Ziyaretçiler, tarihî caminin güney cephesindeki II. Bayezid minaresi altında yer alan tünel ve giriş rampası üzerinden kontrollü biçimde galeri katına yönlendirilmektedir. Gezi güzergâhının sonunda ise kuzeydoğu yönündeki rampa kullanılarak çıkış sağlanmaktadır. Bu düzenleme, ziyaretçilerin caminin ana ibadet katıyla doğrudan temasını azaltırken, yapının üst galeri bölümünden iç mekânı ve tarihî katmanları izleyebilmesine imkân vermektedir.
Galeri katı, Ayasofya’nın güncel ziyaret düzeninde ana turistik gözlem alanı hâline getirilmiştir. Bu bölümden ziyaretçiler cami harim katını, Osmanlı dönemi eklerini ve Bizans dönemine ait mozaikleri görebilmektedir. Ayrıca galeri güzergâhında “cennet-cehennem kapısı” olarak bilinen bölümden geçilmekte ve üst kattaki bazı tarihî yapılar da ziyaret kapsamında değerlendirilmektedir.
Yeni uygulamayla birlikte turistik amaçla gelen yabancı ziyaretçilerden giriş ücreti alınmaya başlanmıştır. Bakanlık duyurusunda bu ücret 25 avro olarak belirtilmiştir. Bu uygulama, ibadet amacıyla gelenlerle kültürel amaçlı ziyaret gerçekleştiren yabancı ziyaretçiler arasında işlevsel bir ayrım yapılmasına dayanır. Kaynaklarda Türk vatandaşlarının ibadet amacıyla girişlerinin ücretsiz devam ettiği vurgulanırken, yabancı ziyaretçilerin turistik ve kültürel amaçlı ziyaretlerinin biletli hâle getirildiği belirtilmektedir.【140】

Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nden Bir Kare (Ayasofya Camii)
Ziyaret düzeninde bilgilendirme sistemi de yeniden yapılandırılmıştır. Ayasofya içinde rehber anlatımına izin verilmemesi, ibadet ortamının sessizliğini korumaya yönelik bir uygulamadır. Bunun yerine ziyaretçilerin QR kod ve kulaklık sistemi üzerinden bilgi alması öngörülmüştür. Bakanlık duyurusunda ziyaretçilerin cep telefonları ve kulaklıkları aracılığıyla, ibadet edenleri rahatsız etmeden 23 dilde bilgi alabileceği belirtilmiştir. Bu sistem, klasik rehber anlatımının oluşturabileceği ses yoğunluğunu azaltmayı ve ziyaret deneyimini daha sessiz bir bilgi aktarımıyla sürdürmeyi amaçlamaktadır.【141】
Güvenlik ve koruma önlemleri de ziyaret düzeninin önemli parçalarıdır. Gezi güzergâhı boyunca koruyucu önlemler alınmış; güvenlik kameraları, yangın algılama sistemi ve acil anons sistemi yerleştirilmiştir. Galeri katındaki mermer kaplamalar ile ahşap korkuluklarda temizlik ve koruma çalışmaları Bilim Kurulu’nun onay ve danışmanlığında restoratör ve konservatörler tarafından yürütülmüştür. Bu uygulamalar, ziyaretçi akışının yalnızca idari bir düzenleme olarak değil, tarihî yapının fiziksel korunmasıyla bağlantılı bir yönetim planı olarak ele alındığını göstermektedir.
Ayasofya’daki ziyaret düzeni, restorasyon çalışmalarıyla birlikte yürütülmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı açıklamalarında, Ayasofya’nın ana kubbesinde üst örtünün değişmesi ve onarılmasıyla ilgili çalışmaların bulunduğu; ancak bu restorasyonlar sırasında yapının ne ziyarete ne de ibadete kapatılacağı belirtilmiştir. Aynı açıklamalarda, restorasyonun aşamalı biçimde yürütüleceği ve yapının dijital kopyasının çıkarıldığı ifade edilmiştir.【142】
Ayasofya’nın ziyaret saatleri bakımından güncel uygulamalar, ibadet düzeni ve kurum duyurularıyla birlikte değerlendirilmelidir. Cami olarak kullanılan ana yapı, namaz vakitleri ve dinî günlerde ibadet işlevine öncelik verilen bir mekândır. Bu nedenle turistik ziyaretin ibadet saatleri, güvenlik kararları ve restorasyon çalışmalarıyla uyumlu biçimde yönetilmektedir. Ayasofya’nın tarihî anlatısını destekleyen ayrı bir yapı olarak düzenlenen Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi ise Defter-i Hakani Nezareti binasında yer almakta; 09.00-19.00 saatleri arasında açık bulunmakta ve gişe kapanış saati 18.30 olarak belirtilmektedir. Bu müze, Ayasofya’nın tarihî dönemlerini görsel-işitsel anlatımla sunarak ana yapının ziyaret düzenini tamamlayan ayrı bir deneyim alanı oluşturmaktadır.【143】
Sonuç olarak Ayasofya’nın güncel ziyaret düzeni, ibadet ve kültürel ziyaretin birbirine zarar vermeden yürütülmesi amacıyla kademeli bir yönetim modeline dayanmaktadır. İbadet alanının korunması, yabancı ziyaretçiler için biletli galeri güzergâhı oluşturulması, giriş ve çıkışların ayrılması, kulaklıklı çok dilli bilgilendirme, rehber anlatımının sınırlandırılması, güvenlik sistemlerinin kurulması ve restorasyonun ziyareti tamamen durdurmadan sürdürülmesi bu modelin başlıca unsurlarıdır. Böylece Ayasofya, günümüzde hem aktif cami hem de yoğun ilgi gören kültürel miras alanı olarak farklı kullanıcı gruplarına göre düzenlenmiş bir ziyaret yapısı içinde kullanılmaktadır.
Ayasofya, İstanbul turizminin en tanınan tarihî yapılarından biri olarak hem kültür turizmi hem de inanç turizmi bağlamında özel bir konuma sahiptir. Yapının 6. yüzyılda Doğu Roma İmparatorluğu’nun başlıca kilisesi olarak inşa edilmesi, 1453’ten sonra Osmanlı başkentinin en önemli camilerinden biri hâline gelmesi, 1935-2020 arasında müze olarak kullanılması ve 2020 sonrasında yeniden cami statüsü kazanması, onu tek dönemli bir ziyaret mekânı olmaktan çıkarır. Ayasofya’yı turizm açısından dikkat çekici kılan temel unsur, aynı yapıda Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait tarihî katmanların görülebilmesidir. Bu nedenle yapı, yalnızca mimari ölçekte değil, farklı dinî, siyasî ve kültürel geleneklerin aynı mekânda izlenebildiği çok katmanlı bir tarihî belge niteliği taşır.
İstanbul’un uluslararası turizmdeki ağırlığı, Ayasofya’nın ziyaretçi potansiyelini doğrudan etkileyen başlıca unsurlardan biridir. İstanbul, tarihî yarımadası, Boğaz çevresi, müzeleri, dinî yapıları, sarayları, çarşıları ve ulaşım bağlantılarıyla Türkiye’nin en önemli turizm merkezleri arasında yer alır. İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü verilerine göre 2025 yılında İstanbul’a giriş yapan yabancı ziyaretçi sayısı 18.972.699’dur. 2026 yılının yalnızca Şubat ayında İstanbul’a giriş yapan yabancı ziyaretçi sayısı ise 1.233.088 olarak kaydedilmiştir.【144】 Bu ölçek, Ayasofya’nın tek başına değil, İstanbul’un geniş uluslararası ziyaretçi hareketliliği içinde değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.
Ayasofya’nın turistik değerinde bulunduğu ilçe de belirleyicidir. Fatih ilçesi, tarihî yarımadanın merkezî alanlarını barındırdığı için İstanbul’daki kültür turizminin ana yoğunlaşma bölgelerinden biridir. 2025 yılı konaklama verilerinde Fatih ilçesi, İstanbul’daki belgeli tesislerde en yüksek geceleme sayısına sahip ilçe olarak görünmektedir. Aynı yıl Fatih’te belgeli tesislere geliş sayısı 5.105.768, geceleme sayısı ise 12.597.854 olarak verilmiştir.【145】 Bu durum, Ayasofya’nın yalnızca günübirlik gezi rotalarının değil, İstanbul’da konaklayan kültür turistlerinin de yoğun biçimde temas ettiği bir çevrede bulunduğunu gösterir.

Ayasofya'da Akşam Namazı (Ayasofya Camii)
Ayasofya’nın uluslararası bilinirliği, UNESCO Dünya Mirası bağlamıyla daha da güçlenmiştir. İstanbul’un Tarihî Alanları, 1985 yılında Dünya Mirası Listesi’ne alınmış; Ayasofya bu alanın en belirgin yapılarından biri olarak değerlendirilmiştir. UNESCO’nun İstanbul’un üstün evrensel değerini açıklayan metninde Ayasofya, Konstantinopolis Hipodromu, Topkapı Sarayı, Süleymaniye Camii, Sultanahmet Camii ve başka anıtlarla birlikte kentin tarihî siluetini ve çok katmanlı mimari mirasını temsil eden başlıca yapılardan biri olarak yer alır.【146】 Bu çerçeve, Ayasofya’nın yalnızca Türkiye içindeki turistik değerini değil, dünya mirası ölçeğindeki tanınırlığını da ortaya koyar.
Kültür turizmi bakımından Ayasofya’nın önemi, mimari ve sanatsal katmanlarının çeşitliliğinden kaynaklanır. Yapının büyük kubbesi, merkezî mekân etkisi, Bizans mozaikleri, Osmanlı döneminde eklenen mihrap, minber, mahfiller, hat levhaları, minareler, türbeler, kütüphane, şadırvan ve diğer külliye unsurları, ziyaretçiye farklı dönemleri aynı alanda okuma imkânı verir. Bu özellik, Ayasofya’yı yalnızca “görülecek anıt” olmaktan çıkararak mimarlık tarihi, sanat tarihi, dinler tarihi, Osmanlı şehir tarihi ve koruma tarihi açısından çok yönlü bir inceleme alanına dönüştürür. Ziyaretçi, aynı yapı içinde Iustinianos dönemi mekân kurgusunu, ikonoklazm sonrası mozaik geleneğini, Osmanlı cami düzenini ve Cumhuriyet dönemi müzeleşme izlerini birlikte gözlemleyebilir.
İnanç turizmi açısından Ayasofya’nın konumu daha karmaşık ve çok katmanlıdır. Yapı, yüzyıllar boyunca Doğu Hristiyanlığı için patriklik kilisesi ve imparatorluk törenlerinin merkezlerinden biri olmuş; Osmanlı döneminde ise İstanbul’un başlıca camilerinden biri olarak kullanılmıştır. Günümüzde cami olarak ibadete açık olması, özellikle Müslüman ziyaretçiler açısından yapının dinî işlevini yeniden görünür kılmıştır. Bununla birlikte Bizans mirası, mozaikler, eski litürjik alanlar ve yapının Hristiyanlık tarihindeki yeri, farklı inanç ve kültür çevrelerinden gelen ziyaretçiler için de Ayasofya’yı anlamlı bir tarihî mekân hâline getirmektedir. Bu nedenle Ayasofya, tek bir inanç grubuna yönelik dar bir ziyaret alanı değil, tarih boyunca değişen dinî işlevleri nedeniyle farklı hafızaların kesiştiği bir mekândır.
Ayasofya’nın turizmdeki yeri, yalnızca ana yapıyla sınırlı değildir. Defter-i Hakani Nezareti binasında açılan Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi, yapının yaklaşık 1700 yıllık tarihini görsel-işitsel anlatımla sunarak ana ziyaret deneyimini destekleyen ayrı bir kurum olarak düzenlenmiştir. Yaklaşık 3200 metrekare kapalı alana yayılan 13 salonda Bizans, Osmanlı, müze ve yeniden cami dönemlerinin anlatılması, Ayasofya’nın turistik sunumunun yalnızca fiziksel yapı ziyaretine dayanmadığını; dijital anlatı, sergileme ve çok dilli bilgilendirme yoluyla genişletildiğini gösterir.【147】 Bu tür uygulamalar, yoğun ziyaret edilen anıtlarda tarihsel bilginin ziyaretçi akışıyla birlikte aktarılmasına yönelik çağdaş turizm yaklaşımlarının parçasıdır.
Ayasofya, İstanbul’un Tarihî Yarımada bölgesinde, Sultanahmet çevresinin en yoğun tarihî ve turistik akslarından biri üzerinde yer alır. Yapının turizm açısından taşıdığı değer, yalnızca kendi tarihî geçmişinden değil, çevresindeki anıtlarla birlikte oluşturduğu kentsel bütünlükten de kaynaklanır. Sultanahmet Camii, Topkapı Sarayı, Hipodrom/Atmeydanı, Yerebatan Sarnıcı, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Hagia Eirene ve çevredeki diğer tarihî yapılarla birlikte düşünüldüğünde Ayasofya, tekil bir ziyaret noktası olmaktan çıkarak çok dönemli bir tarihî çevrenin merkezî unsurlarından biri hâline gelir. Bu çevre, Doğu Roma, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin izlerini kısa yürüme mesafeleri içinde bir araya getirmesi bakımından İstanbul turizminin en yoğun kültürel güzergâhlarından biridir.
Ayasofya ile Sultanahmet Camii arasındaki ilişki, bölgenin güncel ziyaret deneyiminde en belirgin karşılaşmalardan biridir. Bir yanda 6. yüzyıl Bizans mimarlığının büyük kubbeli bazilikası, diğer yanda 17. yüzyıl Osmanlı cami mimarisinin büyük selâtin örneklerinden biri yer alır. Bu iki yapı, Sultanahmet Meydanı çevresinde karşılıklı konumlarıyla ziyaretçiye Bizans ve Osmanlı mimari geleneklerini aynı bakış alanı içinde değerlendirme imkânı verir. Ayasofya’nın 1453 sonrasında camiye çevrilmesi ve Sultanahmet Camii’nin daha sonraki Osmanlı döneminde bu çevrede inşa edilmesi, bölgenin yalnızca mimari değil, dinî ve siyasî anlamlarının da zaman içinde değiştiğini gösterir.
Topkapı Sarayı, Ayasofya’nın Sultanahmet turizm bölgesi içindeki konumunu tamamlayan diğer ana unsurlardan biridir. Ayasofya, Bizans döneminde Büyük Saray ve Hipodrom çevresiyle ilişkili bir patriklik kilisesiyken, Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı’na yakın bir başkent camisi olarak kullanılmıştır. Güncel ziyaret düzeninde de Topkapı Sarayı yönündeki üst kot, Ayasofya’nın turistik giriş güzergâhı bakımından önem kazanmıştır. 2024’te uygulamaya konulan ziyaretçi yönetim planında yabancı ziyaretçilerin turistik ve kültürel amaçlı girişleri üst kottaki güzergâha yönlendirilmiş; böylece Ayasofya’nın ziyaret akışı Sultanahmet-Topkapı çevresindeki genel dolaşım düzeniyle daha belirgin biçimde ilişkilendirilmiştir.

Ayasofya ve Sultanahmet Camileri (Anadolu Ajansı)
Yerebatan Sarnıcı ve çevredeki diğer sarnıçlar, Sultanahmet bölgesinin yalnızca dinî ve saray yapılarıyla değil, kentsel altyapı mirasıyla da okunması gerektiğini gösterir. Ayasofya, Bizans başkentinin dinî-törensel merkeziyken, yakın çevresindeki sarnıçlar kentin su ihtiyacını karşılayan altyapı düzeninin parçalarıydı. Bu açıdan Ayasofya ve Yerebatan Sarnıcı’nın aynı gezi çevresi içinde yer alması, ziyaretçilere Konstantinopolis’in yalnızca anıtsal ibadet yapılarıyla değil, su yapıları ve yer altı mimarisiyle de anlaşılabileceğini gösterir. Bu bütünlük, Sultanahmet çevresini mimarlık tarihi, şehir tarihi ve altyapı tarihi bakımından çok katmanlı bir açık hava anlatı alanına dönüştürür.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri de Ayasofya’nın içinde bulunduğu turistik çevrenin müze ayağını güçlendirir. Ayasofya, kendi içinde Bizans ve Osmanlı katmanlarını barındıran bir anıt olarak ziyaret edilirken; İstanbul Arkeoloji Müzeleri, İstanbul ve çevresinin daha geniş antik ve tarihî mirasını koleksiyonlar üzerinden izleme imkânı sunar. Böylece Sultanahmet çevresindeki ziyaret deneyimi yalnızca anıtsal mimariyle sınırlı kalmaz; arkeolojik eser, müze teşhiri, saray yapısı, ibadet mekânı, sarnıç ve meydan dokusu gibi farklı miras türleri aynı güzergâhta birleşir. Bu durum, bölgeyi klasik şehir turu, kültür turizmi, inanç turizmi ve müze turizmi bakımından birlikte işleyen bir odak hâline getirir.
Sultanahmet çevresi, yalnızca anıtların yoğunluğu bakımından değil, turizm hizmetlerinin örgütlenmesi açısından da belirgin bir merkezdir. İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün Sultanahmet Turizm Danışma Ofisi’nin Atmeydanı/Sultanahmet’te yer alması, bölgenin yerli ve yabancı ziyaretçilere bilgi, yönlendirme ve tanıtım hizmeti verilen ana turizm noktalarından biri olduğunu gösterir. Bu tür danışma ve yönlendirme hizmetleri, Ayasofya, Sultanahmet Camii, Topkapı Sarayı ve çevredeki diğer yapıları içeren yoğun ziyaretçi hareketinin düzenlenmesinde tamamlayıcı bir işleve sahiptir. Böylece bölge, yalnızca tarihî yapıların bulunduğu bir alan değil, aynı zamanda güncel turizm yönetiminin de görünür olduğu bir merkezdir.
Sonuç olarak Ayasofya’nın Sultanahmet turizm bölgesiyle ilişkisi, yakın çevresindeki yapıların basit bir komşuluk ilişkisi değildir. Ayasofya, Hipodrom ve sarnıçlarla Bizans Konstantinopolisi’nin; Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camii ve Osmanlı ekleriyle Osmanlı İstanbul’unun; müze, danışma ofisi, ziyaretçi güzergâhı ve dijital bilgilendirme uygulamalarıyla da güncel kültür turizminin parçasıdır. Bu nedenle yapı, Sultanahmet çevresindeki turistik bütünlüğün hem tarihî hem de güncel işleyişinde merkezî bir konuma sahiptir.
Ayasofya’da ziyaretçi deneyimi, yapının aynı anda ibadet mekânı ve kültürel miras alanı olarak kullanılmasından doğan çift yönlü bir düzene dayanır. Bu nedenle ziyaret deneyimi, klasik bir müze gezisinden veya yalnızca cami ziyaretinden farklıdır. Ziyaretçi, bir yandan aktif ibadet ortamına sahip bir camiyle karşılaşırken, diğer yandan Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait tarihî katmanları barındıran çok dönemli bir anıtı izler. Bu durum, Ayasofya’da sessizlik, yönlendirme, kalabalık yönetimi, güvenlik, bilgilendirme ve koruma uygulamalarının ziyaret deneyimini doğrudan belirlemesine yol açar.
2024’te uygulamaya konulan ziyaretçi yönetim planı, deneyimin en görünür unsurlarından biri olan yoğunluk sorununu azaltmayı hedeflemiştir. Ayasofya, İstanbul’un en fazla ilgi gören tarihî yapılarından biri olduğu için özellikle meydan ve giriş çevresinde uzun kuyruklar oluşabilmekteydi. Yeni uygulamayla ibadet amacıyla gelenlerle kültürel amaçlı ziyaret eden yabancı ziyaretçilerin girişlerinin ayrılması, yoğunluğun tek bir noktada birikmesini engellemeye yönelik bir düzenleme olarak geliştirilmiştir. Bu sayede ibadet için gelenlerin namaz vakitlerinde uzun bekleme süreleriyle karşılaşmasının önüne geçilmek, turistik ziyaretçilerin ise daha planlı bir güzergâh üzerinden yapıyı gezmesi amaçlanmıştır.
Ziyaretçi deneyiminin diğer önemli yönü, ibadet ortamının korunmasıdır. Ayasofya’nın cami statüsü, içerideki ses düzeyinin, hareketliliğin ve grup davranışlarının denetlenmesini gerekli kılmıştır. Bu nedenle ziyaret alanında rehberlerin yüksek sesle anlatım yapmasına izin verilmemesi, deneyimin temel kurallarından biri hâline gelmiştir. Bunun yerine ziyaretçiler, cep telefonlarına yüklenen artırılmış gerçeklik uygulaması veya QR kod sistemi üzerinden kulaklıkla bilgi almaya yönlendirilmiştir. Bu yöntem, ziyaretçinin tarihî ve sanatsal unsurlar hakkında bilgi edinmesini sağlarken, cami içinde ibadet edenlerin rahatsız edilmemesine hizmet eder. Böylece bilgi aktarımı, toplu rehber anlatımından kişisel ve sessiz dijital bilgilendirmeye doğru kaydırılmıştır.
Çok dilli bilgilendirme sistemi, Ayasofya’nın uluslararası ziyaretçi profiline uyum sağlayan bir uygulamadır. Bakanlık açıklamalarında ziyaretçilerin kulaklık aracılığıyla 23 dilde bilgi alabileceği belirtilmiştir.【148】 Bu sistem, yapının farklı dönemlerine ait unsurların ziyaretçi tarafından daha anlaşılır biçimde takip edilmesine imkân verir. Galeri katından harim, Osmanlı ekleri ve Bizans mozaikleri görülebildiği için ziyaretçi yalnızca mekânı dolaşmaz; aynı zamanda farklı tarihî katmanlar arasında yönlendirilmiş bir okuma yapar. Bu bakımdan dijital bilgilendirme, Ayasofya’daki ziyaret deneyimini yalnızca görsel izlenime dayalı olmaktan çıkarıp açıklayıcı bir tarih anlatısıyla destekler.
Güvenlik ve koruma önlemleri de ziyaretçi deneyiminin ayrılmaz parçalarıdır. Yeni ziyaret güzergâhı boyunca güvenlik kameralarının, yangın algılama ve acil anons sistemlerinin yerleştirilmesi, yoğun ziyaretçi akışının denetlenmesiyle ilgilidir. Bu uygulamalar, ziyaretçilerin güvenliğini sağlamak kadar yapının korunmasına da yöneliktir. Ayasofya gibi tarihî ve kırılgan bir anıtta ziyaret yoğunluğu, zeminler, mermer kaplamalar, ahşap korkuluklar, mozaikler ve diğer tarihî yüzeyler üzerinde baskı oluşturabilir. Bu nedenle galeri katındaki mermer kaplamalar ve ahşap korkuluklarda yapılan temizlik ve koruma çalışmalarının Bilim Kurulu danışmanlığıyla restoratör ve konservatörler tarafından yürütülmesi, ziyaret deneyiminin koruma ilkeleriyle birlikte planlandığını gösterir.

Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifinin İç Mekanı (Ayasofya Camii)
Ziyaret deneyimini tamamlayan bir diğer unsur, Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi’dir. Sultanahmet’teki Defter-i Hakani Nezareti binasında açılan bu müze, ana yapının içinde uzun süreli anlatım yapılmasının sınırlı olduğu bir ortamda, Ayasofya tarihini ayrı bir sergileme alanında sunar. Yaklaşık 3200 metrekare kapalı alana yayılan 13 salonunda, Ayasofya’nın Bizans, Osmanlı, müze ve yeniden cami dönemleri görsel-işitsel yöntemlerle aktarılır. “Kilise, Cami, Müze ve yeniden Cami” bölümlerinin yer aldığı bu düzenleme, ana yapıda kısa ve kontrollü bir gezi yapan ziyaretçiye tarihsel arka planı daha geniş biçimde edinme imkânı sağlar. Sultanahmet çevresindeki turizm altyapısı da ziyaretçi deneyimini destekler.
Atmeydanı/Sultanahmet’te yer alan Turizm Danışma Ofisi, yerli ve yabancı ziyaretçilere broşür, harita ve yönlendirme hizmeti sağlayan resmî bir danışma noktasıdır. Ayasofya’nın Sultanahmet Camii, Topkapı Sarayı, Yerebatan Sarnıcı ve diğer tarihî yapılarla aynı yoğun turizm alanında bulunması, ziyaretçinin tek bir yapıdan çok, bütün bir tarihî çevreyi deneyimlemesine yol açar. Bu nedenle Ayasofya gezisi çoğu zaman çevredeki diğer anıtlarla birlikte planlanan daha geniş bir Sultanahmet güzergâhının parçası hâline gelir.
Bununla birlikte Ayasofya’daki ziyaretçi deneyimi, yüksek ilgi ve yoğunluk nedeniyle her zaman kolay yönetilebilir bir süreç değildir. Namaz vakitleri, güvenlik uygulamaları, biletli giriş, yabancı ziyaretçiler için ayrılmış güzergâh, galeri katının kapasitesi, restorasyon çalışmaları ve kalabalık dönemler ziyaret akışını etkileyebilir. Bu nedenle güncel uygulamalar, ziyaretçiden yalnızca tarihî mekâna ilgi göstermesini değil, aynı zamanda ibadet ortamına ve koruma kurallarına uygun davranmasını da bekler. Ayasofya’nın deneyim değeri, bu hassas dengenin korunmasına bağlıdır: yapı hem yaşayan bir ibadet mekânıdır hem de uluslararası ölçekte ziyaret edilen bir kültürel miras alanıdır.
Sonuç olarak Ayasofya’da ziyaretçi deneyimi, görme, öğrenme, ibadet ortamına saygı gösterme ve koruma kurallarına uyma unsurlarının birleşiminden oluşur. Girişlerin ayrılması, galeri katı güzergâhı, kulaklıklı çok dilli bilgilendirme, rehber anlatımının sınırlandırılması, güvenlik sistemleri, restorasyonla birlikte sürdürülen ziyaret düzeni ve deneyim müzesi gibi uygulamalar, bu çok katmanlı yapının güncel kullanıma uyarlanmış biçimleridir. Bu model, Ayasofya’nın tarihî ağırlığını yalnızca sergilenen bir anıt olarak değil, kontrollü, yaşayan ve korunması gereken bir mekân olarak ziyaretçiye aktarmayı amaçlar.

Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi (Anadolu Ajansı)
Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi, İstanbul’un ve Ayasofya’nın tarihî serüvenini görsel-işitsel teknolojilerle aktaran çağdaş bir müze ve deneyim alanıdır. İstanbul’un simge yapılarından Defter-i Hakani Nezareti binasında yer alan müze, 2023 yılında açılmıştır. Yaklaşık 3.200 metrekarelik kapalı alanda ve 13 salonda düzenlenen müze, Ayasofya’nın 1700 yıllık tarihini ileri teknolojiyle desteklenen hibrit bir müzecilik anlayışıyla ziyaretçilere sunmaktadır.【149】
Müze üç kattan oluşmaktadır. Üçüncü ve ikinci katlarda Ayasofya’nın tarihini konu alan deneyim müzesi yer alırken, birinci katta Ayasofya’ya ait yaklaşık 300 tarihî eserin sergilendiği koleksiyon bölümü bulunmaktadır. Deneyim alanında Ayasofya’nın ve İstanbul’un tarihî gelişimi 13 farklı odada, yüksek teknolojiler kullanılarak ziyaretçilerin kendilerini tarihin içinde hissedebileceği bir anlatım düzeniyle aktarılmaktadır. Anlatım, 23 farklı dil seçeneğiyle sunulmaktadır.【150】

“Müze Tarihi Eserler Koleksiyonu” İçinde Kur'an-ı Kerim (Anadolu Ajansı)
Müze turu, Bizans İmparatorluğu’nun kuruluşundan başlayarak Ayasofya’nın inşasına ve günümüzdeki durumuna kadar uzanan evreleri kapsamaktadır. Bizans dönemi anlatısında Konstantin, Theodosius, matematikçi İsidoros ve İmparator Jüstinyen gibi isimlerin Ayasofya tarihindeki yerleri ele alınmaktadır. Osmanlı bölümü ise Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya’ya verdiği önemle başlamakta, ardından Osmanlı padişahlarının yapıya katkıları ve Mimar Sinan’ın Ayasofya’yı bugüne taşıyan koruma anlayışı görsel-işitsel teknolojilerle anlatılmaktadır.
Müzenin sergi salonunda, Ayasofya’nın 4. yüzyıldan günümüze uzanan tarihî yolculuğu yaklaşık 300 orijinal eserle sunulmaktadır. “Müze Tarihi Eserler Koleksiyonu” içinde 15. yüzyıldan kalan Kur’an-ı Kerim, Kur’an-ı Kerim cüzü, nadide şamdanlar ve Hristiyanlık dinine ait litürjik malzemeler yer almaktadır. Ayrıca Ayasofya’nın yapımında kullanılan ve üzerinde eski Grekçe yazıtlar bulunan tarihî tuğla ile Fossati Kardeşler tarafından yapılan, kubbedeki dört Seraphim meleğinin yüzünü kaplayan bronz madalyonlardan biri de sergilenmektedir.【151】

İç Mekan (Anadolu Ajansı)
Müzede teknoloji destekli sanat eserleri de bulunmaktadır. Mapping tekniğiyle sergilenen ve 12 bin küpten oluşan Mimar Sinan enstalasyonu, bu eserlerden biridir. Ayrıca farklı aynalama teknikleriyle hazırlanan ve Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’ni boyutlu biçimde gösteren “sonsuzluk aynaları”, teknoloji, sanat ve tarih anlatımını bir araya getiren uygulamalar arasında yer almaktadır.
Ayasofya, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan İstanbul’un Tarihî Alanları kapsamındaki başlıca anıtlardan biridir. Yapı, tarihsel süreç içinde Bizans İmparatorluğu’nun başlıca kilisesi, Osmanlı döneminin önemli camilerinden biri, Cumhuriyet döneminde müze ve 2020 sonrasında yeniden cami olarak kullanılmıştır. Bu işlevsel süreklilik ve dönüşüm, Ayasofya’nın İstanbul’un tarihî çekirdeği içindeki çok katmanlı kimliğini belirleyen temel unsurlardandır.【152】
UNESCO tarafından yapılan değerlendirmede Ayasofya, mimari bir başyapıt ve yüzyıllar boyunca Avrupa ile Asya arasındaki etkileşimlerin tanığı olarak tanımlanmıştır.【153】 Ayasofya’nın Dünya Mirası kapsamındaki değeri, yapının mimari özgünlüğü, tarihsel sürekliliği, farklı dönemlerden taşıdığı izler ve İstanbul’un kültürel peyzajı içindeki merkezi rolüyle ilişkilidir.
Ayasofya’nın statüsü, tarihsel süreç içinde yalnızca Türkiye içindeki kullanım kararlarıyla sınırlı kalmamış, uluslararası düzeyde kültürel miras, dinî temsil, tarihsel hafıza ve koruma ilkeleri çerçevesinde de tartışılmıştır. Yapının Bizans döneminde kilise, Osmanlı döneminde cami, Cumhuriyet döneminde müze ve 2020 sonrasında yeniden cami olarak kullanılması, Ayasofya’yı farklı topluluklar için tarihî ve sembolik anlamlar taşıyan bir mekân hâline getirmiştir.
Ayasofya’nın 2020 yılında yeniden cami statüsüne alınması, bu tartışmaların güncel evresini oluşturmuştur. Karar sonrasında yapı, 24 Temmuz 2020’de 86 yıl sonra kılınan cuma namazıyla ibadete açılmıştır. Kararın ardından UNESCO, statü değişikliğinin önceden görüşme yapılmadan gerçekleştirilmesinden üzüntü duyduğunu açıklamış ve Ayasofya’nın İstanbul’un Tarihî Alanları Dünya Mirası mülkünün parçası olduğunu vurgulamıştır.【154】
Ayasofya’ya ilişkin uluslararası tartışmaların bir diğer boyutu, yapının tarihsel hafıza ve sembolik anlamıyla ilgilidir. Ayasofya’nın 1453 sonrasında camiye çevrilmesi “kılıç hakkı” ve İstanbul hâkimiyetinin sembolü olarak değerlendirilirken, bazı Hristiyan topluluklar açısından kayıp ve tarihsel travma kavramlarıyla ilişkilendirilmiştir.
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nin koruma sorunları, yapının uzun tarihsel geçmişi, geçirdiği işlev değişiklikleri, strüktürel karmaşıklığı, iç mekân bezemelerinin hassasiyeti, nem etkileri ve yoğun ziyaretçi kullanımıyla ilişkilidir. Yapı, Bizans döneminden Osmanlı dönemine, müze kullanımından güncel cami işlevine kadar farklı müdahale ve kullanım evreleri geçirmiştir. Bu nedenle koruma yaklaşımı, yalnızca ana yapının fiziksel bütünlüğünü değil; mozaikleri, mermer kaplamaları, çatı örtüsünü, taşıyıcı sistemi, Osmanlı dönemi eklerini, arkeolojik çevreyi ve ziyaretçi yönetimini birlikte ele almayı gerektirmektedir.
UNESCO’nun 1993 tarihli İstanbul misyon raporunda Ayasofya’nın iç mekânında özgün ışık ve renk etkisinin önemli ölçüde zayıfladığı belirtilmiştir.【155】 Raporda, 19. yüzyıl boyalı tonoz bezemelerinde nem kaynaklı renk değişimleri görüldüğü, bazı yerlerde sıva dökülmeleri yaşandığı ve alt kotlardaki mermer kaplamaların kirlenerek yapıya “yorgun” bir görünüm verdiği ifade edilmiştir.
Yapının strüktürel durumu, koruma sorunlarının temel başlıklarından biridir. Ayasofya’nın taşıyıcı sistemi, ilk inşa evresinden itibaren karmaşık bir yapıya sahiptir. Uzun ömrü boyunca eklenen dolgular, kısmi yeniden yapımlar, payandalar ve bağlayıcı elemanlar bu karmaşıklığı artırmıştır. Yapıdaki çatlaklar ve deformasyonların bir kısmı ilk inşa sürecindeki hızlı yükleme ile, sonraki çatlaklar ise oturma, ısıl hareketler ve depremlerle ilişkilendirilmiştir.

Ana Kubbede Yapılacak Olan Restorasyonun Temsili Görseli (Anadolu Ajansı)
Güncel kullanım ve ziyaretçi yoğunluğu, koruma-kullanım dengesini etkileyen bir başka başlıktır. 24 Temmuz 2020’deki yeniden ibadete açılışta Ayasofya Meydanı ve çevresinde büyük bir katılım gerçekleşmiş, namaz alanları vaktinden önce dolmuş ve ziyaretçi akışı güvenlik noktalarıyla düzenlenmiştir. İnanç turizmi üzerine yapılan çalışmada da cami statüsü sonrasında ziyaretçi yoğunluğu, çevre kirliliği, giriş düzeni, gürültü ve ziyaret deneyimi gibi konular değerlendirilmiştir.【156】
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi, kültürel ve sembolik değeri bakımından tek bir döneme referans almayan; dini, tarihi, mimari ve kentsel katmanların dönüşümünü bünyesinde yansıtan bir yapı olarak değerlendirilir.
Yapının sembolik niteliği, İstanbul’un tarihî merkezi içindeki konumuyla da ilişkilidir. Bizans döneminde Ayasofya, saray, Hipodrom, Aya İrini, sarnıçlar ve kentin diğer kamusal yapılarıyla bağlantılı merkezî bir çevre içinde yer almıştır. Bu bağlamda Ayasofya, imparatorluk merkeziyle bağlantılı büyük mabet konumunda bulunmuş; saray, senato, mahkeme ve Hipodrom gibi yapılarla birlikte törensel, idari ve dinî bir odak meydana getirmiştir.
Osmanlı döneminde de Ayasofya ve çevresi şehir merkezi olma niteliğini sürdürmüştür. Fetih sonrasında camiye dönüştürülen yapı , çevresinde oluşan külliye ile yeni bir mimari ve dinî kimlik kazanarak İslami bir merkez haline gelmiştir. Minareler, mihrap, minber, kürsü, mahfiller, kütüphane, şadırvan, sıbyan mektebi, aşhane-imaret, sebil, çeşme, türbe ve hazire gibi ekler, yapının Osmanlı dönemindeki kullanımını ve sembolik anlamını genişletmiştir.
Ayasofya’nın kültürel değeri, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait mekânsal izlerin aynı yapı içinde okunabilmesinden de kaynaklanır. Doğu uçta yer alan apsis, Bizans döneminde litürjik odağı oluştururken, Osmanlı döneminde ibadet yönünün değişmesine bağlı olarak mihrap düzeni eklenmiştir. Böylece apsis çevresi, iki farklı dinî ve mimari dönemin izlerini birlikte taşıyan bir alan hâline gelmiştir.
Yapının yakın çevresindeki sultan türbeleri de Ayasofya’nın sembolik değerini güçlendiren Osmanlı dönemi katmanları arasındadır. II. Selim, III. Murad, III. Mehmed ve Şehzadeler türbeleri, Ayasofya çevresinde Osmanlı hanedan mimarisinin önemli bir parçasını oluşturmuştur.
Michael Gottwald. "Hagia Sophia.” flickr. Erişim tarihi: 31 Mayıs 2026. https://flic.kr/p/81YMHT
Penn State University Libraries Architecture and Landscape. "Hagia Sophia: Plan.” flickr. Erişim tarihi: 31 Mayıs 2026. https://flic.kr/p/9NRYgD
"Ayasofya Narteks Mozaikleri: 1932 de Yapılan İş." Türk Tarih, Arkeologya ve Etnografya Dergisi, no. 3 (1936): 199-202. Erişim tarihi: 25 Mayıs 2026. https://makale.isam.org.tr/items/b783cd08-9764-4b33-82cd-10dbb0e27c2b
Akan, Erkin. "Ayasofya Camisi’nin Müzeye Çevrilmesi Üzerine Bir Araştırma." Türk Dünyası Araştırmaları 125, no. 247 (Temmuz-Ağustos 2020): 313–328. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1184889.
Akan, Erkin. "Cumhuriyet Döneminde Ayasofya." Yüksek Lisans Tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2008. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=svUmPQBaC9aQQoZeoxQ-kA&no=wO1vwNtOInrHGEJ4A0v8pA.
Akdoğmuş, Sedat, ve Bilge Ar. "Ayasofya’yı Tarihselleştirmek: Erken Klasik Dönem Osmanlı Kroniklerinde Ayasofya Kavrayışı (1451-1512)." İslam Tetkikleri Dergisi 15, no. 1 (2025): 263–292. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://dergipark.org.tr/tr/pub/iuislamtd/article/1568326.
Akdoğmuş, Sedat. "Erken Klasik Dönem Osmanlı Kroniklerinde Ayasofya Anlatısının Tarihsel Değişimi." Doktora Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, 2025. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=5NNqZKwwGohPh6_KCcfp-i-OIvO5U1rZ0kvGC50noCl_9n-_K1ZEtP26Ij1uPw-6.
Anadolu Ajansı. "Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi, İstanbul'un ve Ayasofya'nın tarihine ışık tutuyor.” Anadolu Ajansı. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://www.aa.com.tr/tr/kultur/ayasofya-tarih-ve-deneyim-muzesi-istanbulun-ve-ayasofyanin-tarihine-isik-tutuyor/3510254
Anadolu Ajansı. "Ayasofya'nın ana kubbesinde tarihi restorasyon başlıyor.” Anadolu Ajansı. Erişim tarihi: 31 Mayıs 2026. https://www.aa.com.tr/tr/kultur/ayasofyanin-ana-kubbesinde-tarihi-restorasyon-basliyor/3537779
Anadolu Ajansı. "Ayasofya, yapımında kullanılan 30 farklı tür ve kökenden taşla "doğal taş müzesi" gibi.” Anadolu Ajansı. Erişim tarihi: 31 Mayıs 2026. https://www.aa.com.tr/tr/kultur/ayasofya-yapiminda-kullanilan-30-farkli-tur-ve-kokenden-tasla-dogal-tas-muzesi-gibi/2785805
Anadolu Ajansı. "Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi 86 yıl sonra kılınan cuma namazıyla ibadete açıldı.” Anadolu Ajansı. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://www.aa.com.tr/tr/ayasofya-camii/ayasofya-i-kebir-cami-i-serifi-86-yil-sonra-kilinan-cuma-namaziyla-ibadete-acildi/1921197
Anadolu Ajansı. "İçeriden dışarıdan tüm yönleriyle Ayasofya Camii.” YouTube, 5:40. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://www.youtube.com/watch?v=nC-Q35QfIx8&t=145s
Aslan, Ferhat. "Ayasofya Efsaneleri (Tespit-İnceleme)." Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2009. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=ZeTyprYuef2HkaF3xt4wYtMsEXXmJFjrILMo3SsbbKeiMJRBECcoel1rhfPAAjy5.
Attar, Khaoula. 'Ayasofya'nın iç görünümü, süslü tavan ve avizelerle dikkat çekiyor.'' pexels. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/avizelerle-ayasofya-nin-muhtesem-ic-mekani-34748544/
Ayasofya Camii. "Ayasofya Sanal Tur." Resmî Sanal Tur Sayfası, Ayasofya Camii Resmî Web Sitesi. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.ayasofyacamii.gov.tr/sanaltur/index.html.
Ayasofya Camii. "Ayasofya’nın Hukuki Statüsü." Ayasofya Camii Resmi Web Sitesi. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.ayasofyacamii.gov.tr/tr/ayasofyanin-statusu.
Ayasofya Camii. "Günümüzde Ayasofya." Çevrimiçi Fotoğraf Galerisi. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.ayasofyacamii.gov.tr/tr/galeri/gunumuzde-ayasofya.
Aykaç, Pınar. "Kentsel Bağlamda Müzeleşme: Sultanahmet Bölgesi’nin Müze Alanına Dönüşümü." TÜBA-KED 21 (2020): 113–128. https://doi.org/10.22520/tubaked.2020.21.008.
Baş, Bilal. "Ayasofya Mozaiklerinin Teolojisi." Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu (2-4 Ekim 2020) içinde, 523–531. Ankara: T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, 2021. Erişim tarihi: 25 Mayıs 2026. https://makale.isam.org.tr/items/540f7441-8047-4629-92b8-4f0cea84718a
Baş, Yaşar. "Fatih Sultan Mehmed’den II. Bayezid’e Ayasofya Vakıfları ve 1489-1491 Tarihli Vakıf Muhasebeleri." Tarih Dergisi, sy. 41 (2012): 25–42. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://dergipark.org.tr/tr/pub/iutarih/article/120122.
Berger, Albrecht. "Imperial and Ecclesiastical Processions in Constantinople." History of Istanbul. Cilt 3. 2020. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://istanbultarihi.ist/455-imperial-and-ecclesiastical-processions-in-constantinople.
Biber, Semanur. ”sanat-mimari-kubbe.” Pexels. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/sanat-mimari-kilise-eski-8080685/
Buzlu, Fırat ve Can Şakir Binan. "Ayasofya’nın 6.yy Duvar Taş Kaplamaları ve Yapım Tekniğindeki Detaylar." Türk Arkeoloji ve Etnografya Dergisi, no. 84 (2022/2): 85-103. Erişim tarihi: 25 Mayıs 2026. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2188815
Constantine Porphyrogennetos. The Book of Ceremonies. Çevirenler: Ann Moffatt ve Maxeme Tall. 2 cilt. Byzantina Australiensia 18. Leiden/Boston: Brill, 2012. Internet Archive dijital kütüphanesi. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://archive.org/details/constantine-porphyrogennetos-the-book-of-ceremonies-brill.
Cutler, Anthony. “Structure and Aesthetic at Hagia Sophia in Constantinople.” The Journal of Aesthetics and Art Criticism 25, no. 1 (1966): 27–35. Erişim tarihi: 25 Mayıs 2026. https://doi.org/10.2307/428881
DEM. "Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi.” demmuseums.com. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://www.demmuseums.com/tr/projeler/detay/ayasofya-tarih-ve-deneyim-muzesi
Decoster, Rym. "Hagia Sophia.” flickr. Erişim tarihi: 31 Mayıs 2026. https://flic.kr/p/i1HscN
Deniz, Yavuz Selim, ve Muharrem Avcı. “İnanç Turizminde Mekânsal Değişimin Ziyaret Motivasyonuna Etkisi: Ayasofya Cami Örneği.” Journal of Humanities and Tourism Research 13, no. 3 (2023): 472-87. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://izlik.org/JA96KZ85US
Diker, Hasan Fırat. "Belgeler Işığında Ayasofya'nın Geçirdiği Onarımlar." Doktora Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2010. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=NtBAevXNhYaNqJFoAcdBdlP5Ed_Ik1Bul3xhNLzDWBOLe1nuNJy-u_U8HlRe4kKW.
Diker, Hasan Fırat. "Fossati Onarımları Öncesi ve Sonrası Ayasofya." Anadolu ve Çevresinde Ortaçağ 4 içinde, 169-186. Ankara: AKVAD Yayınları, 2010. https://www.academia.edu/57257183/Fossati_Onar%C4%B1mlar%C4%B1_%C3%96ncesi_ve_Sonras%C4%B1_Ayasofya
Emerson, William, ve Robert L. Van Nice. “Hagia Sophia: A Unique Architectural Achievement of the Sixth Century.” Bulletin of the American Academy of Arts and Sciences 4, no. 2 (1950): 2–3. Erişim tarihi: 25 Mayıs 2026. http://www.jstor.org/stable/3822741
Eyice, Semavi, ve İsmail E. Erünsal. "Ayasofya." İslâm Ansiklopedisi. Cilt 4, 202–258. İstanbul, 1991. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya.
Hostetler, Brad. "Hagia Sophia, bema.” flickr. Erişim tarihi: 31 Mayıs 2026. https://flic.kr/p/28QfsTd
Kala, Eyüp Sabri. "Fatih Külliyesi ve Ayasofya-i Kebir Vakfı (Hayır Müesseseleri, Hizmetleri, Görevlileri ve Yönetimi)." FSM İlmi Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, sy. 15 (2020): 99–130. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://dergipark.org.tr/tr/pub/fsmia/article/758040.
Kandemir, İsmail. Ulu Mâbed Ayasofya. İstanbul: Ekip Matbaa, 2004. Internet Archive dijital kütüphanesi. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://ia903207.us.archive.org/28/items/ulu-mabed-ayasofya/Ulu%20Mabed%20Ayasofya.pdf.
Kaya, Nilay. "Evliyâ Çelebi Seyahatnâme’sinde Ayasofya Camii ve Ekfrastik Yaklaşım." Millî Folklor 28, no. 110 (2016): 101–114. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://repository.bilkent.edu.tr/server/api/core/bitstreams/88bc16b5-1374-4a2f-9830-bf47827edacf/content.
Keskin, Ümran. "Afterlives of Hagia Sophia: The Change in the Official Attitudes Towards Preserving Antiquities in the Late Ottoman and Early Republican Periods." Yüksek Lisans Tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 2011. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://open.metu.edu.tr/bitstream/handle/11511/21075/index.pdf.
Korkmaz, Esra. ''Ayasofya.'' pexels. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/kent-simgesi-gorulecek-yer-ic-ic-mekan-26844176/
Kıran, Yavuz Selim. “Hagia Sophia: Symbol of Peace and Diversity.” Insight Turkey 22, no. 3 (2020): 67–74. Erişim tarihi: 25 Mayıs 2026. https://www.jstor.org/stable/26956177
Kızılelma, Sema. "Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Mimari Özellikleri ve Dönemsel Değişimler." Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi Sempozyumu Bildirileri (01-07 Ekim 2020) içinde, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları. Erişim tarihi: 25 Mayıs 2026. https://www.researchgate.net/publication/357017962_Ayasofya-i_Kebir_Camii_Serifi_Mimari_Ozellikleri_ve_Donemsel_Degisimler
Library Of Congress. "Ste. Sophie / Sébah & Joaillier. digital file from original.” loc.gov. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://www.loc.gov/resource/ppmsca.03666/
Library of Congress. "Views of Istanbul, Chiefly Hagia Sophia, and Other Locations in Turkey." II. Abdul-Hamid II Collection. Fotoğraf Grubu, LOT 13554. Klasör ve Albüm Serisi, ca. 1880–1893. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.loc.gov/pictures/search/?q=LOT+13554+turkey&sp=5&st=gallery.
MacDonald, William. “Design and Technology in Hagia Sophia.” Perspecta 4 (1957): 20–27. Erişim tarihi: 25 Mayıs 2026. https://doi.org/10.2307/1566853
Morey, Charles Rufus. “The Mosaics of Hagia Sophia.” The Metropolitan Museum of Art Bulletin 2, no. 7 (1944): 201–10. Erişim tarihi: 25 Mayıs 2026. https://doi.org/10.2307/3257129
Naz, Yasemin. "Kolektif Hafızanın Derin Dehliz Mabedi: Ayasofya." Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, Türk-Yunan İlişkileri Özel Sayısı, 5 (2021): 219-31. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://doi.org/10.30692/sisad.930239
Necipoğlu, Gülru. “The Scrutinizing Gaze In The Aesthetics of Islamic Visual Cultures: Sight, Insight, and Desire.” Muqarnas 32 (2015): 23–61. Erişim tarihi: 25 Mayıs 2026. http://www.jstor.org/stable/44657311
Neftçi, Aras. "Ayasofya Camii Sultan Türbeleri Çift Cidarlı Kubbeleri." Uluslararası Ayasofya Sempozyumu Bildiriler Kitabı 24-25 Eylül 2020 içinde, 707–734. İstanbul: Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Yayınları, 2021. https://makale.isam.org.tr/items/ad0093c1-146b-48bf-af27-7e99798d09a0
Neumeier, Emily, ve Benjamin Anderson, eds. Hagia Sophia in the Long Nineteenth Century. 1. bs. Edinburgh: Edinburgh University Press, 2024. JSTOR. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.jstor.org/stable/10.3366/jj.9941223.
Nohut, Said. "Ayasofya-i Kebir Medresesi (15-19. Yüzyıllar)." Doktora Tezi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, 2024. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=weFMBHaUra8rsS5wi2bmHCkIw3l6Cyry--nmBxpMWk8Qw4g6fBwYTYO3aVHHUOhl.
Paulus Silentiarius. Descriptio Sanctae Sophiae. MS 563. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.pallasweb.com/deesis/hagia-sophia-poem-of-paul-the-silentiary.html.
Penn State University Libraries Architecture and Landscape. "Hagia Sophia: Plan.” flickr. Erişim tarihi: 31 Mayıs 2026. https://flic.kr/p/9TLaa9
Photios. "On the Beginning of Lent and on the Image of the Mother of God in Hagia Sophia." MS 867. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.pappaspatristicinstitute.com/post/photios.
Plambeck, Nermin. "İstanbul Ayasofya Müzesi'nde Bulunan Maden İkonalar." Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi, 2024. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=KMB79M3N7zK1UR2WYeRgQmVCPtPYpHIuwH5te1adSdXVQwak1XSMXjGAD8teWkGI.
Procopius. "Description of Hagia Sophia." Buildings. MS 537. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.pallasweb.com/deesis/procopius-description-of-hagia-sophia.html.
Procopius. Procopius. Çeviren: Henry Bronson Dewing. 7 cilt. Loeb Classical Library. Cambridge, MA: Harvard University Press, 1914. Internet Archive dijital kütüphanesi. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://archive.org/details/procopius00proc_0.
Qi, Yueming. “Hagia Sophia: The Epitome Of Sacred Lighting.” International Journal of Arts Humanities and Social Sciences Studies 9, no. 6 (2024): 13-23. Erişim tarihi: 25 Mayıs 2026. https://www.ijahss.com/Paper/09062024/1179451933.pdf
Rakipoğlu, Zeynep. "Ayasofya'nın Yeniden Cami Statüsüne Kavuştuğu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin Üzerinden 5 Yıl Geçti." Anadolu Ajansı. 10 Temmuz 2025. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/ayasofyanin-yeniden-cami-statusune-kavustugu-cumhurbaskanligi-kararnamesinin-uzerinden-5-yil-gecti/3626789.
Rawpixel. ''Interior of Hagia Sophia by Pascal Sébah.'' Rawpixel. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://www.rawpixel.com/image/14278491/interior-hagia-sophia-pascal-sebah
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı. Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (2-4 Ekim 2020 / Çevrim İçi). Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://dijital.diyanet.gov.tr/File/Download?path=4221_1.pdf&id=4221.
T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı. "Ayasofya’nın İbadete Açılmasına İlişkin Cumhurbaşkanı Kararı Resmi Gazete’de." Resmi Gazete Duyurusu. 10 Temmuz 2020. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/ayasofyanin-ibadete-acilmasina-iliskin-cumhurbaskani-karari-resmi-gazetede.
T.C. Danıştay Onuncu Daire. Esas No: 2016/16015, Karar No: 2020/2595. Karar tarihi: 2 Temmuz 2020. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://danistay.gov.tr/assets/pdf/guncelKararlar/10_07_2020_060019.pdf.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü. İstanbul Vakıflar I. Bölge Müdürlüğü. "Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Ziyaret Alanları Hk." Resmî Yazı, Sayı: E-55001114-160.04.06-575579, 15 Ocak 2024. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.tursab.org.tr/apps//Files/Content/1acdefa9-f5e0-424a-a83a-b9350527de8f.pdf.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. "Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi." Müze Kart / muze.gov.tr. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://muze.gov.tr/muze-detay?DistId=MRK&SectionId=YSM01.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. "Ayasofya-i Kebir Camii’nde Yeni Düzenleme 15 Ocak’ta Başlıyor." Basın Açıklaması, 12 Ocak 2024. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Basın Bülteni. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://basin.ktb.gov.tr/TR-364045/ayasofya-i-kebir-camiinde-yeni-duzenleme-15-ocakta-basliyor.html.
T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü. Ebu’l-Feth Sultan Mehmed Han Vakfiyesi (Ayasofya Vakfiyesi). Ankara: Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadîme Arşivi. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.erhanuludag.com/wp-content/uploads/2024/05/ayasofya_vakfiyesi_defter-35339641-a0db-42de-a761-8fa0a28d5c32.pdf.
Topçuoğlu, Bünyamin. "Osmanlı ve Cumhuriyet Döneminde Ayasofya-i Kebîr Camii’nde Tebliğ ve İrşat Faaliyetleri." Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, 2024. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://openaccess.izu.edu.tr/entities/publication/701a6bcb-89b8-4e51-8f9e-cf3da2e77edf.
Toumpouri, Marina. "Cathedral of Hagia Sophia Also Known as 'Cathedral of Saint Sophia', 'Cathedral of Holy Wisdom'." Database of Religious History. Nicosia: Centre for Medieval Arts and Rituals, University of Cyprus / The University of British Columbia, 2022. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://open.library.ubc.ca/media/stream/pdf/52387/1.0422124/2.
Turkish Museums. "Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi." Turkish Museums Portal. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.turkishmuseums.com/museum/detail/2068-ayasofya-tarihi-muzesi/2068/1.
Tuğ, Yunus. ''Ayasofya.'' pexels. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/kent-sehir-binalar-yapilar-8049690/
Türkiye Kültür Portalı. "Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi - İstanbul." Çevrimiçi Kültür Envanteri. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/istanbul/gezilecekyer/ayasofya-muzesi.
Türkiye Kültür Portalı. "Ayasofyai Kebir Camii Şerifi - İstanbul.” T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/istanbul/gezilecekyer/ayasofya-muzesi
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği. "Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Ziyaretleri Hakkında Duyuru." TÜRSAB Kurumsal Haberler. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.tursab.org.tr/duyurular/ayasofya-i-kebir-cami-i-serifi-ziyaretleri-hakkinda-duyuru.
UNESCO. "Historic Areas of Istanbul." Resmî Dünya Mirası Listesi Tescil Belgesi, ID 356. 6 Aralık 1985. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://whc.unesco.org/document/157978.
UNESCO. "UNESCO MISSION TO ISTANBUL NOVEMBER 1993.” whc.unesco.org. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://whc.unesco.org/document/140369
UNESCO. "UNESCO Statement on Hagia Sophia, Istanbul." UNESCO World Heritage Centre / UNESCO News. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://www.unesco.org/en/articles/unesco-statement-hagia-sophia-istanbul.
UNESCO. "UNESCO statement on Hagia Sophia, Istanbul.” whc.unesco.org. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://whc.unesco.org/en/news/2156
Yosmaoǧlu, İpek Kocaömer. “History, Memory, and the Hagia Sophia Controversy.” Journal of the Ottoman and Turkish Studies Association 8, no. 1 (2021): 235–42. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://www.jstor.org/stable/48680074
Yüksel, Burçin Nur ve Yasemen Say Özer. "Temporality and Memory in Architecture: Hagia Sophia." CONARCH III International Congress of Architecture: Memory of Place in Architecture and Planning Congress Proceedings (11-13 May 2017, Konya) içinde, 115-125. Trabzon: Karadeniz Teknik Üniversitesi Yayınları, 2017. Erişim tarihi: 25 Mayıs 2026. https://iconarch.ktun.edu.tr/index.php/iconarch/article/view/167/137
Yılmaz, Volkan. "Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi.” Pexels. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026. https://www.pexels.com/tr-tr/video/kent-peyzaj-su-bina-19808032/
fusion-of-horizons. "Hagia Sophia - Ayasofya - Αγία Σοφία.” flickr. Erişim tarihi: 31 Mayıs 2026. https://flic.kr/p/2fKbeYQ
fusion-of-horizons. "unfurl all sails.” flickr. Erişim tarihi: 31 Mayıs 2026. https://flic.kr/p/FFr4Dn
Çam, Mevlüt, ve Beyhan Hacıömeroğlu. "Tarihçe-i Ayasofya." Vakıflar Dergisi, sy. 53 (2020): 247–263. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://dergipark.org.tr/tr/pub/vakiflar/article/759710.
Çelebi, Ahmed Zahid. "Ayasofya Büyük Levhalarının Fotoğraf ve Gravürler Üzerinden Geçmişten Günümüze Durumu." İslam Tetkikleri Dergisi - Journal of Islamic Review 11, no. 1 (2021): 209–242. Erişim tarihi: 29 Mayıs 2026. https://makale.isam.org.tr/server/api/core/bitstreams/66dc8c7b-4365-4f37-ad2d-075b0e047a9b/content
Çoruhlu, Yakup Emre, Bayram Uzun, ve Okan Yıldız. "Conflict over the Use of Hagia Sophia: The Legal Case." Land 9, no. 10 (2020): 350. https://doi.org/10.3390/land9100350.
Özkan, Naz. "Bizans’ın Unutulmaz Aşıkları: Theodora ve Jüstinyen." Koç Üniversitesi ANAMED. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://anamed.ku.edu.tr/bizansin-unutulmaz-asiklari-theodora-ve-justinyen/.
İkinci, Abdullah. "Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Ayasofya." Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, 2014. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=VpVsJT-qibT_15Q7386_cA&no=U17Po53u0HlAmk0ANdmoaQ.
İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. "Tourism Information Offices." İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Portal. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://istanbul.ktb.gov.tr/EN-284752/tourism-information-offices.html.
Şahin, Mehmet. "Alman Arkeoloji Enstitüsünün Ayasofya Kazıları." Türk Arkeoloji ve Etnografya Dergisi, sy. 87 (2024): 98–121. Erişim tarihi: 28 Mayıs 2026. https://dergipark.org.tr/tr/pub/arkeolojiveetnografya/article/1207361.
[1]
Erkin Akan, “Cumhuriyet Döneminde Ayasofya” (Yüksek Lisans Tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2008), s. 5.
[2]
Procopius, Buildings, çev. Henry Bronson Dewing, Procopius, c. 7, Loeb Classical Library (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1971), s. 21. Ayrıca Procopius çevirisinin ek notlarında bu pasajın yazma nüsha okuması için “suspended from heaven with the golden chain” ifadesinin Homeros, İlyada VIII.19’a gönderme taşıdığı belirtilir; bu not s. 398B’dedir.
[3]
Ferhat Aslan, “Ayasofya Efsaneleri (Tespit-İnceleme)” (Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2009), s. 14.
[4]
Ömer Şimşek, “Osmanlı Devleti’nin Son Dönem Âlimlerinden ve Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi Kürsü Şeyhlerinden Manastırlı İsmail Hakkı ve Mevâiz Adlı Eserinin İncelenmesi,” içinde Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 189.
[5]
Naz Özkan, "Bizans’ın Unutulmaz Aşıkları: Theodora ve Jüstinyen," Koç Üniversitesi ANAMED, erişim tarihi: 28 Mayıs 2026, https://anamed.ku.edu.tr/bizansin-unutulmaz-asiklari-theodora-ve-justinyen/.
[6]
Constantine Porphyrogennetos, The Book of Ceremonies, çev. Ann Moffatt ve Maxeme Tall, 2 cilt, Byzantina Australiensia 18 (Leiden/Boston: Brill, 2012), xxxvi.
[7]
Emily Neumeier ve Benjamin Anderson, eds., Hagia Sophia in the Long Nineteenth Century (Edinburgh: Edinburgh University Press, 2024), s. 6.
[8]
Semavi Eyice ve İsmail E. Erünsal, “Ayasofya,” İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, erişim 28 Mayıs 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya; Murat Akgündüz, “Osmanlı Döneminde Ayasofya-i Kebîr Camii Hatipliği ve Vâizliği,” içinde Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 385; Hasan Fırat Diker, “Belgeler Işığında Ayasofya’nın Geçirdiği Onarımlar” (Doktora Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2010), s. 88.
[9]
Semavi Eyice ve İsmail E. Erünsal, “Ayasofya,” İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, erişim 28 Mayıs 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya; Erkin Akan, “Cumhuriyet Döneminde Ayasofya” (Yüksek Lisans Tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2008), s. 3.
[10]
Mehmet Şahin, “Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Ayasofya Kazıları,” Türk Arkeoloji ve Etnografya Dergisi, sy. 87 (2024): s.92.
[11]
Semavi Eyice ve İsmail E. Erünsal, “Ayasofya,” İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, erişim 28 Mayıs 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya.
[12]
İsmail Ceran, “Bizans Döneminde Ayasofya’nın Tahrip Olması,” içinde Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 124.
[13]
Ferhat Aslan, “Ayasofya Efsaneleri (Tespit-İnceleme)” (Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2009), s. 6.
[14]
Semavi Eyice ve İsmail E. Erünsal, “Ayasofya,” İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, erişim 28 Mayıs 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya.
[15]
Mehmet Şahin, “Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Ayasofya Kazıları,” Türk Arkeoloji ve Etnografya Dergisi, sy. 87 (2024): s. 92.
[16]
Mehmet Şahin, “Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Ayasofya Kazıları,” Türk Arkeoloji ve Etnografya Dergisi, sy. 87 (2024): s. 91-92.
[17]
Ümran Keskin, “Afterlives of Hagia Sophia: The Change in the Official Attitudes Towards Preserving Antiquities in the Late Ottoman and Early Republican Periods” (Yüksek Lisans Tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 2011), s. 53-54.
[18]
Abdullah İkinci, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayasofya” (Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, 2014), s. 42.
[19]
Semavi Eyice ve İsmail E. Erünsal, “Ayasofya,” İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, erişim 28 Mayıs 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya.
[20]
Abdullah İkinci, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayasofya” (Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, 2014), s. 42-43; Aliye Öten, “Sultanahmet Îmârında Ayasofya’nın Rolü,” içinde Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 354.
[21]
Abdullah İkinci, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayasofya” (Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, 2014), s. 43.
[22]
Procopius, Buildings, çev. Henry Bronson Dewing, Procopius, c. 7, Loeb Classical Library (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1971), s. 11-13.
[23]
Procopius, “Description of Hagia Sophia,” Buildings, erişim 28 Mayıs 2026, https://www.pallasweb.com/deesis/procopius-description-of-hagia-sophia.html.
[24]
Procopius, Buildings, çev. Henry Bronson Dewing, Procopius, c. 7, Loeb Classical Library (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1971), s. 11-13; Türkiye Kültür Portalı, “Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi - İstanbul,” erişim 28 Mayıs 2026, https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/istanbul/gezilecekyer/ayasofya-muzesi; Semavi Eyice ve İsmail E. Erünsal, “Ayasofya,” İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, erişim 28 Mayıs 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya.
[25]
İsmail Kandemir, Ulu Mâbed Ayasofya (İstanbul: Ekip Matbaa, 2004), s. 15.
[26]
Procopius, Buildings, çev. Henry Bronson Dewing, Procopius, c. 7, Loeb Classical Library (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1971), s. 21.
[27]
Procopius, Buildings, çev. Henry Bronson Dewing, Procopius, c. 7, Loeb Classical Library (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1971), s. 17.
[28]
Semavi Eyice ve İsmail E. Erünsal, “Ayasofya,” İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, erişim 28 Mayıs 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya.
[29]
Gürsoy Solmaz, “Taş Ustası Tridat’ın Ayasofya’yı Tamir Safahatı (989-994),” içinde Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 152.
[30]
Procopius, Buildings, çev. Henry Bronson Dewing, Procopius, c. 7, Loeb Classical Library (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1971), s. 11-13; Paulus Silentiarius, "Descriptio Sanctae Sophiae [MS 563]," Pallas Web: Byzantine Art and History, erişim tarihi: 28 Mayıs 2026, https://www.pallasweb.com/deesis/hagia-sophia-poem-of-paul-the-silentiary.html.
[31]
Albrecht Berger, “Imperial and Ecclesiastical Processions in Constantinople,” History of Istanbul, c. 3, 2020, erişim 28 Mayıs 2026, https://istanbultarihi.ist/455-imperial-and-ecclesiastical-processions-in-constantinople.
[32]
Photios, “Homily 17: On the Image of the Mother of God in Hagia Sophia,” çev. Cyril Mango’dan uyarlanan metin, Pappas Patristic Institute, erişim 28 Mayıs 2026, https://www.pappaspatristicinstitute.com/post/photios.
[33]
Hasan Fırat Diker, “Belgeler Işığında Ayasofya’nın Geçirdiği Onarımlar” (Doktora Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2010), s. 245-246.
[34]
Paulus Silentiarius, "Descriptio Sanctae Sophiae [MS 563]," Pallas Web: Byzantine Art and History, erişim tarihi: 28 Mayıs 2026, https://www.pallasweb.com/deesis/hagia-sophia-poem-of-paul-the-silentiary.html.
[35]
Hasan Fırat Diker, “Belgeler Işığında Ayasofya’nın Geçirdiği Onarımlar” (Doktora Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2010), s. 27, 246.
[36]
Hasan Fırat Diker, “Belgeler Işığında Ayasofya’nın Geçirdiği Onarımlar” (Doktora Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2010), s. 27, 246; Ümran Keskin, “Afterlives of Hagia Sophia: The Change in the Official Attitudes Towards Preserving Antiquities in the Late Ottoman and Early Republican Periods” (Yüksek Lisans Tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 2011), s. 55.
[37]
İsmail Ceran, “Bizans Döneminde Ayasofya’nın Tahrip Olması,” içinde Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 142.
[38]
Aliye Öten, “Sultanahmet Îmârında Ayasofya’nın Rolü,” içinde Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 356.
[39]
Semavi Eyice ve İsmail E. Erünsal, “Ayasofya,” İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, erişim 28 Mayıs 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya.
[40]
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 13.
[41]
Abdullah İkinci, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayasofya” (Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, 2014), s. 53; Ayşe Bedir, “Geçmişten Günümüze Belgelerle Ayasofya,” içinde Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 47.
[42]
Ayşe Bedir, “Geçmişten Günümüze Belgelerle Ayasofya,” içinde Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 47; İsmail Ceran, “Bizans Döneminde Ayasofya’nın Tahrip Olması,” aynı eser içinde, s. 119, 144; Abdullah İkinci, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayasofya” (Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, 2014), s. 55-56; Sedat Akdoğmuş ve Bilge Ar, “Ayasofya’yı Tarihselleştirmek: Erken Klasik Dönem Osmanlı Kroniklerinde Ayasofya Kavrayışı (1451-1512),” İslam Tetkikleri Dergisi 15, no. 1 (2025): s. 271.
[43]
Sedat Akdoğmuş, “Erken Klasik Dönem Osmanlı Kroniklerinde Ayasofya Anlatısının Tarihsel Değişimi” (Doktora Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, 2025), s. 49.
[44]
Abdullah İkinci, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayasofya” (Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, 2014), s. 56.
[45]
Mustafa S. Küçükaşcı, “İslâm Fetih Geleneği İçinde İstanbul’un Fethi ve Ayasofya’nın Camiye Tahvili,” içinde Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 289.
[46]
Abdullah İkinci, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayasofya” (Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, 2014), s. 56; Mustafa S. Küçükaşcı, “İslâm Fetih Geleneği İçinde İstanbul’un Fethi ve Ayasofya’nın Camiye Tahvili,” içinde Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 284, 289-290.
[47]
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 768-769.
[48]
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 769.
[49]
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 711.
[50]
Murat Akgündüz, “Osmanlı Döneminde Ayasofya-i Kebîr Camii Hatipliği ve Vâizliği,” içinde T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 392.
[51]
Murat Akgündüz, “Osmanlı Döneminde Ayasofya-i Kebîr Camii Hatipliği ve Vâizliği,” içinde T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 392. Ayrıca bknz. BOA, Cevdet-Maarif, No. 4248 (1 Rebîülevvel 1133 / 31 Aralık 1720).
[52]
Murat Akgündüz, “Osmanlı Döneminde Ayasofya-i Kebîr Camii Hatipliği ve Vâizliği,” içinde T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 392; Tayyarzâde, Tarih-i Atâ, c. 1, s. 239.
[53]
Ferhat Aslan, “Ayasofya Efsaneleri (Tespit-İnceleme)” (Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2009), s. 208, 339.
[54]
Semavi Eyice ve İsmail E. Erünsal, “Ayasofya,” İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, erişim 28 Mayıs 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya; Hasan Fırat Diker, “Belgeler Işığında Ayasofya’nın Geçirdiği Onarımlar” (Doktora Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2010), s. 48, 401.
[55]
Hasan Fırat Diker, “Belgeler Işığında Ayasofya’nın Geçirdiği Onarımlar” (Doktora Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2010), s. 50.
[56]
Hasan Fırat Diker, “Belgeler Işığında Ayasofya’nın Geçirdiği Onarımlar” (Doktora Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2010), s. 48.
[57]
Hasan Fırat Diker, “Belgeler Işığında Ayasofya’nın Geçirdiği Onarımlar” (Doktora Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2010), s. 51.
[58]
Semavi Eyice ve İsmail E. Erünsal, “Ayasofya,” İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, erişim 28 Mayıs 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya; Süleyman Berk, “Ayasofya Camii Levhaları Üzerine Bazı Mülâhazalar,” içinde T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 458-459, 462.
[59]
Ferhat Aslan, “Ayasofya Efsaneleri (Tespit-İnceleme)” (Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2009), s. 57.
[60]
Esengül Yıldız Altunbaş, “Ayasofya Camii’nin Restorasyon Tarihi,” içinde T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 109.
[61]
Süleyman Berk, “Ayasofya Camii Levhaları Üzerine Bazı Mülâhazalar,” içinde T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 458-459, 462.
[62]
Muhammed Köse, “Arşiv Belgelerine Göre Osmanlı Devleti’nin Son Döneminde Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Tamiratları (1839-1923),” içinde T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 184-185.
[63]
Erkin Akan, “Ayasofya Camisi’nin Müzeye Çevrilmesi Üzerine Bir Araştırma,” Türk Dünyası Araştırmaları 125, sy. 247 (2020): s. 313.
[64]
Erkin Akan, “Cumhuriyet Döneminde Ayasofya” (Yüksek Lisans Tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2008), s. 33.
[65]
Erkin Akan, “Ayasofya Camisi’nin Müzeye Çevrilmesi Üzerine Bir Araştırma,” Türk Dünyası Araştırmaları 125, sy. 247 (2020): s. 322-323.
[66]
Ümran Keskin, “Afterlives of Hagia Sophia: The Change in the Official Attitudes Towards Preserving Antiquities in the Late Ottoman and Early Republican Periods” (Yüksek Lisans Tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 2011), s. iv-vii, 4-5, 30-31.
[67]
Erkin Akan, “Ayasofya Camisi’nin Müzeye Çevrilmesi Üzerine Bir Araştırma,” Türk Dünyası Araştırmaları 125, sy. 247 (2020): s. 313; Abdullah İkinci, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayasofya” (Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, 2014), s. 136-143.
[68]
Abdullah İkinci, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayasofya” (Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, 2014), s. 165-166.
[69]
Erkin Akan, “Cumhuriyet Döneminde Ayasofya” (Yüksek Lisans Tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2008), s. 43-44.
[70]
Abdullah İkinci, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayasofya” (Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, 2014), s. 168-169.
[71]
Mehmet Şahin, “Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Ayasofya Kazıları,” Türk Arkeoloji ve Etnografya Dergisi, sy. 87 (2024): s. 91-92.
[72]
Semavi Eyice ve İsmail E. Erünsal, “Ayasofya,” İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, erişim 28 Mayıs 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya; Mehmet Şahin, “Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Ayasofya Kazıları,” Türk Arkeoloji ve Etnografya Dergisi, sy. 87 (2024): s. 100.
[73]
UNESCO, “Historic Areas of Istanbul,” erişim 28 Mayıs 2026, https://whc.unesco.org/en/list/356/.
[74]
Erkin Akan, “Ayasofya Camisi’nin Müzeye Çevrilmesi Üzerine Bir Araştırma,” Türk Dünyası Araştırmaları 125, sy. 247 (2020): s. 313.
[75]
T.C. Danıştay Onuncu Daire, Esas No: 2016/16015, Karar No: 2020/2595, 2 Temmuz 2020, s. 3.
[76]
Ayasofya Camii, “Ayasofya’nın Hukuki Statüsü,” erişim 28 Mayıs 2026, https://www.ayasofyacamii.gov.tr/tr/ayasofyanin-statusu; T.C. Danıştay Onuncu Daire, Esas No: 2016/16015, Karar No: 2020/2595, 2 Temmuz 2020, s. 17; Fatih Okumuş, “İslam Vakıflar Hukuku Açısından Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerîfi Evkâfının Statüsü,” içinde T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 777.
[77]
Ümran Keskin, “Afterlives of Hagia Sophia: The Change in the Official Attitudes Towards Preserving Antiquities in the Late Ottoman and Early Republican Periods” (Yüksek Lisans Tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 2011), s. vi-vii, 68, 71-72.
[78]
Semavi Eyice ve İsmail E. Erünsal, “Ayasofya,” İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, erişim 28 Mayıs 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya.
[79]
T.C. Danıştay Onuncu Daire, Esas No: 2016/16015, Karar No: 2020/2595, 2 Temmuz 2020, s. 9; Fatih Okumuş, “İslam Vakıflar Hukuku Açısından Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerîfi Evkâfının Statüsü,” içinde T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 775-776.
[80]
T.C. Danıştay Onuncu Daire, Esas No: 2016/16015, Karar No: 2020/2595, 2 Temmuz 2020, s. 1, 17.
[81]
T.C. Danıştay Onuncu Daire, Esas No: 2016/16015, Karar No: 2020/2595, 2 Temmuz 2020, s. 3; Semavi Eyice ve İsmail E. Erünsal, “Ayasofya,” İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, erişim 28 Mayıs 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya.
[82]
T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Ebu’l-Feth Sultan Mehmed Han Vakfiyesi (Ayasofya Vakfiyesi) (Ankara: Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadîme Arşivi), s. 6.
[83]
T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Ebu’l-Feth Sultan Mehmed Han Vakfiyesi (Ayasofya Vakfiyesi) (Ankara: Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadîme Arşivi), s. 7.
[84]
T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Ebu’l-Feth Sultan Mehmed Han Vakfiyesi (Ayasofya Vakfiyesi) (Ankara: Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadîme Arşivi), s. 45-46.
[85]
T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, “Ayasofya’nın İbadete Açılmasına İlişkin Cumhurbaşkanı Kararı Resmi Gazete’de,” 10 Temmuz 2020, erişim 28 Mayıs 2026, https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/ayasofyanin-ibadete-acilmasina-iliskin-cumhurbaskani-karari-resmi-gazetede.
[86]
Zeynep Rakipoğlu, “Ayasofya’nın Yeniden Cami Statüsüne Kavuştuğu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Üzerinden 5 Yıl Geçti,” Anadolu Ajansı, 10 Temmuz 2025, erişim 28 Mayıs 2026, https://www.aa.com.tr/tr/gundem/ayasofyanin-yeniden-cami-statusune-kavustugu-cumhurbaskanligi-kararnamesinin-uzerinden-5-yil-gecti/3626789.
[87]
Nur Çetin, “Ayasofya’nın Rus Kültürü İçin Önemi ve Ayasofya-i Kebir Camii’nin Açılışına Rusya’nın Tepkisi,” içinde T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu Bildiri Kitabı (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021), s. 628, 638-639.
[88]
Sema Kızılelma, "Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Mimari Özellikleri ve Dönemsel Değişimler," Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi Sempozyumu Bildirileri (01-07 Ekim 2020) (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları), 13. https://www.researchgate.net/publication/357017962_Ayasofya-i_Kebir_Camii_Serifi_Mimari_Ozellikleri_ve_Donemsel_Degisimler
[89]
Burçin Nur Yüksel ve Yasemen Say Özer, "Temporality and Memory in Architecture: Hagia Sophia," CONARCH III International Congress of Architecture: Memory of Place in Architecture and Planning Congress Proceedings Book (11-13 May 2017, Konya) (Trabzon: Karadeniz Teknik Üniversitesi Yayınları, 2017), 119. https://iconarch.ktun.edu.tr/index.php/iconarch/article/view/167/137
[90]
Yueming Qi, “Hagia Sophia: The Epitome Of Sacred Lighting,” International Journal of Arts Humanities and Social Sciences Studies 9, no. 6 (2024): 13. https://www.ijahss.com/Paper/09062024/1179451933.pdf
[91]
Yüksel ve Say Özer, "Temporality and Memory in Architecture: Hagia Sophia,” 119.
[92]
Yüksel ve Say Özer, "Temporality and Memory in Architecture: Hagia Sophia,” 121.
[93]
William MacDonald, “Design and Technology in Hagia Sophia.” Perspecta 4 (1957): 25. https://doi.org/10.2307/1566853
[94]
Anthony Cutler, “Structure and Aesthetic at Hagia Sophia in Constantinople.” The Journal of Aesthetics and Art Criticism 25, no. 1 (1966): 31. https://doi.org/10.2307/428881
[95]
Kızılelma, "Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Mimari Özellikleri ve Dönemsel Değişimler," 22.
[96]
Cutler, “Structure and Aesthetic at Hagia Sophia in Constantinople.” 31-33.
[97]
Semavi Eyice, “Ayasofya,” TDV İslam Ansiklopedisi, Erişim tarihi: 25 Mayıs 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya
[98]
William MacDonald, “Design and Technology in Hagia Sophia.” Perspecta 4 (1957): 23. https://doi.org/10.2307/1566853
[99]
Eyice, “Ayasofya.”
[100]
Qi, “Hagia Sophia: The Epitome Of Sacred Lighting,” 19.
[101]
"Ayasofya Narteks Mozaikleri: 1932 de Yapılan İş." Türk Tarih, Arkeologya ve Etnografya Dergisi, no. 3 (1936): 199. https://makale.isam.org.tr/items/b783cd08-9764-4b33-82cd-10dbb0e27c2b
[102]
Cutler, “Structure and Aesthetic at Hagia Sophia in Constantinople.” 29.
[103]
Eyice, “Ayasofya.”
[104]
MacDonald, “Design and Technology in Hagia Sophia.” 25.
[105]
Yüksel ve Say Özer, "Temporality and Memory in Architecture: Hagia Sophia,” 121.
[106]
Fırat Buzlu ve Can Şakir Binan, "Ayasofya’nın 6.yy Duvar Taş Kaplamaları ve Yapım Tekniğindeki Detaylar," Türk Arkeoloji ve Etnografya Dergisi, sa. 84 (2022/2): 90. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2188815
[107]
Buzlu ve Binan, "Ayasofya’nın 6.yy Duvar Taş Kaplamaları ve Yapım Tekniğindeki Detaylar," 88.
[108]
Eyice, “Ayasofya.”
[109]
Buzlu ve Binan, "Ayasofya’nın 6.yy Duvar Taş Kaplamaları ve Yapım Tekniğindeki Detaylar," 90.
[110]
Bilal Baş, "Ayasofya Mozaiklerinin Teolojisi," Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Sempozyumu (2-4 Ekim 2020) (Ankara: T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, 2021), 523. https://makale.isam.org.tr/items/540f7441-8047-4629-92b8-4f0cea84718a
[111]
Baş, "Ayasofya Mozaiklerinin Teolojisi," (Ankara: T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, 2021), 530.
[112]
"Ayasofya Narteks Mozaikleri: 1932 de Yapılan İş." 200.
[113]
"Ayasofya Narteks Mozaikleri: 1932 de Yapılan İş." 200.
[114]
Baş, "Ayasofya Mozaiklerinin Teolojisi,” (Ankara: T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, 2021), 523.
[115]
Baş, "Ayasofya Mozaiklerinin Teolojisi,” (Ankara: T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, 2021), 526.
[116]
Baş, "Ayasofya Mozaiklerinin Teolojisi,” (Ankara: T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, 2021), 528.
[117]
Baş, "Ayasofya Mozaiklerinin Teolojisi,” (Ankara: T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, 2021), 529.
[118]
"Ayasofya Narteks Mozaikleri: 1932 de Yapılan İş." 202.
[119]
Eyice, “Ayasofya.”
[120]
Ahmed Zahid Çelebi, "Ayasofya Büyük Levhalarının Fotoğraf ve Gravürler Üzerinden Geçmişten Günümüze Durumu," İslam Tetkikleri Dergisi - Journal of Islamic Review 11, no. 1 (2021): 213. https://makale.isam.org.tr/server/api/core/bitstreams/66dc8c7b-4365-4f37-ad2d-075b0e047a9b/content
[121]
Çelebi, "Ayasofya Büyük Levhalarının Fotoğraf ve Gravürler Üzerinden Geçmişten Günümüze Durumu," 216.
[122]
Çelebi, "Ayasofya Büyük Levhalarının Fotoğraf ve Gravürler Üzerinden Geçmişten Günümüze Durumu," 219.
[123]
Çelebi, "Ayasofya Büyük Levhalarının Fotoğraf ve Gravürler Üzerinden Geçmişten Günümüze Durumu," 219.
[124]
Eyice, “Ayasofya."
[125]
Eyice, “Ayasofya."
[126]
Eyice, “Ayasofya."
[127]
Eyice, “Ayasofya."
[128]
Eyice, "Ayasofya."
[129]
Eyice, "Ayasofya."
[130]
Hasan Fırat Diker, "Fossati Onarımları Öncesi ve Sonrası Ayasofya," Anadolu ve Çevresinde Ortaçağ 4 içinde (Ankara: AKVAD Yayınları, 2010), 170-173. https://www.academia.edu/57257183/Fossati_Onar%C4%B1mlar%C4%B1_%C3%96ncesi_ve_Sonras%C4%B1_Ayasofya
[131]
Eyice, “Ayasofya.”
[132]
Yüksel ve Özer, "Temporality and Memory in Architecture: Hagia Sophia,” 122.
[133]
Yüksel ve Özer, "Temporality and Memory in Architecture: Hagia Sophia,” 122.
[134]
Eyice, “Ayasofya.”
[135]
T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, “Ayasofya’nın İbadete Açılmasına İlişkin Cumhurbaşkanı Kararı Resmi Gazete’de,” 10 Temmuz 2020, erişim 28 Mayıs 2026, https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/ayasofyanin-ibadete-acilmasina-iliskin-cumhurbaskani-karari-resmi-gazetede.
[136]
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Ayasofya-i Kebir Camii’nde Yeni Düzenleme 15 Ocak’ta Başlıyor,” 12 Ocak 2024, erişim 28 Mayıs 2026, https://basin.ktb.gov.tr/TR-364045/ayasofya-i-kebir-camiinde-yeni-duzenleme-15-ocakta-basliyor.html; Aişe Hümeyra Akgün, “Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Yabancı Ziyaretçilere Biletli Olacak,” Anadolu Ajansı, 31 Ekim 2023, erişim 28 Mayıs 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/ayasofya-i-kebir-cami-i-serifi-yabanci-ziyaretcilere-biletli-olacak/3038766.
[137]
UNESCO, “Historic Areas of Istanbul,” erişim 28 Mayıs 2026, https://whc.unesco.org/en/list/356/; UNESCO, “UNESCO Statement on Hagia Sophia, Istanbul,” 10 Temmuz 2020, erişim 28 Mayıs 2026, https://whc.unesco.org/en/news/2156.
[138]
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Ayasofya-i Kebir Camii’nde Yeni Düzenleme 15 Ocak’ta Başlıyor,” 12 Ocak 2024, erişim 28 Mayıs 2026, https://basin.ktb.gov.tr/TR-364045/ayasofya-i-kebir-camiinde-yeni-duzenleme-15-ocakta-basliyor.html.
[139]
Aişe Hümeyra Akgün, “Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Yabancı Ziyaretçilere Biletli Olacak,” Anadolu Ajansı, 31 Ekim 2023, erişim 28 Mayıs 2026, https://www.aa.com.tr/tr/gundem/ayasofya-i-kebir-cami-i-serifi-yabanci-ziyaretcilere-biletli-olacak/3038766.
[140]
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Ayasofya-i Kebir Camii’nde Yeni Düzenleme 15 Ocak’ta Başlıyor,” 12 Ocak 2024, erişim 28 Mayıs 2026, https://basin.ktb.gov.tr/TR-364045/ayasofya-i-kebir-camiinde-yeni-duzenleme-15-ocakta-basliyor.html.
[141]
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar I. Bölge Müdürlüğü, “Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi Ziyaret Alanları Hk.,” Sayı: E-55001114-160.04.06-575579, 15 Ocak 2024, erişim 28 Mayıs 2026, https://www.tursab.org.tr/apps//Files/Content/1acdefa9-f5e0-424a-a83a-b9350527de8f.pdf; T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Ayasofya-i Kebir Camii’nde Yeni Düzenleme 15 Ocak’ta Başlıyor,” 12 Ocak 2024, erişim 28 Mayıs 2026, https://basin.ktb.gov.tr/TR-364045/ayasofya-i-kebir-camiinde-yeni-duzenleme-15-ocakta-basliyor.html.
[142]
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Ayasofya’da Cumhuriyet Tarihinin En Kapsamlı Restorasyonu,” 27 Şubat 2026, erişim 28 Mayıs 2026, https://basin.ktb.gov.tr/TR-448358/ayasofyada-cumhuriyet-tarihinin-en-kapsamli-restorasyonu.html.
[143]
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi,” Müze Kart / muze.gov.tr, erişim 28 Mayıs 2026, https://muze.gov.tr/muze-detay?DistId=MRK&SectionId=YSM01; Turkish Museums, “İstanbul Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi,” erişim 28 Mayıs 2026, https://www.turkishmuseums.com/museum/detail/2068-ayasofya-tarihi-muzesi/2068/1.
[144]
İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Turizm İstatistikleri Raporu (Şubat 2026), s. 4, 10-11, erişim 28 Mayıs 2026, https://istanbul.ktb.gov.tr/Eklenti/145942,s-bat-2026-t-rizm-istatistik-rapor-pdf.pdf?0=.
[145]
İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Turizm İstatistikleri Raporu (Şubat 2026), s. 17, erişim 28 Mayıs 2026, https://istanbul.ktb.gov.tr/Eklenti/145942,s-bat-2026-t-rizm-istatistik-rapor-pdf.pdf?0=.
[146]
UNESCO, “Historic Areas of Istanbul,” erişim 28 Mayıs 2026, https://whc.unesco.org/en/list/356/.
[147]
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi,” Müze Kart / muze.gov.tr, erişim 28 Mayıs 2026, https://muze.gov.tr/muze-detay?DistId=MRK&SectionId=YSM01.
[148]
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi,” Müze Kart / muze.gov.tr, erişim 28 Mayıs 2026, https://muze.gov.tr/muze-detay?DistId=MRK&SectionId=YSM01.
[149]
DEM, "Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi,” demmuseums.com, Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026, https://www.demmuseums.com/tr/projeler/detay/ayasofya-tarih-ve-deneyim-muzesi
[150]
DEM, "Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi.”
[151]
Anadolu Ajansı, "Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi, İstanbul'un ve Ayasofya'nın tarihine ışık tutuyor,” Anadolu Ajansı. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026, https://www.aa.com.tr/tr/kultur/ayasofya-tarih-ve-deneyim-muzesi-istanbulun-ve-ayasofyanin-tarihine-isik-tutuyor/3510254
[152]
UNESCO, "UNESCO MISSION TO ISTANBUL NOVEMBER 1993,” whc.unesco.org, Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026, https://whc.unesco.org/document/140369
[153]
UNESCO, "UNESCO statement on Hagia Sophia, Istanbul,” whc.unesco.org, Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026, https://whc.unesco.org/en/news/2156
[154]
UNESCO, "UNESCO statement on Hagia Sophia, Istanbul.”
[155]
UNESCO, "UNESCO MISSION TO ISTANBUL NOVEMBER 1993,” 2.
[156]
Anadolu Ajansı, "Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi 86 yıl sonra kılınan cuma namazıyla ibadete açıldı,” Anadolu Ajansı. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2026, https://www.aa.com.tr/tr/ayasofya-camii/ayasofya-i-kebir-cami-i-serifi-86-yil-sonra-kilinan-cuma-namaziyla-ibadete-acildi/1921197
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Ayasofya" maddesi için tartışma başlatın
Adlandırma ve Etimoloji
Tarih
Doğu Roma (Bizans) Dönemi'nde Ayasofya
İlk Ayasofya Yapıları
Iustinianos Döneminde Yeniden İnşa
Patriklik Merkezi ve İmparatorluk Törenlerinde Ayasofya
Bizans Döneminde Krizler, Tahribatlar ve Onarımlar
Osmanlı Döneminde Ayasofya
Fetih, Camiye Dönüşüm ve İlk Düzenlemeler
Vakıf Statüsü ve Kurumsal Yapı
Osmanlı Başkent Hayatında Ayasofya
Osmanlı Dönemi Onarımları ve Müdahaleleri
Cumhuriyet Döneminde Ayasofya
Müzeleşmeye Giden Süreç ve 1934 Kararı
Ayasofya Müzesi: Koruma, Kazılar ve Mozaik Çalışmaları
Statü Tartışmaları ve Hukuki Süreç
2020 Sonrası Statü Değişikliği
Mimari
Kentsel Konum
Teknik Özellikler
Plan Şeması
Taşıyıcı Sistem
Kubbe ve Üst Örtü Düzeni
İç Mekân Düzeni
Malzeme Kullanımı
Bezeme ve Yazı Unsurları
Onarımlar ve Restorasyon Süreçleri
Turizm, Güncel Kullanım ve Koruma
Günümüzdeki Statüsü
Ziyaret Düzeni
Turizm Açısından Önemi
Sultanahmet Turizm Bölgesiyle İlişkisi
Ziyaretçi Deneyimi
Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi
Dünya Mirası Bağlamı
Uluslararası Tartışmalar
Koruma Sorunları
Kültürel ve Sembolik Değeri