Bekir Genç, Birinci Dünya Savaşı’nda, Rus ordusunun çekilmesi sırasında, Erzurum’un köylerinden esir olarak götürülen üç bin civarındaki köylüden biri olarak, hayatını örnek bir şahsiyete çevirerek dört yıllık esaret hayatını yaşadıktan sonra köyüne geri dönebilen tek Sibirya gazisidir.
Esaret hayatı boyunca aile fertlerini kaybetmiş, birçok imtihandan geçmiş ve hep sabretmiştir. Köyüne döndüğünde savaştan geriye kalmış bir harabeyle karşılaşan Genç, çevre köylere giderek geriye kalan akrabalarını tekrardan bir araya getirmiştir. Sekiz yıl boyunca çevre köylerden kendi köyüne giderek tedarik ettiği malzemelerle, kendi köyünü yeniden inşa etmiştir. Köyü tekrardan kurduğu duyulunca geride kalan akrabaları ve köylüler köye dönmüşlerdir. Bu köyde eskiden olduğu gibi Konak Odası okumaları yapılmaya başlanmıştır. Köyünü sadece inşa etmekle kalmayan Bekir Genç, İslam medeniyetinin ruhunu yansıtmaya devam etmiştir. Tarihin, bilimin konuşulduğu Konak Odası geleneğini devam ettirerek köyünü hem inşa hem de ihya etmiştir. Aynı zamanda ülkemizin yaşayan değerlerinden biri olan şair ve yazar Prof. Dr. Nurullah Genç’ in dedesidir. Nurullah Genç'in dedesinin Sibirya hatıralarını yazdığı Yollar Dönüşe Gider kitabının da başkahramanıdır.

Bekir Genç'in Torunu Şair ve Yazar Prof. Dr. Nurullah Genç.
Bekir Genç, 1900 yılında Erzurum'un Horasan ilçesine bağlı Pinaduz köyünde dünyaya gelmiştir. Annesi Gülsüm Hanım, babası Ali Bey'dir. Çocukluk ve ilk gençlik yılları, sıradan bir köy ortamından ziyade yörenin kültürel merkezi konumundaki Pinaduz köyünün "Konak Odası"nda geçmiştir.
Köylülerin gündüz vakti gündelik işlerini tamamlamasının ardından akşam namazıyla başlayıp gece saat on civarlarına kadar devam eden bu meclisler, çayların demlenmesi ve ortamın adeta bir eğitim yuvasına dönüşmesiyle bilinmektedir. Bu konak odası; hikâyelerin, masalların, destanların (Battalgazi destanları, Hz. Ali cenkleri) anlatıldığı, tarihi yazıların ve şiirlerin okunduğu, musikinin yaşatıldığı, tarihi olaylar üzerine felsefe yapılan ve ilim dolu sohbetlerin edildiği bir mektep işlevi görmüştür.
Bu zengin ortamda büyüyen Bekir Genç; tarihini bilen, İslam medeniyetinin değerlerine bağlı, vefat edene kadar hafızasında Kur’an-ı Kerim’in yarısından fazlasını ve iki - üç şiir divanını ezberde tutacak derecede güçlü bir belleğe sahip, bilinçli ve bilge bir insan olarak yetişmiştir.

Pinaduz Köyü.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusların savaştan çekilmesi üzerine Erzurum ve çevre illerin köylerinden üç bine yakın köylü esir alınarak Rusya’ya götürülmüştür. Bekir Genç, 18 yaşında vatanından koparılıp günlerce süren yolculuğun ardından, Hazar kıyısı yakınlarında Astrahan Bölgesinde bir esir kampına getirilmiştir. Günlerce süren tren yolculuğunda Tifo salgını dolayısıyla üç bin kişiden yalnızca iki yüz civarında kişi hayatta kalmıştır. Vefat edenler arasında babası Ali Bey de vardır.
Geriye kalan iki yüz kişi bir buçuk sene boyunca Astrahan bölgesindeki bir esir kampında günde sadece bir çeyrek ekmek sabah, bir çeyrek ekmek akşam öğünü yiyerek, ağaç kesmişlerdir. Bir buçuk senenin sonunda ağaç kesim çalışması bittikten sonra geriye kalan iki yüz kişi de farklı bölgelere satılmıştır ve ne yazık ki hiçbiri birbirinden haber alamamıştır.
Bekir Genç ve beraberindeki esirler, zorlu şartlar altında trenle Astrahan'a sevk edilirken, yolculuk sırasında hayatını kaybedenlerin cenazeleri Rus askerlerince vagonlardan aşağı atılmıştır. Bu trajik yolculuk esnasında Bekir Genç'in babası Ali Bey de vefat etmiştir. Babasının naaşının trenden atılmasına mâni olmaya çalışan Genç, bu sırada bir Rus askeri tarafından dipçik darbelerine maruz kalmıştır.
Astrahan'daki esir kampına ulaştıklarında Bekir Genç'i acı bir olay karşılamıştır; kampın baraka nöbetçisi, trende babasının cenazesini atan ve kendisini darbeden askerin ta kendisidir. Tercüman aracılığıyla aralarında geçen konuşmada asker, Bekir Genç'e o gün babasını neden tutmaya çalıştığını sormuştur. Genç'in, babasını yalnızca tutmak için değil; onu bir mezara bırakır gibi, "Rabbim, bilmediğimiz bir yere gidiyoruz. Onu sana emanet ediyorum, üzerini taşla toprakla ört, kurda kuşa yem etme." duasıyla usulca yere bırakmak için hamle yaptığını söylemesi, kısa süre önce kendi babasını kaybetmiş olan Rus askerini derinden etkilemiştir.
Askerin, hissettiği bu duygu yoğunluğuyla Bekir Genç'e bir iyilik yapma teklifinde bulunması üzerine Genç; Sibirya'nın dondurucu soğuğunda, günde yarım ekmekle ağaç kestikleri zorlu esaret şartlarında, yiyecek veya kıyafet istemek yerine, ait olduğu medeniyetin değerlerine yaraşır şekilde, başkalarına yardım eli uzatabilmek amacıyla şu talepte bulunmuştur: Rusça öğrenmek.
Esaret koşullarında yalnızca hayatta kalabilmek için değil; insanları anlayabilmek ve milliyet (Türk, Rus veya İngiliz) ayırt etmeksizin yardıma muhtaç olan herkese el uzatabilmek amacıyla, o askerden kendisine dil öğretmesini istemiştir. Rus askerin bu asil talebi kabul etmesiyle başlayan süreç neticesinde Bekir Genç, yaklaşık bir buçuk yıl gibi bir sürede anadili seviyesinde Rusça konuşabilecek yetkinliğe ulaşmıştır.
Zorlayıcı bir kamp döneminin ardından, geriye kalan yalnızca (yaklaşık) 200 esir satılarak görevlerine son verilmiştir. Bu süreçten sonra artık her esir, birbirinden ayrı olarak yaşamına devam etmiştir.
Bekir Genç, Kılyuç Nahiyesinin müdürü olan İvan Gavrilov adlı zengin bir nahiye müdürüne esir olarak satılmıştır. Genç, nahiye müdürünün atlarıyla ilgilenmiş, hasat vakti tarla sürmüş ve İvan Gavrilov’un verdiği görevleri yerine getirmiştir. Zaman zaman nahiye müdürü tarafından imtihan edilse de her seferinde doğruluğunu ve dürüstlüğünü göstererek bu imtihanlardan geçmiştir.

Bekir Genç'in hayatını anlatan Yollar Dönüşe Gider kitabı. Yazar: Nurullah Genç.
Astrahan’da Rusçayı öğrenmesi üzerine artık malikanedekiler ve komşularla konuşabilir duruma gelmiş, dönemin ünlü yazarları olan Tolstoy, Dostoyevski’nin romanlarını Rusça dilinde okuyabilecek yetkinliğe ulaşmıştır. Nahiye müdürünün verdiği görevleri harfiyen yerine getirmekte olan Genç, İvan Gavrilov’dan izin isteyerek boş vakitlerinde nahiyedeki yardıma ihtiyacı olan yaşlı insanlara yardım eli uzatmıştır.
Yaptığı iyiliklerle Türklerin ne kadar yardımsever, değerlerine bağlı ve dosdoğru insanlar olduklarını yaşayarak temsil etmiştir. Türklere karşı önyargıları olan Kılyuç nahiyesinin halkı, Bekir Genç sayesinde fikirleri değişerek önyargılarını kırmışlardır. Genç, yaptığı iyilikler sayesinde nahiyede bilinir birine dönüşmüştür.
93 Harbinde (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) evladını kaybeden ve babasının da savaş sonucu görme engelli olması nedeniyle Türklerden nefret eden Semion Andreiç, nahiyeye bir Türk esirin geldiğini duyunca onu öldürmek için plan yapmıştır. İlk olarak İvan Gavrilov’un malikanesine gece vakti girerek Bekir’in bulunduğu kulübeyi yakma girişiminde bulunmuştur. Başarısız olup birkaç kez daha öldürme girişiminde bulunsa da kalkıştığı korkunç eylem, her seferinde sonuçsuz kalmıştır. Kendisini öldürmeye çalışan kişi hakkında bilgi alan Bekir Genç, ondan uzak durmaya çalışmıştır.
Bir gün Semion Andreiç Uzelkov’un nahiye yakınlarındaki bir bataklıkta boğulmak üzere olduğunu duyan Bekir, Hz. Ömer’in Peygamber Efendimiz’ i (s.a.v.) öldürmeye giderken onda dirildiğini hatırlayınca aynı dua ile “Rabbim beni öldürmeye geleni bende dirilt!” demiştir ve yola koyulmuştur. Vardığı zaman nahiyedeki insanların kurtarmaya çalıştıkları Semion Andreiç Uzelkov, çenesine kadar batmış, kolları bataklığın içinde ve ölümü bekler vaziyette iken Bekir, bir kement’e sopa bağlayarak Andreiç'e doğru atmış ve sopa tam da Andreiç'in çenesinin önünde durmuştur.
Ölüm ile karşı karşıya kalan Semion Andreiç, refleks olarak sopayı dişleriyle tutmuş ve bataklıktan böylece, Bekir Genç sayesinde kurtulmuştur. Kendisini kimin kurtardığını sorduğunda ise bir Türk’ün kurtardığını duyunca çok şaşırmış, Türklere karşı önyargısı tamamen kaybolmuştur.
İyileştikten sonra Bekir Genç'i ve İvan Gavrilov’u yanına çağırarak bir yemek ikram etmiştir. Bu yemekte dile getirdiği üzere, Semion Andreiç Uzelkov da tıpkı İvan Favrilov gibi, Bekir’in güvenliğinden ve himayesinden sorumlu olmak istemiştir. Bu hadiseyi duyanlar Bekir’i artık esir olarak görmek yerine önem verdikleri, ulaşılmaz bir insan olarak görmeye başlamışlardır.
Bataklık hadisesinden sonra nahiyedeki itibarı daha da artan Bekir Genç'e, esaretten kurtulması için cazip bir teklif sunulmuştur. Bolşevik İhtilali sonrası yanan nüfus kayıtlarının yenilenmesi fırsat bilinerek, kendisine Semion Andreiç Uzelkov'un savaşta ölen oğlunun kimliğinin verilmesi kararlaştırılmıştır.
Genç'e geniş araziler, hayvan sürüleri verilerek nahiyede özgür bir Rus vatandaşı olarak yaşaması teklif edilmiştir. Ancak Bekir Genç, bu büyük maddi imkânları reddederek tarihe geçen şu cevabı vermiştir: "Vatanı ve ailesi olmayan birisi hür değildir. Ben bu imkânlarla burada özgür olamam, aileme ve vatanıma kavuşmadan hürriyetten söz edemem."
Bu kararlılığın ardından bölge halkı ve yetkililer onun memleketine dönmesine saygı duyarak, yol hazırlıklarına başlamışlardır.
Memlekete dönüş için kışın bitmesi beklenirken, nahiyedeki köylülerle birlikte buğday öğütmek üzere, çevrede bulunan 8-10 köyün ortaklaşa kullandığı, yüksek rakımlı bir değirmen merkezine gidilmiştir. Yüz kızaklık kafilenin dönüş yolunda, tehlikeli olması sebebiyle en arkada kalmak istemeyen köylüler arasında çıkan tartışmada Bekir Genç, "Ben zaten esirim" diyerek gönüllü olarak en son kızağı almıştır.
Yolculuk sırasında önlerdeki bir kızağın dereye uçtuğunu gören Genç, kimsenin durup yardım etmeye cesaret edemediği dondurucu soğukta durarak, kendi hayatını tehlikeye atmış ve bir Rus küreğiyle karları temizleyerek uçuruma düşen kişiyi yoğun çabalarla kurtarmıştır.
Kurtardığı kişi, Bekir Genç'in yüzünü unutmamak için ondan kalpağını çıkarmasını istemiş ve ayrılmıştır.
Aylar sonra memleketine dönmek üzere tren garına giden Bekir Genç, biletinin olduğu nispeten boş olan altıncı vagona binmek üzereyken, aylar önce uçurumdan kurtardığı ve o an üçüncü vagonda seyahat eden fötr şapkalı kişi tarafından tanınmıştır. Bekir Genç, adamı o gün kalpağını çıkarmadığı için ilk başta tanıyamasa da adam minnet borcu olarak görevliye biletini gösterip, Bekir Genç'i kendi yanına yani üçüncü vagona almıştır.
Tren yolculuğu sırasında, Bolşevik İhtilali döneminde bombalanıp yeni onarılmış devasa bir uçurumun üzerindeki köprüden yavaşça geçerken, köprü aniden çökmüştür. Bekir Genç'in ilk başta binmeyi planladığı altıncı vagon da dâhil olmak üzere arkadaki üç vagon (4, 5 ve 6. vagonlar) uçuruma yuvarlanmış ve içindeki herkes hayatını kaybetmiştir.
Cenazelerin bir hafta boyunca kireç ve toprakla örtüldüğü bu feci kazadan, kurtardığı adamın daveti sayesinde kıl payı kurtulan Bekir Genç, yaptığı iyiliğin kendi hayatını kurtardığı bu olayın ardından "Yardım etmek üzere uzattığınız el, aslında kendi elinizdir." sözünü yaşamı boyunca değişmez bir felsefe olarak benimsemiştir.
Dört yıllık esaretin ardından 3000 kişiden memleketine dönebilen tek kişi olan Bekir Genç, uzun uğraşlar sonucu Pinaduz köyüne vardığında, köyün tamamen yıkıldığını ve harabeye döndüğünü görmüştür. Karşılaştığı bu acı manzara karşısında saatlerce köyün başında oturup ağlayan Genç, yıkıntılar arasında sadece bir bacanın tüttüğünü fark etmiş ve hayatta kalan tek akrabası olan Asiye teyzesini bulmuştur.

Bekir Ağa'nın Ömrünün Son Demlerinden Bir Fotoğrafı.
Köyünün bu acı tablosuyla karşılaşmadan hemen önce Erzurum'a ilk ulaştığında, Bekir Genç aslında anadili seviyesindeki Rusçası nedeniyle, bölgedeki paşanın ve diğer tercümanların büyük takdirini toplamıştır. Hatta kendisine yüksek maaşlı resmi devlet tercümanlığı teklif edilmiştir. Ancak o, köyünün ve ailesinin durumunu gördükten sonra, "Benim köyüm yıkılmış, onu yeniden yapmak zorundayım. Köyü yıkılmış bir devlet ayakta duramaz; köy yoksa kasaba yoktur, kasaba yoksa şehir yoktur." diyerek bu memuriyet teklifini kesin olarak reddetmiştir.
Bu kararlı ve vatansever duruşu üzerine bölgedeki paşa, kendisine köyünde çoğaltması için bir karakovan arı hediye etmiştir. Teyzesiyle komşu Harçlı köyüne giderek halasının kızı Gülçehre ile evlenen Genç, ağır kış şartları hariç tam sekiz yıl boyunca her gün iki saatlik yolu yaya gidip gelerek kendi köyünü taş taş yeniden inşa etmiştir.
İnşa ettiği ilk mekân olan "Misafir Odası"nın baş köşesine yerleştirdiği kitaplığa Siyer-i Nebi ve Ahmediye-Muhammediye gibi ilmi eserleri koyarak köyü kültürel olarak da ihya etmiştir. Paşanın hediye ettiği o tek kovan arıyı da yıllar içinde doksan karakovana çıkarmış ve bal hasadı zamanlarında elde ettiği balı yoksullara, komşulara, misafirlere ve son olarak ailesine olmak üzere dörde bölerek çevresine cömertliği yaşayarak öğretmiştir.
Bekir Genç, vefat ettiği 1971 yılına dek, tam 45 yıl boyunca evinin damına çıkarak ovayı seyretmiştir. Ufukta gördüğü yorgun bir yolcuya veya zorlanan bir hayvana oğullarını bal, yağ ve su ile yardıma göndermiştir. Ancak bu uzun bekleyişin asıl derin manası 1967 yılında, henüz 4 yaşındayken kaybolan yeğeni Şakir'in Denizli'den çıkıp köye dönmesiyle anlaşılmıştır.
Yeğeniyle günlerce ağlayıp hasret giderdikten sonra, kendilerine "Artık yeter, kendinizi helak ettiniz..." diyen oğullarına dönerek tarihe geçecek şu sözleri söylemiştir: "Siz vatanı ve aileyi kaybetmenin ne anlama geldiğini bilmiyorsunuz. Zannediyor musunuz ki ben 45 sene damın üzerinden ovaya sadece yoldan geçen yolcuya ya da hayvancağıza yardım edeyim diye baktım? Ben bir ömür ufka baktım ki, benimle beraber giden üç bin kişiden biri daha dönecek mi diye..."
Bekir Genç, ardında sadece küllerinden yeniden doğmuş bir köy değil; aynı zamanda yardımlaşma, merhamet, vefa ve sarsılmaz bir vatan sevgisiyle örülmüş devasa bir manevi miras bırakarak 1971 yılında vefat etmiştir. Esaret yıllarında husumetlisine bile el uzatan erdemli duruşu, memleketine döndükten sonra misafir odasında ağırladığı yolcular ve balı pay ederken sergilediği ince adalet anlayışıyla adeta bir iyilik okuluna dönüşmüştür.
Genç'in zorluklarla, kahramanlıklarla ve insanlık dersleriyle dolu bu epik hayat mücadelesi, torunu Prof. Dr. Nurullah Genç'in kaleme aldığı Yollar Dönüşe Gider adlı roman başta olmak üzere çeşitli edebi eserlerle ölümsüzleştirilmiştir. Aynı zamanda Bekir Genç'in hayat felsefesi ve çocukları/torunlarını yetiştirirken kullandığı özgün metotlar, günümüzde akademik makalelere ve eğitim modellerine konu olarak kendisinden sonraki nesillere rehberlik etmeye, ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.
Not: Bu madde de geçen tüm bilgilerin doğruluğu, Nurullah Genç tarafından kontrol edilmiş ve onaylanmıştır.
Yetiştiği Ortam ve Çocukluk Dönemi
Esaret Hayatının İlk Yılları
Esaret Yılları ve Rusça Öğrenmesi
Kılyuç Nahiyesi
Semion Andreiç Uzelkov ve Bataklık Hadisesi
Esaretten Kurtuluş Teklifi ve Hürriyet Anlayışı
Dönüş Yolu: Kızak ve Köprü Hadisesi
Köyüne Dönüşü, İnşa ve İhya Çalışmaları