BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarVeysel Eliş4 Şubat 2026 17:26

(B)ilimlerin Birliği Üzerine Kadim Bir Tartışma: İlim mi Bilim mi? Metafizik Bu Ayrımın Neresinde?

Felsefe+2 Daha
fav gif
Kaydet
kure star outline

Din ve bilim tartışmalarında sıklıkla karşılaşılan temel sorulardan biri, “İlim nedir, bilim nedir?” sorusudur. Bu iki kavram arasındaki ilişkinin mahiyeti, yalnızca terminolojik bir mesele olmayıp, insanın evrene, bilgiye ve hakikate yönelik yaklaşımını da doğrudan etkilemektedir. İlim kavramı çoğunlukla klasik ve dini metinlerde yer alırken, bilim kavramı modern literatürde ön plana çıkmaktadır. Bu durum, iki kavram arasında zorunlu bir karşıtlık bulunduğu izlenimini doğurabilmektedir. Oysa kavramların etimolojik kökenleri ve tarihsel bağlamları dikkate alındığında, aralarındaki ilişkinin daha karmaşık ve katmanlı olduğu görülmektedir.


“İlim” kelimesi Arapçadaki ilm (عِلْم) kökünden türemiş olup bilgi, marifet, hikmet ve bilme faaliyeti gibi anlam alanlarını kapsamaktadır. Bu kullanımda ilim, yalnızca deneysel veya gözleme dayalı bilgiyi değil, metafizik, ahlak ve anlamla ilgili bilgileri de içine alan geniş bir çerçeveye sahiptir. Buna karşılık bilim, modern tanımıyla olguları deney ve gözlem yoluyla inceleyen ve bu süreçte sistematik yöntemler kullanan disiplinler bütününü ifade eder. Bu noktada dikkat çekici olan husus, ilmin bilimi de kapsayan kuşatıcı bir üst kavram oluşudur. Bu bağlamda “her bilim ilimdir; fakat her ilim bilim değildir” ifadesi, iki kavram arasındaki ilişkiyi özetleyen temel bir ilke olarak değerlendirilebilir.


Bahsedilen ayrımın sağlıklı biçimde anlaşılabilmesi için kavramların ortaya çıktıkları tarihsel bağlamın da göz önünde bulundurulması gerekir. Zira ilim, kadim bir geçmişe sahipken bilim, özellikle modern dönemde şekillenmiş bir kavramdır. “Science” anlamında bilim, 19. yüzyıldan itibaren bugünkü içeriğini kazanmıştır. Kadim ilim geleneğinde bilme faaliyeti yalnızca “nasıl?” sorusuna cevap aramakla sınırlı değildir; aynı zamanda “niçin?” sorusunu da kapsar. Yunan, Hint ve İslâm düşünce geleneklerinde evrene dair araştırmalar, yalnızca açıklama değil, anlama amacı da taşımaktadır. Buna karşılık modern bilim, öncelikli olarak “nasıl?” sorusuna odaklanmakta; evrenin işleyişini nicel veriler üzerinden açıklamaya çalışmaktadır.


Bu farklı yönelimler, kapsadıkları alanlarda da belirginleşmektedir. İlim, tarih, felsefe, ilahiyat ve sosyoloji gibi beşeri ve manevi alanları da içine alırken, bilim daha çok fizik, kimya ve biyoloji gibi deneysel disiplinlerle sınırlandırılmıştır. Bu durum, modern bilimin daha çok pozitivist bir epistemolojiye yaslandığını göstermektedir. Klasik dönemde fizik ile metafizik arasında kesin bir ayrım yapılmazken, modern dönemde bu iki alan arasında belirgin bir sınır çizilmiştir.

Bilginin Bilime Dönüşmesi: Knowledge’dan Science’a

Modern bilim anlayışının şekillenmesinde 16. yüzyılda yaşanan düşünsel dönüşümlerin belirleyici rolü vardır. Descartes’ın res cogitans (düşünen töz) ile res extensa (uzamlı töz) ayrımı, zihni ve bedeni ontolojik olarak birbirinden ayırmış ve yeni bir bilme biçiminin önünü açmıştır. Bu ayrım, zihinsel süreçleri konu edinen bilimlerle doğayı konu edinen bilimlerin farklılaşmasına zemin hazırlamıştır.


Bu süreçle birlikte deney ve gözlem, bilginin meşruiyet kaynağı hâline gelmiştir. Aristoteles ve Batlamyus’un yer merkezli evren anlayışı, Kopernik’in güneş merkezli evren tasavvuru ile yer değiştirmiştir. Ay-altı ve ay-üstü gibi niteliksel ayrımlar yerini daha homojen bir evren anlayışına bırakmıştır. Bu dönüşüm, yalnızca astronomik bir değişim değil, aynı zamanda epistemolojik bir kırılma anlamına gelmektedir.


İnsan anlayışı da bu bağlamda dönüşmüştür. Kadîm geleneklerde bedenden bağımsız bir ruh fikri yaygınken, modern dönemde insan daha çok maddî ve fiziksel bir varlık olarak ele alınmaya başlanmıştır. Böylece bilginin metafizik boyutu geri plana itilmiş, deneysel yöntem ön plana çıkmıştır. Thomas Kuhn’un “bilimsel devrim” kavramı, bu dönüşümü açıklamak için önemli bir çerçeve sunar. Kuhn’a göre bilimsel gelişme doğrusal değil, paradigma değişimleri yoluyla gerçekleşmektedir. Bu da bilginin (knowledge/Scientia) modern anlamda bilime (science) dönüşmesini ifade etmektedir.


Ancak bu noktada anakronizm tehlikesine dikkat etmek gerekir. İslâm, Yunan veya Hint geleneğini bugünkü anlamda “bilim” olarak adlandırmak, tarihsel bağlamı göz ardı etmek anlamına gelir. Bu geleneklerde yapılan faaliyetler modern bilimle birebir örtüşmese de, hakikati arama ve doğayı algılama çabası bakımından benzer bir motivasyon taşımaktadır. O dönemlerde ilim, fizik ve metafiziği birlikte ele alan bütüncül bir yapı arz etmektedir.

Fizik ile Metafiziğin Kopuşu

Modern dönemde bilimin metafizikle bağını koparması, din ile bilim arasındaki gerilimin temel nedenlerinden biridir. Din, evreni anlamlandırırken metafizik ilkeleri merkeze alırken, modern bilim metafiziği yöntem dışı bırakmayı tercih etmiştir. Bu durum, bilginin kapsamını daraltmakla birlikte, onu yalnızca ölçülebilir olgulara indirgemiştir.


Günümüzde fizikçi “nasıl?” sorusuna yoğunlaşırken, teolog “nasıl?” sorusuyla birlikte “niçin?” sorusunu da gündeme getirmektedir. Niçin sorusu, zorunlu olarak metafiziği çağrıştırır. Kadim geleneklerde bu iki soru birbirinden kopuk değildir. İbn Sina ve Farabi gibi düşünürler, evreni fizik ve metafizik boyutlarıyla birlikte ele almışlardır. Mutezili kelamcı Cahız da bir alimin yalnızca dini ilimlerle değil, tabiat ilimleriyle de ilgilenmesi gerektiğini savunmuştur. Bu yaklaşımlar, ilimlerde birlik düşüncesinin klasik bir örneği olarak değerlendirilebilir.

Metafiziğin Dışlanmasının Sonuçları

Bilimin metafizikten kopması, yalnızca epistemolojik bir mesele değildir; aynı zamanda ahlaki sonuçlar doğurmaktadır. Metafizik, insanın evrene ve tabiata karşı sorumluluk bilincini besleyen bir çerçeve sunar. Bu çerçevenin dışlanması, insanın doğaya yalnızca hâkim olunacak bir nesne olarak bakmasına yol açabilir. Homo faber (üreten insan) olarak tanımlanan insan, zamanla tabiatı tüketen bir varlığa dönüşmektedir.


Bilimin insan hayatına sağladığı katkıları inkâr edilemez. Ancak bilimsel yönteme katı bağlılık, insanı etik açıdan sorumsuz bir konuma da sürükleyebilir. Yapay zekâ, yeni yaşam alanları arayışı ve doğal kaynakların tahribi, bu sorunun güncel örnekleridir. Eğer bilim metafizik ile bağını tamamen koparırsa, yalnızca teknik ilerlemeyi merkeze alan, fakat anlam ve sorumluluk boyutunu ihmal eden bir bilgi anlayışı ortaya çıkacaktır.

Sonuç

İlim ile bilim arasındaki ayrım, yalnızca kavramsal bir farklılık değildir; insanın evrene bakışını ve kendisini konumlandırma biçimini belirleyen temel bir meseledir. Kadîm geleneklerde fizik ve metafizik arasında bütünlük varken, modern dönemde bu bütünlük parçalanmıştır. Bu parçalanma, bilginin kapsamını daraltmış, fakat teknik gücünü artırmıştır. Günümüzde yeniden sorulması gereken soru şudur: Bilgi, insanı yalnızca güçlü mü kılmalıdır, yoksa aynı zamanda sorumlu da kılmalı mıdır? Bu soruya verilecek cevap, ilim ile bilimin gelecekte nasıl bir ilişki kuracağını da belirleyecektir.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Blog İşlemleri

İçindekiler

  • Bilginin Bilime Dönüşmesi: Knowledge’dan Science’a

  • Fizik ile Metafiziğin Kopuşu

  • Metafiziğin Dışlanmasının Sonuçları

  • Sonuç

KÜRE'ye Sor