+2 Daha
Beşeri sermayenin kaynağı olarak eğitim kurumu, nitelikli işgücü sağlayarak ekonomik kalkınmanın anahtarı işlevini görmektedir. Diğer taraftan insani gelişmeye, sosyal refaha ve hayata yaptığı katkılarla yaşam seviyesini yükselterek sosyal kalkınmayı olumlu etkilemektedir.
Eğitim ekonomisi, ekonomi biliminin kural ve bulgularını eğitime uygulayarak eğitim talebi, finansmanı ve çeşitli eğitim programları ile politikalarının karşılaştırmalı analizinin yapıldığı; ekonomi ve eğitim arasındaki çok boyutlu ilişkilerin incelendiği disiplinler arası bir çalışma alanıdır. Eğitim ekonomisi alanı, okullaşma ve bireylerin işgücü piyasasındaki konumları arasındaki ilişki üzerine yapılan ilk çalışmalardan itibaren, eğitimle bağlantılı hemen hemen tüm alanları kapsayacak şekilde hızla büyümüştür. İnsan sermayesi, işgücü piyasasının analizi, istihdam politikası, kazancın belirleyici unsurları ve gelir dağılımı, eğitim ekonomisinin incelediği temel konulardır.
Eğitim talebine ilişkin baskın model beşeri sermaye teorisine dayanmaktadır. İnsan sermayesi, çoğu zaman fiziki sermayeden daha çok yarar sağlayan bir konumdadır. Kişilerin eğitim alarak beceri ve bilgiler edinmesi, kazançların artmasını veya kültürel sermayenin gelişmesini ve bununla birlikte uzun vadeli faydaların sağlanacağı bir yatırım aracı olarak görülür. İster üretim sürecini anlamada ister makineleri çalıştırmada olsun, becerilerine duyulan ihtiyaç nedeniyle bilgili çalışanlar talep edildiğinden, beşeri sermayedeki bir artış teknolojik ilerlemeyi takip edebilir.
Refah iktisadı, bir makroekonominin kaynak dağıtım verimini ve onun gelir dağılımını beraberce belirlemek üzere mikroekonomik teknikler kullanan bir iktisat dalıdır.
Bir toplumu oluşturan bireylerin iktisadi etkinliklerini incelemek aracılığıyla toplumsal refah seviyesini en yükseğe çıkarmaya çalışır.
Refah iktisadı, grupların, toplulukların veya halkların refahı ile değil de bireylerin refahı ile ilgilenir; ölçümün temel birimini birey olarak kabul eder. Buna ek olarak yapılan diğer varsayımlar da: Bireylerin kendi refahlarını yönetmede en iyi yöneticiler olduğu, insanların daha yüksek refah seviyesini daha düşük refah seviyesine yeğlediği ve refahın gerek parasal ölçülerle gerekse göreceli tercihlerle yeterli derecede ölçülebildiği varsayımlarıdır.
Bölgelere göre ekonomi
Gelişmekte olan ülkelerin başlıca sorunlarından biri olan kalkınma genel olarak dünya gündeminin de önde gelen konularından birisidir. Dünya nüfusunun neredeyse üçte ikisine yakın kısmı gelişmekte olan ülkelerde yaşamaktadır. Dolayısıyla “az gelişmiş” ya da “gelişmekte olan ülkeler” olarak ifade edilen bu ülkelerin, kalkınma sorunları, dünya ekonomisinin en önemli sorunları olarak algılanmaktadır. Bu bağlamda üzerinde durulan en önemli kavram “beşerî sermaye” dolayısıyla beşerî sermayeyi oluşturan eğitim kurumudur. Günümüzde beşerî sermaye, hızla değişen ve küreselleşen dünyanın en önemli üretim faktörü haline gelmiştir. Kümülatif bir şekilde artan teknolojik ilerlemeler ve buna bağlı olarak gün geçtikçe çağdaşlaşan, refah seviyesi artan toplumların hemen hemen tamamı, geldikleri bu durumu, beşerî sermayenin artması için yaptıkları yatırımlara borçludurlar. Yani Eğitim üzerine yapılan yatırımların çoğunluğu ve verdiği sonuçlar ülkelerin refah düzeylerinin de kimliğini insanlara sunmaktadır.
Tüm bu bilgilerin ışığında eğitim ve iktisadi kalkınma arasında çok güçlü bir ilişkinin olduğu açıkça görülebilmektedir. Hatta birçok kaynakta artık eğitime yapılan harcamalar, “yatırım” olarak ifade edilmektedir. Beşerî sermaye ve kalkınma arasındaki ilişki netleştikçe, eğitim ve eğitime yapılan yatırımların önemi tüm dünyada iyice artmaya başlamıştır. Bu durum, nitelikli işgücü dışında üretimde kullanılan diğer faktörlerin önemini azaltmaya başlamıştır. Bunu takiben ulusları kalkındırmak için eğitimin düzeyini ve niteliğini geliştirip attırma gereği, tüm ülkeler arasında ortak bir görüş haline gelmiştir.

Bazı ülkelerde kişi başına düşen gelir miktarları
Bir ülkede yoksul tabaka ile zengin tabakalar arasındaki farkın az olması özellikle sosyoekonomik kalkınma düzeyi açısından önemli bir göstergedir. Bu bağlamda aşağıdaki tabloda en yoksul % 20’lik kesimin GSMH’den aldığı paylar anlamlı bilgiler vermektedir.
Bireylerin daha yüksek gelir elde etmelerini, iş bulma fırsatlarını artırmalarını ve yaşam kalitelerinin yükselmesini sağlar. Ekonomik açıdan bakıldığında, eğitim, iş gücü verimliliğini artırarak üretkenliği yükseltir ve bu da ekonomik büyümeyi teşvik eder.
Ayrıca, eğitim, sağlık, yaşam süresi ve sosyal hizmetler gibi refah seviyesinin diğer unsurları üzerinde de olumlu etkiler yaratır. Örnek verecek olursak bir ülkenin ortalama eğitim süresi her bir yıl arttığında, kişi başına düşen milli gelirde %9'luk bir artış gözlemlenmektedir. OECD ülkeleri üzerinde yapılan bir çalışmaya göre, her ilkokul mezununun yıllık gelir kaybı yaklaşık olarak 4.000 ABD Doları civarındadır. Ayrıca, lise diplomasına sahip bireyler, sadece ilkokul mezunlarına göre yılda ortalama 10.000 ABD Doları daha fazla kazanabilir.
Dünya Bankası'nın 2020 yılı verilerine göre, eğitimli bir iş gücü, ülke ekonomisinin daha hızlı büyümesini sağlayabilir. Eğitimli iş gücü oranı, gelişmiş ülkelerde %70 civarındayken, düşük gelirli ülkelerde bu oran %30'un altındadır. OECD raporlarına göre, eğitimli iş gücüne sahip ülkelerde yıllık gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyüme oranı, eğitim seviyesi düşük ülkelerle kıyaslandığında ortalama %1,5 daha yüksektir.
Refah seviyesini ölçen Birleşmiş Milletler'in İnsani Gelişme Endeksi'ne (HDI) göre, eğitim seviyesi yüksek olan ülkelerin yaşam beklentisi ve sağlık koşulları daha iyidir. Örneğin, Norveç ve İsviçre gibi yüksek eğitimli nüfusa sahip ülkelerde yaşam beklentisi sırasıyla 82,7 ve 83,4 yıldır. Oysa eğitim seviyesi düşük olan, düşük gelirli ülkelerde bu rakam 50-60 yıl aralığındadır.
Eğitimle ilgili yapılan bir başka önemli araştırma, düşük eğitim seviyesi ile sağlık harcamaları arasındaki bağlantıyı ortaya koymaktadır. Dünya Sağlık Örgütü'nün 2019 verilerine göre, düşük eğitim seviyesine sahip bireylerin sağlık harcamaları, eğitimli bireylere göre %30-40 daha yüksek olmaktadır. Ayrıca, eğitim seviyesi arttıkça, bireylerin kronik hastalıklara yakalanma oranı düşer ve bu da sağlık sistemine olan yükü azaltır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Eğitim Ekonomisi ve Refah Seviyesinin Bağlantısı" maddesi için tartışma başlatın
Eğitim Ekonomisi
Refah Ekonomisi
Eğitim ve Refah Seviyesi Arasındaki İlişkinin Kalkınmaya Etkisi
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.