Eleştir ama beni değil!
Aliya İzzetbegoviç’in hapishane yıllarında yazdığı bir söz var:
“Ben olsam, Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere ‘eleştirel düşünme’ dersleri koyardım. Batı’nın aksine Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafının kaynağı budur.”【1】
Cümlenin doğruluğunu her zerremizde hissediyoruz.
Sadece başkalarına nazaran değil kendimizde de görüyoruz bu gerçeği… Eleştiri sadece bir başkasına olunca hoşumuza gidiyor. Başkası gördüğümüz şeylere (takım, parti, ülke vs.) aslında…
Hele ki düşüncelerini sorgulatmayanlar ayrı bir bahis konusu. "Ama, fakat, acaba" gibi sözlere tahammülleri yok, soru sormaları bile onaylanmak için…
Aliya’nın bahsettiği model işte bu… Bir de güç kazandığını düşünün, aman ya Rabbi!
Had bilmek. Dedim ya bahsedilen eleştiriye tahammülsüzlük gerçeğini kendimde görüyorum. Had bilmenin en veciz ifadesi “Gururlanma padişahım senden büyük Allah var.”
Öyle bir varlığız ki biraz şartlar değiştiği vakit biz de değişiyoruz. Kur’an-ı Kerim’de benzer bağlamda birkaç defa tekrarlanan ve beni oldukça sarsan bir ayet var.
Alemlerin Rabbi mealen şöyle buyuruyor: “Denizde bir tehlikeyle yüzyüze geldiğinizde Allah’tan başka bütün yardıma çağırdıklarınız kaybolup gider. O sizi kurtarıp karaya çıkardığında ise yüz çevirirsiniz. İnsan oğlu çok nankördür!”【2】 İnsanı nankör kılan şey en başta haddini bilmemesidir. Zor ve sıkıntılı durumda insan kendi acziyetinin farkına varır fakat biraz ferahlama geldiğinde sonuç ortada...
Eleştiri konusuna gelince, insandaki eleştiriye tahammülsüzlük genellikle “ben biliyorum” yanılgısından kaynaklı gelişiyor. Bu nasıl bir gaflet ki, en ufak eleştiride İhsan Fazlıoğlu’nun “Firavunlaşmak” tabiriyle anlattığı bir duruma düşüyoruz.
Hakikat şu ki: Biz sorgusuz sualsiz ancak Allah'a iman ederiz. Ne kendimizi (haşa) Rab belleriz, ne de bir başkasını.
İddiamız büyük farkındayız, zaten Peygamberlerin insanlara hatırlattığı gerçek de bu değil mi?
Putlara, başkanlara, paraya, dünyaya boyun eğme. Nefsimiz bizi “sigorta, maaş, eş, çocuk, araba, ev, tatil..” diyerek ayartma derdinde… Ne gariptir ki özgürlük naraları atan insanoğlu bu gibi sonlu şeylerin peşinde. Belli bir standardımız var neticede, altına düşmek yakışır mı bize? Elalem değil, kendi ailemiz bile ne der?
Binlerce kez ayağımız kaysa da mihenk taşımızın, ufuk çizgimizin, Kızılelmamızın, hayat düsturumuzun, varlık gayemizin; her zaman ve her koşulda şu olması gerekiyor: Biz sorgusuz sualsiz ancak Allah'a iman ederiz.
Bunu özümseyenlere selam olsun.
[1]
Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım: Zindandan Notlar (İstanbul: Klasik Yayınları, 2014), 152.
[2]
Kur’an-ı Kerim. Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021. İsrâ Suresi, 17:67.
Bize Düşen ne Peki?