Var olduğunu fark ettiği andan itibaren insan, nasıl var olduğu, niçin var olduğu; yaşama sebebi ve sonrası için nasıl “yürüyeceği” hakkında düşünmektedir. Düşünen bir varlık olarak insan canlısı, doğduğu aile tarafından eğitilerek öğretime hazır hale getirilir. Aynı yerde öğretim tohumlarının ekilmesi de mümkündür. Eğitim ve öğretim tohumlarının filizlenip büyüdüğü yaşlara ulaşıldığında, birey kendi başına varlığını sorgulamaya başlar. Böylelikle var olma yolculuğu zihnen ve daha sonra ruhen başlamıştır.
Eğitim sürecinde insana yaşamak için gereken temel yetiler ve değerler kazandırılır. Örneğin konuşmak, yürümek, yemek yemek, oturup kalkmak, zamanı tanımak gibi. Bu değerler insanın hayat akışının yatağını oluşturur, denebilir. Hayat akışını içinde taşıyan ve aynı zamanda bu akışla yaşayan insanın varlığı için bu yatağın muntazam bir biçimde oluşturulması çok önemlidir. Olası taşkınların yönetilmesi, akışın şiddeti; duygu derinliği, patlamalar, fikir çarkı ve kalp selameti için nesilden nesile aktarılan ve eğitimle köklenen öğrenme biçimleri, yalnızca gözle görünenin kopyalanmasıyla benimsenmeyecek kadar hayatidir.
Mevcut benliğini tanıma gayreti gösteren bireyin kendinde gözlemlediği farklılıklar genellikle diğer insanların da “fark” olarak nitelediği kültürel taneciklerdir. Bu lezzet taşıyan ve zengin kokularla harmanlanmış kültür tanecikleri, bireyi toplum içinde “kendisi” yaparken, bir yandan bireyi kendi içinde “başkası” yapmaktadır.
Yeryüzünün rahmet, nezaket, letafet; basiret, cesaret ve ubudiyet damarının şahı olan Gül Güneşi, Rasulullah (s.a.v)’ın öğretisi ve metodolojisi, birbirinden farklı renklerine rağmen her insanın yol kılavuzudur. Bu kılavuz, içindeki başkasını tanıma ve bunu “kendine” yaklaştırma, “kendiyle” tanışma, “kendine” yeniden bakarak ihtiyaçlarını görebilme kabiliyetlerini insana taşır. Medeniyet ruhunu insanın ruhuyla meczederek, latif ve vakur bir insan modeli olabilme hakkında yol haritası sunar.

Evrenin Merkezinde Bir Kızıl Gül (Yapay Zekâ ile Oluşturulmuştur.)
Bu metodolojiyle düşünebilme ve sorgulayabilme yetileri gelişkin bir birey olarak, kendisinde inşa edilmiş eğitim ve öğretim tuğlalarını yeniden inceleyen insan, bu tuğlaları (gerekliyse) nasıl restore edebileceğinin ve gelecekteki neslinin tuğlalarını nasıl örebileceğinin en makul yolunu bulma potansiyelini taşır.
Bir insanın başına gelebilecek olayların ekseriyetle hepsini yaşamış, daha doğrusu Yaratılmışların En Hayırlısı olarak kendisine bu olaylar Allah (c.c) tarafından yaşatılmış olan Hazreti Peygamber (s.a.v), tabiri uygun olursa, var olma yolculuğundaki bireye bir “insan prototipi örneği” olmaktadır. Eş, evlat kaybı, anne kaybı, babasız dünyaya geliş, ihanete uğrayış, hayal kırıklığı, hüzün ve ümit, savaş, yaralanışlar, hicret, en yakınlarla gelen imtihan, yöneticilik, komutanlık, hane reisliği, babalık, imamlık, dostluk ve kardeşlik, vefa ve değer, çocuk kalbine değer biçmek, hakkı olana hakkını vermek, haram ve helal, hayat ve ölüm arasındaki ince çizgiyi kusursuzca dengede tutmak… Hangi kombinasyona ihtiyacı varsa onu alıp yolunda azık edebilir insan. İsmi dünyaya can, metodolojisi bilime, sanata, iktisada, aileye ve hayata ölçü katan Nur: Nur-i Muhammedi.
İnanmak veya inanmamanın ötesinde, varlık gerçeğinin keşif yolu olarak Nübüvvet metodolojisiyle insan, zihin yolaklarını açan bir kuvvetle kendisini yeniden eğiterek her an öğrenmekte olduğu bilgiyi sindirmenin ve damıtmanın lezzetini yaşayabilir.
Her yeni gün, her yeni saat ve her geçen dakikada yenilenen ve var olmaya devam eden insan için yaşamayı bilmek, bir var oluş mücadelesi ve var oluş sebebidir. Bu sebep için mücadele eder, bu mücadele için varlığını “sebep” eder. Varlığın işareti olarak yaşamayı bilerek var olmak, ölümün getireceği yok olmayı da sonsuz bir “var olma” lütfuna dönüştürebilir.