
Yapay zeka ile oluşturulmuştur.
Kritik altyapılar, bir ülkenin ekonomik istikrarı, toplumsal düzeni, kamu sağlığı ve ulusal güvenliği açısından vazgeçilmez nitelikte olan, karşılıklı bağımlılık içinde işleyen fiziksel ve dijital sistemlerin, varlıkların ve ağların bütünüdür. Bu altyapılar; enerji üretim ve dağıtım tesisleri, su ve atık yönetim sistemleri, ulaşım ağları, sağlık hizmeti sağlayıcıları, finansal kurumlar ve iletişim altyapıları gibi temel hizmet alanlarını kapsar.
Dijital dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte bu sistemlerin büyük bir bölümü bilgi teknolojileriyle bütünleşmiş, uzaktan izleme, otomasyon ve veri analitiği gibi uygulamalar sayesinde operasyonel verimlilik ve karar alma süreçlerinde önemli gelişmeler sağlanmıştır. Ancak bu dijitalleşme süreci, aynı zamanda yeni güvenlik risklerini de beraberinde getirmiştir. Kritik altyapıların siber tehditlere açık hale gelmesi, kötü niyetli aktörlerin endüstriyel kontrol sistemlerine, veri akışlarına veya hizmet ağlarına müdahale etme olasılığını artırmıştır.
Bu tür saldırılar veya kesintiler, yalnızca ekonomik faaliyetlerin durmasına değil, aynı zamanda kamu hizmetlerinin aksamasına, toplumsal huzursuzlukların ortaya çıkmasına ve ulusal güvenliğin zayıflamasına neden olabilir. Enerji tedarikinin kesilmesi, su kaynaklarının kirlenmesi ya da sağlık bilişim sistemlerinin çökmesi gibi durumlar, hem kısa vadeli krizlere hem de uzun vadeli altyapı güveni kaybına yol açabilir.
Bu nedenlerle, kritik altyapıların dijital güvenliği, devletlerin siber savunma stratejilerinde merkezi bir öneme sahiptir. Kamu kurumları, özel sektör ve uluslararası kuruluşlar arasında bilgi paylaşımını, standartlaşmayı ve koordinasyonu güçlendiren politikalar geliştirilmekte; tehdit algılama, olay müdahalesi, dayanıklılık planlaması ve risk yönetimi süreçleri sürekli olarak geliştirilmektedir. Dijital güvenlik, artık yalnızca teknolojik bir gereklilik değil, ulusal egemenliğin ve toplumsal sürdürülebilirliğin temel unsurlarından biri olarak değerlendirilmektedir.
Kritik altyapılar, bir toplumun sürekliliği ve istikrarı için zorunlu olan temel hizmet ve sistemleri kapsayan geniş ölçekli bir yapıdır. Bu altyapılar, ekonomik faaliyetlerin, kamu hizmetlerinin ve ulusal güvenliğin kesintisiz biçimde sürdürülebilmesi açısından merkezi bir role sahiptir. Her ülke, kendi sosyoekonomik yapısı, coğrafi koşulları ve stratejik öncelikleri doğrultusunda kritik altyapı sektörlerini belirler. Ancak genel çerçevede enerji, iletişim, ulaşım, sağlık ve finans gibi alanlar tüm ülkelerde ortak birer öncelik olarak kabul edilmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde, Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (Cybersecurity and Infrastructure Security Agency – CISA) tarafından 16 temel kritik altyapı sektörü tanımlanmıştır. Bu sınıflandırma; enerji, finansal hizmetler, ulaşım sistemleri, sağlık ve halk sağlığı, bilgi teknolojileri, savunma sanayii, su ve atık su sistemleri, iletişim, kritik üretim, acil hizmetler ve gıda gibi sektörleri içermektedir. Bu yaklaşım, farklı sektörlerin birbirine olan bağımlılığını dikkate alarak ulusal güvenlik stratejilerinin bütüncül bir çerçevede şekillendirilmesini amaçlar.
Türkiye’de ise 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu ve ilgili ikincil düzenlemeler kapsamında kritik altyapı olarak tanımlanan başlıca sektörler aşağıdaki şekilde sınıflandırılmaktadır:
Bu sektörlerin her biri, yalnızca kendi alanında değil, diğer altyapıların da güvenliği ve sürekliliği açısından kritik öneme sahiptir. Bu nedenle, ülkeler arası standartlaşma girişimleri, risk analizi yöntemleri ve siber güvenlik protokolleri giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Kritik altyapıların korunması, hem ulusal dayanıklılığın hem de toplumsal refahın sürdürülebilmesi için stratejik bir zorunluluk haline gelmiştir.
Kritik altyapıların hızla dijitalleşmesi ve bilgi sistemleri aracılığıyla birbirine bağlanması, bu yapıların güvenlik yüzeyini genişleterek onları çeşitli siber tehditlere karşı daha savunmasız hale getirmiştir. Bu durum, enerji, sağlık, ulaşım, finans ve su yönetimi gibi hayati sektörleri, yalnızca teknik açıdan değil, ulusal güvenlik perspektifinden de yüksek riskli hedefler konumuna taşımaktadır. Günümüzde kritik altyapılara yönelik siber saldırılar, devletlerin, organize suç gruplarının, ideolojik amaç güden bireylerin veya kurum içindeki kişilerin farklı motivasyonlarla gerçekleştirdiği karmaşık eylemler şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Gelişmiş Sürekli Tehdit (Advanced Persistent Threat - APT) olarak adlandırılan bu gruplar, genellikle devletler tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak desteklenir. Temel amaçları, siyasi, askeri veya ekonomik casusluk faaliyetleri yürütmek ya da rakip ülkelerin altyapılarını zayıflatmaktır. APT grupları, hedef sistemlere uzun süreli ve gizli biçimde sızarak kalıcılık sağlar; gelişmiş zararlı yazılımlar, kimlik avı yöntemleri ve sıfırıncı gün açıkları (zero-day vulnerabilities) gibi ileri teknikler kullanır.
Finansal kazanç elde etme amacıyla hareket eden bu gruplar, fidye yazılımları, veri hırsızlığı, dolandırıcılık ve yasa dışı erişim satışı gibi faaliyetlerde bulunur. Kritik altyapıların operasyonel sürekliliğini kesintiye uğratarak fidye ödenmesi için baskı oluşturabilirler. Son yıllarda kripto para birimlerinin yaygınlaşması, bu tür saldırıların izlenmesini zorlaştırmış ve suç ekonomisinin büyümesine katkıda bulunmuştur.
Siyasi veya ideolojik bir mesaj iletmek amacıyla hareket eden hacktivist gruplar, genellikle hizmet kesintilerine (defacement, DDoS) veya veri sızıntılarına yol açarak kamuoyu oluşturmayı hedefler. Bu tür saldırılar doğrudan ekonomik zarar vermese de devlet kurumlarının veya özel şirketlerin itibarını zedeleyebilir ve kamu güvenini sarsabilir.
Kritik altyapı kuruluşlarında çalışan veya bu sistemlere erişim yetkisi olan kişiler tarafından ortaya çıkan tehditlerdir. Bu tehditler kasıtlı sabotaj, bilgi sızdırma ya da ihmal ve dikkatsizlik sonucu meydana gelebilir. İç tehditlerin tespiti dış saldırılara göre daha zordur, çünkü bu kişilerin sistemlere yetkili erişimleri bulunmaktadır.
Saldırganlar, altyapı sistemlerine bulaştırdıkları zararlı yazılımlar aracılığıyla verileri şifreler ve erişimi engeller. Erişimin yeniden sağlanması için fidye talep edilir. 2021 yılında ABD'de Colonial Pipeline şirketine yönelik fidye yazılımı saldırısı, ülke genelinde yakıt tedarik zincirinin aksamasına neden olmuş ve kritik altyapılarda siber güvenliğin ulusal düzeydeki önemini ortaya koymuştur. 【1】
Ağlara ve sistemlere aşırı trafik gönderilerek meşru kullanıcıların erişimi engellenir. Bu tür saldırılar, finansal kurumlar, kamu portalları ve haberleşme altyapıları gibi yoğun erişime sahip sistemleri hedef alır. DDoS saldırıları çoğu zaman diğer siber operasyonlar için dikkat dağıtıcı bir ön saldırı (diversion) olarak da kullanılabilir.
Operasyonel Teknoloji (OT) sistemleri, fiziksel süreçleri dijital ortamda izleyen ve yöneten yapılardır. Enerji üretim tesisleri, su arıtma merkezleri veya üretim hatları gibi ortamlarda kullanılan bu sistemlere yönelik saldırılar, fiziksel ekipman hasarına, hizmet kesintilerine ve çevresel risklere neden olabilir. 2010 yılında keşfedilen Stuxnet zararlı yazılımı, İran’daki nükleer santrifüjlerin işlevini bozarak bu tür saldırıların gerçek dünyadaki etkilerini göstermiştir.【2】 Ayrıca, ICS sistemlerinde yaygın kullanılan Modbus ve DNP3 gibi eski protokoller, şifreleme veya kimlik doğrulama desteğinden yoksun oldukları için halen yüksek risk taşımaktadır.
Bu saldırılarda hedef, doğrudan altyapı sistemi değil, o sistemin kullandığı üçüncü taraf yazılım, donanım veya hizmet sağlayıcılarıdır. Saldırganlar bu ara bağlantılardan sızarak asıl hedefin sistemlerine erişim sağlar. 2020’deki SolarWinds olayı, birçok devlet kurumu ve özel kuruluşun aynı anda etkilenmesine neden olan en kapsamlı tedarik zinciri saldırılarından biridir.【3】
Teknolojik savunmaları aşmak yerine insan hatasından yararlanan saldırı türleridir. Sahte e-postalar, web siteleri veya telefon aramaları yoluyla çalışanlardan kimlik bilgileri veya erişim verileri elde edilir. Kritik altyapı işletmelerinde, bu tür basit görünen saldırılar genellikle daha karmaşık siber operasyonların başlangıç noktası olabilir.
Kritik altyapılara yönelik bu tehditler, dijital güvenlik önlemlerinin yalnızca teknolojik araçlarla değil, aynı zamanda kurumsal farkındalık, personel eğitimi, risk yönetimi ve uluslararası iş birliğiyle desteklenmesi gerektiğini göstermektedir. Siber güvenlik, bu bağlamda hem teknik hem de stratejik bir ulusal güvenlik meselesi haline gelmiştir.
Kritik altyapılara yönelik başarılı bir siber saldırı, yalnızca teknik sistemleri değil, aynı zamanda ekonomik, toplumsal, çevresel ve ulusal güvenlik boyutlarını da etkileyen geniş kapsamlı sonuçlar doğurabilir. Bu etkiler birbirine bağlı alanlarda zincirleme şekilde ortaya çıkabilir ve bir sektördeki kesinti, diğer altyapıların da işleyişini doğrudan etkileyebilir. Saldırıların yol açabileceği başlıca risk türleri aşağıdaki şekilde sınıflandırılabilir:
Elektrik, su, ulaşım, sağlık veya iletişim gibi temel hizmetlerde yaşanabilecek kesintiler, toplumun günlük yaşamını ve ekonomik faaliyetleri doğrudan etkiler. Bu tür bir aksama, üretim süreçlerinin durmasına, enerji tedarik zincirlerinin bozulmasına veya ulaşım ağlarının felce uğramasına neden olabilir. Operasyonel riskler, aynı zamanda kamu kurumlarının acil durumlara müdahale kapasitesini de sınırlayabilir.
Kritik altyapılarda kullanılan kontrol sistemlerinin (örneğin trafik sinyalizasyonu, hava trafiği yönetimi, tıbbi cihazlar veya hastane bilgi sistemleri) hedef alınması, doğrudan insan yaşamını tehdit eden sonuçlar doğurabilir. Bu tür saldırılar, çalışanların veya vatandaşların fiziksel zarar görmesine, hatta can kayıplarına yol açabilecek kazalara neden olabilir.
Kimyasal üretim tesisleri, nükleer enerji santralleri veya su arıtma sistemleri gibi çevresel hassasiyeti yüksek altyapıların kontrolünün ele geçirilmesi, toksik veya radyoaktif maddelerin doğaya salınmasına yol açabilir. Bu durum toprağın, su kaynaklarının ve ekosistemlerin kirlenmesine; uzun vadede halk sağlığını ve biyolojik çeşitliliği tehdit eden etkilerin ortaya çıkmasına neden olur.
Siber saldırılar, hizmet kesintileri nedeniyle doğrudan gelir kayıplarına, sözleşme ihlallerine ve tedarik zincirinde gecikmelere yol açabilir. Bunun yanında, veri ihlalleri veya hizmet kesintileri sonucunda oluşan yasal sorumluluklar, tazminat talepleri, düzenleyici kurumlar tarafından uygulanan para cezaları ve sigorta primlerindeki artışlar da finansal yükü artırır. Uzun vadede, bu tür olaylar kurumun itibarı üzerinde kalıcı olumsuz etki oluşturabilir ve yatırımcı güvenini zedeleyebilir.
Kritik altyapıların işlevini yitirmesi, toplumun temel ihtiyaçlarını (gıda, su, enerji, sağlık hizmetleri) karşılayamaz hale gelmesine yol açabilir. Bu durum, toplumsal panik, kamu düzeninin bozulması ve ekonomik istikrarsızlık gibi sonuçlar doğurabilir. Ayrıca, askeri iletişim sistemleri, savunma sanayii tesisleri veya sınır güvenliği altyapılarının hedef alınması, ülkenin savunma kapasitesini ve caydırıcılığını zayıflatabilir.
Bu çok boyutlu riskler, kritik altyapı güvenliğini yalnızca teknik bir siber savunma konusu olmaktan çıkarıp, ulusal strateji düzeyinde ele alınması gereken bir alan haline getirmektedir. Etkili bir koruma yaklaşımı, teknolojik güvenlik önlemleriyle birlikte kurumsal hazırlık, acil durum yönetimi, düzenleyici uyum ve uluslararası iş birliğini içeren bütüncül bir risk yönetimi anlayışı gerektirir.
Kritik altyapıların karmaşık, dinamik ve birbirine bağımlı yapısı, tek katmanlı savunma önlemlerinin yetersiz kaldığı bir ortamda çok katmanlı, entegre ve proaktif bir güvenlik yaklaşımını zorunlu kılmaktadır. Bu yaklaşım; teknik, operasyonel, yönetsel ve yasal boyutları kapsayan bütüncül bir stratejiyi gerektirir. Her düzeydeki güvenlik önlemi, yalnızca mevcut tehditleri önlemeyi değil, aynı zamanda potansiyel saldırılara karşı erken tespit, hızlı müdahale ve sürdürülebilir kurtarma kabiliyeti oluşturmayı da hedeflemelidir.
Etkili bir siber güvenlik stratejisinin temeli, risklerin sistematik biçimde değerlendirilmesi ve yönetilmesidir. Bu süreç; kritik varlıkların envanterinin çıkarılması, her bir varlığın işlevsel öneminin ve zafiyet düzeyinin analiz edilmesi, tehdit vektörlerinin belirlenmesi ve olası saldırı senaryolarının modellenmesini içerir. Risk yönetimi döngüsü, yalnızca bir defaya mahsus bir analiz değil, sistem güncellemeleri, altyapı değişiklikleri ve tehdit ortamındaki gelişmelere paralel olarak sürekli güncellenen dinamik bir süreçtir.
Bilgi Teknolojileri (IT) ve Operasyonel Teknoloji (OT) sistemlerinin birbirinden fiziksel veya mantıksal olarak ayrılması, saldırganların bir ağdan diğerine geçişini zorlaştırır. Kritik sistemlerin yer aldığı ağların kendi içinde daha küçük alt segmentlere bölünmesi (micro-segmentation), olası bir saldırının etkisini sınırlar. Bu yapı, güvenlik duvarları (firewall), saldırı tespit ve önleme sistemleri (IDS/IPS), ağ izleme araçları ve sıfır güven (Zero Trust) mimarisiyle desteklenir.
Yetkilendirme mekanizmaları, “en az ayrıcalık ilkesi” (least privilege principle) doğrultusunda yapılandırılmalıdır. Her kullanıcının yalnızca görevini yerine getirebilmesi için gerekli en düşük düzeyde erişim hakkına sahip olması sağlanır. Çok faktörlü kimlik doğrulama (Multi-Factor Authentication – MFA) ve sürekli kimlik doğrulama sistemleri, yetkisiz erişimlerin önlenmesinde temel araçlardır.
Sistemlerin düzenli olarak taranması, yazılım güncellemelerinin zamanında yapılması ve tespit edilen açıkların kapatılması, saldırganların bilinen zafiyetlerden yararlanma riskini azaltır. Sızma testleri (penetration testing) ve kırmızı ekip (red team) tatbikatları, savunma mekanizmalarının gerçek dünyadaki saldırı senaryolarına karşı ne kadar dayanıklı olduğunu ölçer.
Kritik veriler, hem depolama (at rest) hem de iletim (in transit) sırasında güçlü şifreleme algoritmaları ile korunmalıdır. Yedekleme süreçleri, yalnızca veri kaybını önlemeye değil, aynı zamanda fidye yazılımı saldırıları sonrasında sistemlerin hızlı şekilde yeniden devreye alınmasına yönelik planlamaları da içermelidir. Yedekler, coğrafi olarak ayrılmış güvenli ortamlarda saklanmalı ve düzenli olarak bütünlük testlerinden geçirilmelidir.
Kritik altyapıların en zayıf halkası çoğu zaman teknik sistemler değil, insan faktörüdür. Bu nedenle, çalışanların sosyal mühendislik, oltalama (phishing), parola güvenliği, taşınabilir cihaz kullanımı ve veri gizliliği konularında düzenli olarak eğitilmesi gereklidir. Kurum genelinde bir “siber güvenlik kültürü” oluşturmak, teknik savunma önlemlerini destekleyen temel unsurlardan biridir.
Saldırı veya arıza durumlarında operasyonel sürekliliğin sağlanması, önceden belirlenmiş kriz senaryolarına dayalı acil durum planlarını gerektirir. Bu planlar; olay müdahalesi (incident response), iş sürekliliği, felaket kurtarma (disaster recovery) ve iletişim yönetimi süreçlerini kapsar. Planların etkinliği, düzenli tatbikatlarla test edilmelidir.
Kritik altyapıların önemli bir bölümü özel sektör tarafından işletildiği için kamu kurumlarıyla özel kuruluşlar arasında bilgi paylaşımı, tehdit istihbaratı aktarımı ve koordineli müdahale süreçleri büyük önem taşır. Ulusal siber güvenlik merkezleri, sektörel bilgi paylaşım platformları (ISAC’ler) ve ortak tatbikatlar, bu iş birliğini kurumsallaştıran araçlardır.
Türkiye, hem jeostratejik konumu hem de dijital dönüşüm sürecinin hızla ilerlemesi nedeniyle son yıllarda siber tehditlerin önemli hedeflerinden biri haline gelmiştir. Enerji, finans, ulaştırma ve kamu hizmetleri gibi kritik altyapı sektörlerinin dijitalleşmesi, ülkeyi bölgesel ölçekte stratejik bir dijital merkez haline getirmiş; bu durum aynı zamanda saldırı yüzeyini genişleterek siber güvenlik risklerini artırmıştır. Bu çerçevede, ulusal düzeyde bütünleşik bir siber güvenlik politikası oluşturmak ve kurumlar arası koordinasyonu güçlendirmek amacıyla kapsamlı bir kurumsal ve yasal yapılanma süreci başlatılmıştır.
Türkiye’de siber güvenlik ekosistemi uzun yıllar boyunca farklı kurum ve birimlerin yetki alanına dağılmış bir yapıya sahipti. Bu kapsamda Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ve onun bünyesinde faaliyet gösteren Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi (USOM), ulusal siber güvenlik stratejilerinin uygulanmasında ve olaylara müdahalede kilit rol oynamıştır. USOM, kamu kurumları ve özel sektör bünyesindeki Siber Olaylara Müdahale Ekipleri (SOME) ile koordinasyon sağlayarak, ulusal düzeyde tehdit istihbaratı paylaşımı ve saldırı tespiti faaliyetlerini yürütmektedir.
Ancak bu yapı, farklı kurumların görev alanlarının zaman zaman çakışması ve yasal çerçevenin sınırlı kalması nedeniyle daha merkezi ve bütüncül bir düzenlemeye ihtiyaç duymuştur. Bu ihtiyacın sonucu olarak 2025 yılında 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu yürürlüğe girmiştir. Kanun, Türkiye’de siber güvenliğe ilişkin stratejik politikaların belirlenmesi, uygulanması ve denetlenmesi amacıyla yeni bir idari yapılanma getirmiştir.【4】
Bu kapsamda Siber Güvenlik Başkanlığı, siber tehditlerle mücadelede ulusal düzeyde politika belirleme, koordinasyon, denetim ve yaptırım uygulama yetkisine sahip merkezi bir otorite olarak kurulmuştur. Başkanlık, ulusal siber güvenlik stratejilerini belirleme, kritik altyapıların korunmasına ilişkin standartları tanımlama ve kurumlar arası bilgi paylaşımını düzenleme görevlerini üstlenmiştir.
7545 sayılı Kanun, kritik altyapı operatörlerine ve siber güvenlik alanında faaliyet gösteren kurumlara çeşitli teknik ve idari yükümlülükler getirmiştir. Bu yükümlülüklerin temel amacı, ulusal siber güvenlik dayanıklılığını artırmak, olayların hızlı tespitini sağlamak ve yerli teknolojilerin kullanımını teşvik etmektir. Başlıca yükümlülükler şunlardır:
Bu yükümlülüklerin ihlali durumunda, Kanun ağır idari para cezaları, faaliyet durdurma kararları ve belirli durumlarda hapis cezaları gibi ciddi yaptırımlar öngörmektedir.
Bu yeni yasal ve kurumsal düzenleme, Türkiye’nin siber güvenlik alanında ulusal egemenlik, dijital bağımsızlık ve kritik altyapı dayanıklılığı hedeflerine ulaşması açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir. Kanun aynı zamanda, uluslararası siber güvenlik normlarıyla uyumlu bir çerçeve oluşturarak Türkiye’nin küresel siber dayanıklılık ağındaki rolünü güçlendirmeyi amaçlamaktadır.
Kritik altyapıların güvenliğine yönelik tehdit ortamı, teknolojik ilerlemelerle birlikte dinamik bir biçimde değişmekte ve giderek daha karmaşık bir hâl almaktadır. Dijital sistemlerin yaygınlaşması, otomasyonun artması ve yapay zekâ tabanlı teknolojilerin entegrasyonu, altyapıların verimliliğini artırırken aynı zamanda yeni saldırı vektörlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Gelecekte öne çıkması beklenen tehditler, hem mevcut savunma mekanizmalarının sınırlarını zorlayacak hem de yeni güvenlik paradigmalarının geliştirilmesini zorunlu kılacaktır.
Yapay zekâ (YZ) teknolojileri, yalnızca savunma sistemlerinde değil, saldırganlar tarafından da kullanılabilir hale gelmektedir. Gelişmiş algoritmalar, sistem açıklarını otonom olarak tespit edebilir, savunma mekanizmalarına uyum sağlayarak kaçınma stratejileri geliştirebilir. Bu tür saldırılar, insan müdahalesine gerek kalmadan yüksek hızda ve hedefe özel biçimde yürütülebilir, bu da tespit ve müdahale süreçlerini ciddi biçimde zorlaştırır.
Kritik altyapılarda kullanılan sensörler, akıllı sayaçlar, endüstriyel kontrol modülleri ve uzaktan erişim cihazları gibi IoT bileşenleri, genellikle sınırlı güvenlik önlemlerine sahiptir. Bu cihazlar üzerinden gerçekleştirilen saldırılar, altyapı ağlarına arka kapı oluşturabilir. Büyük ölçekli botnet ağları (örneğin Mirai benzeri yapılar), bu cihazları kullanarak hizmet dışı bırakma (DDoS) saldırılarını daha etkili hale getirebilir.
5G teknolojisi, yüksek veri aktarım hızı ve düşük gecikme süresi sayesinde endüstriyel otomasyon, otonom araçlar ve akıllı şehir altyapılarında temel bir rol oynamaktadır. Ancak bu ağların sanallaştırılmış ve yazılım tabanlı mimarisi, siber saldırılar için yeni hedefler doğurmaktadır. 5G çekirdek ağ bileşenlerinin veya kenar (edge) bilişim noktalarının hedef alınması, çok sayıda hizmetin eşzamanlı olarak kesintiye uğramasına neden olabilir.
Kuantum bilgisayarların gelişmesiyle birlikte, günümüzde yaygın olarak kullanılan RSA ve ECC (Elliptic Curve Cryptography) gibi asimetrik şifreleme algoritmaları kırılabilir hale gelecektir. Bu durum, geçmişte şifrelenmiş verilerin gelecekte çözülebilmesi riskini de beraberinde getirmektedir. Bu nedenle, kritik altyapıların uzun vadede “kuantuma dayanıklı” (post-quantum) kriptografik sistemlere geçiş yapması kaçınılmaz hale gelmektedir.
Yapay zeka ve makine öğrenmesi, saldırı tespitinde insanın erişemeyeceği hız ve ölçek avantajı sağlamaktadır. Bu teknolojiler, ağ trafiğindeki anormallikleri, olağandışı kullanıcı davranışlarını veya sistem içi tutarsızlıkları gerçek zamanlı olarak belirleyebilir. Böylece, olay tespiti ve müdahale süreçleri otomatikleştirilebilir ve hatalı alarm (false positive) oranı azaltılabilir.
Blockchain teknolojisi, merkezi olmayan yapısı sayesinde veri bütünlüğü ve güvenli kayıt paylaşımı açısından kritik altyapılar için önemli potansiyel taşımaktadır. Özellikle enerji piyasalarında, tedarik zinciri yönetiminde ve dijital kimlik doğrulamada, verilerin değiştirilemez bir şekilde kaydedilmesini sağlayarak güveni artırabilir.
Zero Trust modeli, geleneksel ağ güvenliği anlayışındaki “iç ağ güvenlidir” varsayımını ortadan kaldırır. Bu yaklaşımda, her erişim isteği, kaynağına bakılmaksızın, kimlik doğrulaması ve yetkilendirme süreçlerinden geçirilir. Bu model, özellikle çok katmanlı ve dağınık altyapılarda iç tehditlerin ve lateral hareketlerin (saldırganın sistem içinde yatay ilerlemesi) önlenmesinde etkili bir strateji sunar.
Geleceğin siber tehdit ortamı, sabit güvenlik çözümlerinden çok sürekli öğrenen, kendini yenileyen ve tehdit istihbaratına dayalı sistemleri gerektirmektedir. Bu nedenle kritik altyapı güvenliği, artık statik bir koruma faaliyeti olmaktan çıkmış; teknoloji, politika, insan kaynağı ve uluslararası iş birliği unsurlarını içeren dinamik bir süreç haline gelmiştir.
Sürekli adaptasyon, yalnızca yeni saldırı yöntemlerine karşı koymak için değil, aynı zamanda güvenlik politikalarının sürdürülebilirliğini sağlamak açısından da temel bir gerekliliktir. Bu bağlamda, yapay zekâ destekli savunma mekanizmalarının, kuantum dirençli şifreleme tekniklerinin ve ulusal düzeyde koordineli siber güvenlik stratejilerinin geliştirilmesi, geleceğin kritik altyapılarını korumanın anahtarı olarak değerlendirilmektedir.
[1]
U.S. Department of Energy. “Colonial Pipeline Cyber Incident.” Erişim Tarihi: 10 Ekim 2025. https://www.energy.gov/ceser/colonial-pipeline-cyber-incident.
[2]
Institute for Science and International Security (ISIS). “Did Stuxnet Take Out 1,000 Centrifuges at the Natanz Enrichment Plant?” 22 Aralık 2010. Erişim Tarihi: 10 Ekim 2025. https://isis-online.org/isis-reports/did-stuxnet-take-out-1000-centrifuges-at-the-natanz-enrichment-plant/.
[3]
Antigoni Kruti, Usman Butt, Rejwan Bin Sulaiman, “A Review of SolarWinds Attack on Orion Platform Using Persistent Threat Agents and Techniques for Gaining Unauthorized Access,” arXiv (2023). Erişim Tarihi: 10 Ekim 2025. https://arxiv.org/abs/2308.10294.
[4]
Resmî Gazete. “7545 Sayılı Siber Güvenlik Kanunu.” 19 Mart 2025. Erişim Tarihi: 10 Ekim 2025. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/03/20250319-1.htm.

Yapay zeka ile oluşturulmuştur.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Kritik Altyapıların Dijital Güvenliği" maddesi için tartışma başlatın
Kritik Altyapı Sektörleri
Kritik Altyapılara Yönelik Siber Tehditler
Tehdit Aktörleri
Devlet Destekli Saldırganlar (APT Grupları)
Siber Suçlular
Hacktivistler
İç Tehditler
Saldırı Türleri ve Yöntemleri
Fidye Yazılımı (Ransomware)
Hizmet Dışı Bırakma (DDoS) Saldırıları
Endüstriyel Kontrol Sistemlerine (ICS/SCADA) Yönelik Saldırılar
Tedarik Zinciri Saldırıları
Sosyal Mühendislik ve Oltalama (Phishing)
Siber Saldırıların Potansiyel Sonuçları ve Risk Alanları
Operasyonel Risk
Güvenlik Riski
Çevresel Risk
Finansal Risk
Ulusal Güvenlik Riski
Siber Güvenlik Stratejileri ve Önlemler
Risk Değerlendirmesi ve Yönetimi
Teknik Güvenlik Önlemleri
Ağ Güvenliği ve Segmentasyon
Erişim Kontrolü ve Kimlik Yönetimi
Güvenlik Açığı Yönetimi ve Sızma Testleri
Veri Şifreleme ve Yedekleme
Operasyonel ve Yönetimsel Önlemler
Personel Eğitimi ve Farkındalık
Acil Durum ve Felaket Kurtarma Planları
Kamu-Özel Sektör İş Birliği
Türkiye'de Kritik Altyapı Güvenliği ve Yasal Düzenlemeler
Kurumsal Yapılanma ve Yeni Kanun
Kritik Altyapı İşletmecilerinin Yükümlülükleri
Gelecek Perspektifi ve Gelişen Teknolojiler
Geleceğe Yönelik Olası Tehditler
Yapay Zekâ Destekli Otonom Saldırılar
Nesnelerin İnterneti (IoT) Cihazları Üzerinden Sızmalar
5G Altyapısının Kötüye Kullanılması
Kuantum Bilgisayarlar ve Şifreleme Kırılması
Gelişen Savunma Teknolojileri ve Yaklaşımlar
Yapay Zekâ ve Makine Öğrenmesi Destekli Savunma Sistemleri
Blockchain Tabanlı Güvenlik Uygulamaları
Sıfır Güven (Zero Trust) Mimarisinin Yaygınlaşması
Sürekli Adaptasyonun Önemi
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.