Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.
Mahya, özellikle Osmanlı kültür mirasının bir parçası olarak Ramazan aylarında ve mübarek gecelerde, birden fazla minaresi olan camilerin iki minaresi arasına gerilen ipler üzerine kandillerle veya günümüzde elektrik ampulleriyle oluşturulan yazı ve figürlü süslemelerdir. Kelime kökeni olarak Farsça "aya mahsus" veya "aylık" anlamına gelen "mâhiye"den türeyen bu sanat toplumun ortak sevincini, hüzünlerini ve mesajlarını ışıkla ilan eden geleneksel bir iletişim aracıdır.
Mübarek gece ve günlerde camilerin kandillerle aydınlatılması geleneği, İslamiyet’in ilk asırlarında Mescid-i Harâm’daki uygulamalara kadar uzanmaktadır. Tarihçi Fâkihî, 9. yüzyılda Mekke’de kandillerin direkler arasına gerilen iplerle asıldığını kaydetse de, bu pratiği minareler arasında sanatsal bir boyuta taşıyanlar Osmanlılar olmuştur. Osmanlı döneminde mahyanın ilk izlerine 1578’de İstanbul’a gelen Alman seyyah Schweigger’in kayıtlarında rastlanır.【1】 Resmiyet kazanması ise III. Murad’ın 1588 tarihli bir emriyle Mevlit Kandili’nde minarelerin donatılmasını istemesine dayanır. Bir rivayete göre ise Hattat Hafız Ahmed Kefevî’nin işlediği iki minareli mahya tasarımı I. Ahmed tarafından çok beğenilmiş ve 1614’te Sultanahmet Camii’ne kurulmasıyla gelenek resmi bir kimlik kazanmıştır.【2】 1722’de Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın emriyle tüm selatin camilerinde yaygınlaştırılan bu sanat için Eyüp Camii gibi kısa minareli yapıların minareleri dahi özel olarak yükseltilmiştir.
"Mahya" kelimesinin kökeni üzerine iki ana görüş bulunmaktadır. İlki, Farsça "mâh" (ay) isminden Arapça "-iyye" ekiyle türetilen ve "aylık, aya mahsus" anlamına gelen Osmanlıca mâhiyye kelimesidir. Bu kullanım, mahyanın yalnızca Ramazan ayına mahsus bir uygulama olmasından kaynaklanır. İkinci görüşe göre ise kelime, Hz. Peygamber’e salâtüselâm getirilen zikir meclisleri için kullanılan Arapça mahyâ kelimesinden gelmektedir. Özellikle "leyletü’l-mahyâ" denilen mübarek gecelerde zikir meclisi kurulan camilerin alışılmışın dışında kandillerle donatılması, kelimenin bu anlamla bütünleşmesini sağlamıştır.【3】
Mahya kurulumu, bir yıllık hazırlık gerektiren bir emeğin ürünüdür. Hazırlıklar üç ayların girmesiyle başlar; ne yazılacağı ve hangi şemaların kullanılacağı kararlaştırılır. Mahya ustası, saraydan gönderilen incilerle yeşil veya kırmızı atlas üzerine kuracağı mahyanın küçük bir örneğini çizer ve onaya sunardı. Uygulama aşamasında, kareli bir kâğıt üzerinde iki minare arasına gerilecek ipi temsil eden bir model hazırlanır; kandillerin asılacağı noktalar ve düşey iplerin boyları milimetrik olarak hesaplanırdı.
Klasik dönemde kandil ve fitil hazırlığı büyük bir zahmet gerektirirdi. Bir Ramazan ayı için yaklaşık 10.000 fitil gerekirdi ve bu fitiller dere kenarlarındaki sazların elyafından hazırlanırdı. Günde en fazla 300 fitil üretilebildiği için süreç aylarca sürerdi. Her akşam yaklaşık 5 okka zeytinyağı ile doldurulan 400-500 kandil, makaralı bir sistemle gökyüzüne çekilirdi.【4】 Elektriğin icadına rağmen bir süre daha estetik kaygılarla yağ kandillerine devam edilmiş, günümüzde ise tamamen ampul ve LED sistemlerine geçilmiştir.
Geleneksel mahyalarda yazı türü olarak genellikle "sülüs" tercih edilmiş; Ramazan’ın başında "Hoş Geldin On Bir Ayın Sultanı", sonunda ise "Elveda" gibi vedalar işlenmiştir. Yazıların yanı sıra çiçek motifleri (gül, fulya, boru çiçeği), şehir simgeleri (Kız Kulesi, vapur, köprü) ve dini-kahramanlık sembolleri (Zülfikar, ay-yıldız, ok ve yay) kullanılmıştır. Mahya sanatının tepe noktası ise 19. yüzyılda Süleymaniye Camii’nde Abdüllatif Efendi’nin kurduğu hareketli mahyadır. Üç panodan oluşan bu sistemde; sabit bir köprü resminin üzerinden arabalar geçer, alt kısımdaki panoda ise balıklar ve kayıklar hareket ettirilerek gökyüzünde canlı bir manzara oluşturulurdu.
Mahyacılık tarihinde "gezdirme mahya" olarak da bilinen bu ileri seviye uygulamanın meşhur temsilcisi, Süleymaniye Camii’nin ünlü mahyacıbaşısı Abdüllatif Efendi’dir. Bu düzeneklerde cami minareleri arasına ana halatın yanı sıra "yedek ip" ve "bocurgat" denilen makaralı sistemler kurulur, kandiller rüzgârdan sönmemesi ve zarar görmemesi için yuvarlak tahta kutular içine yerleştirilirdi. Üç panolu kurguda genellikle en alt seviyede denizi simgeleyen hareketli balık figürleri, orta seviyede Unkapanı Köprüsü veya Azapkapı Camii gibi şehrin simge yapılarını içeren sabit bir manzara, en üst seviyede ise kara yolu hareketliliğini temsil eden araba figürleri yer alırdı. Mahyacının ipleri belirli bir ritim ve ustalıkla kumanda etmesi sayesinde en alt ve en üst panodaki figürler minareler arasında ileri geri hareket ettirilir, canlı ve mekanik bir tablo oluşturulurdu.
Mahyacılık, sadece teknik bir beceri değil, aynı zamanda babadan oğula intikal eden ve ciddi liyakat gerektiren bir meslektir. Osmanlı döneminde mahyacı olabilmek kolay bir süreç değildi; adayların Şûrâ-yı Evkaf’ta, diğer mahyacılar ve şehrin ileri gelenlerinden oluşan bir jüri önünde yeterliliklerini ispatlamaları şarttı. Mahya ustaları, Ramazan ayı boyunca yoğun bir mesai harcarken, yılın geri kalanını Fatih’teki sıbyan mektebinde kendilerine ayrılan odalarda çırak yetiştirerek geçirirlerdi.【5】 Süleymaniye Camii’nin ünlü mahyacısı Abdüllatif Efendi gibi isimler, kurdukları hareketli panolarla mesleği bir mühendislik ve sanat birleşimine dönüştürmüşlerdir. 1931 yılında İstanbul'da görev yapan yirmi üç mahyacı, bu geleneğin son dönem temsilcileri olarak kayıtlara geçmiştir.
Mahyalar, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e toplumsal hafızanın ve dayanışmanın bir aynası olmuştur. I. Dünya Savaşı yıllarında "Hilâl-i Ahmer’i (Kızılay) Unutma", "Muhacirine Yardım" gibi mesajlarla sosyal yaralara parmak basılmış; Kurtuluş Savaşı sonrasında "Yaşasın İstiklâliyet" ve "Yaşasın Gazimiz" gibi ifadelerle milli sevinç paylaşılmıştır. Harf inkılâbı sonrası Latin harfleriyle yazılan "İsraftan Sakın", "Yerli Malı Al" veya "İçki Aile Düşmanıdır" gibi mahyalar, cami minarelerini birer açık hava eğitim panosuna dönüştürmüştür. Sadece Ramazan’da değil; padişahların seyahat dönüşleri, yabancı devlet adamlarının ziyaretleri veya Atatürk’ün İstanbul’a gelişi gibi özel günlerde de asılan "Hoş Geldin" mahyaları, bu geleneğin şehircilik ve eğitim yönünden ileri bir adım olduğunu kanıtlamıştır.
[1]
Nebi Bozkurt, "Mahya" TDV İslam Ansiklopedisi, Erişim 13 Şubat 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/mahya--ramazan
[2]
Nebi Bozkurt, "Mahya" TDV İslam Ansiklopedisi, Erişim 13 Şubat 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/mahya--ramazan
[3]
Nebi Bozkurt, "Mahya" TDV İslam Ansiklopedisi, Erişim 13 Şubat 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/mahya--ramazan
[4]
Kültür İstanbul, "İstanbul’da asırlık bir Ramazan geleneği: Mahya." Kültür İstanbul, Erişim 13 Şubat 2026, https://kultur.istanbul/istanbulda-asirlik-bir-ramazan-gelenegi-mahya/
[5]
Nebi Bozkurt, "Mahya" TDV İslam Ansiklopedisi, Erişim 13 Şubat 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/mahya--ramazan
Tarihsel Gelişimi
Kökeni ve Etimolojisi
Teknik Hazırlık ve Uygulama Süreci
Temalar, Motifler ve Hareketli Mahyalar
Üç Panolu ve Hareketli Mahyalar
Mahyacılık Mesleği ve Ustalar
Toplumsal Mesaj ve Dayanışma Rolü