Malazgirt Muharebesi

Alıntıla
kure star outline

Diğer İsimleri

Malazgirt Meydan Muharebesi

Malazgirt Meydan Savaşı

Manzikert Muharebesi

Tarih

26 Ağustos 1071

Süre

Ön çatışmalar 24–25 Ağustos’ta başladı

Ana muharebe yaklaşık bir gün sürdü

Yer

Malazgirt’in güneydoğusundaki ova ve tepelik saha

Malazgirt–Ahlat bölgesi, günümüzde Muş ili

Taraflar

Büyük Selçuklu Devleti

Roma İmparatorluğu

Selçuklu Komutanları

Sultan Alp Arslan

Emîr Sanduk/Sunduk

Roma Komutanları

İmparator IV. Romanos Diogenes

Nikephoros Bryennios

Theodore Alyates

Andronikos Doukas

Roma Kuvvetleri

Yaklaşık 30.000–40.000 kişi

Selçuklu Kuvvetleri

Yaklaşık 12.000–30.000 kişi

Sonuç

Kesin Selçuklu zaferi

Roma savaş düzeninin bozulması ve ordunun dağılması

İmparator IV. Romanos’un yaralanarak esir alınması

Anadolu'nun Türk yurdu haline gelmesi

Malazgirt Muharebesi, 26 Ağustos 1071’de Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan’ın kuvvetleriyle Roma İmparatoru IV. Romanos Diogenes’in ordusu arasında Malazgirt yakınlarında meydana gelen meydan savaşıdır.【1】 Çarpışma Roma ordusunun yenilgisiyle sonuçlanmış; esir alınan Romanos Diogenes, Alp Arslan’ın karargâhında yapılan görüşmelerin ardından serbest bırakılmıştır.【2】 Muharebe, Anadolu’nun bir anda bütünüyle Selçuklu hâkimiyetine girmesine yol açmamışsa da imparatorun esaretiyle belirginleşen siyasî kriz, Roma aristokrasisi arasındaki iktidar mücadelesi ve bunu izleyen iç savaşlarla birleşerek imparatorluğun bölgedeki askerî denetimini ciddi ölçüde zayıflatmıştır.【3】 Böylece Malazgirt, daha önce başlamış bulunan Türk akın ve göçlerinin Anadolu içlerine yönelmesini hızlandıran, sonraki Türk-İslam siyasî teşekküllerinin ortaya çıkışını kolaylaştıran ve gerek sonuçları gerekse sonraki yüzyıllarda kazandığı sembolik anlamlar bakımından Orta Çağ tarihinin en çok tartışılan dönüm noktalarından biri hâline gelmiştir.【4】

Adlandırma, Tarihleme ve Kaynaklar

Malazgirt Muharebesi, yalnızca farklı siyasî çevrelerin değil, birbirinden ayrı dil, inanç ve tarih yazımı geleneklerinin kayda geçirdiği bir olaydır. Muharebeye ilişkin anlatılar Yunanca, Arapça, Farsça, Ermenice, Süryanice ve Latince eserlerde yer almakta; ancak bu metinler olaylara yakınlıkları, yazarlarının bilgiye erişim imkânları, kullandıkları önceki kaynaklar ve taşıdıkları siyasî veya dinî amaçlar bakımından büyük farklılıklar göstermektedir. Dolayısıyla muharebenin tarihi ve seyri, herhangi bir anlatının tek başına esas alınmasıyla değil, kaynakların birbirleriyle bağlantıları ve birbirlerinden bağımsız oldukları noktalar belirlenerek incelenebilir.【5】

Malazgirt Adının Tarihi Biçimleri

Günümüzde kullanılan “Malazgirt” adı, Orta Çağ metinlerinde farklı alfabe ve ses sistemlerine göre değişik biçimlerde yazılmıştır. Ermenice kaynaklarda Manazkert ve Mantzkert, erken Arapça metinlerde Manâzcird, Menâzcird veya bunlara yakın biçimler görülürken, Yunanca ve modern Batı dillerindeki çalışmalarda genellikle Mantzikert ve Manzikert yazımları tercih edilmiştir. Aristakes Lastivertsi’nin metninin Ermenice aslından yapılan çevirisinde yer adı “Manazkert”, Urfalı Mateos’un yeni çevirisinde ise “Mantzkert” biçiminde aktarılmıştır.【6】 Bu yazım farklılıkları ayrı yerleşimleri değil, aynı adın Ermenice, Arapça ve Yunanca ses ve yazı sistemlerine uyarlanmış biçimlerini ifade etmektedir.

Alp Arslan ve Romanos Diogenes (Portail Biblissima)


Michael Attaleiates’in eserinin Yunanca metninde ve modern İngilizce çevirisinde kullanılan biçim Mantzikert’tir; Batı literatüründe yerleşen Manzikert yazımı da büyük ölçüde bu geleneğin sadeleştirilmiş biçimidir.【7】 Türkçe tarih yazımında ise şehir ve muharebe için “Malazgirt” kullanımı yerleşmiştir. Bu maddede de çağdaş yer adı ve muharebenin adı “Malazgirt” olarak verilecek, yalnızca kaynakların özgün adlandırmalarının tartışıldığı yerlerde Manazkert, Manâzcird, Mantzkert ve Mantzikert gibi tarihî biçimler korunacaktır.


Yer adının farklı biçimlerinden hareketle kesin bir etimoloji kurmak güçtür. Arapça Manâzcird biçiminin Ermenice Manazkert’e yakınlığı açık olmakla birlikte, mevcut kaynaklar adın ilk oluşumunu ve bileşenlerini güvenilir biçimde açıklamaya yeterli değildir. Bu sebeple tarihî yazım biçimleri ile yer adının kökenine ilişkin varsayımları birbirinden ayırmak gerekir.

Muharebenin Tarihi

Malazgirt Muharebesi modern literatürde genel olarak 26 Ağustos 1071 Cuma gününe tarihlenir. Bununla birlikte Orta Çağ kaynakları muharebenin kesin tarihi konusunda bütünüyle uyuşmaz: İslâm kaynaklarının çoğu haftanın günü olarak cumayı gösterirken Zilkade ayının hangi gününde gerçekleştiğine dair farklı tarihler verir; Roma, Ermeni, Süryani ve Latin anlatılarının önemli bir kısmı ise gün ve ay belirtmez. Bu nedenle 26 Ağustos tarihi, tek bir kaydın tartışmasız tanıklığına değil, farklı kronolojik işaretlerin birlikte değerlendirilmesine dayanır.【8】

26 Ağustos 1071 Tarihinin Dayanakları

26 Ağustos tarihinin başlıca dayanağı, İbnü’l-Cevzî ve onun rivayet kolunu izleyen metinlerde verilen kronolojidir. Bu anlatılarda Roma ve Selçuklu kuvvetlerinin “Zilkadenin bitmesine beş gün kala çarşamba günü” Ahlat ile Malazgirt arasındaki Rahve veya Zehre adı verilen yerde karşılaştıkları bildirilir. Bu tarih 24 Ağustos 1071 Çarşamba gününe karşılık gelir; iki gün sonra meydana geldiği belirtilen asıl muharebe ise 27 Zilkade 463, yani 26 Ağustos 1071 Cuma gününe denk düşer. İlk karşılaşmaların çarşamba, karargâh çevresindeki çatışmalar ile hazırlıkların perşembe ve meydan muharebesinin cuma günü gerçekleştiği yönündeki üç günlük sıra, 26 Ağustos tarihlemesinin en kuvvetli kronolojik dayanağıdır.【9】


Ali Sevim’in muharebeye ilişkin monografisi ve Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ndeki maddesi de bu kronolojiyi benimser: 25 Ağustos gecesi Selçuklu atlılarının Roma karargâhı çevresindeki baskısı ve 26 Ağustos Cuma günü öğle vaktine doğru başlayan genel taarruz, birbirini izleyen safhalar olarak verilir.【10】


Speros Vryonis, olaylara yakın bir Roma kaynağının tarihi açıkça 26 Ağustos olarak verdiğini ileri sürmüş, fakat söz konusu kaynağı açık biçimde göstermemiştir. Bu iddia daha sonraki literatürde tekrarlanmış olsa da 26 Ağustos tarihinin kanıtı yalnızca bu atfa dayandırılamaz. Tarihin esas dayanağı, İbnü’l-Cevzî rivayet kolundaki 24 Ağustos Çarşamba–26 Ağustos Cuma sıralaması ile hicrî tarihin uygun biçimde milâdî takvime çevrilmesidir.【11】

Kaynaklardaki Tarihleme Farklılıkları

Arapça metinlerde 7, 15, 16, 20 ve 27 Zilkade 463 gibi birbirinden farklı tarihler bulunmaktadır. Ramazan Şeşen, bu rivayetlerin iki temel kronolojik kola ayrılabileceğini belirtir: İmâdüddin el-İsfahânî ve onu izleyen metinler muharebeyi 7 Zilkade’ye, İbnü’l-Cevzî ve takipçileri ise 27 Zilkade’ye yerleştirir. El-Mekîn’in verdiği 20 Zilkade 463 tarihi 19 Ağustos 1071 Cuma gününe, İbnü’l-Cevzî ile Sıbt İbnü’l-Cevzî’nin 27 Zilkade kaydı ise 26 Ağustos Cuma gününe karşılık gelir.【12】


Kaynakların haftanın günü üzerinde birleşmesine ihtiyatla yaklaşılmalıdır. Cuma, İslâm tarih yazımında topluluğun birlikte dua ettiği, Allah'ın yardımının beklendiği ve hükümdarlık zaferlerinin anlamlandırıldığı mübarek günlerden biri olarak kabul edilir. Malazgirt anlatılarındaki dua, hutbe, beyaz elbise, şehitlik ve öğle namazı motifleri, gerçek kronolojik hatıralar kadar edebî-dinî kalıbın etkisini de taşıyabilir.【13】


Bununla birlikte 24 Ağustos Çarşamba günü başlayan temaslara ilişkin bağımsız kronolojik sıra, 26 Ağustos’u yalnızca dinî sembolizmden üretilmiş bir tarih olmaktan çıkarmaktadır. Mevcut veriler içinde en güçlü çalışma tarihi 26 Ağustos 1071 olmakla beraber, bunun kaynaklar arasındaki bütün farklılıkları ortadan kaldıran mutlak bir kesinlik taşımadığını belirtmek gerekir.

Roma kaynakları

Roma tarih yazımı, Malazgirt’e ilişkin başlıca iki kaynak katmanına ayrılabilir. Birinci katmanı olayların çağdaşı Michael Attaleiates ile Michael Psellos; ikinci katmanı ise onların eserlerinden, kayıp metinlerden ve aile çevrelerinde aktarılan sözlü bilgilerden yararlanan Nikephoros Bryennios, İoannes Skylitzes ve İoannes Zonaras oluşturur. İkinci katmandaki eserlerin birinci katmanla uyuşması her zaman bağımsız doğrulama anlamına gelmez; kimi zaman yalnızca Attaleiates veya Psellos’taki bilginin yeniden işlenmiş biçimini gösterir.【14】

Michael Attaleiates

Yaklaşık 1020’de doğan Michael Attaleiates hukuk, hitabet ve felsefe eğitimi görmüş; başkentte yargıçlık yaptıktan sonra senatoya girmiş bir devlet görevlisiydi. IV. Romanos’un 1068, 1069 ve 1071 seferlerine, muhtemelen askerî karargâhın hukukî ve idarî işlerinden sorumlu bir görevli olarak katıldı. Yaklaşık 1079–1080’de tamamlanan History, 1034’ten III. Nikephoros Botaneiates’in hükümdarlığına kadar uzanır. Attaleiates’in savaş meclislerine katılması, ordunun yürüyüşü, imparatorun kararları ve karargâhtaki gelişmeler konusunda diğer yazarlarda bulunmayan bilgiler edinmesini sağlamıştır.【15】


Attaleiates kendisini olayların “görgü tanığı ve gözlemcisi” olarak sunmakla birlikte muharebede savaşan bir asker değildi. Genel çarpışma sırasında Roma karargâhında bulunmuş, geri dönen yaralıların ve kaçan birliklerin yarattığı paniği doğrudan gözlemlemiş; fakat karargâhtan uzakta gerçekleşen manevralar, Andronikos Doukas’ın çekilmesi ve imparatorun akıbeti konusunda geri dönen askerlerin anlatılarına başvurmuştur. Nitekim savaş alanından karargâha ulaşanlara ne olduğunu sorduklarını, onların ise imparatoru görmediklerini söylediklerini kaydeder; IV. Romanos’un öldürüldüğü, esir düştüğü veya hâlâ direnmekte olduğu yönündeki çelişkili haberleri de birlikte aktarır.【16】 Bu sebeple Attaleiates, seferin hazırlıkları, ilk çatışmalar ve karargâhın dağılması için en yakın tanık; savaş alanının tamamı için ise başkalarının ifadelerini derleyen bir anlatıcıdır.


Eser ayrıca siyasî bağlamından bağımsız değildir. Attaleiates IV. Romanos’un askerî gayretlerine ve uğradığı muameleye genel olarak olumlu yaklaşırken Doukas çevresini, VII. Mihail’i ve onun başvekili Nikephoritzes’i ağır biçimde eleştirir; eserin son bölümünde ise III. Nikephoros Botaneiates’i över. Dolayısıyla ayrıntılı olması, anlatının tarafsız olduğu anlamına gelmez. Attaleiates’in metni, Romanos yanlısı bir savunma, Doukas yönetimine yöneltilmiş bir iddianame ve Botaneiates iktidarını meşrulaştıran bir tarih tasarımı arasında okunmalıdır.【17】

Michael Psellos

1018’de doğan Michael Psellos, XI. yüzyıl Konstantinopolis’inin önde gelen filozof, hatip ve devlet adamlarından biriydi. İmparatorluk yazı işleri teşkilâtında görev yapmış, X. Konstantinos Doukas’ın danışmanı ve geleceğin imparatoru VII. Mihail’in hocası olmuştu. IV. Romanos’un 1069 seferine katılmasına rağmen 1071 seferinde ve Malazgirt Muharebesi’nde bulunmadı. Khronographia, askerî olayların kesintisiz bir tarihinden ziyade imparatorların kişiliklerini, saray ilişkilerini ve iktidarın ahlâkî-psikolojik yönlerini merkeze alan bir hükümdarlar dizisidir. Bu nedenle Malazgirt’in taktik seyri konusunda son derece sınırlı, yenilginin Konstantinopolis’teki siyasî sonuçları bakımından ise önemlidir.【18】


Psellos, IV. Romanos’u yeterli yetenekten yoksun, iktidar hırsıyla hareket eden ve yenilginin sorumluluğunu taşıyan bir hükümdar olarak tasvir eder. Buna karşılık öğrencisi VII. Mihail’i koruyan ve Doukas ailesinin tutumunu haklı göstermeye çalışan bir anlatı kurar. Romanos’un kör edilmesi emrini VII. Mihail’in vermediğini savunurken “Tanrı şahidimdir ki bunu Mihail’i savunmak için söylemiyorum” deme gereği duyması, eserin niteliğini hakkında ipucu verir.【19】 Attaleiates ile Psellos arasındaki temel ayrılık, yalnızca olaylara ilişkin farklı bilgi düzeylerinden değil, IV. Romanos ile Doukas ailesi arasındaki iktidar mücadelesinde işgal ettikleri karşıt konumlardan kaynaklanır.

Nikephoros Bryennios

Yaklaşık 1080’de doğan Nikephoros Bryennios muharebenin çağdaşı değildi. İmparator I. Aleksios Komnenos’un kızı Anna Komnene ile evlenmiş, sarayın ve Doukas–Komnenos aristokrasisinin merkezinde yer almıştı. 1118 ile 1137 arasındaki bir tarihte kaleme aldığı Hylē Historias veya Tarih İçin Malzeme, 1070–1079 arasındaki olayları kapsar. Bryennios ilk kitapta Attaleiates, Skylitzes ve Psellos’tan; sonraki bölümlerde daha çok Attaleiates ve Skylitzes’ten yararlanmış, ayrıca Doukas, Komnenos, Palaiologos ve Bryennios ailelerinin sözlü hatıralarını kullanmıştır.【20】


Bryennios’un aile bağlantıları, Malazgirt anlatısının yapısını doğrudan etkiler. Yazar, imparatorun bazı stratejik kararlarını eleştirirken kendi ailesinden yaşlı Nikephoros Bryennios’un tavsiyelerini öne çıkarır; imparatorluk ihtiyatlarının başındaki Andronikos Doukas’ın muharebedeki rolünü küçültür ve yenilginin sorumluluğunun önemli bölümünü Nikephoros Basilakes’e yükler. Dolayısıyla eserde korunan aile hatıraları kayıp bilgileri aktarabilmekle birlikte aile üyelerinin sorumluluğunu örten seçici bir anlatı da meydana getirir.

Skylitzes Geleneği ve Diğer Roma Tarihçileri

İoannes Skylitzes’e atfedilen Synopsis Historion’un devamı, 1057–1079 arasındaki gelişmeleri anlatır. Devam kısmının Skylitzes tarafından mı yoksa başka bir yazar tarafından mı kaleme alındığı tartışmalıdır; eseri Skylitzes’e bağlayan görüşe göre metnin son biçimi yaklaşık 1105’te ortaya çıkmıştır. Anlatı Attaleiates ile Psellos’u kullanmış, olayların yazara yaklaştığı bölümlerde sözlü tanıklıklardan da yararlanmıştır. Skylitzes, Attaleiates’in IV. Romanos’a saygılı yaklaşımını benimserken metni kendi Komnenos yanlısı ve Doukas karşıtı siyasî bakışına göre yeniden düzenlemiştir.【21】

Romanos Dönemi Bizans Sikkeleri (The Cleveland Museum of Art)


XII. yüzyıl ortalarında yazan İoannes Zonaras’ın Epitome Historion’u ise Skylitzes ve Psellos başta olmak üzere önceki eserleri bir araya getiren daha geç bir derlemedir. Zonaras kaynaklarını bütünüyle mekanik biçimde kopyalamamış, zaman zaman aralarındaki farklılıkları değerlendirmiştir; ancak Malazgirt’e ilişkin anlatısı kronolojik uzaklığı ve önceki metinlere bağımlılığı nedeniyle bağımsız birinci el tanıklık sayılamaz.【22】 Konstantinos Manasses ve Michael Glykas gibi daha geç yazarlar da muharebeyi anmakla beraber sağladıkları yeni tarihî malzeme sınırlıdır.


XIX. yüzyılda hazırlanan Recueil des historiens des croisades külliyatının “Roma tarihçileri” bölümü Attaleiates ve Psellos’tan alınmış 1068–1071 pasajlarını Yunanca metinleri ve Latince çevirileriyle bir araya getirmiştir. Bu külliyat, metinlerin neşir ve dolaşım tarihinde önemli bir araç olmakla birlikte yeni ve bağımsız bir Orta Çağ kaynağı değildir; içindeki anlatılar alındıkları yazarlara göre değerlendirilmelidir.【23】

İslâm Kaynakları

Malazgirt’in çağdaşı olan herhangi bir İslâm tarih eserinin eksiksiz nüshası günümüze ulaşmamıştır. Bugün kullanılan Arapça ve Farsça anlatılar XII–XV. yüzyıllar arasında kaleme alınmış, ancak bunların bir kısmı XI. yüzyıla ait kayıp vakayinamelerden, Abbâsî ve Selçuklu yazışmalarından, zaferi bildiren fetihnâmelerden ve sözlü rivayetlerden yararlanmıştır. Bu nedenle İslâm kaynakları yalnızca yazıldıkları tarihe göre değil, muhafaza ettikleri haberin kaynağına ve ait olduğu rivayet koluna göre sınıflandırılmalıdır.

Erken Arapça Kayıtlar

Elde bulunan en erken geniş İslâm anlatılarından biri, Endülüslü hukukçu Ebû Bekir et-Turtûşî’nin 1122’de tamamladığı Sirâcü’l-mülûk’ta yer alır. Eserin savaş hilelerine ayrılan altmış birinci bölümündeki Malazgirt anlatısı, Selçuklu yönetimine ve muhtemelen Nizâmülmülk çevresine yakın kişilerden gelen bilgileri korumuş olabilir. Bunun ardından Şamlı devlet görevlisi İbnü’l-Kalânisî’nin XII. yüzyıl ortasında yazdığı Zeylü Târîhi Dımaşk gelir. İbnü’l-Kalânisî’nin resmî görevi arşiv belgelerine ve haberleşme kayıtlarına ulaşmasını mümkün kılsa da Malazgirt’e ayırdığı bölüm kısa, ikinci elden ve kronolojik bakımdan yeterliliği görece zayıftır.【24】


Silvan’da doğan İbnü’l-Ezrak el-Fârikî’nin Târîhu Meyyâfârikīn ve Âmid’indeki kayıt da erken ve bölgesel niteliğiyle önemlidir. Yazar, Malazgirt’e yaklaşık 45 yıl sonra doğmuş ve Diyarbekir bölgesinin idarî çevrelerinde çalışmıştır. Alp Arslan’ın Erzen–Bitlis üzerinden Ahlat’a gelişi gibi yerel ayrıntıları muhafaza etmesine karşılık muharebenin ayını, imparatorun esir düştüğünü ve şehirlerin siyasî durumunu karıştırır. Bu nedenle yerel güzergâh ve bölgesel sonuçlara dair kayıtları, genel savaş anlatısından daha değerlidir.【25】

Selçuklu Tarih Geleneği

Selçuklu hanedan tarihine ilişkin temel rivayet kollarından biri İmâdüddin el-İsfahânî’ye dayanır. İmâdüddin’in günümüze tam olarak ulaşmayan Nusretü’l-fetre adlı eseri, XIII. yüzyıl başlarında Bündârî tarafından Zübdetü’n-nusra adıyla kısaltılmıştır. Bündârî, İmâdüddin’in ağır, secili ve söz oyunlarıyla dolu üslubunu sadeleştirmiş; fakat bu işlem sırasında bazı ayrıntıları çıkarmıştır. Ahbârü’d-devleti’s-Selçukıyye, İbnü’l-Esîr ve İbnü’l-Adîm’in belirli bölümleri de İmâdüddin koluyla aynı temel haberleri paylaşır. Bu eserler arasındaki benzerlik, dört ayrı tanığın uyuşmasından çok ortak veya birbirine bağlı bir Selçuklu tarih geleneğine işaret eder.【26】


İkinci önemli aktarım kolu, Abbâsî Halifesi Kāim-Biemrillâh’ın İnşâ Divanı’nda görev yapan Garsünni‘me Muhammed b. Hilâl es-Sâbî’nin kayıp Uyûnü’t-tevârîh’idir. 1025–1088 arasında yaşayan Garsünni‘me, Bağdat’a ulaşan resmî haberleri ve Selçuklu–Abbâsî yazışmalarını görebilecek bir konumdaydı. Eseri kaybolmuş olmakla birlikte Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mir’âtü’z-zamân’da ondan geniş alıntılar yapmış ve kaynağının adını açıkça belirtmiştir. Malazgirt’e dair ayrıntılı Sıbt anlatısının bir bölümünün Alp Arslan’ın Bağdat’a gönderdiği fetihnâmeye dayanması muhtemeldir.【27】 Bununla birlikte fetihnâmeler de zaferi hükümdarın meşruiyetini güçlendirecek biçimde duyuran resmî metinlerdir; yakın tarihli olmaları, rakam ve konuşmalarının eleştirisiz kabul edilmesini gerektirmez.

Farsça Kaynaklar

Farsça Malazgirt anlatıları arasında Reşîdüddin Fazlullah’ın Câmiʿu’t-tevârîh’i, Aksarâyî’nin Müsâmeretü’l-ahbâr’ı, Hamdullah el-Müstevfî’nin Târîh-i Güzîde’si ve Mîrhând’ın Ravzatü’s-safâ’sı sayılabilir. Bunlar Arapça kaynaklardan daha geç tarihlerde yazılmış ve muharebenin Selçuklu siyasî hafızasında destanlaşmasından etkilenmiştir. Alp Arslan’ın av sırasında Roma kuvvetlerine esir düşmesi, Nizâmülmülk’ün bir hileyle onu kurtarması, daha sonraki Anadolu beylerinin muharebeye katılması veya Selçuklu ve Roma hanedanları arasında evlilik yapılması gibi başka kaynaklarla uyuşmayan hikâyeler bu metinlerde belirginleşir.【28】


Reşîdüddin’in anlatısı İmâdüddin geleneğinden izler ve sözlü rivayetler taşırken Mîrhând XV. yüzyıl sonunun siyasî ve edebî dünyasına aittir. Mîrhând’ın IV. Romanos’a Bağdat’ı ve Semerkant’ı ele geçirme amacı yüklemesi, 1071 seferinin doğrudan kanıtından çok geç dönem İran tarih yazımının Roma hükümdarına atfettiği evrensel fetih tasarımını yansıtır. Farsça kaynaklar, temel olayların yeniden kurulmasından ziyade Malazgirt’in Selçuklu ve İran tarih hafızasında nasıl destanlaştırıldığını göstermek bakımından değerlidir.

Geç Dönem İslâm Anlatıları

İbnü’l-Cevzî, İbnü’l-Esîr, Sıbt İbnü’l-Cevzî ve İbnü’l-Adîm, Malazgirt anlatısının sonraki yüzyıllara aktarılmasında başlıca rolü oynadı. İbnü’l-Cevzî’nin el-Muntazam’ı muharebeyi doğru tarihe yerleştiren temel metinlerden biridir; İbnü’l-Esîr’in el-Kâmil fi’t-târîh’i ise İmâdüddin, Ahbârü’d-devleti’s-Selçukıyye ve İbnü’l-Cevzî kollarındaki bilgileri bir araya getiren etkili bir sentezdir. Sıbt İbnü’l-Cevzî, Garsünni‘me’den aktardığı bilgiler sayesinde en ayrıntılı rivayetlerden birini korurken İbnü’l-Adîm çeşitli kayıp Halep tarihlerini, İbnü’l-Kalânisî’yi ve İmâdüddin geleneğini derlemiştir.【29】


Bu eserlerin geniş ve ayrıntılı olması, aktardıkları her unsurun bağımsız veya çağdaş olduğu anlamına gelmez. Aynı konuşmanın, asker sayısının veya antlaşma maddesinin farklı eserlerde tekrarlanması, bazen ortak bir kaynaktan derlendiklerini gösterir. Buna karşılık bir yazarın kullandığı kayıp metni adlandırması, haberi hangi idarî veya bölgesel çevreden aldığını açıklaması ve başka dillerdeki bağımsız tanıklıklarla uyuşması güvenilirliği artırır.

Ermeni Kaynakları

Malazgirt’e ilişkin Ermenice eserler, hem Roma hem de Selçuklu siyasî çevrelerinden kısmen kopuk bir Hristiyan bakış açısı sunar. Bununla birlikte Ermeni yazarların Roma yönetimi, Kadıköy Konsili’ni benimseyen kilise, Ermeni aristokrasisi ve Selçuklu akınları karşısındaki tutumları aynı değildir. Aristakes Lastivertsi olaylara yakın ve kısa, Urfalı Mateos ise daha geç fakat ayrıntılı bir anlatı meydana getirmiştir.

Aristakes Lastivertsi

Lastivert bölgesinden olduğu anlaşılan Aristakes’in bir vardapet, yani eğitimli din adamı olduğu kabul edilir. Yirmi beş bölüm ile bir kolofondan meydana gelen eseri 1000–1071 arasındaki gelişmeleri kapsar ve 1072’den sonra, muhtemelen 1087’den önce tamamlanmıştır. Malazgirt’e çok yakın bir tarihte yazması ve eserini muharebe anlatısıyla bitirmesi, Aristakes’i Ermenice kaynakların en erken tanığı yapar. Yazar, konuya girişte “iki kralın arasındaki savaşın anlatısının ihmal edilmesi bu işe zarar vereceğinden” olayları kısaca kaydetmeyi gerekli gördüğünü söyler.【30】


Aristakes, IV. Romanos’un Malazgirt yakınlarına gelişi, ordunun bölünmesi, bazı birliklerin taraf değiştirmesi, imparatorun yenilmesi, esir alınması ve Alp Arslan tarafından serbest bırakılması üzerinde durur. Bununla birlikte anlatısı ayrıntılı bir askerî rapordan çok kibir, günah, ilâhî ceza ve hükümdarlığın çöküşü üzerine kurulmuş uzun bir vaaz niteliğindedir. Yazar Alp Arslan’ı başlangıçta kurnaz ve korkak, IV. Romanos’u kibirli ve aceleci gösterir; fakat sultanın esir imparatora karşı merhametli davranmasını teslim eder. Roma aristokratlarının serbest bırakılan imparatoru kör etmesini ise Tanrı’nın iradesine karşı gelinmesi ve imparatorluğun ahlâkî çözülüşünün işareti sayar.【31】


Eser, olayların genel çerçevesini doğrulayan yakın bir tanıklık olmakla birlikte askerî ayrıntıları seçerek vermesi ve teolojik açıklamayı nedensel çözümlemenin önüne geçirmesi nedeniyle ihtiyatla kullanılmalıdır.

Urfalı Mateos

Matteos Urhayetsi, yani Urfalı Mateos, Urfa’da yaşayan bir rahip ve manastır yöneticisiydi. Yıllık olarak adlandırılan eseri 952–1136 arasındaki olayları kapsar; Rahip Grigor tarafından yazılan zeyil anlatıyı 1162’ye kadar getirir. Mateos muharebenin çağdaşı değildi ve eserinin Malazgirt bölümünü XII. yüzyılın ilk yarısında kaleme aldı. Erken dönem anlatısını kayıp Ermeni kronikleri, farklı dillerdeki yazılı kaynaklar ve sözlü rivayetlerden derlediği anlaşılmaktadır.【32】


Mateos, Aristakes’ten daha ayrıntılıdır ve anlatısındaki bazı unsurlar Roma kaynaklarıyla uyuşur. Orduların izlediği yollar, Peçenek ve Uz birliklerinin Selçuklu tarafına geçmesi ve IV. Romanos’un esareti hakkındaki kayıtları önemlidir. Bununla birlikte Tuğrul Bey’i Alp Arslan’ın kardeşi sayması ve Tutuş’un doğumunu yanlış tarihlendirmesi gibi açık hatalar içerir. Selçuklulara karşı son derece sert bir dil kullanırken Roma yönetimini de Ermenileri koruyamamak, Ermeni kilisesine baskı yapmak ve doğu eyaletlerini savunmasız bırakmakla suçlar. Bu ikili karşıtlık, anlatının yalnızca “Hristiyan–Müslüman” ayrımıyla okunamayacağını; Ermeni mezhebî ve siyasî hafızasının ayrıca hesaba katılması gerektiğini gösterir.【33】

Süryani Kaynakları

Başlıca Süryani anlatısı, 1126’da Melitene’de doğan ve 1166–1199 arasında Süryani Ortodoks patriği olan Suriyeli Michael’in evrensel kroniğidir. Yaratılıştan 1195’e kadar uzanan eser; Suriye, Yukarı Mezopotamya, İran ve Türk hanedanları hakkında geniş bilgi verir. Michael muharebeden yaklaşık bir asır sonra yazmış, önceki Süryani, Ermeni ve muhtemelen Arapça kaynakları bir araya getirmiştir. Bu nedenle anlatısı bölgesel hafızayı yansıtır, ancak çağdaş bir gözlem olarak değerlendirilemez.【34】


1226’da yine Melitene’de doğan Ebü’l-Ferec Bar Hebraeus’un Chronography’si daha geç bir kaynaktır. Bar Hebraeus, Malazgirt ve Selçuklular hakkında büyük ölçüde Suriyeli Michael’in anlatısını özetlemiş, ayrıca Selçukluların kökenine ilişkin Farsça Meliknâme geleneğinden yararlanmıştır. İki Süryani eserinin aynı ayrıntıda birleşmesi bu nedenle her zaman iki bağımsız tanığın uyuşması sayılmaz. Buna karşılık Michael’in başka geleneklerde bulunmayan bölgesel bilgileri veya Roma, Ermeni ve İslâm kaynaklarıyla kurduğu paralellikler, metnin değerini artırır.

Latin ve Norman Kaynakları

Malazgirt’ten söz eden en önemli Latin-Norman metinlerinden biri, Guillaume d’Apulie’nin yaklaşık 1095–1098 arasında yazdığı Gesta Roberti Wiscardi’dir. Şiir biçimindeki eser, Robert Guiscard’ın oğlu Dük Roger Borsa ve Papa II. Urbanus’un çevresiyle bağlantılı olarak kaleme alınmış; Güney İtalya’daki Norman fetihlerini meşrulaştırmayı, Robert Guiscard’ı yüceltmeyi ve Norman savaşlarını Hristiyanlık adına yürütülen bir mücadele olarak göstermeyi amaçlamıştır. Bununla birlikte Roma ordusunda görev yapan Norman paralı askerler ve İtalya’ya ulaşan Romanos taraftarları, Guillaume’a Malazgirt hakkında başka Batılı metinlerde bulunmayan bilgiler sağlamış olabilir.【35】


Gesta, IV. Romanos’u savaşçı ve cesur bir hükümdar olarak gösterir; onun esir alınmasını, Alp Arslan ile görüşmesini ve serbest bırakılmasını anlatır. Alp Arslan’ın kızını Romanos’un oğluyla evlendirmeyi vadettiği yönündeki kayıt başka güvenilir kaynaklarla doğrulanmaz ve antlaşmanın hanedan evliliğine dönüştürülmüş edebî bir biçimi olmalıdır. Guillaume’un sultan ve Selçuklular hakkında diğer bazı Hristiyan yazarlara göre daha ölçülü davranması, bilgilerini Romanos yanlısı kişilerden almış olabileceğini düşündürür. Buna karşılık Roma’nın yenilgisini Normanların İtalya’daki ve Haçlıların Doğu’daki mücadelelerini haklı göstermek için kullanması, eserin temel siyasî yönelimidir.【36】


Aimé du Mont-Cassin gibi diğer Latin-Norman yazarlar da Roma İmparatorluğu’nu Norman fetihlerinin karşısındaki “öteki” olarak tasvir eder. Bu metinler Roma’nın askerî ve siyasî zaaflarını vurgularken Norman başarılarını ve Haçlı hareketini ilâhî planın parçası olarak sunar. Bu nedenle Latin anlatılar, muharebenin ayrıntılarını yeniden kurmaktan çok Malazgirt haberlerinin XI. yüzyıl sonlarında İtalya ve Haçlı çevrelerinde nasıl yorumlandığını gösterir.

Kaynakların Güvenilirliği ve Birbirleriyle İlişkileri

Malazgirt kaynakları değerlendirilirken beş ölçüt birlikte kullanılmalıdır: metnin olaylara kronolojik yakınlığı, yazarın olayları görebileceği konum, haberin dayandığı yazılı veya sözlü kaynak, eserin başka metinlerle bağımlılık ilişkisi ve yazarın siyasî-dinî amacı. Bu ölçütlere göre Attaleiates seferin hazırlıkları, Roma karargâhı ve yenilgi anındaki çözülme için en yakın tanık durumundadır; ancak savaş alanının tamamını görmemiştir. Psellos saray siyaseti için çağdaş ve bilgili, meydan muharebesi için uzak ve belirgin biçimde Doukas yanlısıdır. Bryennios, Skylitzes ve Zonaras daha geç tarihlidir; ayrıca büyük ölçüde Attaleiates, Psellos ve aile hatıralarına dayanırlar.【37】


İslâm kaynaklarının kronolojik uzaklığı daha fazladır; fakat bazıları kayıp XI. yüzyıl metinlerini ve resmî belgeleri korur. Sıbt İbnü’l-Cevzî’nin Garsünni‘me’den yaptığı alıntılar bu durumun en belirgin örneğidir. Buna karşılık İmâdüddin–Bündârî–İbnü’l-Esîr–İbnü’l-Adîm zincirinde aynı haberin birkaç eserde yer alması, bağımsız tanıkların çoğalması anlamına gelmez. Bir metnin başka bir kaynağa dayandığı belirlenebiliyorsa, sayısal çoğunluktan önce aktarım ilişkisi dikkate alınmalıdır.【38】


Ermeni, Süryani ve Latin-Norman anlatılar, Roma ve İslâm kaynaklarının dışında gelişen karşılaştırma alanları sağlar. Aristakes’in çağdaş fakat teolojik anlatısı, Mateos’un geç fakat ayrıntılı kroniği, Suriyeli Michael’in bölgesel derlemesi ve Guillaume d’Apulie’nin Norman bakışı birbirinden farklı amaçlarla yazılmıştır. Bu eserlerin imparatorun yenilmesi, esir alınması, Alp Arslan tarafından iyi karşılanması, bir anlaşma sonrasında serbest bırakılması ve dönüşünden sonra kendi siyasî rakiplerince devrilmesi gibi temel olaylarda birleşmeleri, genel tarihsel çerçeveyi kuvvetlendirir.【39】


Buna karşılık orduların sayısı, muharebenin tam yeri, imparatoru esir alan askerin kimliği, hükümdarlar arasında geçtiği ileri sürülen konuşmalar, antlaşmanın para ve toprak şartları, hanedan evliliği rivayetleri ve belirli kişilerin ihanet derecesi kaynaklarda büyük farklılıklar gösterir. Sonuç olarak Malazgirt’in kaynakları, eksik veya kullanılamaz bir külliyat değil; bağımlılık ilişkileri çözüldüğünde oldukça zengin, fakat eleştirel karşılaştırma gerektiren çok dilli bir kaynak ağıdır.

Siyasi ve Askeri Arka Plan

Malazgirt Muharebesi, yalnızca 1071 ilkbaharında başlayan Roma seferinin veya iki hükümdarın karşı karşıya gelmesinin sonucu değildi. Muharebeye giden süreç, Roma İmparatorluğu’nun II. Basileios’un 1025’teki ölümünün ardından yaşadığı iktidar mücadeleleri, doğu sınırındaki idarî ve askerî dönüşüm, Ermeni siyasî teşekküllerinin imparatorluk topraklarına katılması ve Selçuklu hâkimiyetinin İran’dan Irak, Kafkasya ve Suriye yönlerine genişlemesiyle şekillenmişti. Bununla birlikte 1025–1071 arasını kesintisiz ve kaçınılmaz bir “çöküş dönemi” olarak nitelemek yanıltıcıdır: Roma orduları bu yıllarda farklı cephelerde zaferler kazanmayı sürdürmüş, fakat uğradıkları yenilgiler giderek daha ağır siyasî ve stratejik sonuçlar doğurmuştur.【40】

XI. Yüzyıl Ortalarında Roma İmparatorluğu

Doğu Sınırlarının Savunulması

Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırı, X. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleştirilen askeri harekatlarla Antakya, Urfa, Yukarı Fırat, Van Gölü ve Kafkasya’ya kadar ilerlemişti. Bu genişleme sonucunda eski sınır bölgeleri iç eyaletlere dönüşürken yeni kazanılan topraklarda Antakya, Mezopotamya, İberia ve Vaspurakan gibi daha küçük fakat askerî bakımdan önemli idarî birimler meydana getirildi. Başlarında doux veya katepanō unvanlı komutanların bulunduğu bu bölgelerde kaleler, garnizonlar, yerel Ermeni kuvvetleri ve imparatorluk birlikleri birlikte görev yapıyordu.【41】


Van Gölü havzası, doğudan Anadolu’nun iç kesimlerine uzanan yolları denetlemesi nedeniyle bu sistemin en önemli parçalarından biriydi. Konstantinos Porphyrogennetos’un X. yüzyılda kaleme alınan De administrando imperio adlı eserinde Ahlat, Erciş ve Berkri’nin Roma hâkimiyetinde bulunması durumunda doğudan gelecek ordulara karşı birer “engel” ve “ordu durağı” işlevi göreceği belirtilmişti. Malazgirt de Murat Nehri vadisine, Muş Ovası’na ve Yukarı Fırat’a açılan yolları kontrol eden ileri bir kale durumundaydı.【42】


Vaspurakan’ın alınmasından hemen sonra bölgenin savunması çökmüş değildi. Nitekim 1040’ların ortalarına kadar kaleler ile yerel garnizonların önemli bir kısmı işlevlerini sürdürmüş, ilk Türkmen akınları kalıcı ve geniş çaplı toprak kayıpları meydana getirmemişti. Buna karşılık yeni sınır, imparatorluğun askerî kuvvetlerini geniş bir alana dağıtıyor; Tebriz, Urmiye ve Azerbaycan yönlerinden gelen hareketli birliklerin Van Gölü’nün kuzeyindeki geçitlerden sızmasına imkân veriyordu. Sınırdaki Müslüman ve Hristiyan yerel hükümdarlıkların Roma ile ilişkilerinin bozulması da savunma ağında yeni boşluklar oluşturdu.【43】


1050’lerden itibaren akınların Van Gölü ve Erzurum çevresinden Yukarı Fırat, Malatya, Kapadokya, Kilikya ve Kuzey Suriye’ye yayılması, sınır savunmasını daha karmaşık hâle getirdi. Roma yönetimi buna garnizonları takviye ederek, tahrip edilen surları onararak ve seyyar ordular göndererek karşılık verdi. X. Konstantinos Doukas devrinde doğu ordularının başına getirilen Nikephoros Botaneiates’in Sivas, Malatya ve Divriği gibi merkezlerin tahkimatıyla ilgilenmesi, savunmanın tümüyle terk edilmediğini göstermektedir; ancak bu tedbirler geniş bir coğrafyada küçük gruplar hâlinde hareket eden akıncıları durdurmaya yetmedi.【44】

Ermeni Krallıklarının Roma Tarafından İlhakı

Roma’nın doğu siyasetindeki en önemli değişikliklerden biri, imparatorluk ile Müslüman devletler arasında tampon işlevi gören Ermeni krallık ve prensliklerinin doğrudan ilhak edilmesiydi. Vaspurakan Kralı Senekerim-Yovannes, Türkmen akınlarının da yarattığı baskı altında ülkesini II. Basileios’a bıraktı; karşılığında Sivas, Divriği ve Kapadokya çevresinde mülkler aldı. İlhakın tarihi kaynaklarda 1019 ile 1021–1022 arasında değişmekle birlikte, Van Gölü havzasının 1020’lerin başlarında Roma idarî sistemine katıldığı anlaşılmaktadır.【45】


Vaspurakan’ın ardından Ermeni topraklarının önemli bir bölümü katepanaton hâlinde teşkilatlandırıldı. Van, bölgenin askerî merkezi olurken Bitlis, Erciş, Berkri ve Malazgirt gibi kalelere ayrı komutanlar yerleştirildi. Yerel Ermeni prenslerinin maiyetlerindeki kuvvetlerden yararlanılmaya devam edilmesi, ilhakın eski idarî ve askerî yapıyı bir anda ortadan kaldırmadığını göstermektedir. Bununla birlikte Ermeni hükümdar ve aristokratlarının Orta Anadolu’ya nakledilmesi, bölgede siyasî meşruiyet sahibi yerel hanedanların ağırlığını azaltmıştır.【46】


Bagratuni Krallığı’nın merkezi Ani ise 1045’te Roma topraklarına katıldı ve İberia themasının merkezi hâline getirildi. İlhaklar sayesinde doğrudan Roma idaresi Van Gölü’nden Kars ve Gürcistan’a kadar uzandı; ancak imparatorluk aynı zamanda daha önce yerel hanedanların üstlendiği savunma yükünü de devraldı. Ermeni kilisesini Khalkedoncu öğretiye yaklaştırmaya yönelik baskılar, yeni vergiler ve askerî yükümlülüklerdeki değişiklikler, bazı yerel gruplarla Konstantinopolis arasındaki ilişkileri gerginleştirdi.【47】


Ermeni devletlerinin ortadan kaldırılmasını Malazgirt yenilgisinin tek veya doğrudan sebebi saymak doğru değildir. İlhak edilen bölgelerde bir süre güçlü garnizonlar, kaleler ve yerel askerî birlikler varlığını korumuştu. Sorun, genişleyen sınırın yeterli askerî yatırımla desteklenememesi, yeni idarî düzenin yerel seçkinleri merkezden uzaklaştırması ve eski tampon devletlerin kaybolmasıyla Roma’nın Selçuklu ve Türkmen kuvvetleriyle doğrudan karşı karşıya kalmasıydı.【48】

Roma Ordusundaki İdarî ve Askerî Dönüşüm

XI. yüzyılda Roma ordusu; başkentte ve önemli eyalet merkezlerinde konuşlandırılan profesyonel tagmata birlikleri, thema askerleri, imparatorluk muhafızları, yerel yardımcı kuvvetler ve yabancı ücretli askerlerden meydana geliyordu. X. yüzyılın sonlarından itibaren büyük themaların askerî yetkileri küçültülmüş; sınırda daha dar alanlardan sorumlu douxluklar ve katepanatonlar oluşturulmuştu. Bu değişim, yalnızca bir gerileme belirtisi değil, genişleyen sınırları profesyonel birliklerle savunma arayışının da sonucuydu.【49】


En çok tartışılan uygulamalardan biri, Ani’nin ilhakından sonra İberia ordusunda gerçekleştirilen düzenlemedir. IX. Konstantinos Monomakhos döneminde bazı Ermeni askerlerinin hizmet yükümlülükleri vergiye çevrilmiş, askerî topraklara ilişkin eski muafiyetler kaldırılmış ve yeni vergi kayıtları hazırlanmıştır. Çağdaş tarihçiler bunu imparatorun para hırsının sonucu olarak değerlendirmişlerdir; modern araştırmalarda ise uygulamanın hem hazineye nakit sağlama hem de yerel askerî aristokrasi yerine merkeze bağlı profesyonel kuvvetler kullanma amacı taşıdığı belirtilmektedir.【50】


Düzenlemenin kısa vadeli sonuçları Roma savunması bakımından olumsuz oldu. Eski muafiyetlerini kaybeden bazı askerler yoksullaştı, askerî hizmetten ayrıldı veya Türkmen kuvvetlerine katıldı. Bununla birlikte reformun uygulanmasından önce de doğu sınırına akınlar yapıldığından, İberia ordusundaki değişikliği bütün askerî sorunların başlangıcı saymak mümkün değildir.【51】


X. Konstantinos’un son yıllarında ve Eudokia Makrembolitissa’nın naipliği sırasında maaşların geciktirilmesi, sefer harcamalarının kısılması ve uzun süredir kapsamlı bir doğu seferi düzenlenmemesi, özellikle eyalet birliklerinin savaş gücünü aşındırmıştı. Attaleiates, IV. Romanos’un 1068’de topladığı eski thema birliklerini “sayıca azalmış, yoksulluktan bükülmüş, uygun silah ve savaş atlarından yoksun” askerler olarak tasvir eder. Bu ifade bütün Roma ordusuna genellenemese de doğu eyalet kuvvetlerinin hazırlık ve moral sorunlarını açıkça göstermektedir.【52】


Buna karşılık merkezî muhafız birlikleri, Frank ve Norman ağır süvarileri, Varanglar ve diğer ücretli askerler önemli bir savaş gücü oluşturmaya devam ediyordu. Dolayısıyla Malazgirt öncesindeki Roma ordusu tümüyle işlevsiz değil; farklı askerî geleneklere mensup birlikleri bir arada tutma, düzenli ödeme yapma ve geniş bir cephede ikmal sağlama güçlükleri yaşayan karmaşık bir orduydu.【53】

Büyük Selçuklu Devleti’nin Batı Siyaseti

Türkmenlerin Anadolu’ya Yönelmesi

Türkmenlerin Anadolu’ya yönelmesi, önceden hazırlanmış tek bir fetih programının uygulanması olarak açıklanamaz. Horasan ve İran’a gelen Oğuz toplulukları arasında Selçuklu hanedanına doğrudan bağlı kuvvetlerin yanı sıra kendi boy beylerinin idaresinde hareket eden gruplar da bulunuyordu. Bu gruplar sürülerine otlak, kendilerine yurt ararken yerleşik Müslüman halklarla çatışıyor; zaman zaman Selçuklu otoritesini tanımalarına rağmen merkezî devletin emirlerine sürekli olarak uymuyorlardı.【54】


Çağrı Bey’e atfedilen ilk Anadolu seferi Ermeni kaynaklarında 1016–1017 veya 1018–1019 yıllarına tarihlenmektedir. Geleneksel anlatıda bu sefer Anadolu’nun fethe elverişli olduğunu gösteren planlı bir keşif hareketi olarak tasvir edilmiştir.【55】 Bununla birlikte dönemin siyasî şartları, en erken hareketlerin daha çok Azerbaycan ve Yukarı Mezopotamya’ya çıkan bağımsız Türkmen topluluklarının yurt arayışlarının uzantısı olduğu ihtimalini de düşündürmektedir.【56】


Büyük Selçuklu Devleti’nin 1040’ta Dandanakan Muharebesi’nden sonra kurulması, batıya yönelen gruplarla devlet arasındaki ilişkiyi değiştirdi. Tuğrul Bey, Müslümanlar ve Türklerin lideri olma iddiasıyla, bir taraftan yerleşik İran halkını korumak, diğer taraftan Selçuklu iktidarının kuruluşunun temeli olan soydaşlarına (Türkmenlere) faaliyet alanı açmak zorundaydı. Türkmenleri Roma sınırına yöneltmek bu iki ihtiyaca cevap veriyor; aynı zamanda ganimet, siyasî itibar ve gazâ amaçlarını bir araya getiriyordu.【57】


Bununla birlikte Selçuklu sultanları Türkmen hareketlerini hiçbir zaman bütünüyle denetleyemedi. Merkezî devlet bazı seferleri hanedan üyeleri veya gulâm kökenli kumandanlar aracılığıyla yönetirken, bazı akınlar sultanın bilgisi dışında gerçekleşiyordu. Bu nedenle Anadolu’daki ilerleyiş, merkezden idare edilen seferler ile bağımsız yahut yarı bağımsız Türkmen hareketlerinin iç içe geçtiği bir süreçti.【58】

Selçuklu Emirlerinin Anadolu Seferleri

1040’ların başında Azerbaycan’a ulaşan Selçuklu ve Türkmen kuvvetleri, Van Gölü ile Kafkasya arasındaki Roma savunmasını yoklamaya başladı. Kutalmış, 1044 dolaylarında Musul çevresinden Azerbaycan’a çekilirken Vaspurakan katepanōsu Stephanos Leikhoudes’i Erciş yakınlarında mağlup etti. Bu çatışma kalıcı bir fetihle sonuçlanmamakla birlikte Roma kuvvetlerinin aşılabileceğini gösteren önemli bir askerî başarıydı.【59】


Kutalmış daha sonra Gence çevresinde Roma’nın müttefik kuvvetleriyle mücadele etti; İbrahim Yınal ise Azerbaycan’da toplanan Türkmenleri Anadolu yönüne sevk etti. Tuğrul Bey’in yeğeni Hasan’ın 1047 veya 1048’de Vaspurakan’a yaptığı sefer yenilgiyle sonuçlandı ve Hasan hayatını kaybetti. Bunun üzerine daha büyük bir kuvvetle harekete geçen İbrahim Yınal’ın seferi Erzurum ve Pasinler’e kadar uzandı.【60】


Bu hareketlerde hanedan mensupları, gulâm kökenli emirler ve Türkmen boy beyleri farklı roller üstleniyordu. Selçuklu sultanları özellikle geniş Türkmen topluluklarının başındaki beyleri doğrudan bağımsız komutanlar hâline getirmekten kaçınıyor, onları mümkün olduğunca sarayda yetişmiş emirlerin veya hanedan mensuplarının emrine veriyordu. Bu uygulama Türkmenlerin askerî gücünden yararlanırken merkezî denetimi koruma çabasını yansıtmaktaydı.【61】

Kapetru Muharebesi

Roma ve Selçuklu kuvvetleri arasındaki ilk büyük meydan karşılaşmalarından biri, 19 Eylül 1048’de Erzurum’un yaklaşık 40 kilometre doğusundaki Kapetru’da, bugünkü Hasankale çevresinde meydana geldi. Roma ordusunun sağ kanadını Ani douxsu Katakalon Kekaumenos, sol kanadını Vaspurakan katepanōsu Aaron, merkezini Gürcü hükümdarı IV. Liparit yönetiyordu. Karşılarında İbrahim Yınal’ın idaresindeki Selçuklu ve Türkmen kuvvetleri bulunuyordu; bazı anlatılar Kutalmış’ın da sefere katıldığını belirtmektedir.【62】


Muharebenin sonucu kaynaklara göre değişmektedir. İslâm ve Ermeni anlatıları Selçukluların kesin zafer kazandığını, çok sayıda esir ve ganimet ele geçirdiğini bildirir. Roma anlatısında ise kanatların gece karanlığına kadar direnmesi ve Selçukluların muharebe alanından ayrılması nedeniyle sonuç daha belirsiz görünür. Bununla birlikte merkezdeki Liparit’in esir alınması ve Roma imparatorunun barış girişiminde bulunması, stratejik ve diplomatik üstünlüğün Selçuklulara geçtiğini göstermektedir.【63】


Tuğrul Bey, kendisine gönderilen değerli hediyelere rağmen Liparit için fidye kabul etmedi ve onu serbest bıraktı. Ardından Konstantinopolis’e gönderilen Selçuklu heyetiyle yapılan görüşmelerde şehirdeki eski caminin onarılması, hutbenin Fâtımî halifesi yerine Abbâsî halifesi ve Selçuklu sultanı adına okunması kararlaştırıldı. Roma yönetimi daha önce Abbâsîlere ödendiği ileri sürülen yıllık vergiyi Selçuklulara vermeyi reddetti. Böylece Kapetru, askerî sonucunun ötesinde Selçukluların Roma ve Fâtımîler karşısındaki diplomatik konumunu güçlendirdi. Ayrıca hutbenin Abbasi halifesi adına okutulması da Sünni İslam'ın fiili liderliği hususunda da Selçukluların gücünü artırmıştır.【64】

Tuğrul Bey Dönemindeki Gelişmeler

Tuğrul Bey, emirlerinin seferlerinden sonra 1054’te bizzat Doğu Anadolu’ya girdi. Seferin başlıca hedefi, Azerbaycan’dan Murat Nehri vadisine açılan yolu denetleyen Malazgirt’ti. Ermeni kaynaklarının ayrıntıları birbirinden farklı olmakla birlikte Selçuklu kuvvetlerinin Berkri ve Erciş çevresinde başarı kazandığı, ardından Malazgirt’i kuşattığı anlaşılmaktadır.【65】


Malazgirt, patrikios ve strategos Basileios Apokapes tarafından savunuldu. Tuğrul Bey’in kuşatma araçlarına sahip olmasına rağmen kaleyi alamaması, Selçuklu ordularının henüz tahkim edilmiş büyük merkezleri ele geçirmekte güçlük çektiğini göstermektedir. Sultan, Roma takviye kuvvetlerinin yaklaştığı haberini aldıktan sonra kuşatmayı kaldırdı; buna karşılık Süphan Dağı’nın güneyindeki daha zayıf Erciş veya Artzkē’yi ele geçirerek çok sayıda esir ve ganimetle Azerbaycan’a döndü.【66】


1055’ten sonra Selçuklu faaliyetlerinin ağırlığı Van Gölü havzasından Yukarı Fırat, Anti-Toroslar ve Kapadokya’ya doğru kaydı. Tuğrul Bey’in, Abbasi halifesinin Büveyhoğulları'na karşı kendisinden yardım istemesi neticesinde Bağdat’a girmesi ve Abbâsî halifesi tarafından sultan olarak tanınması, Selçuklu hükümdarının Sünnî İslâm dünyasındaki meşruiyetini daha da güçlendirdi. Ancak İbrahim Yınal’ın isyanı ve Irak’taki gelişmeler, sultanın Anadolu’daki hareketleri bizzat yönetmesini sınırladı; sınırdaki faaliyetler giderek emirler ve Türkmen beyleri tarafından yürütülür hale geldi.【67】

Alp Arslan döneminde Selçuklu–Roma ilişkileri

Ani’nin Selçuklular Tarafından Alınması

Tuğrul Bey’in Eylül 1063’te ölümü üzerine yaşanan taht mücadelesinden Alp Arslan galip çıktı. Yeni sultan, iç rakiplerini etkisiz hâle getirdikten sonra Şubat 1064’te Azerbaycan ve Kafkasya’ya yöneldi. Melikşah ve Nizâmülmülk’ün de katıldığı sefer sırasında Gürcü ve Ermeni bölgelerindeki çok sayıda kale ele geçirildi; ardından Roma yönetimindeki Ani kuşatıldı.【68】


Ani, güçlü surları ve Arpaçay vadisine hâkim konumuyla Kafkasya yollarını denetleyen büyük bir şehir ve eski Bagratuni başkentiydi. Şehir 16 Ağustos 1064’te Selçuklu kuvvetlerinin eline geçti. Attaleiates bu seferi Roma birliklerinin Selçuklu kuvvetlerine yönelik bir saldırısının doğurduğu misilleme olarak anlatır; fakat bölgenin stratejik konumu Alp Arslan’ın Ani’yi Kafkasya’yı denetlemek ve Suriye yönünde ilerlerken kuzey kanadını güvenceye almak amacıyla hedeflediğini düşündürmektedir.【69】


Ani’nin alınmasında yurt arayışı, gazâ düşüncesi, siyasî itibar ve Kafkasya’daki yolları kontrol etme isteği birlikte rol oynamış olmalıdır. Kuşatma sebebiyle şehirde yaşanan tahribat çağdaş Ermeni tarihçilerinin anlatılarına yansımışsa da Alp Arslan bölgeyi bütünüyle boşaltmak yerine Şeddâdî emiri Ebü’l-Esvâr Şâvur’un oğlu Menuçehr’e bıraktı. Böylece Ani, doğrudan merkezden yönetilen bir Selçuklu şehri olmaktan çok, Selçuklu yüksek hâkimiyetindeki yerel bir emirliğin merkezi hâline geldi.【70】

Doğu Anadolu ve Kafkasya Seferleri

1064 seferi Alp Arslan’a Aras vadisi ile Gürcistan’a açılan geçitlerde önemli bir üstünlük sağladı. Bununla birlikte Kafkasya’daki hâkimiyet kesin değildi. Alan, Gürcü ve Abhaz kuvvetlerinin Selçuklu vasalları Şeddâdîler ile Şirvanşahların topraklarına saldırmaları üzerine sultan 1067–1068’de bölgeye ikinci kez yöneldi.【71】


Nizâmülmülk ve Sav Tegin’in de katıldığı bu seferde Şeki, Tiflis ve Rustavi çevresindeki kaleler ele geçirildi; Şeki hâkimi Ahastan Selçuklu hâkimiyetini kabul ederek Müslüman oldu. Gürcü Kralı IV. Bagrat da sultana bağlılığını bildirmek zorunda kaldı. Alp Arslan, Karahanlı ülkesindeki gelişmeler nedeniyle seferi daha ileri götürmeden doğuya döndü. Bu seferler Roma’ya karşı doğrudan yürütülen bir imha savaşı olmaktan ziyade Kafkasya’daki bağlı hükümdarlıkları güvenceye alma ve Azerbaycan’ın kuzey kanadını koruma amacını taşıyordu.【72】

Selçuklu Emirlerinin Anadolu’daki Faaliyetleri

Alp Arslan’ın Kafkasya ve doğu sınırlarıyla ilgilendiği yıllarda Anadolu seferlerini çoğunlukla emirler ve Türkmen beyleri yürüttü. Horasan Sâlârı, Hanoğlu Harun, Gümüş Tegin, Afşin, Ahmed Şah ve Sunduk gibi komutanlar Malatya, Urfa, Antakya ve Kapadokya yönlerinde faaliyet gösterdiler. Ahlat ise bu kuvvetlerin ganimetlerini taşıdıkları, dinlendikleri ve yeni seferler için toplandıkları başlıca üslerden biri hâline geldi.【73】


1066’da Gümüş Tegin’in emrine verilen Afşin ve Ahmed Şah, Ergani, Nizip ve Hısnımansûr çevresine akınlar düzenledi; Roma komutanı Aruandanos’u esir aldı. Gümüş Tegin ile Afşin arasında çıkan anlaşmazlık ilkinin ölümüyle sonuçlandı. Alp Arslan’ın gazabından çekinen Afşin daha sonra Malatya, Kayseri, Kilikya ve Antakya’ya kadar uzanan geniş bir alanda hareket etti; sultanın gönderdiği af mektubundan sonra yeniden Selçuklu hizmetine döndü.【74】


Bu gelişmeler, Anadolu’daki Selçuklu faaliyetlerinin hiyerarşik fakat esnek yapısını göstermektedir. Sultan Türkmen beylerini merkezden yetişmiş kumandanların emrine verebiliyor, fakat ganimet paylaşımı veya kişisel rekabetler emirlerin bağımsız hareket etmesine yol açabiliyordu. Alp Arslan’ın Afşin’i cezalandırmak yerine yeniden hizmete alması, merkezî iktidarın tecrübeli sınır savaşçılarına duyduğu ihtiyacın göstergesidir.【75】

IV. Romanos’un Tahta Çıkışı

Eudokia Makrembolitissa ile Evliliği

X. Konstantinos Doukas 21 Mayıs 1067’de öldüğünde oğulları henüz imparatorluğu tek başlarına yönetebilecek yaşta değildi. Yönetim, dul imparatoriçe Eudokia Makrembolitissa’nın naipliğine geçti. Eudokia, kocasına yeniden evlenmeyeceğine ilişkin yazılı bir yemin vermişti; fakat Selçuklu akınları, Balkanlar’daki Peçenek ve Uz baskısı ile Güney İtalya’daki Norman ilerleyişi, askerî tecrübesi bulunan bir ortak imparator arayışını güçlendirdi.【76】


Bu sırada Kapadokyalı askerî aristokrasiye mensup Romanos Diogenes, Balkanlar’da Peçeneklere karşı kazandığı başarılarla tanınmış bir komutandı. X. Konstantinos’un ölümünden sonra tahtı ele geçirmek amacıyla asker toplamaya teşebbüs etmiş; girişimi ortaya çıkarılınca tutuklanarak yargılanmış ve sürgüne mahkûm edilmişti. Eudokia tarafından affedilip başkente çağrılması, siyasî bir mahkûmu kısa süre içinde imparatorluğun en güçlü adayına dönüştürdü.【77】


Eudokia, Patrik İoannes Ksiphilinos’un elindeki yemin belgesini etkisiz hâle getirdikten sonra Romanos ile evlendi. Nikâh 1 Ocak 1068’de gerçekleştirildi ve Romanos aynı gün imparator ilan edildi. Evlilik, kişisel bir yakınlıktan çok askerî güvenlik ve hanedan siyasetiyle bağlantılıydı: Eudokia çocuklarının taht üzerindeki haklarını koruyabilecek bir komutan kazanıyor, Romanos ise kısa süre önce zor kullanarak ulaşmaya çalıştığı imparatorluk makamını evlilik yoluyla elde ediyordu.【78】

Doukas Ailesiyle İktidar Mücadelesi

Romanos’un tahta çıkması Doukas hanedanının hukukî haklarını ortadan kaldırmadı. Eudokia’nın oğlu Mihail ortak imparator olarak kaldığı gibi, eski imparatorun kardeşi Caesar İoannes Doukas da saray ve aristokrasi üzerindeki nüfuzunu korudu. Romanos’un iktidarı bu nedenle kendi hanedanına değil, Eudokia ile evliliğine ve Doukas çocuklarının haklarını tanımasına dayanıyordu.【79】


İmparatorun askerî başarı kazanması, Doukas ailesinin siyasî geleceğini tehdit edebilirdi. Buna karşılık büyük bir yenilgi Romanos’un meşruiyetini ortadan kaldıracak ve VII. Mihail’in tek başına iktidara geçirilmesini kolaylaştıracaktı. Bu karşılıklı güvensizlik, Romanos’un Selçuklulara karşı seferlerini yalnızca bir sınır güvenliği meselesi olmaktan çıkarıp iç siyasetteki konumunu güçlendirecek bir araç hâline getirdi.【80】


Michael Psellos’un Romanos’u ihtiraslı, düşüncesiz ve askerî şöhret peşinde koşan bir hükümdar şeklinde tasvir etmesinde bu siyasî kutuplaşmanın payı vardır. Buna karşılık Attaleiates onu devletin uğradığı zararları gidermeye çalışan, savaşta tehlikeyi paylaşan ve ordusunu yeniden ayağa kaldırmaya uğraşan bir imparator olarak sunar. Dolayısıyla Romanos’un faaliyetleri değerlendirilirken bu iki anlatının temsil ettiği saray çevreleri dikkate alınmalıdır.【81】

Ordunun Yeniden Düzenlenmesi

Romanos tahta çıktığında karşılaştığı temel sorun, tek bir büyük yenilgide yok olmuş bir ordudan ziyade uzun süredir kapsamlı sefere çıkarılmamış, bazı birliklerinin maaşları ödenmemiş ve komuta bütünlüğü zayıflamış bir askerî yapıydı. İmparator kısa sürede eyalet birliklerini yeniden topladı; merkezî tagmatayı, imparatorluk muhafızlarını, Ermeni ve Gürcü yardımcı kuvvetlerini, Peçenek ve Uz süvarilerini, Frank ve Norman ücretli askerlerini bir araya getirdi.【82】


Üç yıllık kısa saltanatı sırasında kapsamlı ve kalıcı bir askerî reform gerçekleştirdiğine ilişkin açık bir kanıt yoktur. Romanos’un yaptığı daha çok mevcut askerî kaynakları yeniden seferber etmek, dağılan birlikleri silahlandırmak, komuta kademesini yenilemek ve imparatorun bizzat yönettiği seferlerle ordunun moralini düzeltmeye çalışmaktı. Bu nedenle onun siyaseti “ordunun yeniden kuruluşu”ndan çok bir yeniden toplama ve işler hâle getirme girişimi olarak değerlendirilmelidir.【83】


Romanos ayrıca disipline büyük önem veriyor, askerlerin yerel halka zarar vermesini ve emirlere aykırı hareket etmesini cezalandırıyordu. Bununla birlikte farklı dilleri konuşan, değişik ödeme ve hizmet ilişkilerine tâbi kuvvetlerin tek bir harekât planı içinde kullanılması güçtü. 1068 ve 1069 seferleri, hem bu ordunun hâlâ geniş çaplı harekât düzenleyebildiğini hem de hızlı Türkmen birliklerini takip ederken karşılaştığı yapısal sorunları ortaya çıkardı.【84】

IV. Romanos’un Anadolu seferleri

1068 Seferi

Romanos ilk doğu seferine tahta çıkışından birkaç ay sonra, 1068 ilkbaharında başladı. Seferin temel amacı Anadolu’nun içlerine kadar ilerleyen Türkmen gruplarını durdurmak ve imparatorluk yönetiminin sınır eyaletlerini savunabildiğini göstermekti. Ordu Sivas ve Kayseri üzerinden güneydoğuya ilerlerken Niksar üzerine yüründüğü haberi üzerine Romanos süratli bir süvari kuvvetiyle akıncıların önünü kesmeye çalıştı ve geri dönmekte olan bir grubu mağlup etti.【85】


İmparator daha sonra Göksun ve Maraş üzerinden Kuzey Suriye’ye yöneldi. Halep çevresini yağmalamasına rağmen şehri kuşatmadı; bunun yerine Fırat ile Antakya arasındaki yolları kontrol eden Menbiç’i ele geçirip tahkim etti. Artah ve bazı küçük kaleler de Roma hâkimiyetine alındı. Bunlar seferin somut kazanımlarıydı ve Roma ordusunun kuşatma ile düzenli meydan harekâtı yapma kabiliyetini koruduğunu gösteriyordu.【86】


Buna karşılık Türkmen birlikleri Roma ordusuyla doğrudan karşılaşmak yerine başka güzergâhlardan Anadolu’nun içlerine ilerledi. Afşin ve beraberindeki kuvvetler Amorion’a kadar ulaştı; Romanos dönüş sırasında onları yakalayamadı. Böylece imparator Kuzey Suriye’de bazı kaleleri ele geçirirken Kapadokya ve Orta Anadolu’yu akınlardan koruyamamıştı.【87】

1069 Seferi

Romanos 1069’da ikinci kez doğuya hareket etti. İlk aşamada Kayseri ve Malatya arasındaki sahada faaliyet gösteren Türkmen kuvvetlerini takip etti. Attaleiates’in anlattığına göre imparator, sınırdaki küçük birlikleri kovalamakla kalıcı sonuç alınamayacağını görmüş ve akınların başlıca üslerinden Ahlat’ı ele geçirmeyi düşünmüştü.【88】


Roma ordusu Malatya’dan Fırat ve Murat vadilerine yöneldi; ancak aşırı sıcak, zorlu arazi, erzak sorunları ve Selçuklu birliklerinin farklı bölgelerde ortaya çıkması nedeniyle Ahlat üzerine yürüyüş tamamlanamadı. Romanos, Philaretos Brakhamios’u sınırda bırakarak Erzincan ve Sivas yönüne döndü. Bu sırada Türkmenler Roma kuvvetlerinin bıraktığı boşluktan yararlanarak Konya’ya kadar ilerlediler.【89】


İmparator, Konya’dan ganimetlerle dönen kuvvetleri Kilikya geçitlerinde sıkıştırmak için Antakya douxsu Katatourios’a emir verdi. Ancak Selçuklu birlikleri hazırlanan pusudan haberdar olup farklı bir yolu kullanarak Halep’e ulaştılar. Romanos Mut’a kadar ilerlediyse de sonbaharın yaklaşması üzerine seferi sonlandırdı. Roma kuvvetleri bazı küçük çatışmaları kazanmış, fakat Türkmenlerin ana hareket yollarını kesememişti.【90】

Seferlerin Sonuçları ve 1071 Hazırlıkları

Roma için 1068 ve 1069 seferleri kesin yenilgiler değildi. Menbiç’in alınması, bazı akıncı grupların mağlup edilmesi ve imparatorluk ordusunun geniş bir coğrafyada harekât yapabilmesi Roma askerî kapasitesinin sürdüğünü gösteriyordu. Ancak kazanımlar kalıcı olmadı; büyük ve ağır hareket eden imparatorluk ordusu, çatışmadan kaçınabilen Türkmen süvarilerini yakalamakta zorlandı.【91】


Seferler Romanos’a sınırdaki sorunun yalnızca akıncı birlikleri takip ederek çözülemeyeceğini gösterdi. Ahlat ve Malazgirt gibi üslerin ele geçirilmesi, Van Gölü’nün kuzeyindeki geçitlerin denetlenmesi ve Roma garnizonlarının yeniden kurulması gerekiyordu. Bu düşünce 1071 seferinin stratejik temelini oluşturdu.【92】


1070’te Manuel Komnenos’un Sebasteia yakınlarında Erbasgan tarafından mağlup edilmesi, Roma’nın karşılaştığı güçlükleri daha da görünür kıldı. Esir edilen Manuel, Alp Arslan’a isyan etmiş olan Erbasgan’ı Roma’ya sığınmaya ikna etti. Onu takip eden Afşin, Kapadokya ve Batı Anadolu üzerinden Marmara kıyılarına kadar ilerledi; Romanos’un Erbasgan’ı teslim etmeyi reddetmesi üzerine ileri hareketlerini sürdürdü ve dönüşünde Anadolu’daki Roma savunmasının zayıflığı hakkında Alp Arslan’a bilgi verdi.【93】


Bu gelişmeler Romanos’un daha büyük ve kapsamlı bir sefer hazırlamasına yol açtı. Bununla birlikte 1071 seferi yalnızca önceki iki harekâtın askerî eksikliklerini düzeltme girişimi değildi. İmparatorun Doukas muhalefetini etkisizleştirebilmesi, taht üzerindeki konumunu güçlendirmesi ve kendi hanedanını kurabilmesi için de belirleyici bir başarıya ihtiyacı vardı.【94】

Alp Arslan’ın Suriye ve Mısır Siyaseti

Halep Seferi

Romanos 1071 seferine hazırlanırken Alp Arslan’ın başlıca hedefi Roma İmparatorluğu değildi. Sultan, Fâtımî hâkimiyetindeki Mısır’a yönelmeyi ve Suriye’de Selçuklu üstünlüğünü kurmayı planlıyordu. Bu amaçla Azerbaycan üzerinden Doğu Anadolu’ya girdi; Malazgirt ve Erciş’i ele geçirdi, Tulhum ile Siverek üzerine yürüdü ve bir süre Urfa’yı kuşattı.【95】


Seferin bir sonraki aşamasında Halep’teki Mirdâsî Emîri Mahmûd b. Nasr’ın Selçuklu hâkimiyetini açıkça tanıması istendi. Mahmûd daha önce Fâtımî halifesi adına okutulan hutbeyi kaldırarak Abbâsî halifesi ve Alp Arslan adına hutbe okutmuştu; buna rağmen sultanın huzuruna çıkmaktan kaçındı. Alp Arslan bunun üzerine 1071 başlarında Halep’i kuşattı.【96】


Kuşatma sırasında Ganem burcuna mancınıklar kuruldu; fakat Alp Arslan şehrin Roma sınırında bulunmasını dikkate alarak Halep’i bütünüyle tahrip etmek istemedi. Mahmûd sonunda annesiyle birlikte Oğuz kıyafetleri giyerek sultanın huzuruna çıktı ve şehir anahtarlarını sundu. Alp Arslan onu affetti, Halep emirliğinde bıraktı ve Dımaşk ile Fâtımî toprakları yönünde faaliyet göstermesini emretti.【97】

Fâtımîler Üzerine Yürüyüş Hazırlığı

Alp Arslan’ın Mısır seferi, Fâtımî Devleti’ndeki ağır siyasî ve askerî krizle bağlantılıydı. Halife el-Müstansır devrinde Türk ve Sudanlı askerî gruplar arasındaki mücadele ülkeyi parçalamış; Aşağı Mısır’da hâkimiyet kuran Nâsırüddevle b. Hamdân, rakipleri karşısında Selçuklu desteğine ihtiyaç duymuştu.【98】


Nâsırüddevle, Buharalı Kadı Ebû Ca‘fer Muhammed’i Alp Arslan’a göndererek “ordusuyla birlikte Mısır’a gelmesini”, ülkeyi kendisine teslim edeceğini ve Fâtımî halifesi adına okunan Şiî hutbeyi Abbâsî halifesi adına çevireceğini bildirdi. Bu davet, Alp Arslan’a Mısır’ı doğrudan ele geçirme ihtimali yanında Sünnî dünyanın siyasî liderliği iddiasını güçlendirme fırsatı sunuyordu.【99】


Dolayısıyla seferin yalnızca ganimet elde etmeye yönelik bir akın olmadığı anlaşılmaktadır. Suriye’deki Türkmen faaliyetleri, Halep’te hutbenin değiştirilmesi ve Mısır’daki Nâsırüddevle ile kurulan ilişki birlikte değerlendirildiğinde, Fâtımî hâkimiyetini zayıflatmayı amaçlayan daha geniş bir siyasetin varlığı görülür. Bununla birlikte Mısır’ın Alp Arslan’a gerçekten teslim edilip edilmeyeceği ve Selçuklu ordusunun ülkeyi ne ölçüde denetleyebileceği belirsizdir.【100】

Roma Seferinin Öğrenilmesi

Alp Arslan’ın Romanos’un ilerleyişini nerede öğrendiği konusunda kaynaklar aynı bilgiyi vermez. İslâm ve Ermeni anlatılarının önemli bir bölümü sultanı Halep’te gösterirken bazı kayıtlar haberi Azerbaycan’daki Hoy çevresinde aldığını bildirir. Bu farklılık, Selçuklu ordusunun Suriye’den kuzeye dönüş güzergâhı ile haberin ulaşma zamanının kesin biçimde belirlenmesini güçleştirmektedir.【101】


Daha güçlü kaynak geleneğine göre Alp Arslan, Halep kuşatması sürerken Romanos’un büyük bir orduyla Doğu Anadolu’ya ilerlediğini öğrendi. Haber, Mısır’a doğru yürüyüşün sürdürülmesi hâlinde Azerbaycan ile Van Gölü havzasındaki Selçuklu kazanımlarının tehlikeye gireceğini gösteriyordu. Sultan bu nedenle Halep meselesini süratle sonuçlandırdı ve güneye ilerleme tasarısını erteledi.【102】

Selçuklu Ordusunun Kuzeye Dönüşü

Alp Arslan’ın kuzeye dönüşü, baştan beri Roma İmparatorluğu’na karşı hazırlanmış bir seferden ziyade değişen şartlara verilen stratejik bir tepkiydi. Sultan, Halep Emîri Mahmûd’un itaatini kabul ettikten sonra Suriye’den ayrıldı; ordusunun bir bölümünü ve ağır yüklerini geride bırakarak el-Cezîre ile Diyarbekir üzerinden Van Gölü havzasına yöneldi.【103】


Bu karar Mısır seferini belirsiz bir tarihe erteledi. Alp Arslan daha sonra Fâtımîler üzerine bizzat yürüme fırsatı bulamadı; ancak Halep’in Selçuklu üstünlüğünü tanıması, Suriye ve Filistin’deki Türkmen beylerinin faaliyetleri ve Fâtımî karşıtı kuvvetlerle kurulan ilişkiler Selçuklulara bölgede önemli bir nüfuz kazandırdı.【104】


1071 yazında iki hükümdarın stratejik hedefleri böylece Van Gölü havzasında kesişti. Romanos, Malazgirt ve Ahlat’ı ele geçirerek doğu sınırını yeniden kurmayı; Alp Arslan ise Suriye ve Mısır’a yönelmişken gerisinde kalan Kafkasya–Azerbaycan hattını ve Selçuklu nüfuz alanını korumayı amaçlıyordu. Malazgirt Muharebesi, uzun süredir birbirine karşı hazırlanmış iki ordunun planlı karşılaşmasından çok, birbirinden farklı hedeflerle başlayan iki seferin beklenmedik biçimde aynı harekât sahasında birleşmesinin sonucuydu.【105】

Harekat Sahası, Stratejik Hedefler ve Kuvvetler

Malazgirt seferinin seyri ve muharebenin sonucu, yalnızca tarafların askerî gücüyle açıklanamaz. Malazgirt ile Ahlat arasındaki coğrafya, bölgeye ulaşan yollar, orduların ikmal imkânları, Roma kuvvetlerinin birbirinden ayrılması ve iki tarafın farklı savaş yöntemleri belirleyici unsurlar arasındaydı. Roma ordusu, Konstantinopolis’ten başlayıp Anadolu’yu doğudan batıya geçen uzun bir yürüyüşün ardından harekât alanına ulaşmış; Selçuklu ordusu ise Suriye’den hızla kuzeye yönelerek Van Gölü havzasına girmişti. Dolayısıyla muharebe öncesindeki askerî durum, yalnız Malazgirt çevresindeki birkaç günlük gelişmelerin değil, aylar süren yolculukların ve birbirinden farklı stratejik önceliklerin sonucuydu.【106】


Harekât sahasının yeniden kurulmasını güçleştiren başlıca sorun, kaynakların yer adlarını, mesafeleri ve birliklerin hareketlerini farklı biçimlerde aktarmasıdır. Ortaçağ anlatılarında “Malazgirt”, “Ahlat”, “Erzurum” ve “Erciş” gibi belirgin merkezler anılmakla birlikte, orduların kullandığı ara yollar ile karargâhların kesin yerleri çoğunlukla belirtilmez. Modern araştırmalarda bu boşluk; tarihî yol ağları, su kaynakları, geçitler, tarımsal üretim alanları, kaleler ve arazinin askerî harekâta elverişliliği birlikte değerlendirilerek doldurulmaya çalışılmaktadır.【107】

Malazgirt ve Ahlat’ın Coğrafi Konumu

Malazgirt, Murat Nehri havzasının doğu kesiminde, Muş Ovası’nı Van Gölü’nün kuzeyine ve Erzurum üzerinden Güney Kafkasya’ya bağlayan yollar üzerinde bulunuyordu. Şehir, yalnızca surlarla çevrili bir yerleşim merkezi değil, kuzey–güney ve doğu–batı doğrultusundaki yolların denetlenmesine imkân veren bir sınır kalesiydi. Erzurum’dan güneye veya güneydoğuya ilerleyen bir ordu, Hınıs ve Bulanık üzerinden Malazgirt’e; buradan da Van Gölü’nün kuzey kıyılarına ulaşabiliyordu. Bu konum, şehrin Roma ve Selçuklu orduları açısından taşıdığı değeri açıklar.【108】


Ahlat ise Van Gölü’nün kuzeybatı kıyısında, Malazgirt’in yaklaşık 35–40 kilometre güneydoğusunda bulunuyordu. Göl çevresindeki yolları denetleyen şehir, Azerbaycan, İran, Yukarı Mezopotamya ve Doğu Anadolu arasındaki geçiş sahasının önemli merkezlerinden biriydi. Malazgirt daha çok Erzurum–Muş hattını denetlerken Ahlat; Van Gölü kıyılarını, Bitlis geçitlerini ve İran’a uzanan yolları kontrol ediyordu. Bu nedenle iki şehrin birlikte ele geçirilmesi, Roma ordusuna bölgedeki Selçuklu ve Türkmen hareketliliğini sınırlayacak bir askerî dayanak noktaları zinciri sağlayabilirdi.【109】


Ahlat’ın Selçuklu kuvvetleri için önemi de yalnız savunma işlevinden kaynaklanmıyordu. Şehir, çevredeki Türkmen birliklerinin toplanabileceği, ikmal yapabileceği ve batıya yönelen akınlarını düzenleyebileceği bir harekât merkeziydi. Malazgirt ile Ahlat arasındaki saha kontrol edildiğinde Muş, Van, Bitlis, Erzurum ve Azerbaycan yönlerine çıkan yollar üzerinde etkili olunabiliyordu. IV. Romanos’un 1071 seferinde Malazgirt’i ele geçirmekle yetinmeyip Ahlat’a da kuvvet göndermesi, bu stratejik bütünlüğü ortadan kaldırma düşüncesiyle bağlantılıydı.【110】

Muharebe Alanının Topografyası

Malazgirt Ovası

Malazgirt’in güney ve güneydoğusunda uzanan saha, ilk bakışta geniş ve açık bir ova görünümü vermesine rağmen bütünüyle düz değildir. Arazi; alçak sırtlar, dere yatakları, tarıma elverişli düzlükler, taşlık kesimler ve Süphan Dağı yönüne doğru gidildikçe belirginleşen yükseltilerden oluşur. Dolayısıyla “Malazgirt Ovası” ifadesi, tek biçimli ve her yönden görülebilen düz bir savaş alanı şeklinde anlaşılmamalıdır.【111】


Böyle bir arazi, hafif süvariye ve atlı okçulara geniş hareket imkânı verirken bazı kesimlerde görüş mesafesini sınırlayabiliyordu. Alçak sırtların gerisine çekilen birlikler karşı taraftan bütünüyle veya kısmen gizlenebilir; dere yatakları ve taşlık zemin ise ağır donanımlı askerlerin hareketini yavaşlatabilirdi. Selçuklu ordusunun geri çekilir görünerek Roma kuvvetlerini savaş düzenlerinden uzaklaştırması ve ardından kanatlara yönelmesi, arazinin bu özelliklerinden yararlanmış olmalıdır.【112】


Roma ordusunun Malazgirt önünde kurduğu karargâhın surlara yakın ve suya erişilebilen bir noktada bulunması beklenir. Michael Attaleiates’in anlatısı, karargâh ile muharebe sahası arasında birliklerin gidip gelebildiğini, yaralıların ve kaçan askerlerin karargâha ulaşabildiğini gösterir. Bununla birlikte ordunun savaş günü şehirden ne kadar uzaklaştığı veya Selçuklu merkezinin hangi yükselti üzerinde bulunduğu kesin olarak bilinmemektedir.【113】

Su Kaynakları, Tepeler ve Geçitler

Ortaçağ ordularında su kaynaklarının kontrolü, özellikle çok sayıda at ve yük hayvanı bulunan birlikler açısından hayati önemdeydi. İslâm kaynaklarının bir bölümünde Selçuklu kuvvetlerinin Roma karargâhının suya erişimini engellemeye çalıştığı aktarılır. Anlatının ayrıntıları tartışmalı olmakla birlikte bu kayıt, muharebe alanındaki akarsuların ve çeşmelerin taktik önemine işaret eder.【114】


Malazgirt’in güneyindeki küçük akarsuların yatakları, bazı noktalarda dik kenarlı doğal engeller meydana getirir. Bunlar büyük nehirler olmamakla birlikte geniş cepheler hâlinde hareket eden birliklerin düzenini bozabilecek niteliktedir. Özellikle atlı birlikler bu yatakları belirli geçiş noktalarından aşmak zorundaydı. Arazi Süphan Dağı’na doğru yükselip taşlık hâle geldikçe Roma ordusunun ağır süvarileri ve piyadeleri için manevra imkânı daralırken bölgeyi tanıyan hafif süvariler avantaj kazanıyordu.【115】


Erzurum’dan Malazgirt’e ve Malazgirt’ten Ahlat’a ilerleyen yollar da dağlık sahaların belirlediği doğal koridorları izliyordu. Hınıs, Bulanık ve Muş çevresindeki vadiler, orduların konaklama ve ikmal düzenini doğrudan etkiliyordu. Bu yolların dışına çıkan büyük bir ordunun arabalarını, kuşatma araçlarını ve yük hayvanlarını hareket ettirmesi son derece güçtü.【116】

Muharebe Alanının Kesin Konumuna İlişkin Görüşler

Muharebenin Malazgirt’in güney veya güneydoğusunda gerçekleştiği genel olarak kabul edilmekle birlikte kesin alan tartışmalıdır. Yazılı kaynaklar muharebe alanının sınırlarını tanımlamaz; kazılarda veya yüzey araştırmalarında bulunan malzemelerin de doğrudan 26 Ağustos 1071’e ait olduğunu kanıtlamak her zaman mümkün değildir. Üstelik geniş bir süvari muharebesinin tek bir noktada değil, kilometrelerce uzanan bir hareket sahasında gerçekleşmiş olması muhtemeldir.【117】


Modern araştırmalarda öne çıkan görüşlerden biri, muharebenin Malazgirt ile Süphan Dağı arasındaki sahada meydana geldiğidir. Bu yaklaşım, Roma ordusunun Ahlat yönüne ilerlemesi ve Selçuklu ordusunun güneydoğu yahut doğudan gelmesiyle uyumludur. Buna karşılık karargâhın konumu, ilk temas noktası ve IV. Romanos’un esir alındığı yer aynı olmayabilir. Bu nedenle “muharebe alanı” ile “son çarpışmanın gerçekleştiği nokta” birbirinden ayrılmalıdır.【118】


Saha araştırmalarında tespit edilen mezarlar, metal buluntular ve tahkimat kalıntıları önemli olmakla beraber ancak stratigrafik, antropolojik ve tarihlendirilebilir verilerle ilişkilendirildiklerinde kesin kanıt oluşturabilir. Malazgirt çevresindeki yer adlarının zaman içerisinde değişmesi ve tarımsal faaliyetlerin araziyi dönüştürmesi de tarihî topografyanın yeniden kurulmasını güçleştirmektedir.【119】

Yollar, Kaleler ve İkmal Merkezleri

Roma Askerî Yolları ve Aplekta

Roma ordusunun Anadolu’daki harekatları, Antik Çağ’dan devralınan ve zaman içerisinde onarılan yol ağına dayanıyordu. Büyük yolların tamamı taş döşeli değildi; bazı kesimler toprak yol, dağ geçidi veya hayvan patikasından ibaretti. Buna rağmen yol üzerindeki şehirler, kaleler, köprüler ve konaklama alanları orduların ilerleyebilmesini sağlıyordu.【120】


Aplekton veya çoğulu aplekta, orduların toplanması, birliklerin birleştirilmesi ve ikmal yapılması için kullanılan askerî merkezleri ifade eder. Konstantinopolis’ten doğuya gönderilen birlikler, Anadolu’nun farklı bölgelerinden gelen kuvvetlerle belirli merkezlerde birleşirdi. Bu sistem, bir ordunun başkentte bütünüyle toplanıp tek kütle hâlinde hareket etmesi yerine güzergâh boyunca büyümesine imkân veriyordu.【121】


Bununla birlikte XI. yüzyıldaki yol ve konaklama altyapısı, önceki yüzyıllara göre farklılaşmıştı. Bazı yollar bakımsız kalmış, yerel askerî teşkilâtın zayıflamasıyla güvenlik sorunları artmıştı. Çok büyük bir ordunun aynı yoldan geçmesi, yerel kaynakların hızla tükenmesine ve askerlerle bölge halkı arasında çatışma çıkmasına yol açabiliyordu.【122】

Konstantinopolis–Erzurum Güzergâhı

IV. Romanos’un ordusu Konstantinopolis’ten Anadolu yakasına geçtikten sonra Bithynia üzerinden iç bölgelere ilerledi. Kaynakların ve modern güzergâh çalışmalarının birlikte değerlendirilmesi, ordunun Helenopolis, Sangarios üzerindeki geçişler, Zompos Köprüsü, Kharsianon, Kayseri, Sivas, Şebinkarahisar, Satala ve Erzurum hattını kullandığını düşündürmektedir. Yer adlarının eşleştirilmesinde ve bazı ara yolların belirlenmesinde görüş ayrılıkları bulunsa da ordunun Orta Anadolu’yu kat ederek kuzeydoğu yönüne ilerlediği açıktır.【123】


Güzergâhın kuzeye kıvrılması, yalnız yol şartlarıyla açıklanamaz. Roma ordusunun farklı bölgelerden gelen birlikleri bünyesine katması, erzak toplaması ve güvenli askerî merkezlerden geçmesi gerekiyordu. Ayrıca ordunun kuşatma araçları ile ağır yüklerini taşıması, kısa fakat sarp yollar yerine daha uzun ve nispeten elverişli güzergâhların seçilmesini zorunlu kılıyordu.【124】


Konstantinopolis ile Malazgirt arasındaki yürüyüş mesafesi, kullanılan yola bağlı olarak yaklaşık 1.100–1.300 kilometreyi buluyordu. Bu mesafe, ordunun günlük ilerleme hızının araziye, hava şartlarına, hayvanların durumuna ve erzak teminine göre değişmesine neden oldu. Süvari birlikleri tek başına daha hızlı ilerleyebilse de piyadeler, arabalar ve kuşatma araçları bütün ordunun hızını belirliyordu.【125】

Erzurum–Hınıs–Malazgirt Güzergâhı

Erzurum, 1071 seferinin son büyük ikmal ve toplanma merkeziydi. IV. Romanos burada ordunun durumunu gözden geçirmiş, yerel kuvvetleri bünyesine katmış ve Malazgirt yönünde ilerlemeden önce erzak temin edilmesini emretmişti. Kaynaklarda iki aylık erzak toplanmasından söz edilmesi, imparatorun düşman bölgesinde uzun süre faaliyet göstermeye hazırlandığını düşündürür.【126】


Erzurum’dan Malazgirt’e giden ordunun Hınıs üzerinden güneye yönelmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Bu hat, Murat Nehri havzasına ulaşmayı sağlayan doğal geçitleri izliyordu. Ancak ağır araçlarla ilerleyen büyük bir ordu için yolun bazı kesimleri oldukça zordu. Erzak arabaları, hayvan sürüleri ve kuşatma malzemeleri yürüyüş kolunu kilometrelerce uzatmış olmalıdır.【127】


Roma ordusunun Erzurum’dan sonra iki kola ayrıldığı anlaşılmaktadır. IV. Romanos ana kuvvetlerle Malazgirt’e ilerlerken bazı birlikler daha güneydeki yolları izleyerek Ahlat yönüne gönderildi. Bu bölünme, hem farklı yolların kullanılmasına hem de iki hedefin eş zamanlı ele geçirilmesi düşüncesine dayanıyordu. Ancak birlikler arasında güvenli haberleşmenin sürdürülememesi, başlangıçta operasyonel bir tercih olan bölünmeyi stratejik bir zafiyete dönüştürdü.【128】

Malazgirt–Ahlat Arasındaki Yollar

Malazgirt ile Ahlat arasındaki kuş uçuşu mesafe kısa görünmekle birlikte iki şehir arasındaki yollar arazi şartları nedeniyle farklı güzergâhlara ayrılıyordu. Bir yol Malazgirt’ten doğrudan güneydoğuya yönelirken başka bir güzergâh Hınıs veya Muş çevresinden dolanarak Van Gölü’nün kuzeybatısına ulaşıyordu. Hafif süvari birlikleri kısa ve sarp yolları kullanabilirken ağır kuvvetler daha elverişli geçitlere ihtiyaç duyuyordu.【129】


Roma birliklerinin hangi yolları izlediği, Tarchaneiotes’in kuvvetleri ile Roussel de Bailleul’ün birliklerinin aynı kol hâlinde mi yoksa farklı zamanlarda mı hareket ettiği ve Ahlat önüne ulaşıp ulaşmadıkları tartışmalıdır. Bu belirsizlik, muharebe öncesindeki en önemli kaynak sorunlarından birini oluşturur.【130】


Selçuklu ordusunun Malazgirt ile Ahlat arasındaki yolları denetlemesi, ayrılan Roma birliklerinin ana orduyla yeniden birleşmesini zorlaştırdı. Bölgede faaliyet gösteren hafif süvariler, habercileri engelleyebilir, ikmal kollarına saldırabilir ve Roma karargâhının Ahlat yönündeki gelişmeler hakkında doğru bilgi almasını önleyebilirdi.【131】

Tarafların Stratejik Hedefleri

Roma İmparatorluğu’nun Hedefleri

IV. Romanos’un temel amacı yalnız bir Selçuklu ordusunu mağlup etmek değildi. İmparator, Doğu Anadolu’daki Roma savunmasını yeniden kurmak, Türkmen akınlarının kullandığı geçitleri denetlemek ve kaybedilmiş kaleleri geri almak istiyordu. Malazgirt ile Ahlat’ın ele geçirilmesi, Erzurum’dan Van Gölü’ne uzanan sahada Roma askerî varlığını yeniden güçlendirebilirdi.【132】


Seferin daha geniş bir hedefi, Selçuklu akınlarının Roma topraklarına giriş noktalarını sınırın doğusuna taşımaktı. IV. Romanos’un 1068 ve 1069 seferleri, hareketli Türkmen birliklerini Anadolu içinde yakalayıp kesin bir sonuç elde etmenin güçlüğünü göstermişti. Bu nedenle 1071’de akıncıları takip etmek yerine onların dayanak noktalarını ele geçirmeye dayalı daha iddialı bir strateji benimsendi.【133】


İmparatorun karşısında bizzat Alp Arslan’ın bulunduğunu başlangıçta bilmediği anlaşılmaktadır. Roma karargâhı, bölgede esas olarak yerel Selçuklu birliklerinin ve Ahlat garnizonunun bulunduğunu düşünmüş olmalıdır. Ordunun bölünmesi ve birliklerin geniş bir sahaya dağıtılması, düşman ana ordusunun uzakta bulunduğu varsayımına dayanıyordu.【134】

Büyük Selçuklu Devleti’nin Hedefleri

Alp Arslan 1071 yılı başında Halep ve Fâtımî Mısır’ı yönündeki siyasetine öncelik vermişti. Roma ordusunun doğuya ilerlediğini öğrendiğinde sefer yönünü değiştirmek zorunda kaldı. Sultan açısından ilk amaç, Malazgirt ve Ahlat çevresindeki Selçuklu hâkimiyetini korumak ve Roma ordusunun Azerbaycan ile İran’a açılan yollara yerleşmesini önlemekti.【135】


Selçuklu ordusunun bölgeye ulaştıktan sonraki hareketleri, Alp Arslan’ın doğrudan genel bir saldırıya girişmek yerine Roma kuvvetlerinin durumu hakkında bilgi toplamaya çalıştığını gösterir. Öncü birlikler Roma müfrezelerine saldırmış, yolları denetlemiş ve ayrılan kuvvetlerin birleşmesini engellemiştir. Bu strateji, sayıca daha büyük olması muhtemel Roma ordusunu parçalar hâlinde karşılamayı amaçlıyordu.【136】


Alp Arslan’ın barış teklifinde bulunmuş olması, askerî tedbirlerle çelişmez. Sultan, düşmanın büyüklüğünü ve kendi ordusunun aceleyle toplandığını dikkate alarak savaşmadan sonuç alma ihtimalini değerlendirmiş olabilir. Teklifin reddedilmesinden sonra ise Roma ordusunu yıpratmaya ve savaş düzenini bozacak bir manevraya yönelmiştir.【137】

Roma Ordusu

Merkezî Birlikler ve Thema Kuvvetleri

Roma ordusu, tek tip askerlerden oluşan homojen bir kuvvet değildi. Merkezî orduya bağlı profesyonel tagmata birlikleri, eyalet kuvvetleri, yerel askerler, imparatorluk muhafızları ve çeşitli paralı asker toplulukları aynı sefer ordusunda bir araya getirilmişti. Bu çeşitlilik Roma ordusuna farklı savaş kabiliyetleri kazandırmakla birlikte komuta, dil, disiplin ve bağlılık sorunları doğuruyordu.【138】


Merkezî birlikler ordunun daha düzenli ve güvenilir unsurlarını oluşturuyordu. Bunların yanında Doğu Anadolu’dan toplanan yerel birlikler, bölgenin yollarını ve coğrafyasını tanımaları bakımından önemliydi. Bununla birlikte XI. yüzyıl ortasında eyalet askerî teşkilâtının eski gücünü ne ölçüde koruduğu tartışmalıdır.【139】

İmparatorluk Muhafızları

İmparatorun çevresinde saray muhafızları ve seçkin birliklerden meydana gelen bir kuvvet bulunuyordu. Muharebenin son safhasında IV. Romanos’un yanında kalan askerlerin önemli bir bölümünün bu birliklerden oluştuğu kabul edilir. İmparatorun yaralanıncaya kadar savaşmayı sürdürmesi ve ancak yakın çevresi dağıldıktan sonra esir alınması, muhafızların son ana kadar direnmiş olabileceğini düşündürür.【140】


Muhafız birliklerinin sayısı bilinmemektedir. Bunlar savaşın sonucunu tek başlarına değiştirecek büyüklükte olmasalar da ordunun merkezinin korunması ve imparatorluk sancağının çevresinde düzenin sürdürülmesi açısından önemliydi.【141】

Ermeni ve Gürcü Birlikleri

Roma ordusunda Ermeni ve Gürcü askerlerin bulunduğu farklı kaynaklarca aktarılır. Bunların bir bölümü doğu eyaletlerinden toplanmış yerel birlikler, bir bölümü ise imparatorluk hizmetine girmiş profesyonel askerlerdi. Ortaçağ kaynaklarında etnik adlandırmaların askerî statüyü her zaman açıklamadığı göz önünde bulundurulmalıdır; “Ermeni” olarak nitelenen askerlerin tamamı aynı birlik veya komuta altında değildi.【142】


Yerel kuvvetler arazi bilgisi, keşif ve sınır savaşları bakımından önemliydi. Bununla birlikte ordunun yenilgisinden sonra kaleme alınan bazı anlatılarda belirli etnik grupların firar veya sadakatsizlikle suçlanması, askerî gerçeklerden çok yenilgiye sorumlu arama eğilimini yansıtabilir.

Norman ve Frank Paralı Askerleri

Frank ve Norman ağır süvarileri, XI. yüzyıl Roma ordusunun etkili paralı asker unsurları arasındaydı. Zırhlı süvarilerin mızraklı hücumu yakın muharebede büyük bir vurucu güç sağlıyordu. Bununla birlikte bu birlikler, hafif süvarinin sürekli ok atarak geri çekildiği ve yakın çatışmadan kaçındığı bir savaş ortamında aynı ölçüde etkili değildi.【143】


Roussel de Bailleul’ün emrindeki Frank birliklerinin önemli bir bölümü muharebeden önce Ahlat yönüne gönderildi. Böylece Roma ordusu, savaş günü en etkili ağır süvari unsurlarından bir kısmından yoksun kaldı. Roussel’in daha sonra Anadolu’daki siyasî faaliyetleri, onun bağımsız hareket edebilen güçlü bir askerî maiyete sahip olduğunu göstermektedir.【144】

Peçenek ve Uz Birlikleri

Roma ordusundaki Peçenek ve Uz askerleri, Selçuklulara benzer hafif süvari ve atlı okçu savaş yöntemlerini kullanabiliyordu. Bu özellikleri onları keşif, taciz ve hareketli düşmana karşı mücadele bakımından değerli kılıyordu.【145】


İslâm kaynaklarında bu birliklerin topluca veya önemli sayıda Selçuklu tarafına geçtiği ileri sürülür. Roma kaynakları ise geçişin kapsamı konusunda aynı ölçüde açık değildir. Bazı askerlerin taraf değiştirmiş olması muhtemel olmakla birlikte bütün Peçenek ve Uz kuvvetlerinin Roma ordusunu terk ettiği sonucuna ihtiyatlı yaklaşılmalıdır.【146】

Roma Ordusunun Komuta Heyeti

IV. Romanos

IV. Romanos hem imparator hem de ordunun başkomutanıydı. Askerî deneyime sahip olması, birliklerin hazırlanması ve savaş alanında şahsen komuta etmesi bakımından önemliydi. Buna karşılık siyasî konumunun kırılganlığı, komuta heyetindeki Doukas taraftarlarıyla ilişkilerini etkiliyordu.【147】


İmparator savaşta ordunun merkezine komuta etti. Bu tercih, askerlerin moralini güçlendirmekle birlikte yenilgi hâlinde hükümdarı doğrudan tehlikeye sokuyordu. IV. Romanos’un ihtiyat kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra da savaş alanında kalması, hem askerî direnme iradesi hem de siyasî bakımdan geri dönüş yolunun giderek kapanmasıyla açıklanabilir.【148】

Joseph Tarchaneiotes

Joseph Tarchaneiotes, Roma ordusunun en kıdemli komutanlarından biriydi. Kaynaklar onun Ahlat yönüne gönderilen kuvvetlerin başında bulunduğunu belirtir; ancak bu birliklerin büyüklüğü ve akıbeti tartışmalıdır. Bazı İslâm ve Ermeni anlatılarında Ahlat çevresinde büyük bir Roma kuvvetinin yenilgiye uğratıldığı kaydedilirken Roma kaynakları Tarchaneiotes’in ana muharebeye katılmadığını göstermekle yetinir.【149】


Tarchaneiotes’in savaş alanına dönmemesi zaman zaman firar veya ihanetle açıklanmıştır. Bununla birlikte Selçuklu kuvvetlerinin yolları tutması, haberleşmenin kesilmesi ve Ahlat yönündeki birliklerin Roma ana ordusunun yenilgisinden habersiz kalması da mümkündür.【150】

Nikephoros Bryennios

Nikephoros Bryennios, muharebe öncesindeki çatışmalarda ve savaş günü Roma ordusunun sol kanadında görev aldı. Aynı adı taşıyan torunu tarafından kaleme alınan tarih eseri, onun rolünü ayrıntılı biçimde aktarır. Ancak aile bağının anlatının tarafsızlığı üzerindeki etkisi göz önünde bulundurulmalıdır.【151】


Bryennios’un birlikleri Selçuklu öncüleriyle ilk ciddi çatışmalara giren Roma kuvvetleri arasındaydı. Savaş günü sol kanadın bir bölümünü düzenli biçimde geri çekebildiği veya en azından bütünüyle imha edilmekten kurtardığı anlaşılmaktadır.【152】

Roussel de Bailleul

Norman komutan Roussel de Bailleul, Frank ağır süvarilerinin başlıca lideriydi. Muharebeden önce Ahlat çevresinde keşif, yağma veya ikmal amacıyla görevlendirildi. Ardından Tarchaneiotes’in kuvvetleriyle birleşip birleşmediği kesin değildir.【153】


Roussel’in Malazgirt’ten sonraki yıllarda Orta Anadolu’da bağımsız bir askerî güç hâline gelmesi, komutasındaki birliklerin 1071’de bütünüyle yok edilmediğini gösterir. Bu durum, Ahlat’a gönderilen Roma kuvvetlerinin tamamının imha edildiğini ileri süren anlatılara ihtiyatla yaklaşılmasını gerektirir.【154】

Andronikos Doukas

Andronikos Doukas, ordunun gerisindeki ihtiyat kuvvetlerinin komutanıydı. Aynı zamanda IV. Romanos’un siyasî rakipleri arasında bulunan Doukas ailesine mensuptu. Muharebenin kritik safhasında ihtiyat kuvvetlerini geri çekmesi, Roma merkezinin destekten yoksun kalmasına yol açtı.【155】


Bu hareketin önceden tasarlanmış bir ihanet mi, yoksa bozulan ordunun imha edilmesini önlemeye yönelik askerî bir karar mı olduğu tartışmalıdır. Ancak Andronikos’un savaş sürerken imparatorun yenildiği veya öldüğü haberini yaydığına ilişkin kayıtlar doğruysa geri çekilmenin yalnız taktik bir karardan ibaret olmadığı düşünülebilir.【156】

Selçuklu Ordusu

Gulâm Birlikleri

Selçuklu merkez ordusunun çekirdeğini, sultana ve önde gelen emirlere bağlı gulâm birlikleri oluşturuyordu. Gulâmlar küçük yaşlardan itibaren askerî eğitim alan, hükümdar veya emir maiyetinde hizmet eden profesyonel savaşçılardı. Alp Arslan’ın Suriye’den hızla kuzeye dönerken bütün imparatorluk ordusunu yanında getirmesi mümkün değildi; bu nedenle yakın maiyetindeki gulâmlar muharebedeki en güvenilir kuvvetleri teşkil etmiş olmalıdır.【157】


Gulâm birlikleri yalnız hafif atlı okçulardan oluşmuyordu. Bunlar arasında zırhlı süvariler, mızrak kullanan askerler ve sultanın korunmasından sorumlu seçkin savaşçılar bulunuyordu. Selçuklu ordusunun Roma ordusuyla yakın muharebeye girdiği son safhada bu birliklerin önemli rol oynadığı düşünülmektedir.【158】

Türkmen Kuvvetleri

Türkmen birlikleri, Selçuklu askerî gücünün daha hareketli ve gevşek teşkilâtlı unsuruydu. Anadolu’da uzun süredir akınlar gerçekleştiren Türkmenler, bölgenin yolları ve arazi şartları hakkında bilgi sahibiydi. Alp Arslan’ın ordusuna yerel Türkmen gruplarının ve Ahlat çevresindeki birliklerin katılmış olması kuvvetle muhtemeldir.【159】


Türkmen savaşçılar keşif, pusu, yağma, düşman ikmal hatlarına saldırı ve sahte geri çekilme gibi hareketli savaş yöntemlerinde etkiliydi. Bununla birlikte bütün Türkmenleri doğrudan sultanın merkezî komutası altında bulunan düzenli askerler olarak değerlendirmek doğru değildir.【160】

Atlı Okçular

Selçuklu ordusunun temel taktik üstünlüğü atlı okçulardan kaynaklanıyordu. Atlı okçular düşmanın etkili menziline girmeden ok atabilir, ardından hızla geri çekilebilir ve Roma birlikleri savaş düzenlerini bozduklarında yeniden saldırabilirdi. Bu yöntem, ağır donanımlı süvarileri sonuçsuz takip hareketlerine zorlayarak hem atları hem askerleri yıpratıyordu.【161】


Bileşik yay, at üzerinde kullanılabilecek kadar küçük; buna karşılık yüksek çekiş gücüne sahipti. Ancak atlı okçuların başarısı yalnız silaha değil, binicilik becerisine, birlik hâlinde hareket etmelerine ve mühimmatlarını uygun zamanda kullanmalarına bağlıydı.【162】

Selçuklu Ordusunun Hareket ve Savaş Düzeni

Selçuklu savaş yöntemi, katı bir hat üzerinde beklemekten çok hareketlilik, keşif ve çevreleme üzerine kuruluydu. Birlikler düşmanın kanatlarını yoklayabilir, geri çekilerek takip edilmesini sağlayabilir ve uygun anda farklı yönlerden saldırabilirdi. Böyle bir düzen, sürekli haberleşme ve emirlerin süratle iletilmesini gerektiriyordu.【163】


Malazgirt’te Selçuklu kuvvetlerinin yarım ay biçiminde dizildiğine ilişkin geleneksel tasvir, düşmanı merkezde tutarak kanatlardan kuşatma düşüncesini ifade eder. Bununla birlikte kaynaklar savaş düzeninin geometrik biçimini kesin olarak açıklamaz. “Hilâl taktiği”, muharebenin değişken ve hareketli safhalarından yalnızca bir tanesini ifade eder.【164】

Selçuklu Ordusunun Komuta Heyeti

Sultan Alp Arslan

Alp Arslan, ordunun başkomutanı olarak stratejik kararları bizzat verdi. Suriye’den kuzeye dönüşü, Roma ordusunun bölgedeki hedeflerini öğrenmesi ve kısa sürede savaşmaya karar vermesi, Selçuklu komuta sisteminin hareket kabiliyetini gösterir. Sultan aynı zamanda hükümdarlık otoritesinin ve ordunun moral birliğinin merkezindeydi. İslâm kaynaklarında Alp Arslan’ın beyaz elbise giydiği, atının kuyruğunu bağladığı ve askerlerine şehitlik yahut zafer üzerine bir konuşma yaptığı aktarılır.

Selçuklu Emirleri

Selçuklu ordusu, sultanın maiyetindeki emirlerin ve onlara bağlı birliklerin birleşmesinden oluşuyordu. Kaynaklarda Savtegin, Afşin, Sanduk, Aytegin, Gevherâyin ve Danişmend gibi farklı isimler geçer; ancak bunların tamamının muharebedeki görevleri kesin biçimde belirlenemez. İsimlerin yazılışındaki farklılıklar ve geç kaynakların erken anlatılara eklediği unsurlar, güvenilir bir komuta listesi oluşturmayı güçleştirir.


Emirler kendi gulâm ve maiyet birlikleriyle sultanın ordusuna katılıyorlardı. Bu yapı Selçuklu ordusuna esneklik kazandırmakla birlikte birliklerin sayısını ve tam teşkilâtını belirlemeyi zorlaştırmaktadır.

Öncü ve Keşif Kuvvetleri

Selçuklu öncüleri, ana ordunun gelişinden önce veya gelişi sırasında Roma ordusunun çevresinde faaliyette bulundu. Ot ve erzak toplamaya çıkan askerlere saldırılması, Bryennios ve Basilakes’in birlikleriyle çatışılması ve Roma karargâhının gece boyunca rahatsız edilmesi, sistemli keşif ve taciz hareketlerinin parçalarıydı.


Bu birlikler Roma ordusunun sayısını, tertibini ve karargâhın durumunu saptarken Roma komuta heyetinin karşısındaki kuvvetin niteliğini yanlış değerlendirmesine yol açtı. IV. Romanos’un başlangıçta karşısında Selçuklu ana ordusu yerine küçük bir akıncı birliği bulunduğunu düşünmesi, öncü kuvvetlerin faaliyetlerinin stratejik bir yanıltma etkisi meydana getirdiğini gösterir.

Orduların Büyüklüğüne İlişkin Tahminler

Ortaçağ Kaynaklarındaki Rakamlar

Ortaçağ kaynaklarında Roma ordusunun mevcudu için 40.000’den birkaç yüz bine kadar değişen rakamlar verilir. İslâm kaynaklarının bir kısmında Roma'nın sayısal üstünlüğü vurgulamak adına Roma ordusunun büyüklüğü çoğu zaman ihtiyatlı yaklaşılmasını gerektirecek düzeyde geniş verilmiştir. Benzer biçimde Alp Arslan’ın ordusu için verilen görece düşük rakamların da bazı zafer anlatılarının dinî ve destansı niteliğinden kaynaklanması olasıdır. Benzer bir eğilim tersi yönde, Roma anlatılarında da görülür.


Ermeni kaynaklarında Tarchaneiotes’in Ahlat yönüne gönderilen kuvveti için 30.000 ve başka yönlere gönderilen birlikler için 10.000 veya 12.000 gibi sayılar görülür. Bu rakamların tam asker sayısından çok “büyük bir kuvvet” anlamında kullanılmış olabileceği dikkate alınmalıdır.

Modern Araştırmalardaki Tahminler

Modern araştırmalarda Roma ordusu çoğunlukla 30.000–40.000 kişi civarında tahmin edilir; daha düşük veya daha yüksek değerlendirmeler de bulunmaktadır. Bu toplamın savaş günü IV. Romanos’un yanında bulunan asker sayısıyla karıştırılmaması gerekir. Ahlat’a gönderilen kuvvetler, yol güvenliği ve garnizon hizmetleri için ayrılan birlikler, firarlar ve hastalıklar hesaba katıldığında imparatorun muharebede yönettiği kuvvet başlangıçtaki toplamdan önemli ölçüde daha küçüktü.


Alp Arslan’ın ordusu için 10.000–30.000 arasında değişen tahminler yapılmıştır. Sultan Suriye’den süratle döndüğü için bütün Selçuklu askerî gücünü toplamış olamazdı. Buna karşılık yolda katılan birlikler, Ahlat garnizonu ve bölgedeki Türkmen kuvvetlerinin başlangıçtaki maiyet ordusunu büyütmüş olması olasıdır.

Rakamların Lojistik ve Topografik Bakımdan Değerlendirilmesi

On binlerce askerden oluşan bir ordunun yalnız insan mevcudu değil, atlar, katırlar, öküzler, arabalar, hizmetliler ve hayvan sürüleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Yaklaşık 30.000–40.000 kişilik bir ordunun hareket hâlindeki toplam nüfusu, asker olmayan görevlilerle daha da büyüyebilirdi. Her asker için günlük yiyecek; her at için su ve yem temin edilmesi zorunluydu.【165】


Haldon ve çalışma arkadaşlarının lojistik modellemeleri, 60.000 kişilik bir ordunun iki aylık erzağının bütünüyle arabalar ve yük hayvanlarıyla taşınmasının son derece güç olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla kaynaklarda geçen “iki aylık erzak”, ordunun bütün ihtiyacının hazır olarak taşındığı anlamına gelmeyebilir; yerel depoların, yol üzerindeki merkezlerin ve planlanan tahıl hasadının da hesaba katılmış olması mümkündür.


Topografik şartlar da yüksek rakamlara ihtiyatla yaklaşmayı gerektirir. Dar geçitlerden, bozuk yollardan ve sınırlı su kaynaklarının bulunduğu bölgelerden geçen yüz binlerce kişilik bir ordunun hareketi pratik olarak mümkün görünmemektedir. Bu nedenle kaynak rakamları, çağdaş nüfus ve lojistik kapasiteyle karşılaştırılmadan kullanılmamalıdır.

Silah, Teçhizat ve Savaş Yöntemleri

Roma ordusunda ağır süvariler, hafif süvariler, atlı okçular ve farklı türden piyadeler bulunuyordu. Ağır süvariler yakın muharebede mızrak, kılıç ve kalkan kullanıyor; asker ve at zırhlarıyla korunuyordu. Piyadeler mızrak, kalkan ve çeşitli menzilli silahlarla savaş düzenini destekliyordu. Norman ve Frank süvarilerinin başlıca gücü, düzenli mızrak hücumundan kaynaklanıyordu.


Selçuklu askerleri bileşik yay, kılıç, mızrak ve kalkan kullanıyordu. Atlı okçuların hareket hâlindeyken farklı yönlere ok atabilmesi, Roma birlikleri üzerinde sürekli baskı kurulmasına imkân verdi. Yakın muharebe için daha ağır donanımlı gulâm birliklerinin bulunması, Selçuklu ordusunun yalnız hafif süvarilerden meydana gelmediğini gösterir.


İki ordunun savaş yöntemleri arasındaki temel fark, hız ve temas anlayışında ortaya çıkıyordu. Roma ordusu düzenli cephe, birbirini destekleyen kanatlar ve belirli bir anda gerçekleştirilen yakın muharebe hücumuyla sonuç almaya çalışırken Selçuklular düşmanın düzenini yıpratmayı, takip hareketine zorlamayı ve uygun anda çevrelemeyi amaçlıyordu. Bununla birlikte Malazgirt’in sonucu yalnız “hafif süvariye karşı ağır süvari” karşıtlığıyla açıklanamaz. Roma ordusunun bölünmesi, istihbarat yetersizliği, komuta heyetindeki siyasî gerilimler, ihtiyat kuvvetlerinin ayrılması ve geri dönüş emri sırasında meydana gelen karışıklık da en az silah ve taktik farklılıkları kadar belirleyiciydi.

Roma Ordusunun 1071 Harekatı

IV. Romanos’un üçüncü doğu seferi, önceki yıllarda gerçekleştirilen sınırlı karşı harekâtların devamı olmakla birlikte hedefi ve hazırlık düzeyi bakımından onlardan ayrılıyordu. İmparator, hareketli Türkmen gruplarını Anadolu içinde takip etmek yerine Malazgirt ve Ahlat’ı ele geçirerek Van Gölü havzasındaki Selçuklu askerî varlığını ortadan kaldırmayı amaçladı. Bunun için imparatorluğun farklı bölgelerindeki merkezî birlikler, eyalet kuvvetleri ve paralı askerlerden oluşan geniş bir sefer ordusu toplandı; kuşatma araçları ve uzun süreli harekâta yetecek ikmal malzemesi hazırlandı.【166】


Seferin başarısı, Roma ordusunun Malazgirt ile Ahlat’ı art arda ele geçirmesi ve Selçuklu ana ordusu bölgeye gelmeden kalıcı garnizonlar kurması düşüncesine dayanıyordu. Fakat ordu Anadolu’yu geçerken istihbaratın güncelliğini yitirmesi, kuvvetlerin Malazgirt ile Ahlat arasında bölünmesi ve Alp Arslan’ın beklenenden hızlı biçimde Van Gölü havzasına ulaşması, harekâtın başlangıçtaki şartlarını değiştirdi.【167】

Roma Ordusunun Hazırlanması

1071 seferinin hazırlıkları 1070–1071 kışında başladı. IV. Romanos, Balkanlar ve Anadolu’daki birlikleri silah altına çağırırken merkezî tagmata alaylarından, doğu eyaletlerindeki yerel kuvvetlerden ve yabancı paralı askerlerden yararlandı. Orduda Frank ve Norman ağır süvarileri, Peçenek ve Uz atlıları, Ermeni ve Gürcü birlikleri ile Rus ve İskandinav kökenli askerler bulunuyordu. Birliklerin farklı askerî geleneklere sahip olması orduya çeşitli savaş kabiliyetleri kazandırıyor, fakat sevk ve idareyi güçleştiriyordu.【168】


Hazırlıkların kapsamı, imparatorun yalnızca bir akıncı grubuna karşı sefere çıkmadığını gösterir. Kuşatma araçlarının, ağır kerestelerin, arabaların ve yük hayvanlarının orduya katılması, Malazgirt ve Ahlat gibi tahkim edilmiş şehirlerin hedeflendiğine işaret eder. Aynı zamanda doğu eyaletlerindeki kalelere asker yerleştirilmesi ve yol boyunca ikmal yapılması planlanmış olmalıdır.【169】


Ordunun toplam mevcudu kesin olarak bilinmemektedir. Kaynaklarda 40.000’den 600.000’e kadar çıkan rakamlar bulunmakla birlikte yüz binlerce kişilik tahminler Anadolu’nun yol, su ve erzak kapasitesiyle bağdaşmaz. Modern değerlendirmelerde sefer başlangıcındaki muharip güç çoğunlukla 30.000–50.000 aralığında ele alınmaktadır; savaş günü imparatorun yanında kalan birliklerin sayısı ise Ahlat’a gönderilen kuvvetler ve yürüyüş sırasındaki kayıplar nedeniyle daha azdı.【170】


Seferin siyasî boyutu da bulunuyordu. IV. Romanos, 1068 ve 1069 seferlerinde kesin sonuç elde edememiş; 1070’te Manuel Komnenos’un yenilmesi ve Erbasan’ın Roma tarafına sığınması doğudaki askerî baskıyı artırmıştı. İmparatorun büyük bir zafer kazanması, doğu sınırını güvenceye almanın yanında Doukas ailesi karşısındaki konumunu ve kurmaya çalıştığı hanedanı güçlendirebilirdi.【171】

Konstantinopolis’ten Hareket

IV. Romanos, 13 Mart 1071’de Ortodoksluk Bayramı sırasında Boğaz’ı geçerek doğu seferine başladı. Bu tarih, ordunun hareketini kış sonrasına yerleştirmesi ve Anadolu’nun doğusuna yaz aylarında ulaşmayı mümkün kılması bakımından önemlidir.【172】


İmparator sefere çıkarken başkentte dinî törenler düzenlenmiş, imparatorluk sancakları ve kutsal kabul edilen nesneler orduya eşlik etmiştir. Ortaçağ anlatılarında seferden önce meydana geldiği ileri sürülen bazı olağan dışı hadiseler—haçın yön değiştirmesi, siyah bir güvercinin imparatorun eline konması veya yıldırım düşmesi gibi—sonraki yenilgiyi önceden haber veren işaretler şeklinde yorumlanmıştır. Bunlar harekâtın gerçek seyrinden çok, olayların sonucunu bilen tarihçilerin anlatıyı ilahî takdir düşüncesi çerçevesinde biçimlendirmesini yansıtır.【173】


Ordu başkentten tek seferde ve bütünüyle çıkmış homojen bir kuvvet değildi. Birliklerin bir bölümü Anadolu’daki toplanma merkezlerinde orduya katıldı; başka birlikler ise doğu eyaletlerinden hareket ederek güzergâh üzerinde imparatorla birleşti. Dolayısıyla ordunun büyüklüğü ve bileşimi yürüyüş boyunca değişti.【174】


Seferin ilk safhasında askerî hedefin bütün komuta heyetine açıklanmadığı anlaşılmaktadır. Hedefin gizli tutulması düşmanın bilgi edinmesini güçleştirebilirdi; ancak ordu içindeki komutanların yürüyüş güzergâhı ve harekâtın nihai amacı konusunda farklı beklentilere sahip olmasına da yol açtı.【175】

Anadolu Üzerinden Doğuya İlerleyiş

Helenopolis ve Sangarios Geçişi

Roma ordusu Konstantinopolis’ten Anadolu yakasına geçtikten sonra Marmara Denizi’nin güneydoğusundaki Helenopolis yönüne ilerledi. Buradan Bithynia içlerine giren ordu, askerî yolları izleyerek Sangarios’a ulaştı. Helenopolis, kıyıdan Anadolu içlerine çıkan yolların başlangıcında bulunması ve deniz yoluyla getirilen malzemelerin karaya çıkarılabilmesi nedeniyle uygun bir hareket noktasıydı.【176】


Sangarios, ordunun doğuya ilerleyebilmesi için aşması gereken ilk büyük doğal engellerden biriydi. Roma yol sistemi nehir üzerindeki köprü ve geçitlerden yararlanıyordu. Ordunun yalnız askerleri değil, hayvanları, arabaları ve kuşatma araçlarını da karşı kıyıya geçirmesi gerektiğinden nehir geçişi sefer yürüyüşünün hızını belirleyen aşamalardan biri oldu.【177】

Zompos Köprüsü ve Kharsianon

Ordunun Sangarios üzerindeki geçişinin ardından Dorylaion ve Zompos Köprüsü güzergâhını kullanarak Orta Anadolu’ya girdiği kabul edilmektedir. Zompos Köprüsü’nün kesin yeri bilinmemekle birlikte Sangarios üzerindeki askerî geçitlerden biri olduğu anlaşılır. Kaynakların aynı güzergâh üzerindeki bütün ara merkezleri kaydetmemesi, ordunun izlediği yolun ayrıntıları konusunda farklı görüşlere yol açmıştır.【178】


Roma ordusu Dorylaion’dan sonra Kharsianon bölgesine yöneldi. Bu saha, Orta Anadolu’daki askerî yolların doğu ve güneydoğu yönlerine ayrıldığı geniş bir geçiş bölgesiydi. Yol üzerindeki yerleşimler ordunun erzak sağlamasına, hayvanlarını dinlendirmesine ve farklı eyaletlerden gelen birlikleri bünyesine katmasına imkân verdi.【179】

Kayseri ve Sivas Güzergâhı

Ordu, Orta Anadolu’dan ilerleyerek Kızılırmak’ı geçti ve Kayseri yönüne döndü. Kızılırmak üzerindeki geçişin Kesikköprü civarında gerçekleşmiş olması muhtemeldir. Kayseri, Kapadokya’nın askerî ve idarî merkezlerinden biri olmasının yanında doğuya uzanan yolların birleşme noktasıydı.【180】


IV. Romanos, Kayseri’den sonra Sivas’a ulaştı. Sivas’ta ordunun bir süre konakladığı, birliklerin durumunun gözden geçirildiği ve seferin hangi yönde sürdürüleceğinin tartışıldığı anlaşılmaktadır. Ermeni kaynaklarında imparatorun Sivas’ta Ermeni ileri gelenlerine ve şehir halkına karşı sert davrandığı aktarılır; ancak olayların kapsamı ve doğrudan askerî sonuçları konusunda kaynaklar aynı ayrıntıları vermez.【181】

Şebinkarahisar, Satala ve Erzurum

Roma ordusu Sivas’tan sonra doğrudan Erzincan üzerinden ilerlemek yerine kuzeydoğu yönüne dönerek Koloneia’ya, yani Şebinkarahisar çevresine ulaştı. Ardından Nikopolis ve Satala üzerinden Erzurum’a yöneldi. Bu güzergâh daha uzun olmakla birlikte askerî merkezlere, görece güvenli yollara ve ikmal sağlanabilecek yerleşimlere dayanıyordu.【182】


Ordunun kuzey güzergâhını izlemesi, büyük ölçüde arabaların ve kuşatma araçlarının taşınmasıyla bağlantılıydı. Daha kısa dağ yolları hafif süvariler tarafından kullanılabilse de on binlerce insanın ve çok sayıda hayvanın yer aldığı bir ordunun bu yollardan bütünlüğünü koruyarak geçmesi zordu. Şebinkarahisar ve Satala hattı, yürüyüşü uzatmasına rağmen sefer ordusunun lojistik ihtiyaçlarına daha uygun görünüyordu.【183】

Erzurum’dan Malazgirt’e İlerleyiş

Erzurum, seferin son büyük toplanma ve ikmal merkeziydi. IV. Romanos burada iki aylık erzak hazırlanmasını emretti. Bu emir, ordunun bundan sonra Roma kontrolünün daha zayıf olduğu bir sahaya gireceğini ve yerel kaynaklara bütünüyle güvenemeyeceğini gösterir. Erzurum’dan sonra ordunun amacı Malazgirt’i ele geçirmek, burada gerekli düzenlemeleri yapmak ve ardından Ahlat’a yönelmekti.【184】


Ordunun Erzurum’dan Hınıs ve Bulanık çevresindeki yolları izleyerek Malazgirt’e ilerlediği kabul edilmektedir. Bununla birlikte birliklerin tamamının aynı güzergâhı kullanmış olması şart değildir. Hafif süvariler ve keşif kolları farklı geçitlere gönderilmiş; ana ordu ise arabaların geçebileceği daha elverişli yolları izlemiş olabilir.【185】

Yürüyüş ve İkmal Sorunları

Erzak ve Hayvan Yemi

Ordu için gerekli erzak yalnız askerlerin yiyeceğinden ibaret değildi. At, katır, öküz ve diğer yük hayvanları her gün büyük miktarda su ve yeme ihtiyaç duyuyordu. Lojistik modellemelerde 15.000 atın günlük su ihtiyacı yaklaşık 450.000 litre, yeşil yem ihtiyacı ise 210.000 kilogram olarak hesaplanmıştır. Bunlar Roma ordusundaki hayvanların kesin sayısını değil, büyük bir süvari ordusunun ikmal ölçeğini göstermek amacıyla kullanılan model değerleridir.【186】


İki aylık yiyeceğin tamamının baştan yüklenmesi mümkün değildi. Yük hayvanları kendi yemlerini de tüketiyor; taşınan yiyecek arttıkça onu taşıyacak hayvan sayısının artırılması gerekiyordu. Bu nedenle Roma ordusu güzergâh üzerindeki devlet depolarından, şehirlerden ve köylerden sağlanan erzağa; ayrıca satın alma, vergi, zorunlu teslim ve otlatma gibi yöntemlere dayanmış olmalıdır.【187】


IV. Romanos’un Ahlat çevresindeki ürünlerin ele geçirilmesini istemesi, seferin ikmal boyutuyla bağlantılıydı. Ahlat halkının tarlalardaki ürünü şehir içine taşıması durumunda Roma ordusu hem kuşatma yapmak hem de açlıkla mücadele etmek zorunda kalacaktı. Anlatıdaki ifadeyle ordu, “biri düşmana, diğeri açlığa karşı iki savaş” verebilirdi.【188】

Arabalar ve Yük Hayvanları

Roma ordusunun beraberinde kuşatma araçları, çadırlar, silahlar, tahıl, askerî hazine ve imparatorluk maiyetine ait eşyalar bulunuyordu. Bunların taşınmasında dört tekerlekli arabalar, iki tekerlekli yük araçları, katırlar, atlar ve öküzlerden yararlanılıyordu. Arabalar düz yollarda büyük miktarda yük taşıyabilmekle birlikte dar, taşlık veya bataklık kesimlerde yürüyüşün yavaşlamasına neden oluyordu.【189】


Yürüyüş kolunun uzunluğu ayrıca bir güvenlik sorunu meydana getiriyordu. Lojistik modellemelerde yalnız araba kolunun yaklaşık 9,5 kilometreye uzanabileceği hesaplanmıştır. Öncü birlikler bir sonraki konak yerine ulaşırken ordunun gerisi saatlerce önceki menzilde kalabilir; bu durum dağınık birlikleri ani saldırılara açık hâle getirebilirdi.【190】

Ordunun İlerleme Hızı

Ortaçağ ordularının günlük ilerleme mesafesi yolun niteliğine, hava şartlarına ve ordunun büyüklüğüne göre değişiyordu. Büyük bir ordunun uygun arazide günde yaklaşık 15–24 kilometre ilerlemesi mümkünken dağ geçitleri, nehirler ve ikmal sorunları bu hızı düşürebiliyordu. Süvari birliklerinin teorik hareket sürati, piyade ve arabaların bulunduğu bütün ordunun gerçek ilerleme hızını yansıtmaz.【191】


13 Mart’ta Konstantinopolis’ten ayrılan ordunun ağustos ayında Malazgirt’e ulaşması, yürüyüş sırasında uzun süreli konaklamalar yapıldığını gösterir. Asker toplama, erzak temini, nehir geçişleri, yerel anlaşmazlıklar ve komuta toplantıları yolculuğu uzatmıştı. Bu nedenle sefer, kesintisiz bir doğuya yürüyüş olarak değerlendirilmemelidir.【192】

Disiplin Sorunları

Farklı bölgelerden ve askerî geleneklerden gelen birliklerin bir arada tutulması disiplin sorunlarına yol açtı. Askerlerin bazı yerleşimlerde yağmaya yönelmesi, tarım alanlarına zarar vermesi ve yerel halkla çatışması ikmal düzenini bozdu. İmparatorun yağma ve düzensizliği engellemek için sert cezalar uyguladığına ilişkin kayıtlar, sorunun münferit olmadığını gösterir.【193】


Norman, Frank, Peçenek ve Uz birliklerinin kendi komutanlarına bağlı bulunması merkezî komutayı güçleştiriyordu. İmparator, maaş ve ganimet beklentisi taşıyan bu birliklerin sadakatini korumak zorundaydı. Ordunun büyüklüğü arttıkça verilen emirlerin yürüyüş kolunun tamamına ulaştırılması ve farklı diller konuşan askerlerce aynı biçimde uygulanması zorlaşıyordu.

Roma Karargâhındaki Görüş Ayrılıkları

Erzurum’a ulaşıldığında seferin bundan sonraki yönü Roma komuta heyetinde tartışıldı. Bir görüş, Malazgirt ve Ahlat’a ilerleyerek kalelerin hızla ele geçirilmesini savunuyordu. Daha ihtiyatlı yaklaşım ise ordunun Erzurum çevresinde kalmasını, yolları ve geçitleri denetlemesini ve Selçuklu kuvvetlerini Roma ordusunun seçtiği sahada savaşmaya zorlamasını öngörüyordu.【194】


Joseph Tarchaneiotes ve yaşlı Nikephoros Bryennios’a atfedilen ihtiyatlı plan, ordunun tanımadığı ve ikmal imkânlarının sınırlı olduğu araziye girmemesine dayanıyordu. Fakat IV. Romanos, ordusunun büyüklüğüne ve Malazgirt ile Ahlat’ın süratle ele geçirilebileceğine güvenerek ileri harekâtı tercih etti.【195】


Kararı etkileyen unsurlardan biri, Alp Arslan’ın faaliyetleri hakkında alınan istihbarattı. Edessa dükü Leon Dabatenos’tan geldiği belirtilen bir raporda sultanın Roma ordusundan çekinerek Bağdat yönüne uzaklaştığı ileri sürülüyordu. Raporun yanlış bilgiye mi, gecikmiş istihbarata mı yoksa kasıtlı yönlendirmeye mi dayandığı bilinmemektedir; fakat Selçuklu ana ordusunun yakın olmadığı düşüncesini güçlendirdi.【196】


Kaynaklar komuta toplantısını aynı biçimde aktarmaz. Michael Attaleiates ordunun bölünmesini askerî bakımdan bütünüyle anlamsız görmezken Nikephoros Bryennios geleneği, imparatorun deneyimli komutanların uyarılarını dikkate almadığını vurgular. Bu farklılık, tarihçilerin IV. Romanos ve Doukas ailesi karşısındaki siyasî konumlarıyla da ilişkilidir.【197】

Ordunun Bölünmesi

Roma ordusunun bölünmesi tek bir anda verilmiş basit bir emirden çok, Ahlat yönüne art arda birlik gönderilmesinin sonucuydu. Önce Roussel de Bailleul’ün komutasındaki hareketli birlikler, ardından Joseph Tarchaneiotes’in idaresindeki daha büyük kuvvet ayrıldı. IV. Romanos ise kalan orduyla Malazgirt’e ilerledi.【198】

Roussel de Bailleul’ün Ahlat Yönüne Gönderilmesi

Roussel’in emrinde Frank veya Norman ağır süvarileriyle Peçenek ve Uz birliklerinden oluşan hareketli bir kuvvet bulunuyordu. Bu birlikler Ahlat çevresinde keşif yapmak, erzak ve yem toplamak, yerleşimin dışındaki ürünleri ele geçirmek ve muhtemelen kalenin savunma durumunu incelemek amacıyla gönderildi.【199】


Görevin bir keşif hareketi mi, yağma seferi mi yoksa Ahlat’a yönelik esas taarruzun başlangıcı mı olduğu kesin değildir. Roma anlatısında birliklerin erzak toplama amacı öne çıkarken İslâm kaynakları onları Ahlat’a saldıran büyük bir kuvvetin parçası olarak gösterir.【200】

Tarchaneiotes’in Kuvvetleriyle Ayrılması

Roussel’in birliklerinin güçlü bir direnişle karşılaştığı haberinin alınması üzerine Joseph Tarchaneiotes daha büyük bir kuvvetle Ahlat yönüne gönderildi. Michael Attaleiates, bu ordunun seçkin askerlerden ve yakın muharebede deneyimli birliklerden oluştuğunu, hatta sayıca imparatorun yanında kalan kuvvetten fazla olduğunu belirtir. Bu ifade tam bir sayısal karşılaştırma olarak kabul edilmese bile ordunun en etkili unsurlarının önemli bölümünün ayrıldığını gösterir.【201】


Tarchaneiotes’in görevi Roussel’e yardım etmek, Ahlat çevresindeki ürünlerin şehir içine taşınmasını engellemek ve ana ordu bölgeye geldiğinde yapılacak kuşatmayı hazırlamaktı. Plan, Malazgirt ile Ahlat’ın eş zamanlı baskı altına alınmasını sağlayabilirdi; ancak bu iki kuvvet arasında haberleşmenin kesilmesi durumunda büyük risk taşıyordu.【202】

Ayrılan Birliklerin Akıbetine İlişkin Görüşler

Tarchaneiotes ve Roussel’in kuvvetlerinin Ahlat önüne ulaşıp ulaşmadığı, burada ne kadar kaldığı ve neden Malazgirt’e dönmediği muharebenin başlıca tartışmalı konularındandır. Bazı İslâm kaynakları Roma kuvvetlerinin Ahlat’ı kuşattığını ve Malazgirt yenilgisini öğrendikten sonra bölgeden çekildiğini aktarır. Roma kaynakları ise Tarchaneiotes’in imparatora yardım etmeden Mezopotamya üzerinden Roma topraklarına döndüğünü ileri sürer.【203】


Geç dönem İslâm ve Ermeni anlatılarında Ahlat çevresindeki Roma kuvvetlerinin büyük bir yenilgiye uğradığı ve on binlerce askerin öldürüldüğü iddia edilir. Bununla birlikte Roussel’in daha sonraki yıllarda güçlü bir askerî maiyetle Anadolu’da faaliyet göstermesi, ayrılan kuvvetlerin tamamının imha edilmediğini gösterir. Verilen yüksek kayıp rakamları doğrulanabilir değildir.【204】


Tarchaneiotes’in muharebeden önce geri çekilmesi ihanetle, korkaklıkla veya Doukas ailesinin siyasî planlarına katılmasıyla açıklanmıştır. Diğer bir görüşe göre Ahlat–Malazgirt arasındaki saha Selçuklu süvarilerince tutulduğundan haberleşme kesilmiş; Tarchaneiotes, karşısındaki kuvvetlerin büyüklüğünü görerek batıya çekilmeyi askerî bakımdan en güvenli seçenek saymıştır. Eldeki kaynaklar hangi açıklamanın doğru olduğunu kesinleştirmez.【205】

Bölünmenin Roma Ordusuna Etkisi

Ordunun bölünmesi, IV. Romanos’un Malazgirt’i daha hızlı ele geçirmesine ve iki hedef üzerinde aynı anda baskı kurmasına imkân verdi. Dolayısıyla karar, Selçuklu ana ordusunun uzakta olduğu varsayımı altında bütünüyle mantıksız değildi. Fakat Alp Arslan’ın bölgeye yaklaşmasıyla bu varsayım geçerliliğini yitirdi.【206】


Ayrılan birlikler, imparatorun en deneyimli komutanlarından birini, Frank ağır süvarilerinin önemli bölümünü ve seçkin Roma askerlerini savaş alanından uzaklaştırdı. Daha önemlisi, IV. Romanos kendisine verilen bilgilerin aksine Selçuklu ana ordusuyla karşılaştığında kuvvetlerini yeniden birleştiremedi. Böylece operasyonel bir görev paylaşımı, istihbarat ve haberleşme başarısızlığı sonucunda stratejik bir zafiyete dönüştü.【207】

Malazgirt’in Roma Kuvvetleri Tarafından Alınması

IV. Romanos Malazgirt önüne ulaştığında şehrin savunmasını ve saldırıya elverişli noktaları incelemek üzere surların çevresinde dolaştı. Ordunun beraberinde getirdiği kuşatma araçları bu aşamada kullanılmak üzere hazırlanmıştı. Michael Attaleiates, kuşatma kulelerinin büyük kerestelerden yapıldığını ve malzemenin bine yakın arabayla taşındığını kaydeder. Rakamın kesinliği denetlenemese de sefer ordusunun ağır bir kuşatma donanımı taşıdığı açıktır.【208】


Şehrin dış savunma hattına yönelik ilk saldırılarda Ermeni piyadeleri görev aldı. Çatışmaların ardından dış tahkimatın ele geçirilmesi ve kuşatma araçlarının hazırlanması, garnizon üzerindeki baskıyı artırdı. Garnizon elçileri can ve mal güvenliği karşılığında şehri teslim etmeyi önerdi.【209】


Teslim görüşmeleri sırasında taraflar arasında kısa süreli bir güvensizlik yaşandıysa da IV. Romanos güvence verdi ve şehir teslim oldu. Selçuklu garnizonunun silahları ve kişisel mallarıyla Malazgirt’ten ayrılmasına izin verildi. İmparator daha sonra kaleye erzak ve yeni bir garnizon yerleştirdi.【210】

Ahlat Çevresindeki İlk Çatışmalar

Ahlat önündeki çatışmaların zamanı ve sırası kaynaklarda farklıdır. İslâm anlatılarının bir bölümünde Roma öncüleri ile Sanduk adlı Selçuklu emirinin kuvvetleri arasındaki ilk büyük çarpışma 2 veya 3 Ağustos 1071’e yerleştirilir. Roma kuvvetlerinin yaklaşık 10.000 kişi olduğu, ağır kayıp verdiği ve büyük bir haçın Selçukluların eline geçtiği ileri sürülür. Rakamlar doğrulanamamakla birlikte Ahlat garnizonunun Roma öncüleriyle çatıştığı tarihsel çekirdek güvenilir görünmektedir.【211】


Bu tarihleme, Roma anlatılarındaki olay sırasıyla tam olarak uyuşmaz. Michael Attaleiates, Roussel’in ve ardından Tarchaneiotes’in Malazgirt harekâtı sırasında Ahlat yönüne gönderildiğini aktarır. İslâm kaynaklarındaki çatışmanın daha erken bir Roma öncü birliğine mi, Roussel’in kuvvetlerine mi yoksa sonradan tek olay hâlinde birleştirilmiş farklı çarpışmalara mı ait olduğu belirlenememektedir.【212】


Ahlat çevresindeki ilk başarının haberi Alp Arslan’a ulaştırıldı ve ele geçirilen büyük haç Abbâsî halifesine gönderildi. Bu hareket, henüz ana muharebe gerçekleşmeden Selçuklu tarafında zaferin dinî ve siyasî bir simgeye dönüşmeye başladığını gösterir.【213】


Roma birliklerinin Ahlat önünde kuşatma faaliyetinde bulunmuş olması mümkündür. Bir İslâm anlatısında Malazgirt Muharebesi’nden sonra Ahlat’ı kuşatan Roma birliğinin yenilgi haberini alınca bölgeden çekildiği belirtilir. Bu kayıt doğruysa Tarchaneiotes kuvvetleri ana muharebe sırasında bütünüyle dağılmamış, fakat imparatorla yeniden bağlantı kuramamıştı.【214】

Selçuklu Ordusunun Bölgeye Gelişi

Alp Arslan 1070–1071 kışında Mısır’a yönelik bir seferin hazırlığı içindeydi. Önce Edessa’yı kuşatmış, ardından Halep üzerine yürümüştü. Halep Emiri Mahmud’un 1071 baharında bağlılığını bildirmesiyle şehir Selçuklu üstünlüğünü kabul etti; fakat Roma ordusunun doğuya ilerlediğinin öğrenilmesi, sultanın Mısır yönündeki harekâtını sürdürmesini engelledi.【215】


İslâm kaynakları Alp Arslan’ın Roma seferini öğrendiği yeri farklı gösterir. Kaynakların çoğu sultanı Halep çevresinde, bazıları Hoy’da, bir diğeri ise Musul’da konumlandırır. Şamlı tarihçi İbnü’l-Kalânisî’nin verdiği tarihe göre Alp Arslan 26 Nisan 1071’de Halep’ten ayrıldı. Bu kesin tarih diğer anlatılarla bütünüyle doğrulanamasa da sultanın Suriye’den ilkbahar sonunda ayrıldığını gösterir.【216】


Selçuklu ordusu Fırat’ı süratle geçti. Bazı kayıtlarda bahar sularının yükselmesi nedeniyle çok sayıda binek hayvanının ve devenin nehir geçişinde kaybedildiği aktarılır. Alp Arslan daha sonra yorgun askerlerinin bir bölümünü geri gönderdi; Nizâmülmülk’ü ve ailesini Hemedan yönüne yollayarak yeni kuvvetler toplanmasını istedi. Sultan, yakın maiyetindeki gulâmlar ve yol boyunca katılan yerel birliklerle Hoy veya Selmas çevresinde yeniden kuvvet topladı.【217】


Selçuklu ordusunun kesin güzergâhı bilinmemektedir. Edessa, Diyarbakır, Bitlis, Hoy ve Van Gölü çevresindeki farklı yollar kaynaklarda zikredilir. Sultan bölgeye ulaştığında Ahlat garnizonu ve Türkmen birlikleriyle birleşti. 24 Ağustos dolaylarında Selçuklu ana kuvvetlerinin Malazgirt çevresinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Roma karargâhı ise ilk çatışmalarda karşısındaki kuvvetlerin Alp Arslan’ın ana ordusu olduğunu hemen kavrayamadı.【218】

Savaş Öncesindeki Elçilikler ve Barış Görüşmeleri

1071 seferindeki ilk diplomatik temas, ordular Malazgirt’te karşılaşmadan önce gerçekleşti. IV. Romanos, Alp Arslan Halep çevresindeyken bir elçilik heyeti göndererek daha önce yapılmış barışın yenilenmesini ve Menbiç, Malazgirt ile Erciş gibi yerlerin durumunun yeniden düzenlenmesini istedi. Bu girişim gerçek bir uzlaşma arayışı olabileceği gibi sultanın konumunu ve niyetini öğrenmeyi amaçlayan diplomatik bir manevra da olabilir. Elçilik sonucunda Roma karargâhına ulaşan bilgilerin Alp Arslan’ın tehlike oluşturmadığı izlenimini güçlendirdiği anlaşılmaktadır.【219】


Selçuklu ana ordusunun Malazgirt’e ulaşmasının ardından Alp Arslan, Roma karargâhına bir barış heyeti gönderdi. Roma ve İslâm kaynakları görüşmenin ayrıntılarında farklılaşır; ancak teklifin savaş öncesinde yapıldığı konusunda büyük ölçüde uyuşur. Heyette Selçuklu emiri Savtegin ile Abbâsî halifeliğini temsil ettiği belirtilen İbnü’l-Muhallebân’ın bulunduğu aktarılır.【220】


İslâm anlatılarında IV. Romanos’un barış teklifine “Antlaşma ancak Rey’de yapılır” karşılığını verdiği; kışı İsfahan’da, atlarını ise Hemedan’da geçireceğini söylediği aktarılır. Elçinin “Atların Hemedan’da kışlayabilir; sizin nerede kışlayacağınızı bilmiyorum” şeklindeki cevabı, sonucu önceden bilinen muharebeyi dramatikleştiren edebî bir karşılık niteliğindedir. Görüşmenin gerçekleşmiş olması mümkünse de konuşmanın kelimesi kelimesine korunmuş tarihî bir tutanak olarak kullanılması doğru değildir.【221】


Roma anlatısında IV. Romanos’un sultanın bulunduğu mevkiyi boşaltmasını, Selçuklu ordusunun daha uzağa çekilmesini ve Roma karargâhının onların yerine kurulmasını istediği belirtilir. Bu şart, Alp Arslan’ın savaşmadan geri çekilmesi anlamına geleceğinden kabul edilebilir değildi. İmparatorun elçilik heyetine bir Meryem ikonası vererek dönüş yolundaki güvenliğini sağlamaya çalışmasına dair rivayet, görüşmelerin sert geçmesine rağmen anlaşma yollarının tümden kapatılmak istenmediğine işaret eder.【222】


Alp Arslan’ın barış teklifinin yalnız korku veya asker sayısının azlığıyla açıklanması yeterli değildir. Sultan, uzun bir yürüyüşten sonra aceleyle topladığı ordunun durumunu, Roma kuvvetlerinin büyüklüğünü ve geriden gelebilecek takviyeleri değerlendirmiş olabilir. IV. Romanos ise teklifin Selçukluların zaman kazanma girişimi olduğunu düşünerek görüşmeleri sonuçsuz bıraktı. 25 Ağustos gecesi barış ihtimali ortadan kalkarken her iki ordu ertesi gün yapılacak genel muharebe için hazırlanmaya başladı.【223】

Muharebe

Malazgirt Muharebesi’nin 26 Ağustos 1071 Cuma günü gerçekleşen ana safhası, kaynakların olayları saat saat kaydeden müşterek bir anlatı sunmaması nedeniyle ancak ana hareketler düzeyinde yeniden kurulabilmektedir. Sefer heyetinde bulunan Michael Attaleiates muharebeyi Roma karargâhından izlemiş, Nikephoros Bryennios’un anlatısı ise savaşa katılan aynı adlı dedesinin ve aile çevresinin hatıralarını yansıtmıştır; İslâm ve Ermeni kaynakları da muharebenin belirli anlarını farklı bakış açılarıyla aktarmıştır.【224】


Bu sebeple savaşın genel seyri büyük ölçüde belirlenebilse de birliklerin tam konumları, bazı manevraların zamanlaması, saf değiştirmelerin hangi aşamada gerçekleştiği ve Roma ihtiyatının çekilme gerekçesi tartışmalıdır.【225】

Orduların Savaş Düzenleri

Roma Ordusunun Tertibi

Roma ordusu, merkez ile sağ ve sol kanattan oluşan geleneksel üçlü cephe düzeninde tertip edilmiş; bunların gerisine ikinci hat veya ihtiyat kuvveti yerleştirilmişti. Sol kanatta ağırlıklı olarak Avrupa eyaletlerinden getirilen tagmaların başında Nikephoros Bryennios, sağ kanatta Kapadokya ve diğer Anadolu birliklerinin başında Theodoros Alyates bulunuyordu.【226】 IV. Romanos, imparatorluk sancağının bulunduğu merkez hattına bizzat komuta ederken gerideki ihtiyat Andronikos Doukas’ın emrine verilmişti; Bryennios bu son kuvvet içinde Hetaireiai tagması ile ileri gelenlerin maiyet birliklerinin bulunduğunu belirtir.【227】

Orduların Düzenine Dair Harita (Theotokis)


Merkezde saray ve muhafız birliklerinin, Ermeni piyadelerinin, ağır süvarilerin ve imparatora doğrudan bağlı seçkin askerlerin bulunmuş olması muhtemeldir. Bununla birlikte Vareglerin veya Nemçeli birliklerin merkezdeki mevcudiyeti kesin biçimde kanıtlanamadığından, modern savaş düzeni tasvirlerindeki ayrıntıların tamamı doğrudan kaynak bilgisi olarak kabul edilmemelidir.【228】 İhtiyat kuvvetinin görevi, yalnızca geride beklemek değil; ön hattaki boşlukları kapatmak, geri çekilen birliklerin yeniden düzenlenmesini sağlamak, düşmanın kuşatma teşebbüsünü karşılamak ve gerektiğinde karşı taarruz gerçekleştirmekti.【229】


İmparatorun merkez hattında bulunması, birliklere moral vermek ve komutayı görünür kılmak bakımından avantaj sağlıyor; fakat başkumandanı doğrudan çarpışmanın içine sokuyordu. Roma askerî geleneğinde başkumandanın, ilk hattın biraz gerisinde durarak iki hattı ve kanatları denetlemesi tavsiye edilmekteydi; Romanos’un merkezde ön hatta yaklaşması, savaşın son safhasında emir-komuta sisteminin imparatorun şahsî durumuna bağımlı hâle gelmesine yol açtı.【230】

Selçuklu Ordusunun Tertibi

Selçuklu ordusunun başlangıçtaki savaş düzenini ayrıntılı biçimde gösteren çağdaş bir kayıt bulunmamaktadır. el-Bundârî’nin dayandığı tarih geleneğinde Alp Arslan’ın merkezini düzenlediği, askerlerini dört kısma ayırdığı ve her kısmı bir pusuya yerleştirdiği belirtilir; ancak anlatı birliklerin sayısını, kumandanlarını veya arazi üzerindeki kesin konumlarını açıklamaz.【231】


Muharebenin çoğu modern tasvirinde Selçuklu ordusu muntazam bir hilâl biçiminde gösterilmekle birlikte, kaynakların kanıtladığı husus tüm savaş boyunca korunan geometrik bakımdan kusursuz ve hareketsiz bir hilâl değil, birbirinden belirli aralıklarla ayrılmış hareketli atlı birliklerin cepheden taciz, kanatlardan kuşatma ve geriden saldırı için kullanılmasıdır.【232】


Bu nedenle savaş düzenini, merkezde Alp Arslan’ın bulunduğu; öncü ve taciz birliklerinin Roma hattı önünde hareket ettiği; diğer atlı grupların ise yüksek, kırık veya görüşü sınırlayan arazide bekletildiği esnek bir tertip olarak düşünmek daha isabetlidir. Sultanın Roma ordusunun hareketlerini görebileceği yüksekçe bir mevkide bulunduğu görüşü makul olsa da bu noktanın Gülkoru sırtlarıyla özdeşleştirilmesi modern bir topografik tahmindir.【233】

Muharebenin Başlaması

26 Ağustos sabahı iki ordu dinî törenler, dualar ve son hazırlıklarla meşgul oldu. Roma tarafında askerî borazanlar çalınarak birlikler karargâhtan çıkarıldı; Attaleiates, savaş kararının ardından imparatorun borazan çaldırdığını ve tertipli Roma falankslarının Selçuklu hatlarına doğru ilerlediğini bildirir.【234】 İslâm kaynaklarında ise Alp Arslan’ın cuma namazından sonra askerlerine hitap ettiği, atının kuyruğunu bağladığı ve savaşa gireceğini göstermek üzere ok ve yayını bırakıp kılıç veya topuz aldığı anlatılır. Bu konuşmaların kelimesi kelimesine korunmuş olması şüpheliyse de cuma vaktinin ordunun maneviyatını kuvvetlendiren simgesel önemi açıktır.【235】


Roma ordusunun muhtemelen kuşluk vakti veya öğleye doğru karargâhtan çıkarıldığı ve düzenini koruyarak Selçuklu mevzilerine ilerlediği düşünülmektedir. Romanos’un amacı, hafif süvari hareketliliğine dayanan Selçuklu ordusunu açık ve kesin sonuçlu bir meydan savaşına zorlamaktı; Alp Arslan ise başlangıçta ağır Roma birlikleriyle yakın çarpışmaya girmek yerine rakibini karargâhından uzaklaştırmayı ve tertibini gevşetmeyi tercih etti.【236】

Selçuklu Atlı Okçularının Saldırıları

Selçuklu atlı okçuları, Roma hattının doğrudan karşısında uzun süre sabit kalmak yerine küçük birlikler hâlinde yaklaşarak ok atıyor, Roma birlikleri karşılık vermek üzere ilerlediğinde uzaklaşıyor ve güvenli bir mesafeden yeniden saldırıyordu. Attaleiates’in anlatısındaki geri çekilme ve takip hareketi ile Bryennios’un farklı yönlerden yapılan ok atışlarına ilişkin kaydı, tacizin muharebe boyunca birbirini izleyen dalgalar hâlinde sürdüğünü göstermektedir.【237】


Atlı okçuların amacı yalnızca mümkün olduğunca fazla asker öldürmek değildi. Yoğun veya aralıklı ok atışları, Roma saflarını kalkanlarını kaldırmaya zorluyor, birliklerin ilerleme hızını düşürüyor, kanatlar arasındaki irtibatı bozuyor ve özellikle atları hedef alarak ağır süvarilerin hareket kabiliyetini sınırlandırıyordu.【238】 Okların zırhlı askerler üzerindeki öldürücü etkisi mesafeye, atış açısına ve zırhın niteliğine bağlıydı; buna karşılık binek hayvanlarının yaralanması, binicinin düşmesi ve saflarda boşluk oluşması, tek tek asker kayıplarından daha büyük bir örgütsel etki meydana getirebilirdi.【239】


Bu saldırılar Roma ordusunu başlangıçta bozguna uğratmadı. Ordu, disiplinini bütünüyle kaybetmeden ilerlemeyi sürdürdü; fakat takip uzadıkça Selçuklu atlılarının hızına uyum sağlamaya çalışan kanatlar ile daha ağır ilerleyen merkez ve gerideki ihtiyat arasındaki mesafe büyümeye başladı.【240】

Selçuklu Kuvvetlerinin Geri Çekilme Hareketi

Selçuklu birliklerinin geri çekilmesi, savaşın kaybedildiğini gösteren genel bir kaçış değil, Roma ordusunu ileri çekmeyi amaçlayan denetimli ve tekrarlanan bir manevraydı. Atlı gruplar Roma birlikleri kendilerine yaklaştığında uzaklaşıyor, takip yavaşladığında yeniden yaklaşarak ok atıyor ve uygun durumlarda geriye dönerek kısa süreli hücumlar gerçekleştiriyordu.【241】


Bu yöntem Roma kumandanları için bütünüyle bilinmeyen bir savaş tarzı değildi. Roma askerî el kitapları, bozkır ordularının sahte geri çekilme, pusu, kuşatma, dağınık tertip ve geriye dönerek ok atma yöntemlerini açıklıyor; kaçan bir bozkır ordusunun tedbirsizce takip edilmemesini tavsiye ediyordu.【242】 Malazgirt’teki sorun, taktiğin bilinmemesinden çok, farklı hız ve savaş geleneklerine sahip birliklerden oluşan büyük bir ordunun uzun takip sırasında bütünlüğünü koruyamamasıydı.


Selçuklu geri çekilişini tek bir anda bütün ordunun geriye dönmesi biçiminde düşünmemek gerekir. Muhtemelen bazı gruplar Roma kanatlarını oyalarken diğerleri geri çekilmiş, yeniden tertiplenmiş veya pusudaki birliklerle yer değiştirmişti; bu sürekli hareket, Roma kumandanlarının karşılarındaki ordunun gerçek merkezi ile ana kuvvetini ayırt etmesini güçleştiriyordu.【243】

Roma Ordusunun İlerleyişi

IV. Romanos, Selçuklu ordusunu kesin bir çarpışmaya zorlamak amacıyla yavaş fakat kararlı biçimde ilerledi. Bryennios’un anlatısı, imparatorun düşmanla genel bir muharebeye girmek istediğini, bu nedenle kaçıyormuş gibi görünen atlıları izlerken birliklerinin geride kalmamasına çalıştığını düşündürmektedir.【244】 Bununla birlikte takip sürdükçe Roma hattının genişliği, engebeli arazi, kanatlar arasındaki farklı ilerleme hızları ve Selçuklu tacizi düzenin korunmasını zorlaştırdı.


İlerleyişin yönü kesin olarak belirlenememektedir. Muharebe alanını Malazgirt’in güneyi veya güneydoğusunda arayan topografik değerlendirmeler, Roma ordusunun Süphan Dağı yönündeki giderek kırık ve kayalıklaşan araziye çekilmiş olabileceğini öne sürmektedir; fakat birincil kaynaklar Ahlat, Gülkoru veya başka bir noktayı muharebenin kesin hedefi olarak göstermez.【245】


Kaynaklar, sabah veya öğle saatlerinden geri dönüş emrinin verildiği geç öğleden sonraya kadar meydana gelen olayları ayrıntılı biçimde anlatmaz. Roma ordusunun bu sırada Selçuklu karargâhını ele geçirdiği yönündeki modern tasvirler birincil kaynaklarla doğrulanmadığından, ilerleyişin somut bir mevzi kazanımıyla sonuçlandığı kesin biçimde söylenemez.【246】

Roma Ordusuna Verilen Geri Dönüş Emri

Günün ilerleyen saatlerinde Romanos, imparatorluk sancağının geriye çevrilmesini ve ordunun karargâha dönmesini emretti. Attaleiates bu kararı; Selçuklu birliklerinin kesin muharebeden kaçınması, Roma askerlerinin yorulması, korumasız kalan karargâhın saldırıya uğrama ihtimali ve takibin sürmesi hâlinde dönüş yolunun karanlığa kalmasıyla açıklar.【247】 Dolayısıyla emir, yenilginin kabulü değil, ordunun karargâha düzenli biçimde dönerek ertesi gün için yeniden tertiplenmesini amaçlayan askerî bir karardı.


Emrin tam olarak hangi saatte verildiği bilinmemekle birlikte İslâm anlatılarında Selçuklu karşı taarruzunun cuma günü ikindi vaktine bağlanması ve Roma kaynaklarında esir alınmanın gün batımına doğru gerçekleştiğinin belirtilmesi, geri dönüş kararını geç öğleden sonraya yerleştirmeyi mümkün kılar.【248】

Roma Savaş Düzeninin Bozulması

Geri dönüş emrinin iletilme biçimi, savaşın dönüm noktasını oluşturdu. Ana gövdeden uzakta bulunan bazı birlikler imparatorluk sancağının geriye çevrilmesini düzenli dönüş işareti olarak değil, imparatorun yenildiği, öldürüldüğü veya esir düştüğü biçiminde yorumladı.【249】 Uzun bir cephe boyunca tekdüze biçimde uygulanması gereken geri dönüş hareketi, birliklerin emri farklı zamanlarda alması ve birbirinden farklı hızlarla yön değiştirmesi yüzünden düzenli bir ricat yerine parçalı bir çözülmeye dönüştü.【250】


İlk hattın geri dönebilmesi için kanatların, merkezin ve ihtiyatın birbirine destek olacak mesafede bulunması gerekiyordu. Oysa takip sırasında oluşan aralıklar, yön değiştiren birliklerin yan ve arka taraflarını Selçuklu atlılarına açtı; Bryennios’a dayanan anlatıda ilk çöken kısmın Theodoros Alyates’in komutasındaki sağ kanat olduğu belirtilir.【251】

Selçuklu Karşı Taarruzu

Alp Arslan’ın gözcüleri Roma hattındaki karışıklığı fark ederek sultana bildirdi. Selçuklu kuvvetleri bunun üzerine geri çekilme hareketini sona erdirdi ve Roma ordusu henüz yön değiştirme sürecindeyken şiddetli bir karşı taarruza geçti.【252】 İslâm kaynaklarının Alp Arslan’ın ok ve yayını bırakıp kılıç ile topuz alması ve atının kuyruğunu bağlaması hakkındaki anlatısı, bu aşamada uzaktan tacizden yakın dövüşe geçildiğini simgelemektedir.【253】


Karşı taarruzun ana hedefi, Roma ordusunun merkezinde görülebilen imparatorluk sancağı ve IV. Romanos’un çevresindeki birliklerdi. Selçuklu atlıları bir yandan çözülen sağ kanadı takip ederken diğer yandan kanat ile ihtiyat arasında açılan boşluktan merkezin yan ve gerisine sızdı.【254】 Böylece savaş, gün boyunca devam eden hareketli okçu tacizinden, Roma birliklerinin birbirinden ayrılmış kısımlarına yöneltilen yakın mesafeli ve yoğun bir saldırıya dönüştü.

Roma Kanatlarının Çökmesi

Theodoros Alyates’in komutasındaki sağ kanadın bozulması, merkez hattını doğrudan saldırıya açık bıraktı. Sol kanatta bulunan Nikephoros Bryennios, merkeze yardım etmeye çalıştıysa da Selçuklu birliklerinin kendi kuvvetlerinin arkasına yönelmesi üzerine kuşatılma tehlikesiyle karşılaştı ve birliklerini geri çekmek zorunda kaldı.【255】


Kanatların çözülme sırasını bütün ayrıntılarıyla belirlemek mümkün değildir. Bryennios sağ kanadın önce kaçtığını ve sol kanadın merkeze yardım teşebbüsünden sonra geri çekildiğini aktarırken, Attaleiates karışıklığı daha çok yanlış anlaşılan sancak işareti, imparatorun yenildiği söylentisi ve ihtiyatın çekilmesi üzerinden açıklar.【256】 Her iki anlatının ortak noktası, merkezin kanat desteğini kısa süre içinde kaybetmesi ve imparatorun çevresindeki kuvvetlerin yalnız kalmasıdır.

İhtiyat Kuvvetlerinin Muharebe Alanından Ayrılması

Andronikos Doukas’ın kumandasındaki ihtiyat, ön hat geri çekilirken onu karşılaması ve Selçuklu saldırısını durdurması gereken kuvvetti. Buna rağmen ihtiyat birlikleri ilerleyerek merkeze destek vermek yerine karargâh yönünde çekildi; böylece çözülen sağ kanat ile imparatorun merkezi arasında oluşan boşluk kapatılamadı.【257】


İhtiyatın davranışı savaşın sonucu üzerinde belirleyici olmakla birlikte, çekilmenin başlangıçtaki sebebi kesin değildir. İhtiyat ile ana hat arasındaki mesafenin takip sırasında aşırı büyümüş olması, Andronikos’un merkezdeki durumu artık kurtarılamaz görmesi veya imparatorun öldüğü söylentisine inanması mümkündür; fakat geri dönüşünü hızlandırarak diğer birliklerin çözülmesini artırdığı açıktır.【258】

Andronikos Doukas’ın Rolü ve İhanet Tartışması

Attaleiates ile Skylitzes geleneği, Andronikos Doukas’ın imparatora düşman olduğunu, sancağın çevrilmesinden sonra Romanos’un yenildiği haberini yaydığını ve birliklerini kasıtlı biçimde savaş alanından uzaklaştırdığını ileri sürer.【259】 Bu suçlama, Romanos ile Doukas ailesi arasındaki iktidar mücadelesinden bağımsız değildir: Andronikos, önceki imparator X. Konstantinos Doukas’ın yeğeni ve Romanos’un siyasî rakibi Caesar İoannes Doukas’ın oğluydu; Romanos’un zafer kazanması Doukas ailesinin saraydaki geleceğini tehlikeye sokabilirdi.【260】


Buna karşılık Nikephoros Bryennios’un aile merkezli anlatısı, Andronikos’un imparatorla iyi ilişkileri bulunmadığını kabul etmekle beraber açık bir ihanet suçlaması yöneltmez. Bryennios’a göre belirleyici husus, ihtiyatın ana kuvvete yardım edememesi ve Selçukluların bunun sonucunda imparatoru her yönden kuşatmasıdır.【261】


Bu veriler, Andronikos’un davranışını ağır bir komuta başarısızlığı olarak nitelendirmeye yeterlidir; ancak savaş başlamadan önce hazırlanmış bir ihanet planını kanıtlamaz. Çekilme siyasî hesapla verilmiş bilinçli bir karar olabileceği gibi sağ kanadın dağılmasından sonra ihtiyatın imhasını önlemeye yönelik askerî bir tercih de olabilir. Dolayısıyla “ihanet”, olayın tartışmasız açıklaması değil, Romanos yanlısı kaynakların yenilgiye sorumlu ararken geliştirdikleri başlıca yorumlardan biri olarak değerlendirilmelidir.【262】

Peçenek ve Uz Birliklerinin Durumu

Roma ordusundaki Peçenek ve Uzların tamamının muharebenin ortasında topluca Selçuklu tarafına geçtiği yönündeki yaygın anlatı kaynakların tamamıyla örtüşmez. Attaleiates, 25 Ağustos’ta Tamis adlı bir kumandanın başındaki bir Türk birliğinin Selçuklulara katıldığını; Zonaras ise saf değiştiren kuvveti bir alay olarak tanımlar.【263】 Bu olayın ardından Roma ordusunda kalan Türk yardımcı kuvvetlerinden şüphe edilmiş, Attaleiates onların bağlılık yemini etmesini sağlamış ve yemin eden birliklerin daha sonra saf değiştirmediğini özellikle kaydetmiştir.【264】


Ermeni kaynaklarında olay farklı bir zamanlamayla aktarılır. Aristakes Lastivertsi, adını vermediği büyük bir grubun savaş sırasında Roma kralına ihanet ederek düşmana katıldığını; Urfalı Mateos ise Uzlar ile Peçeneklerin muharebenin kızıştığı sırada Selçuklu tarafına geçtiğini bildirir.【265】 Bu farklılık nedeniyle saf değiştirmenin yalnızca savaş öncesinde mi gerçekleştiği, yoksa ana muharebe sırasında ikinci bir katılımın bulunup bulunmadığı kesinleştirilememektedir.


Peçenek ve Uzların Selçuklu askerleriyle benzer silahlar, giysiler ve atlı savaş yöntemleri kullanması, Roma karargâhında dost ile düşmanı ayırt etmeyi güçleştirmişti. Bununla birlikte ordudaki bütün Türk unsurlarının saf değiştirdiği varsayımı doğru değildir; daha sınırlı bir saf değiştirme bile şüpheyi artırarak komuta güvenini ve birlikler arası dayanışmayı zayıflatmaya yetmiş olmalıdır.【266】

Roma Ordusunun Kuşatılması ve Dağılması

Sağ kanadın çökmesi, sol kanadın geri çekilmesi ve ihtiyatın uzaklaşması üzerine IV. Romanos’un merkez kuvveti Selçuklu atlıları tarafından çevrildi. Selçuklu saldırısı özellikle imparatorluk sancağı çevresinde yoğunlaştı; Roma birliklerinin bir kısmı imparatorun etrafında savaşmaya devam ederken diğerleri Malazgirt’e veya karargâha ulaşmaya çalıştı.【267】


Karargâhta bulunan Attaleiates’in anlatısı, savaş alanından gelen haberlerin ne kadar çelişkili olduğunu gösterir. Kaçan askerler palanka önünde düzensiz biçimde toplanmış; bazıları imparatorun direndiğini ve düşmanı yendiğini, bazıları ise öldürüldüğünü veya esir alındığını söylemişti.【268】 Selçuklu atlılarının karargâha ulaşmasıyla kaçış genel bir paniğe dönüştü; çadırlar, subayların eşyaları, hayvanlar, silahlar ve imparatorluk hazinesine ait malzemeler ele geçirildi, geri çekilenlerin bir bölümü öldürüldü veya tutsak edildi.【269】


Bununla birlikte Roma ordusunun tamamı muharebe alanında kuşatılarak yok edilmedi. Kanat birliklerinin önemli bir kısmı karargâha veya batıya kaçmış, Ahlat yönüne gönderilen kuvvetler ana muharebeye katılmamış ve bazı kıtalar düzenlerini kısmen koruyarak bölgeden uzaklaşabilmişti.【270】 Malazgirt bu bakımdan Roma ordusunun fiziksel olarak bütünüyle ortadan kaldırılmasından çok, başkumandanın, merkez kuvvetinin ve imparatorluk karargâhının kaybedildiği ağır bir komuta ve siyasî otorite felaketiydi.

IV. Romanos’un Yaralanması ve Esir Alınması

IV. Romanos, çevresindeki birlikler dağılırken kaçanları geri çağırmaya ve kalan askerlerle direnmeye çalıştı. Attaleiates, imparatorun deneyimli bir savaşçı olarak kendisini kuşatanlara karşı mücadele ettiğini, elinden veya kolundan kılıçla yaralandığını, atının çok sayıda okla vurulduğunu ve yere düştükten sonra yaya olarak savaşmayı sürdürdüğünü bildirir.【271】 Aynı anlatının savaşın sonuna ilişkin kısa ifadesi şöyledir: “Gün batımına doğru yoruldu, teslim oldu ve tutsak edildi.”【272】


İmparatoru kimin yakaladığı konusunda İslâm kaynakları arasında farklı rivayetler vardır. Bazı anlatılarda Romanos, fiziksel görünüşü nedeniyle başlangıçta orduya kabul edilmek istenmeyen sıradan bir gulâm tarafından; bazılarında kaçan atını arayan Gevherâyin’in kölesi Şâdî tarafından; diğerlerinde ise imparatorun çevresindeki hizmetkârların kimliğini açıklaması üzerine onu öldürmekten vazgeçen adı belirsiz bir asker tarafından esir alınmıştır.【273】


Roma kaynakları yaralanma, atın vurulması ve gün batımına doğru gerçekleşen esir alınma üzerinde yoğunlaşırken, İslâm tarih geleneği hükümdarın düşük mevkili bir asker tarafından yakalanmasını öne çıkarır. Bu son motif, zaferi ilahî iradenin büyük ve gururlu bir hükümdarı sıradan bir kul vasıtasıyla alçaltması biçiminde yorumlanmakta, esir alan askerin adı ve kişiliği kesinleştirilememektedir.【274】

Tarafların Kayıplarına İlişkin Tahminler

Muharebede ölen, yaralanan ve esir alınan askerlerin sayısını güvenilir biçimde hesaplamak mümkün değildir. Kaynaklar başlangıçtaki ordu mevcudunda uzlaşmadığı gibi ölü, yaralı, tutsak, firari ve ana kuvvetten daha önce ayrılmış birlikleri birbirinden ayıran sayısal kayıtlar da sunmaz.【275】


Modern araştırmalarda Roma ordusunun kaybının toplam mevcudun yüzde 5–10’u düzeyinde kalmış olabileceği ileri sürülmüştür. Bu tahmin; sağ ve sol kanatların önemli bölümlerinin kaçabilmesine, Andronikos’un ihtiyatla birlikte çekilmesine ve Ahlat’a gönderilen kuvvetlerin muharebeye katılmamasına dayanır; dolayısıyla bütün ordunun yok edildiği tezine karşı geliştirilmiş bir alt sınır değerlendirmesidir.【276】 Bununla birlikte yüzde 5–10 oranını doğrulayacak çağdaş bir sayım bulunmadığından, bu rakam da kesin bir kayıp bilançosu olarak kullanılamaz.


İslâm kaynakları çok sayıda Roma askerinin öldürüldüğünü veya esir alındığını, karargâhta olağanüstü miktarda ganimet ele geçirildiğini bildirir. Bu ifadeler Selçuklu zaferinin büyüklüğünü yansıtmakla beraber, fetihnâme ve zafer anlatılarında sayıların nicel biçimde gösterilmemesi kesin bir sonuca varmayı zorlaştırır.【277】 Attaleiates’in tasviri de öldürülen, ezilen ve tutsak edilen askerlerden söz eder; fakat aynı zamanda çok sayıda birliğin karargâha ulaşabildiğini ve buradan kaçtığını gösterir.


Roma kaybının ağırlığı yalnızca ölü sayısıyla ölçülemez. İmparatorun esir alınması, merkez hattının parçalanması, seçkin asker ve subayların kaybı, karargâhın yağmalanması, ordunun yük ve ikmal araçlarının ele geçirilmesi ve sağ kalan kuvvetlerin farklı yönlere dağılması, nispeten sınırlı bir ölüm oranında dahi seferin bütünüyle başarısız olması için yeterliydi.【278】 Selçuklu kayıplarına ilişkin ise güvenilir hiçbir rakam yoktur; gün boyu süren çatışmalarda özellikle Roma merkezinin son direnişi sırasında kayıplar verilmiş olmalıysa da zafer anlatılarında bunlar kaydedilmemiştir.


Sonuç olarak Malazgirt, Roma ordusunun bütün insan gücünün imha edildiği bir “imha muharebesi” değil; ordunun muharebe düzeninin çözülmesi, imparatorun merkez kuvvetiyle yalnız bırakılması ve tutsak edilmesi nedeniyle ciddi siyasî sonuçlar doğuran kesin bir Selçuklu zaferiydi.【279】

IV. Romanos’un Esareti ve Antlaşma

IV. Romanos’un savaş alanında sağ ele geçirilmesi, Malazgirt Muharebesi’ni yalnızca büyük bir askerî yenilgi olmaktan çıkararak hükümdarlar arası bir esaret, müzakere ve antlaşma vakasına dönüştürdü. Roma imparatorlarının savaş alanında esir düşmesi son derece sıra dışıydı; bununla birlikte esaret günlerinde yaşananlar ve antlaşmanın şartları, günümüze ulaşmış tek bir resmî metne değil, birbirinden farklı tarihlerde ve farklı siyasî-kültürel çevrelerde kaleme alınmış anlatılara dayanmaktadır. Çağdaş Roma tarihçisi Michael Attaleiates, İslâm tarihçileri ve Ermeni müellifleri imparatorun bağışlandığı ve serbest bırakıldığı noktasında birleşirken huzura çıkarılma biçimi, gördüğü muamele, yapılan konuşmalar ve üzerinde uzlaşılan şartlar konusunda önemli ölçüde ayrılır.【280】

İmparatorun Selçuklu Karargâhına Götürülmesi

Attaleiates’in anlatısına göre IV. Romanos, Roma ordusunun kuşatılması sırasında mücadeleyi sürdürmüş; eli kılıçla yaralanmış, atı çok sayıda ok isabet etmesi üzerine düşmüş ve imparator yaya olarak savaşmaya devam etmişti. Akşama doğru gücü tükenince teslim olmak zorunda kaldı. Muharebenin gerçekleştiği geceyi diğer tutsaklarla birlikte yerde geçirdi; Alp Arslan’a imparatorun ele geçirildiği haberi ise ertesi gün ulaştırıldı.【281】 Bu anlatı, IV. Romanos’un savaş alanından kaçarken değil, silahlı direnişini sürdüremeyecek duruma geldikten sonra esir alındığını göstermektedir.


İslâm kaynaklarında imparatoru ele geçiren kişinin kimliği daha ayrıntılı, fakat aynı zamanda daha menkıbevî biçimde anlatılır. İbnü’l-Cevzî ve Sıbt İbnü’l-Cevzî’deki rivayete göre IV. Romanos, Selçuklu emîrlerinden Gevherâyin’in memlüklerinden biri tarafından yakalanmıştı. Bu memlük daha önce Nizâmülmülk’e gösterilmiş, fakat askerliğe elverişsiz görülerek küçümsenmişti; vezirin onun hakkında alaycı biçimde “Belki Roma imparatorunu tutsak eder” dediği, ardından bu sözün olağanüstü şekilde gerçekleştiği ileri sürülür. Esirin gerçekten imparator olup olmadığını belirlemek için daha önce Roma karargâhında elçilik görevi yapmış Şâzî adlı görevli çağrılmış ve IV. Romanos’u teşhis etmiştir.【282】


İmparatorun sıradan ve hatta askerliğe kabul edilmeyecek kadar önemsiz bir gulâm tarafından esir alınması, tarihsel bakımdan bütünüyle olanaksız değildir; savaş düzeni dağıldıktan sonra hükümdarın kimliği bilinmeyen bir asker tarafından yakalanması mümkündür. Bununla birlikte rivayetin “hor görülen gulâmın en büyük hükümdarı ele geçirmesi” biçiminde kurulması, ilahî takdirin toplumsal ve askerî hiyerarşiyi tersine çevirdiğini gösteren edebî bir motif niteliğindedir. Sonraki İslâm anlatılarında bu motifin giderek genişletilmesi, gulâmın kimliğine ve ödüllendirilmesine ilişkin ayrıntılara ihtiyatla yaklaşılmasını gerektirir.【283】


Kaynaklar, esaretin ilk saatlerinde IV. Romanos’a nasıl davranıldığı konusunda da uzlaşmaz. Attaleiates, imparatorun ilk gece diğer tutsaklarla birlikte yerde kaldığını belirtmekle beraber zincire vurulmasından veya özel olarak aşağılanmasından söz etmez. İslâm rivayetlerinde ise bir çadıra kapatıldığı, bağlandığı, boynuna bukağı geçirildiği ve başına muhafızlar konulduğu anlatılır.【284】 Dolayısıyla tarihsel bakımdan güvenle söylenebilecek husus, imparatorun kimliği kesinleşinceye kadar sıradan bir savaş tutsağı gibi gözetim altında tutulduğudur; zincir, bukağı ve muhafızların sayısına ilişkin ayrıntılar ise yalnızca belirli rivayet kollarında bulunmaktadır.

Alp Arslan ile IV. Romanos’un Görüşmesi

Attaleiates’e göre imparator, sade askerî giysileri içinde Alp Arslan’ın huzuruna çıkarıldı. Sultan, önündeki esirin gerçekten Roma imparatoru olduğuna başlangıçta inanmakta güçlük çekti. Kimliği, diğer Roma tutsakları ile daha önce IV. Romanos’un karargâhına gönderilmiş Selçuklu elçilerinin tanıklığıyla doğrulandı. Bunun üzerine Alp Arslan ayağa kalkarak imparatoru kucakladı; bedenine zarar verilmeyeceğini ve hükümdarlık makamına yaraşır biçimde ağırlanacağını bildirdi. Ardından ona bir çadır, hizmetkârlar ve ihtiyaçlarını karşılayacak görevliler tahsis edildi.【285】


Aynı anlatıda Alp Arslan, IV. Romanos’u kendi sofrasına kabul etmekte ve onu aşağı bir yere değil, rütbesine uygun biçimde yanına oturtmaktadır. İki hükümdarın günde iki defa görüştükleri, hayatın ve siyasî talihin değişkenliği üzerine konuştukları ve imparatorun sekiz gün boyunca Selçuklu karargâhında kaldığı belirtilir. Attaleiates, Alp Arslan’ın bu süre içinde Romanos’u seferin yönetiminde yaptığı hatalar sebebiyle azarlamadığını özellikle vurgular.【286】


Sekiz günlük esaret süresi ayrıca önemlidir. Malazgirt’in Roma ve İslâm anlatılarında çoğunlukla farklı biçimlerde aktarılan safhaları arasında bu süre, iki kaynak geleneğinin birbirine en fazla yaklaştığı bilgilerden biridir. Attaleiates Selçuklu karargâhında bulunmadığı için görüşmelerin doğrudan tanığı değildi; buna karşılık kısa süre sonra Romanos’un dönüşünü ve maiyetindeki Selçuklu temsilcilerini öğrenmişti. İslâm tarihçilerinin bazı ayrıntıları ise Alp Arslan’ın Bağdat’a gönderdiği zafer mektubundan veya olaylara yakın bir Selçuklu tarih geleneğinden almış olması mümkündür.【287】


Alp Arslan’ın imparatoru öldürmek yerine antlaşma yaparak serbest bırakması yalnızca kişisel merhametle açıklanamaz. IV. Romanos hayatta kaldığı ve tahta dönebildiği takdirde, Selçuklular bakımından barış şartlarını uygulayabilecek meşru Roma hükümdarıydı. İmparatorun öldürülmesi veya uzun süre esir tutulması ise Konstantinopolis’te yeni bir hükümdarın tahta çıkarılmasına ve yapılacak antlaşmanın geçersiz kalmasına yol açabilirdi. Nitekim İslâm rivayetlerinde Romanos’un, yerine başka biri geçirilmeden ülkesine dönmesi gerektiğini açıkça söylediği nakledilir.【288】


Ermeni kaynakları da iki hükümdar arasındaki ilişkinin kısa sürede düşmanlıktan uzlaşmaya dönüştüğü görüşündedir. Aristakes Lastivertsi, Alp Arslan’ın imparatoru “sevgili kardeşi” gibi bağışlayıp onurlandırdığını; Urfalı Mateos ise iki hükümdarın dostluk ve barış kurduğunu, hatta “kan kardeşi” olduklarını yazar. Bu ifadeler kelimesi kelimesine uygulanmış bir kardeşlik törenini kanıtlamaktan çok, hükümdarlar arasındaki barışın Ermeni tarih yazıcılığındaki ahlâkî ve siyasî karşılığını yansıtmaktadır.【289】

Görüşmeye İlişkin Roma ve İslâm Anlatıları

Roma ve İslâm kaynaklarında görüşmenin ortak çekirdeğini, mağlup imparatorun Alp Arslan’ın huzuruna çıkarılması, sultan tarafından bağışlanması, iki hükümdarın müzakere etmesi ve Romanos’un serbest bırakılması oluşturur. Bununla birlikte sahnenin kuruluş biçimi önemli ölçüde farklıdır. Attaleiates’in anlatısında Alp Arslan ayağa kalkan, tutsağını kucaklayan, onunla aynı sofrayı paylaşan ve herhangi bir bedensel ceza verilmesini yasaklayan merhametli bir hükümdardır. Yazar, sultanın davranışını Hristiyanların düşmanlarını sevmesini buyuran ilkeyle karşılaştıracak kadar ileri gider.【290】


İslâm kaynaklarının bir bölümünde ise bağışlama aşamasından önceki durum çok daha farklı anlatılır. İbnü’l-Cevzî ve Sıbt İbnü’l-Cevzî’ye atfedilen anlatılarda Alp Arslan’ın Romanos’a birkaç kez vurduğu veya tekme attığı; imparatorun bağları çözüldükten sonra sultana içki sunmaya zorlandığı, yeri öptüğü, saçının kesildiği ve başının yere bastırıldığı ileri sürülür. Sıbt İbnü’l-Cevzî’nin daha ayrıntılı metninde bu davranışların, Romanos’un daha önce Abbâsî halifesinin elçisine yaptırdığı aşağılayıcı törenlerin karşılığı olduğu açıklanır.【291】


Ermeni anlatıları, Attaleiates’in bağışlama ve onurlandırma temasına daha yakındır. Aristakes, imparatorun Alp Arslan’ın sağ tarafına oturtulduğunu ve “sadık bir dost” gibi ağırlandığını bildirir. Urfalı Mateos ise görüşmenin ayrıntılarını vermeksizin dostluk, barış ve kardeşlik üzerinde durur.【292】


Bu farklılıklar, kaynakların yalnızca değişik bilgiler aktarmasından değil, görüşmeyi farklı ahlâkî ve siyasî amaçlarla yeniden kurmalarından kaynaklanmaktadır. Attaleiates, Roma yönetici seçkinlerinin Romanos’a karşı davranışları ile Müslüman hükümdarın merhameti arasında çarpıcı bir karşıtlık oluşturur. İslâm tarihçileri ise yenilmez kabul edilen Roma imparatorunun Müslüman elçilerine uyguladığı aşağılamanın karşılığını görmesini hükümdarlıkla ilgili bir üstünlük göstergesine dönüştürür.【293】


Her iki gelenekte de Alp Arslan’ın merhameti öne çıkarılmakla birlikte merhametin anlatısal işlevi farklıdır: Roma geleneğinde kendi halkının Romanos’a göstereceği acımasızlığın karşıtını, İslâm geleneğinde ise düşmanı bütünüyle yenmiş bir hükümdarın ölçülülüğünü temsil eder.【294】

Rivayet Edilen Konuşmaların Tarihsel Değeri

Attaleiates, iki hükümdar arasında geçen kısa bir konuşmayı kaydeder. Alp Arslan, roller tersine dönseydi Romanos’un kendisine ne yapacağını sorar. İmparatorun “Bedenine çok eziyet ederdim” demesi üzerine sultan, “Ben senin sertliğini taklit etmeyeceğim” karşılığını verir.【295】 Bu konuşma, anlatıda Alp Arslan’ın merhametini Romanos’un açık sözlülüğüyle birleştiren ahlâkî bir dönüm noktasıdır.


İslâm kaynaklarında aynı konuşma çok daha uzun ve üç aşamalı bir sorgulama şeklini alır. Alp Arslan önce, Romanos’a barış teklifleri gönderdiği hâlde neden savaşı seçtiğini sorar; ardından zafer Roma tarafında olsaydı kendisine ne yapacağını öğrenmek ister. Son olarak imparatora kendi akıbeti hakkındaki düşüncesini sorar. Romanos’un öldürülmek, İslâm ülkelerinde teşhir edilmek veya bağışlanarak sultanın vekili sıfatıyla ülkesine gönderilmek şeklinde üç olasılık sıraladığı aktarılır.【296】


Bu diyalogların stenografik bir konuşma kaydı olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Ortaçağ tarihçileri, hükümdarların karakterlerini göstermek, olayların ahlâkî anlamını açıklamak ve siyasî kararları anlaşılır kılmak için doğrudan konuşmalardan yararlanıyordu. Üç seçenekli cevap, özellikle düzenli yapısıyla bir edebî kurgu izlenimi vermektedir. Bununla birlikte konuşmanın tarihsel çekirdeğinde Romanos’un hayatının bağışlanmasını, süratle ülkesine gönderilmesini ve karşılığında siyasî ve malî taahhütlerde bulunmayı teklif etmiş olması mümkündür.【297】


İslâm anlatılarında yer alan bazı ayrıntıların olaylara yakın, günümüze ulaşmayan kayıtlardan gelmiş olabileceği de göz ardı edilmemelidir. Sıbt İbnü’l-Cevzî’nin, 1088’de ölen Garsünni‘me’nin kayıp tarihinden yararlandığı düşünülmektedir. Ayrıca Alp Arslan’ın zaferden sonra Abbâsî halifesi Kāim-Biemrillâh’a bir fetihnâme gönderdiği bilinmektedir. Esaretin süresi, Romanos’un kimliğinin doğrulanması ve müzakerelerin genel çerçevesi gibi bilgiler bu erken kayıtlar aracılığıyla sonraki tarihçilere ulaşmış olabilir.【298】


Buna karşılık daha geç Farsça ve Arapça eserlerde konuşmalar, şölenler, olağanüstü karşılaşmalar, kehanetler ve aşağılanma sahneleri giderek çoğalır. Bu genişleme, anlatının olaydan uzaklaştıkça sözlü ve edebî motiflerle zenginleştiğini göstermektedir. Bu sebeple görüşmenin gerçekleştiği ve tarafların esir imparatorun serbest bırakılma şartlarını müzakere ettiği kabul edilebilirken kaynaklardaki cümlelerin aynen söylendiği ileri sürülemez.【299】

Antlaşmanın Şartları

Alp Arslan ile IV. Romanos arasında bir barış düzenlemesine varıldığı bütün temel kaynak geleneklerince doğrulanır. Ancak antlaşmanın özgün metni günümüze ulaşmamıştır. Attaleiates yalnızca barış antlaşmasının yapıldığını, hükümdarların çocukları arasında evlilik bağı kurulmasının kararlaştırıldığını ve Romanos’un el sıkışarak güvence verdiğini belirtir. İslâm kaynakları ise fidye, yıllık ödeme, esirlerin serbest bırakılması, askerî yardım ve bazı şehirlerin teslim edilmesi gibi ayrıntılı şartlar aktarır.【300】

Fidye ve Yıllık Vergi

İbnü’l-Cevzî ve Sıbt İbnü’l-Cevzî geleneğine göre Alp Arslan başlangıçta Romanos’tan 10 milyon dinar istemişti. İmparator, tahta çıkışından beri sürdürdüğü seferlerin Roma hazinesini tükettiğini ve bu meblağı ödeyemeyeceğini söyleyince fidye 1,5 milyon dinara indirildi; ayrıca barışın devamı karşılığında yılda 360.000 dinar ödenmesi kararlaştırıldı.【301】 Mir’âtü’z-zamân geleneğinde de 1,5 milyon dinarlık fidye ile 360.000 dinarlık yıllık ödeme birlikte aktarılır.


Bununla birlikte bütün İslâm kaynakları aynı rakamları vermez. Bazı geç dönem anlatılarında fidyenin 1 milyon dinar olduğu, buna bir defaya mahsus 300.000 dinarlık barış ödemesi ile yıllık 20.000 dinarın eklendiği belirtilir. Nîşâbûrî’ye atfedilen daha farklı bir rivayette ise esir imparatorla ilgili günlük bir ödeme tasvirine yer verilir.【302】 İbnü’l-Esîr 1,5 milyon dinarlık fidyeden söz etmekle birlikte antlaşmanın süresini elli yıl olarak gösterir; Attaleiates ise ne para miktarı ne de antlaşmanın süresi hakkında bilgi verir.【303】


Bu rakamların kesin birer muhasebe kaydı olarak değerlendirilmesi güçtür. 10 milyon dinarlık ilk talep, uygulanabilir bir meblağdan çok müzakereyi yüksek bir seviyeden başlatmak veya zaferin büyüklüğünü göstermek için anlatıya eklenmiş olabilir. 1,5 milyon dinar da XI. yüzyıl Roma maliyesi bakımından son derece ağır bir yük teşkil etmekteydi. Üstelik Romanos henüz tahtına dönmeden hazinenin kaynakları üzerinde fiilen tasarruf edemiyordu. Dolayısıyla fidye konusunda bir taahhütte bulunulmuş olması muhtemel görünse de miktarı ve ödeme takvimi kesin değildir.【304】

Esirlerin Serbest Bırakılması

İslâm kaynaklarının hemen tamamına yakını, Roma topraklarında bulunan Müslüman tutsakların serbest bırakılmasını antlaşmanın şartlarından biri olarak gösterir. Bazı rivayetlerde bu hüküm bütün Müslüman esirleri kapsarken bazılarında imparatorun ülkesine dönünce iyi muameleyle salıvereceği kişilerden söz edilir. Romanos’un, siyasî yetkisini yeniden kurabildiği takdirde bu şartı yerine getirmeyi kabul ettiği anlaşılmaktadır.【305】


Antlaşmanın esirlerle ilgili diğer yönü, Selçukluların elindeki Roma tutsaklarının durumuydu. İbnü’l-Cevzî geleneğinde Roma kumandanlarından bir bölümünün fidyeleri ödenerek, geri kalanların ise para alınmadan serbest bırakıldığı anlatılır. Alp Arslan’ın Romanos’a 10.000 dinar borç verdiği ve imparatorun bu parayla maiyetindeki bazı kişilerin fidyesini ödediği de rivayet edilir.【306】 Attaleiates daha genel bir ifadeyle sultanın, Romanos’un istediği sayıda Roma tutsağını beraberinde götürmesine izin verdiğini bildirir. Bu kayıt, en azından imparatorun maiyetindeki belirli kişilerin toplu olarak serbest bırakıldığını doğrulamaktadır.【307】

Şehir ve Kalelerin Teslimi

İslâm kaynaklarında Alp Arslan’ın Antakya, Urfa, Menbic ve Malazgirt’in Selçuklulara teslim edilmesini istediği belirtilir. Fakat şehirlerin listesi bütün rivayetlerde aynı değildir: bazı metinlerde Antakya listeden çıkar, bazılarında ise Malazgirt ayrıca zikredilir.【308】 Bu şehirler arasında yalnızca Menbic, IV. Romanos’un 1068 seferinde ele geçirilmişti. Antakya 969’dan, Urfa ise XI. yüzyılın ilk yarısından beri Roma hâkimiyetindeydi. Kaynakların bunları “yakın zamanda Müslümanlardan alınan şehirler” olarak tanımlaması, antlaşma maddelerinin aktarımı sırasında farklı dönemlere ait siyasî taleplerin bir araya getirilmiş olabileceğini düşündürmektedir.【309】


Romanos’un bu talebe verdiği rivayet edilen cevap, şartın uygulanabilirliği bakımından önemlidir. İmparator, ülkesine sağ salim döndüğü takdirde şehirleri teslim etmek için asker göndereceğini, fakat halkın ve Roma yönetiminin kendisine karşı çıkabileceğini söylemiştir. Başka bir rivayette ise henüz esirken vereceği emirlerin uygulanmayacağını açıkça belirtir.【310】 Dolayısıyla şehirlerin derhâl ve kayıtsız biçimde bırakılması değil, Romanos’un yeniden iktidar kurmasına bağlı şartlı bir taahhüt söz konusuydu.


Attaleiates’in ayrıntılı esaret anlatısında herhangi bir şehrin Selçuklulara teslim edilmesinden söz edilmez. Bu sessizlik, toprak maddelerinin hiç bulunmadığını kesin biçimde kanıtlamaz; çünkü yazar antlaşmanın hükümlerini bütünüyle sıralamaz. Bununla birlikte şehir listesinin yalnızca daha geç İslâm rivayetlerinde bulunması, listenin ihtiyatla kullanılmasını gerektirir.【311】

Evlilik ve Askerî İttifak Rivayetleri

Attaleiates, iki hükümdarın çocukları arasında evlilik bağı kurulması konusunda anlaştığını açıkça belirtir. Ancak evlenecek çocukların adlarını, evliliğin zamanını veya çeyiz ve miras şartlarını vermez.【312】 İslâm kaynaklarının bir bölümünde bu madde, Romanos’un kızlarından birinin Alp Arslan’ın oğullarından biriyle evlendirilmesi şeklinde aktarılır. Bazı modern anlatılarda damat adayı Melikşah olarak gösterilse de erken kaynakların metni bu özdeşleştirmeyi kesinleştirecek açıklıkta değildir.【313】


Evlilik ittifakı, ortaçağ hükümdarları arasında antlaşmaları kuvvetlendirmek için kullanılan olağan bir diplomatik yöntemdi. Bununla birlikte Romanos’un tahta dönememesi sebebiyle bu tasarı hiçbir zaman uygulanmadı. Bu nedenle evlilik maddesinin gerçekten müzakere edilmiş olması mümkün görünse de şartların ayrıntıları ve tarafların bunu ne ölçüde bağlayıcı kabul ettiği bilinmemektedir.【314】


İslâm kaynaklarında ayrıca Selçuklu sultanının ihtiyaç duyması hâlinde Roma imparatorunun askerî birlik göndermesi kararlaştırılmıştır. Bu madde, Romanos’un yalnızca serbest bırakılmış bir hükümdar değil, Alp Arslan’ın siyasî müttefiki veya bazı rivayetlerin ifadesiyle sultanın “nâibi” hâline getirildiği düşüncesine bağlanır. Fakat Roma ve Ermeni kaynaklarında böyle bir bağımlılık ilişkisi açık biçimde yer almaz; Roma tarafından Selçuklulara asker gönderildiğine dair bir uygulama da bilinmemektedir.【315】

Antlaşma Şartları Arasındaki Kaynak Farklılıkları

Antlaşmanın şartları kaynak geleneklerine göre şu biçimde ayrışmaktadır: Attaleiates, barış antlaşması ile çocuklar arasında kurulacak evlilik bağını kaydeder; fidye, yıllık vergi, askerî yardım veya şehirlerin teslimi hakkında hiçbir rakam ya da isim vermez. İmparatorun verdiği güvencenin el sıkışmadan ibaret olduğunu söylemesi, düzenlemenin en azından ilk aşamada hükümdarların şahsî taahhüdüne dayandığını düşündürmektedir.【316】


İbnü’l-Cevzî ve Sıbt İbnü’l-Cevzî geleneğinde antlaşma, 1,5 milyon dinarlık fidye, yıllık 360.000 dinar, Müslüman esirlerin serbest bırakılması, gerektiğinde Roma askerî yardımının gönderilmesi ve bazı şehirlerin teslimi gibi kapsamlı şartlardan meydana gelir. İbnü’l-Esîr benzer malî ve askerî hükümleri elli yıllık barış kaydıyla birleştirir.【317】 İbnü’l-Adîm’in daha sade anlatısında ise imparator, İslâm topraklarına saldırmamak ve Müslüman tutsakları serbest bırakmak şartıyla bağışlanır; ayrıntılı fidye rakamlarından söz edilmez.【318】


Bu farklılıklar antlaşmanın varlığından çok, hükümlerinin eksiksiz biçimde yeniden kurulmasını güçleştirmektedir. Bir yandan birbirinden bağımsız görünen Roma, İslâm ve Ermeni kaynaklarının barış yapıldığını bildirmesi, gerçek bir siyasî düzenlemenin bulunduğuna güçlü biçimde işaret eder. Öte yandan Carole Hillenbrand’ın belirttiği gibi, antlaşmaya atfedilen ayrıntıların çoğu sonradan oluşturulmuş olabilir. Vryonis ise ayrıntıların sorunlu olduğunu kabul etmekle birlikte resmî nitelikte bir antlaşmanın yapılmış olmasını muhtemel görür.【319】


Kaynakların ortaklaştığı asgarî tarihsel çerçeve şöyle özetlenebilir: Alp Arslan, Romanos’un hayatını bağışlamış; imparatorun Roma ülkesine dönmesine izin vermiş; karşılığında barış, tutsakların serbest bırakılması ve muhtemelen belirli bir malî ödeme konusunda taahhüt almıştır. Evlilik, askerî yardım ve şehirlerin teslimi de müzakerelerde gündeme gelmiş olabilir; ancak bu maddelerin ayrıntıları yalnızca belirli kaynak kollarında bulunur ve hiçbiri uygulanma aşamasına ulaşmamıştır.【320】

IV. Romanos’un Serbest Bırakılması

Attaleiates, Romanos’un Selçuklu karargâhında sekiz gün kaldığını bildirir. Bazı İslâm rivayetlerinde imparatorun üçüncü gün Alp Arslan’ın huzuruna yeniden çıkarıldığı ve ardından serbest bırakıldığı belirtilir. Buradaki “üç gün” kaydı bütün esaret süresini değil, belirli bir müzakere veya hazırlık safhasını ifade ediyor olabilir; ancak iki kronolojiyi kesin biçimde uzlaştırmak mümkün değildir.【321】


Barış düzenlemesinin ardından Alp Arslan’ın Romanos’u hükümdarlık makamına uygun bir törenle uğurladığı konusunda kaynaklar genel olarak birleşir. Attaleiates’e göre iki hükümdar barış yaptıktan ve çocukları arasında evlilik bağı kurulmasını kararlaştırdıktan sonra el sıkışmış; Alp Arslan, Romanos’u kucaklayarak ve şeref göstererek serbest bırakmıştır.【322】


İslâm kaynaklarında tören daha ayrıntılıdır. İmparatorun savaş sırasında ele geçirilen tahtı yeniden hazırlanmış, Alp Arslan’ın tahtının yanına yerleştirilmiş ve Romanos buraya oturtulmuştur. Sultan ona hil‘at giydirmiş, külah vermiş ve hükümdarlığını kendisine iade ettiğini bildirmiştir. Bazı rivayetlerde Romanos’a üzerinde Kelime-i Tevhid yazılı beyaz bir bayrak verildiği de aktarılır. Bayrağın, dönüş yolunda imparatorun Selçuklu koruması altında bulunduğunu gösterecek bir güvenlik işareti olarak kullanılmış olması mümkündür.【323】


Sıbt İbnü’l-Cevzî ve onu izleyen kaynaklarda Romanos’un yanına iki hâcib ile 100 kişilik bir gulâm veya hassa birliği verildiği; Alp Arslan’ın imparatora bir fersah kadar refakat ettiği anlatılır. Ayrılık sırasında Romanos’un atından inmek istediği, fakat sultanın buna izin vermediği ve iki hükümdarın kucaklaşarak vedalaştığı belirtilir.【324】 Bu sayı ve törensel ayrıntılar bağımsız biçimde doğrulanamasa da Romanos’un güvenliğini sağlamak ve yapılan antlaşmayı temsil etmek üzere Selçuklu görevlilerinin kendisine eşlik ettiği Attaleiates tarafından da doğrulanmaktadır.【325】

İmparatorun Roma Topraklarına Dönüşü

IV. Romanos’un Selçuklu karargâhından ayrıldıktan sonraki ilk önemli durağı Theodosiopolis, yani Erzurum oldu. Attaleiates, imparatorun buraya “Türk giysileri” içinde ulaştığını ve şeref gösterilerek kabul edildiğini bildirir. Romanos kentte birkaç gün kalarak yaralı elini tedavi ettirdi, dinlendi ve vücudunun gücünü yeniden kazanmasını bekledi. Ardından kendisine yeni Roma giysileri hazırlattı; imparatorluk alâmetlerini yeniden kuşanarak Roma ülkesinin iç kesimlerine doğru hareket etti.【326】


Romanos’un yanında Malazgirt’ten kurtulabilmiş az sayıda asker, esaretten kendisiyle birlikte serbest bırakılan kişiler ve güzergâhtaki kasaba ve kentlerden toplanan yeni maiyet bulunuyordu. Alp Arslan’ın temsilcileri de yolculuk sırasında ona eşlik etmekteydi. Bu temsilcilerin görevi yalnızca imparatoru korumak değil, muhtemelen antlaşmanın şartlarını Roma makamlarına bildirmek ve bunların uygulanmasını izlemekti.【327】


Romanos’un süratle dönmek istemesinin sebebi, antlaşmanın bütün hükümlerinin onun yeniden imparatorluk yetkisini kullanabilmesine bağlı olmasıydı. Fidyenin ödenmesi, Müslüman tutsakların serbest bırakılması, şehirlerin teslimi veya askerî yardım gönderilmesi ancak Konstantinopolis yönetiminin Romanos’u meşru hükümdar olarak tanımaya devam etmesi hâlinde mümkün olabilirdi. Bu nedenle antlaşma, daha imzalandığı veya sözlü biçimde kararlaştırıldığı anda Roma ülkesindeki iktidar dengelerine bağımlı ve son derece kırılgan bir düzenlemeydi.【328】


Theodosiopolis’ten imparatorluk giysileriyle ayrılan Romanos, İberya bölgelerindeki yerleşimler üzerinden batıya ilerledi. Ancak Malazgirt’teki askerî felaketin ardından Roma ülkesine dönen kişi artık yalnızca mağlup bir hükümdar değildi: Selçuklu sultanıyla barış yapmış, tahtına yeniden kavuşacağı varsayımıyla ağır yükümlülükler üstlenmiş ve bunları uygulatabilmek için siyasî otoritesini yeniden kurmak zorunda olan bir imparatordu.【329】 Ne var ki esareti sırasında Konstantinopolis’te meydana gelen iktidar değişikliği, bu dönüşü bir başkente dönüş yolculuğundan çok yeni bir taht mücadelesinin başlangıcına çevirecekti.

Muharebenin Hemen Sonrasındaki Gelişmeler

Malazgirt yenilgisini izleyen gelişmeler, savaş alanındaki kayıplardan çok Roma İmparatorluğu’nda ortaya çıkan meşruiyet krizinin etkisi altında şekillendi. IV. Romanos’un öldüğü veya uzun süre Selçuklu esaretinde kalacağı düşünülürken serbest bırakılması, Konstantinopolis’te başlatılan iktidar değişikliğini durdurmadı. Böylece imparatorluk, henüz Selçuklularla yapılan antlaşmanın şartları belirginleşmeden iki rakip hükümdarın ve bunları destekleyen saray-ordu çevrelerinin karşı karşıya geldiği bir iç savaşa sürüklendi.【330】

Yenilgi Haberinin Konstantinopolis’e Ulaşması

Malazgirt’ten kaçan askerler ve maiyet mensupları Konstantinopolis’e farklı zamanlarda ulaştı. Haberlerin birbirini tutmaması, imparatorun akıbeti hakkında başlangıçta kesin bir kanaat oluşmasını engelledi. Bazı askerler Romanos’un öldüğünü, bazıları atından düştüğünü, bazıları ise Selçuklular tarafından esir alındığını bildiriyordu. Muharebenin doğu sınırında gerçekleşmesi ve merkezî haberleşme ağının yenilgi sırasında dağılması, söylentilerin resmî bilgilerden önce başkente ulaşmasına yol açtı.【331】


Ortaya çıkan belirsizlik üzerine, ölen İmparator X. Konstantinos Doukas’ın kardeşi Kaisar İoannes Doukas, bulunduğu Bitinya’dan Konstantinopolis’e çağrıldı. İmparatoriçe Eudokia Makrembolitissa ile oğlu Mihail’in yönetimi birlikte sürdürmesi yönünde bir düzenleme oluşturuldu. Bunun geçici bir naiplik mi yoksa Romanos’un hükümdarlığının sona erdiği varsayımına dayanan kalıcı bir iktidar değişikliği mi olduğu başlangıçta açık değildi.【332】


Romanos, Selçuklu karargâhından ayrıldıktan sonra Koloneia civarından Eudokia’ya bir mektup göndererek hayatta ve serbest olduğunu bildirdi. Mektubun saraya ulaşması, imparatorun öldüğü varsayımı üzerine oluşturulan düzeni tartışmalı hâle getirdi. Romanos’un serbest bırakılması bazı çevrelerde beklenmedik bir kurtuluş olarak değerlendirilirken Doukas ailesiyle bağlantılı saray mensupları, onun yeniden Konstantinopolis’e dönmesini kendi konumları bakımından tehdit olarak gördü.【333】


Attaleiates, Romanos’un Melissopetrion adlı kaleye ulaştığı sırada kötü haberleri almaya başladığını aktarır. İmparatorun Theodosiopolis’te görevlendirdiği ve kendisine bağlı olduğunu düşündüğü Proedros Paulos, gece vakti oradan ayrılarak başkente gitmişti. Romanos, böylece Konstantinopolis’teki gelişmelerden resmî bir elçi aracılığıyla değil, doğudan batıya ilerlediği sırada parçalı haberler ve taraf değiştiren görevliler yoluyla haberdar oldu.【334】

IV. Romanos’un Tahttan İndirilmesi

Romanos’un serbest bırakıldığı öğrenilince imparatorluğun eyaletlerine onun hükümdar olarak karşılanmamasını, kendisine bağlılık gösterilmemesini ve imparatorluk törenleriyle kabul edilmemesini emreden yazılar gönderildi. Bu karar, Romanos’un Selçuklu esaretine düşmesiyle hükümdarlık sıfatını kendiliğinden kaybettiği varsayımına dayanıyordu. Bununla birlikte Roma hukuk ve siyaset geleneğinde bir imparatorun savaşta esir alınmasının, tek başına tahttan indirildiği anlamına gelip gelmediği açık değildi. Romanos sağdı, serbest bırakılmıştı ve imparatorluk alâmetlerini yeniden kullanıyordu.【335】


Tahttan indirme sürecinde Eudokia’nın rolü kaynaklara göre farklı biçimlerde aktarılır. Attaleiates, imparatoriçenin Romanos’un serbest bırakılmasını kabul etmediğini ve Doukas ailesini harekete geçirdiğini ileri sürer. Nikephoros Bryennios ve Psellos geleneğinde ise Eudokia’nın gelişmeler karşısında kararsız kaldığı, siyasî inisiyatifin Kaisar İoannes Doukas ve saray çevresi tarafından ele geçirildiği anlaşılmaktadır. Attaleiates’in olaylar sırasında Trabzon’dan deniz yoluyla Konstantinopolis’e dönmekte olması, Eudokia’ya atfettiği girişimlerin doğrudan gözleme dayanmadığını göstermektedir.【336】


İoannes Doukas’ın başkente gelmesi, başlangıçtaki ortak yönetim tasarısını Romanos’un bütünüyle dışlandığı bir saray darbesine dönüştürdü. Vareg muhafızlarının desteği sağlandı; saray içindeki askerî denetim Doukas taraftarlarının eline geçti ve Romanos’un imparatorluk makamından çıkarıldığı ilan edildi. Sürecin kesin günleri tartışmalıdır: bazı kronolojik değerlendirmeler VII. Mihail’in tek başına imparator ilan edilmesini 24 Eylül 1071’e, Eudokia’nın manastıra gönderilmesini ise 24 Ekim’e tarihlendirir. Buna karşılık Romanos’un en azından 20 Eylül dolaylarında hâlâ hukuken imparator kabul edildiği yönünde değerlendirmeler de bulunmaktadır.【337】


Bu sebeple Romanos’un tahttan indirilmesi tek bir gün içinde gerçekleşmiş düzenli bir taht değişikliği değil, Eylül ve Ekim 1071 boyunca ilerleyen bir iktidar devri olarak değerlendirilmelidir. Önce başkentteki fiilî yetkisini kaybetmiş, ardından eyaletlere gönderilen emirlerle tanınması yasaklanmış ve nihayet VII. Mihail’in tek hükümdarlığı kurumsallaştırılmıştır.【338】

VII. Mihail’in İmparator İlan Edilmesi

Eudokia’nın X. Konstantinos Doukas’tan olan büyük oğlu Mihail, saraydaki Hrisotriklinos tahtına oturtularak tek imparator ilan edildi. Böylece IV. Romanos’un Eudokia ile evlenmesi sonucunda kesintiye uğrayan Doukas hanedan yönetimi yeniden kurulmuş oldu. Yeni hükümdar, VII. Mihail Doukas adıyla 1071–1078 yılları arasında hüküm sürecekti.【339】


VII. Mihail’in tek başına hükümdarlığının ilanından sonra Eudokia da yönetimden uzaklaştırıldı. İmparatoriçe önce saraydan çıkarılarak İstanbul Boğazı’nın doğu tarafındaki Piperoude Manastırı’na gönderildi; ardından saçları kesilerek rahibe olmaya zorlandı. Böylece hem Romanos’un hem de onunla evliliği sayesinde iktidarın merkezinde bulunan Eudokia’nın siyasî etkisi ortadan kaldırılmaya çalışıldı.【340】


Yeni yönetim, yalnız saray muhafızlarının desteğine dayanmakla yetinmedi. Senato üyelerine rütbe ve makamlar dağıtıldı; Konstantinopolis halkına Mihail’in babasına ait iktidarı Tanrı’nın yardımıyla yeniden kazandığını bildiren duyurular yapıldı. Bu söylem, Romanos’un hükümdarlığını meşru bir saltanattan çok Doukas hanedanının haklarının geçici olarak elinden alınması şeklinde göstermeyi amaçlıyordu.【341】


VII. Mihail tahta çıkarıldığında yetişkin olmakla birlikte yönetimde belirleyici kişiler Kaisar İoannes Doukas ve saray çevresindeki danışmanlardı. Michael Psellos da eski öğrencisi olan imparatorun yakınında yeniden etkili bir konum kazandı. Bu şartlarda Romanos’la uzlaşmak yerine onun askerî ve siyasî bakımdan bütünüyle etkisizleştirilmesi benimsendi.【342】

IV. Romanos’un Yeniden İktidar Mücadelesine Girişmesi

Romanos, Melissopetrion ve Koloneia üzerinden Armeniakon themasına ilerlediği sırada tahttan indirildiğini öğrendi. Bunun üzerine Dokeia adlı müstahkem mevkiyi ele geçirerek burada karargâh kurdu. Dokeia’nın kesin konumu belirlenememiştir; Tokat, Amasya çevresi ve daha kuzeyde Tosya civarı olabileceği yönünde farklı görüşler bulunmaktadır. Bununla birlikte kalenin Armeniakon themasında ve Romanos’un Kapadokya’daki destek bölgelerine ulaşabileceği bir güzergâhta bulunduğu açıktır.【343】


Romanos, çevredeki askerleri ve özellikle Kapadokyalı birlikleri kendi tarafına çağırdı. Malazgirt’ten kurtulan askerlerin bir kısmı, Frank paralı askerleri ve Proedros Theodoros Alyates’in kuvvetleri ona katıldı. Bu gelişmeler karşısında Konstantinopolis yönetimi, Kaisar İoannes Doukas’ın oğlu Konstantinos Doukas’ı ordu komutanı tayin ederek Romanos’un üzerine gönderdi.【344】


İki tarafın birlikleri Dokeia çevresinde karşılaştı. Romanos’un daha önce görevden alarak Abydos’a sürgün ettiği Frank komutan Crispin’in VII. Mihail tarafından geri çağrılması, Doukas ordusuna önemli bir askerî destek sağladı. Crispin’in Frankça konuşarak Romanos’un ordusundaki paralı askerlerle temas kurması, bu birlikler arasında çözülmeye yol açtı. Romanos’un başlıca komutanı Theodoros Alyates yenilerek esir alındı ve gözleri çadır kazıklarıyla çıkarıldı.【345】


İlk yenilginin ardından Romanos, kalan kuvvetleriyle Kapadokya’ya çekilerek Tyropoios adlı kaleye sığındı. Konstantinopolis yönetimi, Antakya katepanosu olan Ermeni kökenli Khatchatourios’a Romanos’la savaşmasını emretti. Ancak görevini daha önce Romanos’tan almış olan Khatchatourios, onun tarafına geçti ve beraberindeki askerlerle desteğini güçlendirdi.【346】


Romanos ve Khatchatourios, 1071–1072 kışını geçirmek üzere Kilikya’ya çekildi. Toros geçitleriyle korunan bölge, yeni kuvvetlerin toplanmasına ve Selçuklu yardımının beklenmesine elverişli görünüyordu. Buna karşılık Romanos’un Kilikya’da kalması, Kapadokya, Paflagonya ve Bitinya yönünde ilerleyerek Konstantinopolis yönetimi üzerindeki baskıyı artırma fırsatını ortadan kaldırdı.【347】


İslâm kaynaklarında Romanos’un, Dokeia’da veya dönüş güzergâhında toplayabildiği parayı Alp Arslan’a gönderdiği anlatılır. Sıbt İbnü’l-Cevzî geleneğinde bu ödemenin çeşitli değerli eşya ve kaplarla birlikte yaklaşık 200.000 dinara ulaştığı ileri sürülür. Romanos’un gönderebildiği meblağın antlaşmada kararlaştırılan fidyenin tamamından çok daha düşük olduğu, kalan kısmın ileride ödenmesini istediği belirtilir.【348】 Bu rivayet Roma kaynaklarınca doğrulanmamakla birlikte Romanos’un Alp Arslan’la yaptığı antlaşmayı geçerli saymaya ve Selçuklu desteğini korumaya çalıştığını göstermesi bakımından önemlidir.

Romanos’un Yenilgileri ve Teslim Olması

VII. Mihail yönetimi, 1072 yılının ilk aylarında Romanos’a karşı ikinci bir ordu hazırladı. Ordunun başına, Malazgirt’te ihtiyat kuvvetlerine komuta etmiş olan Andronikos Doukas getirildi ve kendisine Doğu domestikosu unvanı verildi. Crispin’in Frank birlikleri de sefere katıldı. Ordu, Podandos veya Gülek Boğazı üzerinden Torosları aşarak Kilikya’ya girdi.【349】


Khatchatourios, Romanos’un asıl kuvvetleriyle birleşmeden Andronikos’un ordusunu karşılamaya çalıştı. Roma birlikleri karşısında yenilerek attan düştü ve esir alındı. Sağ kalan askerleri Romanos’un bulunduğu Adana Kalesi’ne çekildi. Andronikos, kaleyi kuşatarak erzak sıkıntısı yaşayan savunmacıları teslim olmaya zorladı.【350】


Romanos, kuşatma sırasında Alp Arslan’a haber gönderdiğini ve Selçuklu askerlerinin yardıma geleceğini ileri sürerek maiyetinin direncini korumaya çalıştı. Crispin’i yeniden kendi tarafına çekmek için de girişimlerde bulundu. Fakat beklenen Selçuklu kuvvetleri gelmedi; Crispin ise Doukas ordusunda kaldı. Dışarıdan yardım ümidi kalmayınca Romanos’un adamları Andronikos ile görüşmelere başladı.【351】


Yapılan anlaşmaya göre Romanos imparatorluk iddiasından vazgeçecek, saçları kesilerek keşiş olacak ve hayatı bağışlanacaktı. Adana Kalesi’nin kapıları açıldıktan sonra imparatorluk giysileri çıkarıldı ve Romanos’a siyah keşiş elbisesi giydirildi. Khalkedon, Herakleia ve Koloneia piskoposları, teslim anlaşmasının ve can güvenliği taahhüdünün tanıklarıydı.【352】


Romanos’un keşiş yapılması, yalnız dinî bir inziva kararı değildi. Manastır hayatına giren bir hükümdarın dünyevî iktidar iddiasından vazgeçtiği kabul ediliyordu. Böylece Doukas yönetimi, Romanos’u öldürmeden veya gözlerine zarar vermeden de siyaseten etkisizleştirebilirdi. Adana’da verilen can güvenliği sözü de bu düzenlemenin temelini oluşturuyordu.【353】


Romanos’un teslim alınmasının ardından Andronikos’un kendisine nasıl davrandığı konusunda Roma kaynakları uzlaşmaz. Psellos ve Nikephoros Bryennios, Andronikos’un eski imparatorun durumuna üzüldüğünü, onunla aynı sofraya oturduğunu ve gözyaşı döktüğünü aktarır. Attaleiates ise böyle bir yakınlıktan söz etmez; Romanos’un kötü bir yük hayvanına bindirilerek keşiş giysileri içinde götürüldüğünü bildirir. Doukas ailesiyle akrabalık veya himaye ilişkisi bulunan Psellos ve Bryennios’un Andronikos’u sorumluluktan uzaklaştırmaya çalışmış olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.【354】

Romanos’un Kör Edilmesi ve Ölümü

Romanos, Adana’dan Konstantinopolis yönüne götürülürken Kotyaeion’a, bugünkü Kütahya’ya ulaştı. Yolculuk sırasında mide rahatsızlığı geçirdi. Attaleiates, hastalığın düşmanları tarafından verilen baldırandan kaynaklandığının söylendiğini bildirir; ancak bu zehirlenme iddiası bağımsız kaynaklarla doğrulanamadığından kesin bir suikast girişimi olarak değerlendirilemez.【355】


Kotyaeion’da başkentten gelecek yeni emir beklenirken Romanos’un gözlerinin çıkarılmasını emreden ikinci bir hüküm ulaştı. Bu karar, Adana’daki teslim antlaşmasını ve üç piskoposun kefil olduğu can güvenliği sözünü ihlal ediyordu. Romanos piskoposlara verdikleri yemini hatırlatarak müdahale etmelerini istedi; fakat din adamlarının kararı durduracak askerî veya siyasî gücü bulunmuyordu.【356】

Romanos'un Gözlerine Mil Çekilmesi (Portail Biblissima)


Romanos’un gözleri 29 Haziran 1072’de çıkarıldı. İşlem tecrübesiz bir görevli tarafından son derece kötü uygulandı; gözlerine birden fazla kez demir mil sokulması ağır kanama, enfeksiyon ve doku tahribatına yol açtı.【357】 Kör etme, Roma siyasetinde yalnız cezalandırma amacı taşımıyordu. Hükümdarın bedenen kusursuz olması gerektiği anlayışı sebebiyle görme yetisini kaybeden Romanos’un yeniden tahta çıkması veya taraftarlarınca meşru imparator ilan edilmesi fiilen engellenmiş oluyordu.【358】


Kararın sorumluluğu kaynaklarda farklı kişilere yüklenir. Psellos, kör etme kararının saray çevresince alındığını ve VII. Mihail’in bundan yeterince haberdar olmadığını ileri sürer. Attaleiates ise karar imparator adına çıkarıldığı için VII. Mihail’i ve onunla birlikte hareket edenleri doğrudan sorumlu tutar. Nikephoros Bryennios da Andronikos’un kararı önlemeye çalıştığını, fakat babası İoannes Doukas’ın emirlerine karşı gelemediğini savunur. Bu anlatılar, ilgili yazarların Doukas ailesiyle siyasî ve ailevî bağları sebebiyle ihtiyatla değerlendirilmelidir.【359】


Kör edilmesinin ardından Romanos’un yaraları tedavi edilmedi. Başının ve yüzünün şiştiği, yaralarının enfeksiyon kaptığı ve yolculuk sırasında sağlık durumunun hızla kötüleştiği aktarılır. İzmit Körfezi’ne ulaştırıldıktan sonra gemiye bindirilerek Marmara Denizi’ndeki Prote Adası’nda, bugünkü Kınalıada’da daha önce yaptırdığı manastıra gönderildi.【360】


Attaleiates, eski imparatorun manastıra ulaştıktan birkaç gün sonra öldüğünü belirtir. Yazma geleneğindeki bir kenar kaydı ve sonraki kronolojik araştırmalar ölüm tarihini 4 Ağustos 1072 olarak vermektedir. Eudokia, oğlu VII. Mihail’den izin alarak Prote’ye gitti ve Romanos’un cenaze töreniyle ilgilendi. Eski imparator kurduğu manastıra defnedildi.【361】


Romanos’un akıbeti Ermeni ve İslâm tarih yazıcılığında güçlü bir ahlâkî karşıtlık içinde aktarıldı. Aristakes, “yabancı” sultanın bağışladığı imparatorun kendi halkı tarafından kör edilerek öldürülmesini Roma siyasal düzeninin bozulmasının işareti saydı. Urfalı Mateos da Romanos’un keşiş olmayı kabul etmesine rağmen gözlerinin çıkarıldığını ve ağır acılar içinde öldüğünü bildirir.【362】

Malazgirt Antlaşması’nın Geçersiz Kalması

Alp Arslan ile IV. Romanos arasında yapılan antlaşma, imparatorun Roma tahtına dönebileceği varsayımına dayanıyordu. Attaleiates’in anlatısında Romanos’un verdiği teminatın el sıkışmadan ibaret olması, düzenlemenin kurumsal bir devletler arası metinden çok iki hükümdarın şahsî taahhüdüne dayandığını düşündürmektedir. Romanos tahttan indirilince antlaşmanın Roma tarafındaki siyasî muhatabı da ortadan kalktı.【363】


İslâm kaynaklarında Romanos’un antlaşmayı tamamen terk etmediği anlatılır. Dokeia’da toplayabildiği yaklaşık 200.000 dinarı ve değerli eşyaları Alp Arslan’a gönderdiği; kalan meblağı daha sonra ödeyeceğine dair yemin ettiği ileri sürülür. Ayrıca VII. Mihail’e aracılık teklifinde bulunarak Selçuklu sultanıyla yeni yönetim arasında barışın korunmasını sağlamaya çalıştığı aktarılır.【364】


Aynı rivayetlere göre VII. Mihail, seferlerin Roma hazinesini tükettiğini belirterek fidyenin tamamını derhâl ödeyemeyeceğini, kalan miktarın taksitlerle gönderilebileceğini bildirdi. Ancak bu yazışmaların Roma kaynaklarında karşılığı bulunmadığından metinleri ve meblağları kesin kabul edilemez.【365】


Doukas yönetimi, Alp Arslan’la Romanos arasında yapılan anlaşmayı kendisi bakımından bağlayıcı saymadı. Böylece yıllık ödeme, askerî yardım, evlilik ittifakı ve şehirlerin teslimi gibi rivayet edilen hükümler uygulanamadı. Romanos’un Müslüman tutsakları serbest bırakma taahhüdünün yerine getirilip getirilmediği de belirlenememektedir.【366】


Antlaşmanın hükümsüzleşmesi, Roma İmparatorluğu’nun bütün Anadolu’yu Selçuklulara bıraktığı anlamına gelmez. Anlaşmada adı geçen şehirlerin listesi dahi kaynaklara göre değişmekteydi ve Orta Anadolu’nun terkine ilişkin herhangi bir madde bulunmuyordu. Esas değişiklik, iki hükümdar arasında kurulmaya çalışılan barış ve iş birliğinin uygulanma imkânını kaybetmesiydi.【367】

Selçuklu–Roma İlişkilerinin Yeniden Şekillenmesi

Romanos’un tahttan indirilmesi ve kör edilmesi, Selçuklu hükümdarı açısından Malazgirt’ten sonra oluşturulan diplomatik düzenin bozulması demekti. Ermeni ve geç dönem İslâm anlatılarında Alp Arslan’ın müttefikinin başına gelenleri öğrenince öfkelendiği, onun intikamını almak üzere Selçuklu emirlerine Roma topraklarında ilerleme izni verdiği ileri sürülür. Urfalı Mateos bu tepkiyi dramatik bir konuşmayla aktarırken Reşîdüddin geleneği fethedilen yerlerin bunları ele geçiren emirlere bırakıldığını bildirir.【368】


Bununla birlikte bu rivayetler, Alp Arslan’ın Romanos’un ölümü üzerine Anadolu’yu ele geçirmek amacıyla merkezî ve kapsamlı bir sefer emri verdiğini kesin biçimde kanıtlamaz. Sultan Malazgirt’ten sonra batıya doğru ilerlememiş, devletinin doğu sınırındaki sorunlarla ilgilenmek üzere Mâverâünnehir seferine çıkmıştır. Barzam Kalesi muhafızı Yûsuf el-Hârizmî tarafından yaralandıktan sonra 24 Kasım 1072’de ölmüş ve yerine oğlu Melikşah geçmiştir.【369】


Dolayısıyla Romanos’un ortadan kaldırılması ile Türkmenlerin Anadolu’ya yayılması arasındaki ilişki doğrudan bir “intikam seferi”nden daha karmaşıktır. Antlaşmanın çökmesi, Selçuklu emirleri ve Türkmen grupları üzerindeki diplomatik sınırlamayı kaldırdı; Roma ordularının iç savaşta birbirleriyle mücadele etmesi ise doğu ve orta Anadolu’daki hareket alanlarını genişletti. Artuk, Tutak ve diğer Selçuklu-Türkmen kumandanlarının faaliyetleri bu siyasî ve askerî boşluk içinde yoğunlaştı.【370】


Roma tarafında da Selçuklularla ilişkiler tek bir merkezden yürütülen savaş veya barış siyaseti olmaktan çıktı. VII. Mihail yönetimi, Romanos taraftarlarıyla ve daha sonra Norman komutan Roussel de Bailleul’le mücadele ederken Anadolu’daki Türk kuvvetlerinin bir kısmını paralı veya yardımcı birlikler olarak kullanmaya yöneldi. Rakip Roma kumandanları da aynı gruplarla geçici ittifaklar kurdu. Böylece Selçuklu kuvvetleri yalnız sınırların dışından gelen bir askerî tehdit değil, Roma iç savaşlarının taraflarınca destekleri aranan siyasî aktörler hâline geldi.【371】


Malazgirt’ten hemen sonraki siyasî dönüşümün belirleyici unsuru bu nedenle muharebede Roma ordusunun bütünüyle yok edilmesi değil, imparatorun esaretiyle başlayan meşruiyet krizinin iç savaşa dönüşmesiydi. 1071–1072 iç savaşı, hâlâ mevcut olan Roma askerî birliklerini birbirine karşı kullandı; doğu eyaletlerinin savunulması yerine Dokeia, Kapadokya, Kilikya ve Adana’da rakip Roma orduları savaştı.【372】


Bu gelişmeler Anadolu’nun bir anda Selçuklu yönetimine geçmesine yol açmadı. Bununla birlikte merkezî Roma otoritesinin zayıflaması, Malazgirt Antlaşması’nın uygulanamaması ve Selçuklu-Türkmen gruplarının iç mücadelelere dâhil edilmesi, sonraki yıllarda Anadolu’daki siyasî dönüşümün temel şartlarını oluşturdu.【373】

Muharebenin Neticeleri ve Tarihsel Önemi

Malazgirt Muharebesi’nin sonuçları, savaş meydanında 26 Ağustos 1071 akşamı ortaya çıkan askerî tabloyla sınırlandırılamaz. Muharebenin doğrudan sonucu IV. Romanos’un yenilmesi ve esir düşmesi, ordusunun merkez kuvvetlerinin dağılması ve Malazgirt-Ahlat çevresindeki askerî girişimin başarısızlığa uğramasıydı. Buna karşılık Anadolu’daki Roma egemenliğinin çözülmesi, Türkmen gruplarının kalıcı biçimde yerleşmesi ve yeni siyasî teşekküllerin kurulması, 1071’den sonra yaklaşık on yıl boyunca devam eden iç savaşların, iktidar mücadelelerinin ve bölgesel ittifakların sonucunda gerçekleşti. Bu nedenle muharebe, Anadolu’yu bir günde el değiştiren tek başına yeterli bir sebep değil, önceden başlamış askerî ve demografik hareketleri hızlandıran ve Roma devletinin bunlara karşı örgütlü cevap verme kabiliyetini zayıflatan bir dönüm noktası olarak değerlendirilmelidir.【374】

Roma İmparatorluğu Üzerindeki Etkileri

Merkezî Otoritenin Zayıflaması

Malazgirt yenilgisinin Roma devlet düzeni üzerindeki en önemli etkisi, ordunun uğradığı kayıplardan çok, hüküm süren imparatorun düşman eline geçmesiyle ortaya çıkan meşruiyet boşluğuydu. Konstantinopolis’teki Doukas çevresi, IV. Romanos’un esaretini onun tahttan indirildiğini ilan etmek için kullandı; İmparatoriçe Eudokia Makrembolitissa siyasî hayattan uzaklaştırılırken VII. Mihail tek başına imparator ilan edildi. Böylece Selçuklu karargâhında Roma devleti adına antlaşma imzalayan IV. Romanos ile başkentte iktidarı ele geçiren yeni yönetim aynı anda hükümdarlık iddiasında bulunmaya başladı.【375】


Bu kriz, Roma İmparatorluğu’ndaki siyasal kutuplaşmayı sıfırdan meydana getirmemişti. Doukas ailesiyle askerî aristokrasi arasındaki rekabet, taşra ordularının merkezle ilişkilerindeki bozulma ve çeşitli kumandanların bağımsız hareketleri 1071’den önce de görülmekteydi. Malazgirt’in ayırt edici özelliği, bu yapısal sorunları hüküm süren imparatorun esareti gibi olağanüstü bir olayla birleştirmesiydi. Alp Arslan’ın IV. Romanos’u öldürmeyip serbest bırakması da paradoksal biçimde iktidar krizini sona erdirmedi; aksine aynı anda iki imparatorluk merkezinin ortaya çıkmasına yol açtı.【376】


IV. Romanos’un Dokeia, Kapadokya ve Kilikya’da yeniden kuvvet toplamaya çalışması, Malazgirt’ten dönen veya doğu eyaletlerinde bulunan birliklerin bir bölümünün hâlâ ona bağlı olduğunu gösterir. Buna karşılık Konstantinopolis yönetimi, sınırların savunulmasından önce sabık imparatorun ortadan kaldırılmasına öncelik verdi. 1071–1072 iç savaşı böylece askerî kaynakları doğu sınırından iç mücadeleye yöneltti; IV. Romanos’un teslim alınarak kör edilmesi ve kısa süre sonra ölmesi ise siyasal meşruiyet meselesini çözse de merkezî otoriteyi yeniden kuramadı.【377】


VII. Mihail’in hükûmeti, doğu eyaletlerindeki kumandanlar, Norman paralı asker önderleri, yerel aristokratlar ve Türkmen beyleri üzerinde sürekli bir denetim kurabilecek askerî ve malî güce sahip değildi. Sonraki yıllarda saray, taşradaki gelişmeleri doğrudan yönlendirmek yerine bir grubu diğerine karşı kullanmaya başladı. Bunun sonucunda imparatorluk hükûmeti, hukuken tanınan en yüksek iktidar olmayı sürdürürken Anadolu’nun geniş kesimlerinde emirlerini uygulayabilecek fiilî araçlardan giderek mahrum kaldı.【378】

İç Savaşlar ve Taht Mücadeleleri

Malazgirt’i izleyen on yıl, birbirinden kopuk isyanlar toplamından çok, sürekli bir askerî-siyasî kriz dönemi olarak görülmelidir. IV. Romanos’un 1071–1072’deki iktidar mücadelesini Norman kumandan Roussel de Bailleul’ün 1073–1076 arasındaki isyanı, 1077–1078’de Nikephoros Bryennios ile Nikephoros Botaneiates’in ayaklanmaları ve 1080–1081’de Nikephoros Melissenos ile Aleksios Komnenos’un girişimleri izledi. Bu süreçte bir imparatorun devrilmesi, yeni yönetimin iktidarı kesin biçimde sağlamlaştırmasına yetmiyor; başlıca askerî kumandanlardan biri kısa süre sonra yeni bir taht iddiasıyla ortaya çıkabiliyordu.【379】


Roussel’in isyanı özellikle önemliydi. Malazgirt seferinde kendi birliğiyle ana ordudan ayrılmış olan bu Norman kumandan, 1073’te Isaakios Komnenos’un Anadolu seferine katılmayı reddetti ve emrindeki Frank süvarilerle bağımsız hareket etmeye başladı. Kaisareia, Ankyra ve Sangarios havzasındaki faaliyetleri sırasında Roma birliklerini yenilgiye uğrattı; 1074’te Zompos Köprüsü civarında kaisar Ioannes Doukas’ı esir alarak onu imparator ilan etti. Böylece Anadolu’da, imparatorluk hizmetine alınmış bir paralı asker kumandanının ayrı bir devlet kurmasına kadar varabilecek yeni bir siyasî merkez doğdu.【380】


Konstantinopolis hükûmeti Roussel’i yalnızca kendi kuvvetleriyle etkisiz hâle getiremediğinden önce Artuk Bey’in, ardından Aleksios Komnenos aracılığıyla Emir Tutak’ın yardımına başvurdu. Bir süre sonra Botaneiates, Kutalmışoğullarının; Melissenos ise Anadolu’daki başka Türk birliklerinin desteğini kullanarak imparatorluk iddiasını güçlendirdi. Böylece Türkmen kuvvetleri yalnızca Roma sınırlarına dışarıdan saldıran unsurlar olmaktan çıkarak imparatorların belirlenmesinde rol oynayan siyasi kuvvetlere dönüştüler.【381】


İç savaşlar, doğu sınırında kullanılabilecek birliklerin birbirleriyle savaşmasına, vergi gelirlerinin rakip hükûmetlerce toplanmasına ve kalelerin siyasî pazarlık aracı hâline gelmesine neden oldu. Roma devleti aynı dönemde Balkanlar’daki Peçenek hareketleri ve Güney İtalya ile Adriyatik’teki Norman baskısıyla da karşı karşıyaydı. Bu çok cepheli kriz, merkezî hükûmetin Anadolu’ya kesintisiz ve uzun süreli bir karşı sefer düzenlemesini imkansız hale getirdi.【382】

Roma Ordusunun Çözülmesi

Malazgirt’te Roma ordusunun tamamının yok edildiği düşüncesi, İslâm kaynaklarındaki imha savaşı ve ganimet tasvirlerinin bazı modern anlatılarda kelimesi kelimesine benimsenmesinden doğmuştur. Oysa savaş düzeninin farklı kesimleri aynı akıbete uğramadı. Andronikos Doukas’ın idaresindeki ihtiyat kuvvetleri muharebe alanından büyük ölçüde sağlam ayrıldı; Nikephoros Bryennios’un sol kanadının önemli bir bölümü geri çekilebildi; Ahlat yönüne gönderilen Tarchaneiotes ve Roussel birlikleri ise asıl muharebeye katılmamıştı. Sağ kanadın ve imparatorun çevresindeki merkez kuvvetlerinin kayıpları daha ağır olmakla birlikte, sefer ordusunun bütünü imha edilmedi.【383】


Modern tahminlerden biri, savaşta öldürülen veya savaşamayacak duruma gelenlerin sefer ordusunun yaklaşık yüzde 5–10’u kadar olabileceğini ileri sürer. Bu oran kesin bir kayıt değil, hangi birliklerin savaştan sonra yeniden görülebildiği ve hangi kumandanların öldüğünün bilinmesi üzerinden yapılmış bir hesaplamadır. Dolayısıyla yüzde 5–10 rakamı yaklaşık bir araştırma tahmini olarak kullanılmalı, doğrudan kaynakların verdiği kesin bir sayı gibi kabul edilmemelidir.【384】


Bununla birlikte ordunun yok olmaması, Malazgirt’in askerî bakımdan zayıf sonuçlar doğurduğu anlamına gelmez. İmparatorun esir düşmesi, merkez kuvvetlerinin bozulması, askerî hazinenin ve ağırlıkların kaybedilmesi, farklı birliklerin birbirinden kopması ve hayatta kalan askerlerin rakip siyasî merkezler çevresinde toplanması ordunun kurumsal bütünlüğüne ağır zarar verdi. Başka bir ifadeyle Malazgirt’te asker mevcudundan çok emir-komuta zinciri, siyasal sadakat ve stratejik yönelim dağıldı.【385】


1073 ve 1074’te Roussel’e karşı gönderilen orduların peş peşe yenilmesi, Roma devletinin hâlâ asker toplayabildiğini fakat bu birlikleri ortak bir strateji altında etkili biçimde kullanamadığını gösterir. Sangarios üzerindeki Zompos Köprüsü yenilgisinden sonra imparatorluk ordusunun prestiji daha da sarsıldı. Paralı asker önderleri, yerel kumandanlar ve taht adayları arasındaki bağlılıkların sürekli değişmesi, düzenli ordunun çözülmesini tek bir muharebenin kayıplarından daha kalıcı hâle getirdi. Roma, siyasi ve askeri olarak adeta parçalanmaktaydı.【386】

Doğu Sınır Savunmasının Zayıflaması

Malazgirt sonrasında doğu sınırındaki değişimin çağdaş tanıklarından Michael Attaleiates, 1073 olaylarını anlatırken “O zamandan itibaren Türkler doğuya korkusuzca akın etmeye başladılar” der. Bu ifade gelişmelerin bir görgü tanığı ve Roma devlet adamı tarafından nasıl algılandığını göstermesi bakımından değerlidir; ancak Attaleiates’in VII. Mihail yönetimine karşı son derece eleştirel, Nikephoros Botaneiates’e ise övgücü yaklaşımı göz önünde tutulmalıdır.【387】


Doğu savunması gerçekte 1071’den önce de çok ciddi sorunlarla karşı karşıyaydı. Vaspurakan, Taron, Melitene ve Sebasteia hattındaki kaleler arasındaki irtibat zayıflamış; Türkmen birlikleri Amorion, Ikonion ve Honaz gibi İç ve Batı Anadolu merkezlerine kadar ilerleyebilmişti. IV. Romanos’un 1068, 1069 ve 1071 seferleri de bu sınır düzenini yeniden kurma girişimleriydi. Dolayısıyla Malazgirt sağlam bir savunma sistemini bir anda ortadan kaldırmaktan çok, zaten geçirgenleşmiş olan sınırı yeniden örgütleyebilecek son büyük imparatorluk girişimini başarısızlığa uğrattı.【388】


IV. Romanos’un tasfiyesinden sonra doğu sınırında onun seferlerini sürdürecek bir başkumandanlık kurulmadı. Aksine doğudaki birlikler iç savaşlara çekildi; kaleler yerel yöneticilere, Ermeni kumandanlara veya birbirinden bağımsız askerî gruplara bırakıldı. 1073’te Isaakios Komnenos’un Kaisareia yakınlarında yenilip esir düşmesi, Türk süvarilerinin Kappadokia’dan Ankyra’ya ve oradan Nikomedeia çevresine uzanan yolları kullanabildiğini gösterdi.【389】


Bununla birlikte şehirlerin hangi tarihlerde ve hangi şartlarda el değiştirdiği her zaman bilinmemektedir. Geç dönem kaynaklarının, Saltuk, Mengücek, Danişmend ve Artuk gibi beylerin daha sonraki hâkimiyet bölgelerini 1071’in hemen sonrasına taşıması kronolojik sorunlar doğurur. Çağdaş kaynakların ortaya koyduğu kesin olgu, 1070’lerin başından itibaren merkezî Roma otoritesinin İç ve Doğu Anadolu’daki hareket alanının daralmasıdır; her şehrin 1071–1072’de fethedildiği iddiası değildir.【390】

Anadolu’daki İdarî ve Ekonomik Düzenin Bozulması

İç savaşlar sırasında Anadolu’nun vergileri hem Konstantinopolis hükûmeti hem de taht iddiacıları tarafından asker toplamak ve paralı birliklerin ücretlerini ödemek amacıyla kullanıldı. Attaleiates, haksız müsaderelerden, geciken asker maaşlarından, üretim bölgelerinden başkente yapılan sevkiyatın aksamasından ve doğudan kaçan insanların Konstantinopolis’e sığınmasından söz eder. Onun anlatısı siyasî muhalefetle yüklü olmakla birlikte savaş, göç, vergi baskısı ve iaşe yetersizliğinin aynı kriz içerisinde birleştiğini göstermektedir.【391】


Merkezî otoritenin zayıflaması, vergi toplama hakkının fiilen yerel güçlerin eline geçmesine yol açtı. Bir şehri elinde tutan kumandan, Norman reisi veya Ermeni prensi; garnizonun iaşesini, çevredeki köylerin vergilerini ve ana yolların güvenliğini kendi imkânlarıyla düzenlemek zorundaydı. Bu durum thema düzeninin hemen ve bütünüyle ortadan kalktığı anlamına gelmemekle birlikte, idarî sınırlarla gerçek askerî hâkimiyet arasındaki bağın kopmasına neden oldu.【392】


Roma otoritesinin gerilediği bölgelerde yalnızca Türk siyasî teşekkülleri ortaya çıkmamış, çeşitli guruplar savaş sonrası oluşan otorite boşluğundan faydalanarak bağımsızlıklarını ilan etmişti.【393】


Bunun ekonomik sonuçları bölgeden bölgeye değişti. Akın güzergâhlarındaki köyler, tarım alanları ve ulaşım ağları ağır zarar görürken surlu kentlerden bazıları yerel uzlaşmalar sayesinde varlıklarını sürdürebildi. Kaynaklar üretim, nüfus ve vergi miktarlarına ilişkin düzenli istatistikler vermediğinden “Anadolu ekonomisinin 1071’de bütünüyle çöktüğü” şeklindeki bir hüküm kanıtlanamaz. Daha güvenli sonuç, siyasî parçalanmanın ticaret ve vergi ağlarını bozduğu, güvenlik maliyetlerini artırdığı ve bölgesel eşitsizlikleri derinleştirdiğidir.【394】

Anadolu’daki Siyasî ve Demografik Sonuçlar

Türkmenlerin Anadolu’ya Yayılması

Türkmenlerin Anadolu’ya gelişi Malazgirt’le başlamadı. Çağrı Bey’in erken seferlerinden Tuğrul Bey ve Alp Arslan dönemlerindeki akınlara kadar, 1071’den önce yarım yüzyıla yaklaşan bir hareketlilik yaşanmıştı. 1040’lardan itibaren Azerbaycan, Arrân, Ermenistan ve Doğu Anadolu’ya yönelen gruplar, zaman zaman Selçuklu sultanlarının emriyle, zaman zaman otlak ve yurt arayan bağımsız topluluklar hâlinde Roma topraklarına giriyordu.【395】


Malazgirt sonrasında değişen unsur, Türklerin Anadolu’ya ilk kez girmesi değil, karşılarında düzenli ve süreklilik taşıyan bir imparatorluk savunması bulunmamasıydı. 1072’den sonra bazı Türkmen toplulukları sefer mevsimi sonunda sınırın doğusuna dönmek yerine İç ve Doğu Anadolu’da daha uzun süre kalmaya başladı. Artuk ve Tutak gibi beylerin faaliyetleri, bu hareketliliğin Roma iç mücadelelerine müdahale edebilecek ölçüde siyasal nitelik kazandığını gösterir.【396】


1070’lerin ortalarına gelindiğinde Türk birlikleri Kappadokia, Lykaonia, Galatia, Phrygia ve Bithynia’ya kadar uzanmıştı. Bu yayılma tek merkezden yönetilen düzenli bir Büyük Selçuklu fethi değildi. Sultan Melikşah’ın bazı beyler üzerindeki otoritesi devam etmekle birlikte, Anadolu’daki hareketler hanedan mensupları, gulâm kökenli emirler ve Türkmen topluluklarının değişken ittifakları tarafından yürütülüyordu.【397】

Akın, Göç ve Yerleşme Süreçleri

Akın, göç ve yerleşme aynı olgunun eş anlamlıları değildir. Akın, rakibin savunmasını yıpratmak veya siyasî baskı kurmak amacıyla yapılan geçici askerî harekettir. Göç; insan topluluklarının aileleri, sürüleri ve taşınabilir mallarıyla yeni otlaklara yönelmesini, yerleşme ise belirli bir bölgenin sürekli kullanımını ve savunulmasını ifade eder. Malazgirt sonrasında bu üç süreç aynı coğrafyada iç içe geçti, fakat her akın kalıcı yerleşmeyle sonuçlanmadı.【398】


Anadolu’ya gelen Türkmenlerin sayısı bilinmemektedir. Geç dönem anlatılarındaki yüz binler veya modern literatürde ileri sürülen bir milyon kişilik göç tahminleri güvenilir nüfus kayıtlarına dayanmaz. Ortaçağ lojistiği, otlakların taşıma kapasitesi ve toplulukların parçalı yapısı, tek seferde gerçekleşen devasa bir nüfus hareketinden çok, farklı zamanlarda gelen ve yer değiştiren grupları düşündürmektedir.【399】


Kalıcı yerleşme, özellikle hayvan sürülerine uygun yaylak ve kışlakların, şehirlerle kırsal alanlar arasındaki ticaret bağlantılarının ve askerî koruma sağlayabilecek beylerin bulunduğu bölgelerde gelişti. Erzurum, Erzincan-Kemah, Sivas-Tokat-Amasya, Ahlat ve Diyarbekir çevresi gibi bölgeler bu bakımdan öne çıktı. Buna karşılık Batı Anadolu’daki bazı Türk birlikleri önce askerî müttefik veya ücretli kuvvet olarak görünmüş, kalıcı siyasî hâkimiyet daha sonra kurulmuştur.【400】

Selçuklu Emirlerinin Bağımsız Faaliyetleri

Reşîdüddin’in geç tarihli anlatısında Alp Arslan’ın emrindeki beylere, Roma ülkesinde “fethedecekleri yerlerin kendilerine, oğul ve torunlarına ait olacağını” bildirdiği aktarılır. Ardından Saltuk’un Erzurum’u, Artuk’un Mardin, Âmid, Malazgirt, Malatya ve Harput’u, Danişmend’in Kayseri, Sivas, Tokat, Niksar ve Amasya’yı, Mengücek’in ise Erzincan, Kemah ve Şebinkarahisar çevresini aldığı belirtilir.【401】


Bu kayıt, Anadolu’daki beyliklerin kendi hâkimiyetlerine dair hafızasını yansıtması bakımından önemlidir; ancak olaylardan yaklaşık iki buçuk yüzyıl sonra kaleme alınmıştır. Anlatının, daha sonraki siyasî coğrafyayı 1071’in hemen sonrasına taşıdığı anlaşılmaktadır. Nitekim aynı metinde savaşın tarihi, kuvvetlerin sayısı ve muharebenin seyri hakkında tarihsel olarak savunulması güç ayrıntılar da bulunmaktadır.【402】


Buna rağmen Artuk, Tutak ve Kutalmışoğulları gibi kişilerin 1070’lerde Anadolu’da etkin oldukları daha yakın Roma kaynaklarıyla da doğrulanır. Emirlerin bağımsızlığı mutlak değildi: Bazıları Melikşah tarafından başka görevlere çağrılıyor, bazıları Selçuklu hanedan mensuplarıyla rekabete giriyor, bazıları ise Roma taht adaylarıyla anlaşmalar yapıyordu. Anadolu’daki Türk yayılması bu nedenle tek bir fetih ordusunun ilerleyişi değil, tüm askerî girişimlerin toplamıydı.【403】

Anadolu’daki İlk Türk Siyasî Teşekkülleri

Doğu ve Orta Anadolu’da ortaya çıkan Saltuklu, Mengücekli ve Danişmendli hâkimiyetleri ile daha sonra gelişen Artuklu kolları, Malazgirt sonrasındaki siyasî parçalanmanın kalıcı sonuçları arasındadır. Saltukluların merkezi Erzurum; Mengücüklülerin başlıca merkezleri Erzincan, Kemah ve Divriği; Danişmendlilerin hâkimiyet sahası ise Sivas, Tokat, Niksar, Amasya ve zaman zaman Kayseri çevresiydi. Bununla birlikte bu teşekküllerin kuruluş tarihleri kesin değildir ve hepsinin 1071–1072’de aynı anda birer devlet olarak ortaya çıktığı söylenemez.【404】


Ahlatşahlar veya Sökmenliler ile Artukluların kalıcı hanedan yapıları daha çok XI. yüzyılın sonu ve XII. yüzyılın başında belirginleşti. Aynı bölgelerde Philaretos’un Ermeni prensliği, yerel Arap ve Kürt hanedanları, Roma garnizonları ve Selçuklu emirleri bir süre birlikte veya birbirlerine rakip olarak varlık gösterdi. Dolayısıyla ilk Türk beyliklerinin kuruluşu, boş ve siyasetsiz bir araziye yerleşme şeklinde değil, mevcut yerel iktidarlarla savaş, ittifak, tâbiyet ve evlilik ilişkileri içerisinde gerçekleşti.【405】


Bu beylikler Büyük Selçuklu devlet düzeninin küçük kopyaları değildi. Hükümdar ailesinin etrafındaki Türkmen savaşçılar, yerel Hristiyan nüfus, İran-İslâm bürokrasi gelenekleri ve şehirli zümreler farklı oranlarda bir araya geldi. Beyliklerin bazıları Büyük Selçuklu sultanının üstünlüğünü tanırken fiilen bağımsız hareket ediyor; bazıları Türkiye Selçukluları, Suriye Selçukluları veya daha sonraki bölgesel devletlerle değişken bağlılık ilişkileri kuruyordu.【406】

Türkiye Selçuklu Devleti’nin Kuruluş Süreci

Kutalmış’ın oğulları Süleyman, Mansur, Alp İlek ve Devlet’in Anadolu’daki faaliyetleri Malazgirt sonrasındaki en önemli hanedan girişimini meydana getirdi. Kutalmışoğullarının ne zaman Anadolu’ya geldikleri ve ilk merkezlerinin neresi olduğu tartışmalıdır. Bununla birlikte Süleyman ve Mansur’un 1070’lerin ortalarında İç Anadolu’dan Bithynia’ya uzanan bir alanda etkin oldukları; Roma taht mücadelelerine müdahale edebilecek bir askerî güce ulaştıkları açıktır.【407】


Türkiye Selçuklu Devleti’nin kuruluşu için 1075, 1077 veya 1078 tarihleri verilmektedir. Bu farklılık, İznik’in ele geçirilme tarihiyle bağımsız hükümdarlığın başlangıcının aynı olay kabul edilip edilmemesinden kaynaklanır. Daha ihtiyatlı bir ifadeyle, 1070’lerin ikinci yarısında Süleyman b. Kutalmış’ın İznik merkezli bir siyasî yapı kurduğu ve 1081’e gelindiğinde Bithynia’dan İç Anadolu’ya uzanan önemli bir hâkimiyet alanına sahip olduğu söylenebilir.【408】


Süleyman’ın yükselişinde Roma iç savaşları belirleyici oldu. Nikephoros Botaneiates, Konstantinopolis’e ilerlerken Kutalmışoğullarının desteğini aldı; Nikephoros Melissenos ise Türk kuvvetlerinin yardımı karşılığında Anadolu’daki bazı şehirlerin denetimini onlara bıraktı. I. Aleksios’un 1081’de tahta çıkmasından sonra yapılan antlaşmayla Drakon Çayı’nın sınır kabul edilmesi, İznik merkezli Selçuklu hâkimiyetinin Roma hükûmeti tarafından fiilen tanındığını gösterir.【409】

Anadolu’nun Türk-İslam Medeniyet Sahasına Dahil Oluşu

Siyasî hâkimiyetin değişmesiyle nüfusun etnik veya dinî yapısının değişmesi aynı hızda gerçekleşmedi. Bir şehrin bir Türk beyi tarafından ele geçirilmesi, o şehirdeki Rum, Ermeni veya Süryani nüfusun hemen ortadan kalktığı anlamına gelmez. İlk dönem Türk hâkimiyetindeki çoğu yerde yerel nüfusla uzlaşma, vergi düzenlemeleri ve askerî koruma, fetih kadar önemliydi.【410】


Türkmen yerleşimi özellikle kırsal ve yarı göçebe hayatın sürdürülebileceği bölgelerde daha hızlı ilerlerken surlu kentlerin dilsel, dinî ve toplumsal dönüşümü daha uzun sürdü. Anadolu’nun batı kıyıları, Pontos sahilleri, Kilikya ve bazı büyük şehirler uzun süre Roma veya yerel Hristiyan yönetimleri altında kaldı. Yani 1071 tarihi, Anadolu'nun Türk-İslam medeniyet sahasına dahil olmasının temel yapıtaşı olsa da bu durum uzun yıllara yayılan bir süreçte meydana gelmiş, tek bir savaştan sonra tamamlanmamıştır.【411】


Türkleşme ve İslâmlaşma süreçleri XII. ve XIII. yüzyıllardaki yeni göç hareketleriyle devam etti. Özellikle Moğol ilerleyişinin önünden gelen topluluklar Anadolu’daki Türkmen nüfusunu daha sonra yeniden artırdı. Bu nedenle XI. yüzyıldaki ilk yerleşmeler başlangıç aşamasını oluşturmakla birlikte Anadolu’nun uzun vadeli demografik dönüşümünü tek başına açıklamaz.【412】

Malazgirt’in Bir Dönüm Noktası Olarak Değerlendirilmesi

Malazgirt’in “belirleyici muharebe” niteliği, Roma ordusunun uğradığı sayısal kayıptan çok siyasî sonuçlarının büyüklüğünden kaynaklanır. Muharebe alanında bir hükümdarın esir düşmesi, savaşın sonucunu sıradan bir sınır yenilgisinden hanedanın ve devletin meşruiyetini etkileyen bir krize dönüştürdü. IV. Romanos kaçabilmiş ve ordusunun başında Konstantinopolis’e dönebilmiş olsaydı, Malazgirt muhtemelen Vaspurakan çevresindeki bir askerî gerileme olarak kalabilirdi; esaret ise rakiplerinin onu hemen tahttan indirmesine imkân verdi.【413】


Bu bakımdan Malazgirt ile 1081’deki Dyrrachion yenilgisi arasındaki karşılaştırma açıklayıcıdır. I. Aleksios’un Normanlara karşı uğradığı Dyrrachion yenilgisindeki Roma kayıpları muhtemelen Malazgirt’tekinden daha ağırdı; buna rağmen Aleksios esir düşmedi, başkentteki iktidarı devam etti ve yeni ordu toplamak için diplomatik ve malî tedbirler alabildi. Malazgirt’te ise daha sınırlı askerî kayıp, imparatorun esareti nedeniyle daha büyük siyasî sonuçlar doğurdu.【414】


Muharebenin dönüm noktası sayılmasının ikinci sebebi, sınırdaki güç dengesi hakkında yarattığı algıdır. Roma devletinin büyük bir sefer ordusu, sultanın beklenmedik biçimde kuzeye çevirdiği kuvvetler karşısında yenilmişti. Bu sonuç hem Türkmen gruplarına Anadolu’nun iç kesimlerinde daha uzun süre hareket edebileceklerini gösterdi hem de Roma kumandanlarının bu grupları kendi iç mücadelelerinde kullanılabilecek bir askerî güç olarak görmelerine yol açtı.【415】


Bununla birlikte “dönüm noktası”, öncesiyle hiçbir bağlantısı bulunmayan ani bir kopuş anlamında kullanılmamalıdır. 1071 öncesindeki sınır aşınması, Türkmen akınları ve Roma ordusundaki yapısal sorunlar ile 1071 sonrasındaki iç savaşlar bir arada değerlendirilmelidir. Malazgirt bu gelişmelerin başlangıcı değil, birbirinden ayrı süreçlerin aynı siyasal krizde birleştiği eşiktir.【416】

“Anadolu’nun Kapılarının Açılması” İfadesi

“Anadolu’nun kapılarının açılması” ifadesi, muharebenin uzun vadeli önemini kısa ve kolay anlaşılır biçimde anlatır. Ali Sevim’in ansiklopedi maddesinde Malazgirt, “Türkler’e Anadolu’nun kapılarını açan” savaş olarak tanımlanmış; aynı yaklaşım onun Malazgirt monografisinde ve daha sonraki popüler-akademik anlatılarda tekrarlanmıştır.【417】


Ancak ifade kelimesi kelimesine ele alındığında kronolojik bakımdan sorunludur. Türk birlikleri Malazgirt’ten onlarca yıl önce Anadolu’ya girmiş, Sivas, Malatya, Erzurum, Amorion, Ikonion ve Honaz çevrelerine kadar ilerlemişti. 1071’den sonra da yarımadanın tamamı bir anda ele geçirilmedi; Roma şehirleri, Ermeni prenslikleri ve yerel yönetimler uzun süre varlıklarını sürdürdü.【418】


Claude Cahen, kapıların doğrudan muharebeyle değil, IV. Romanos’un ölümü ve antlaşmanın geçersiz kalmasıyla açıldığını ileri sürmüştür. Bu yorum, savaşın kendisiyle sonraki siyasî gelişmeleri ayırması bakımından daha farklıdır.【419】


Dolayısıyla “kapıların açılması” ifadesi, merkezî Roma direnişinin zayıflaması ve Anadolu’daki hareket imkânlarının genişlemesi için güçlü bir benzetme olarak kullanılabilir. Buna karşılık Türklerin Anadolu’ya ilk girişi, bütün şehirlerin hemen fethi veya nüfusun kısa sürede değişmesi anlamında kullanılmaması şarttır. Tarihsel bakımdan daha doğru ifade, Malazgirt’in daha önce başlamış olan nüfuz ve akın hareketlerini kalıcı yerleşmeye dönüştürebilecek siyasî şartları hızlandırdığıdır.【420】

Muharebe ile Anadolu’nun Türkleşmesi Arasındaki İlişki

Malazgirt ile Anadolu’nun Türkleşmesi arasında gerçek fakat doğrudan ve tek aşamalı olmayan bir ilişki vardır. Muharebe, Türkmen göçünü başlatmamış; göçebelerin İç Anadolu’ya ulaşmasını coğrafi olarak mümkün kılan tek olay da olmamıştır. Bununla birlikte Roma’nın askerî ve siyasî karşılık verme kabiliyetini zayıflatmış, Türkmen beylerinin daha uzun süreli hâkimiyetler kurmasını kolaylaştırmış ve Kutalmışoğulları gibi hanedan mensuplarının bağımsız siyasî teşebbüslerine alan açmıştır.【421】


Türkleşme sürecinin temel mekanizmaları askerî akın, otlak arayan toplulukların göçü, beylerin şehir ve kaleleri denetim altına alması, yeni siyasî teşekküllerin kurulması ve bu yönetimlerin arkasından gelen idarî-kültürel yapılanmaydı. Bu aşamalar her bölgede aynı sırayla ilerlemedi. Bazı yerlerde önce Türkmen yerleşimi, bazı yerlerde askerî hâkimiyet, bazı şehirlerde ise yerel halkla yapılan uzlaşmalar belirleyici oldu.【422】


Siyasî Türkleşme, dilsel değişim ve İslâmlaşma da birbirinden ayrılmalıdır. Bir Türk hanedanınca yönetilen bölgenin nüfusu uzun süre ağırlıklı olarak Hristiyan ve yerel dilleri konuşan topluluklardan oluşabilirdi. Din değiştirme, evlilik, şehirleşme ve Türkçenin yaygınlaşması yüzyıllara yayılan süreçlerdi. Bu nedenle Malazgirt, Anadolu’nun Türkleşmesinin tamamlandığı tarih değil, sürecin hız ve ölçek kazandığı başlıca eşiklerden biridir.【423】


Roma devletinin XII. yüzyılda Batı Anadolu’nun bazı bölgelerini geri alması da dönüşümün doğrusal olmadığını gösterir. I. Aleksios 1117’de Akşehir çevresine kadar ilerlemiş, II. Ioannes Menderes havzasındaki bazı kentleri yeniden ele geçirmiş, I. Manuel ise Orta Anadolu’ya seferler düzenlemiştir. Buna karşılık İç ve Doğu Anadolu’daki Türk siyasî varlığı kalıcı hâle gelmiş ve zaman içinde Anadolu’nun genel güç dengesini belirlemiştir.【424】

Malazgirt’in Sonuçlarının Sınırları

Malazgirt Antlaşması, Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’nun tamamını Selçuklulara bıraktığı bir teslim belgesi değildi. Kaynaklarda Antakya, Urfa, Menbic ve Malazgirt gibi şehirlerin adı geçse de antlaşma hükümleri farklı biçimlerde aktarılmıştır. Üstelik IV. Romanos’un tahttan indirilmesi ve ölümünden sonra yeni hükûmet antlaşmayı tanımadı; dolayısıyla şartların önemli bölümü uygulanamadı.【425】


Alp Arslan da zaferin ardından Anadolu’yu fethetmek üzere büyük bir sefer başlatmadı. Önce Azerbaycan ve İran’a döndü, ardından doğu sınırındaki meselelerle ilgilenmek üzere Türkistan seferine çıktı ve 1072’de öldürüldü. Melikşah döneminde Anadolu’daki Türk faaliyetleri devam etmekle birlikte bunlar çoğunlukla yerel emirlerin, Türkmen beylerinin ve Kutalmışoğullarının girişimleri biçiminde gelişti.【426】


Anadolu şehirlerinin tamamının Malazgirt’i izleyen birkaç yıl içinde ele geçirildiği de söylenemez. Kaynaklar, birçok kentin hangi tarihte ve hangi şartlarla el değiştirdiğini açıklamaz. Bazı şehirler savaşla, bazıları antlaşmayla, bazıları Roma taht mücadeleleri sırasında müttefiklere bırakılarak, bazıları ise çevresindeki kırsal alanın kaybedilmesinden sonra teslim olmuş olabilir.【427】


Roma’nın Bithynia, Ege kıyıları, Pontos, Kilikya ve Batı Anadolu’nun önemli kesimlerindeki varlığı devam etti. XI. yüzyılın sonundaki kayıpların bir bölümü I. Haçlı Seferi ve Komnenos hanedanının askerî toparlanması sırasında geri alındı. Bu durum, Malazgirt’in geri döndürülemez sonucunun yarımadanın hemen bütünüyle kaybı değil, İç ve Doğu Anadolu’da Türk siyasî varlığının kalıcılaşması olduğunu düşündürür.【428】 Kanıtların bütünü, iki uç yorum arasında; askerî kayıpları sınırlı, fakat siyasî sonuçları olağanüstü büyük bir yenilgiye işaret eder.【429】

Roma İç Savaşlarının Tarihsel Dönüşümdeki Rolü

Roma iç savaşları, Malazgirt’teki askerî yenilgiyi kalıcı toprak kaybına dönüştüren başlıca aktarım mekanizmasıydı. Muharebe, merkezî otoriteyi sarsmış; iç savaşlar ise bu sarsıntının giderilmesini engellemiştir. 1071–1081 arasında imparatorluk orduları doğu sınırını yeniden kurmak yerine IV. Romanos, Roussel, Bryennios, Botaneiates, Melissenos ve nihayet Aleksios’un mücadelelerinde kullanıldı.【430】


Roussel isyanı sırasında Roma hükûmeti Türkmenlerden yardım isterken, Roussel de başka Türk birlikleriyle ittifak kurdu. Botaneiates, Kutalmışoğullarının desteği sayesinde Bithynia’dan Konstantinopolis’e ilerledi; Melissenos ise Türk müttefikleriyle Anadolu şehirlerini paylaşmaya yöneldi. Böylece her iç savaş, Türk kuvvetlerini Roma ülkesinin yolları, kentleri ve siyasî dengeleri konusunda daha tecrübeli hâle getirdi.【431】


Attaleiates’in anlatısı, 1070’lerin sonlarında Türk birliklerinin artık yalnızca doğu sınırında değil, İznik ile Konstantinopolis arasındaki bölgede de belirleyici olduğunu gösterir. Botaneiates’in ilerleyişi sırasında Roma ve Türk askerlerinin aynı birliklerde görevlendirilmesi, eski sınır savaşının yerini değişken ittifaklara bıraktığını ortaya koymaktadır.【432】


Bu ittifaklarda Türk beylerinin yalnızca pasif ücretli askerler olduğu söylenemez. Sağladıkları desteğin karşılığında ganimet, para, otlak, geçiş hakkı veya şehirlerin denetimini elde edebiliyorlardı. Roma taht adayları kısa vadede rakiplerini yenmek için bu şartları kabul ederken uzun vadede merkezî devletin Anadolu üzerindeki hâkimiyet alanını daraltıyordu.【433】


Bu nedenle Malazgirt sonrasındaki dönüşümü “Selçuklular Roma ordusunu yok etti ve Anadolu’yu aldı” şeklinde açıklamak yetersizdir. Daha isabetli nedensellik zinciri şöyledir: Malazgirt imparatorluk meşruiyetini sarstı; meşruiyet krizi iç savaşlara yol açtı; iç savaşlar sınır kuvvetlerini parçaladı ve Türk askerî gruplarını Roma siyasetinin içine çekti; bu gruplar da ortaya çıkan boşlukta kalıcı hâkimiyetler kurdu. Bu, kaynakların birlikte okunmasından çıkarılabilen tarihsel bir sonuçtur.【434】

Malazgirt ile Haçlı Saldırıları Arasındaki İlişki

Malazgirt ile I. Haçlı Saldırısı arasında bir bağlantı bulunmakla birlikte, 1071 yenilgisini 1095’teki Clermont çağrısının tek ve doğrudan sebebi saymak mümkün değildir. Muharebe, Batı dünyasında Roma’nın doğu sınırının zayıfladığına ilişkin haberlerin yayılmasına katkıda bulundu; Anadolu’da Türk hâkimiyetinin İznik’e kadar ulaşması ise sonraki yardım taleplerini daha acil hâle getirdi.【435】


VII. Mihail’in 1074’te Papa VII. Gregorius’la temas kurarak askerî yardım araması, Malazgirt sonrasındaki krizin Latin dünyasına erken tarihte yansıdığını gösterir. Papa, doğudaki Hristiyanlara yardım düşüncesini kiliselerin birleşmesi ve papalığın üstünlüğü hedefleriyle birlikte değerlendirdi; ancak Alman İmparatoru IV. Heinrich’le mücadelesi ve Batı Avrupa’daki siyasî şartlar yüzünden kapsamlı bir harekat düzenlenemedi.【436】


Roma’nın içinde bulunduğu durum yalnızca Selçuklu ilerleyişinden kaynaklanmıyordu. Bari’nin 1071 baharında Normanlar tarafından alınması İtalya’daki Roma hâkimiyetine son vermiş; Robert Guiscard’ın 1081’den itibaren Balkanlar’a yönelmesi I. Aleksios’u batıda ağır bir savaşla karşı karşıya bırakmıştı. Malazgirt, Norman baskısı, Peçenek hareketleri ve iç savaşlar aynı askerî kaynaklar üzerinde rekabet eden krizlerdi.【437】


I. Aleksios’un Batı’dan yardım istemesiyle Papa II. Urbanus’un 1095’te Clermont’ta yaptığı çağrı arasında ilişki bulunmakla beraber, Haçlı Seferi’nin kitlesel bir harekete dönüşmesi Batı Avrupa’daki papalık siyaseti, aristokrat rekabeti, şövalye kültürü, toplumsal hareketlilik, ekonomik beklentiler ve Kudüs’ün dinî anlamı gibi başka etkenlere de bağlıydı. Malazgirt bu çok etkenli sürecin doğudaki önemli arka planlarından biriydi; tek başına açıklaması değildir.【438】


William of Apulia’nın Gesta Roberti Wiscardi’si, Malazgirt yenilgisini Haçlıların Anadolu’ya gelişiyle ilişkilendiren en erken Latin anlatılarından biridir. Eserde Romanos’un ölümünden sonra “Türkler Romania’ya karşı, yağma ve ölüm getirerek, harekete geçtiler” denilir ve ülkenin daha sonra “Galyalılar”, yani Haçlılar tarafından kurtarıldığı ileri sürülür. Ancak eser Papa II. Urbanus’un çevresinde, I. Haçlı Seferi başladıktan sonra kaleme alındığından bu bağlantı 1071’deki çağdaş algıyı değil, 1090’lardaki Haçlı ideolojisiyle biçimlenmiş geriye dönük bir yorumu yansıtır.【439】


I. Haçlı Seferi’nin ilk askerî sonuçları Roma İmparatorluğu açısından da önem taşıdı. İznik 1097’de Selçuklulardan alınarak imparatorluk görevlilerine teslim edildi; Haçlı ordularının Anadolu’dan geçişi sırasında Batı Anadolu’daki bazı bölgeler yeniden Roma denetimine girdi. Buna karşılık Urfa, Antakya ve Kudüs’te kurulan Latin devletleri, seferin yalnızca Roma topraklarını geri verme amacı taşımadığını gösterdi.【440】 Roma’nın XII. yüzyıl başında Batı Anadolu’da yeniden genişleyebilmesi, Malazgirt sonrasında ortaya çıkan siyasî tablonun bütünüyle geri döndürülemez olmadığı algısını güçlendirdi ve sonraki haçlı seferlerinin temel motivasyonunu oluşturdu.【441】


Sonuç olarak Malazgirt’in Haçlı Seferleri üzerindeki etkisi doğrusal bir “yenilgi–yardım çağrısı–Haçlı Seferi” zincirinden ibaret değildir. Sonraki yirmi dört yılda Anadolu’daki toprak kayıpları, Roma iç savaşları, papalık siyaseti ve Batı Avrupa’nın kendi dinamikleriyle birleşen önemli bir ön şart olarak görülmektedir.【442】

Tarihsel Hafıza ve Kültürel Temsil

Malazgirt Muharebesi’nin tarihsel hafızası, 26 Ağustos 1071’de gerçekleşen askerî karşılaşmanın değişmeden sonraki çağlara aktarılmış bir kopyası değildir. Olay; Ortaçağ İslâm tarihçiliğinde dinî zafer ve hükümdarlık meşruiyeti, Roma ve Doğu Hristiyan geleneklerinde yenilgi, ilahî ceza ve iç bölünme, modern Türkiye’de ise yurt, fetih ve kurucu başlangıç kavramları çevresinde yeniden anlamlandırılmıştır. Bu nedenle “Malazgirt’in hatırası”, muharebenin kendisinden çok daha uzun bir tarihî sürece ve birbirinden farklı toplulukların ürettiği metinlere, törenlere, anıtlara ve imgelere sahiptir.【443】


Bu temsiller bütünü incelenirken tarihsel olgu ile sonradan oluşmuş kültürel anlam birbirinden ayrılmalıdır. Selçuklu zaferi, IV. Romanos’un esir düşmesi ve serbest bırakılması gibi çekirdek hadiseler hem Müslüman hem Hristiyan kaynaklarda yer alırken; orduların sayıları, savaş öncesi konuşmalar, sultanın beyaz kefen giymesi, imparatorun hoş karşılanması yahut aşağılanması gibi unsurlar, kaynakların yazıldığı çağların siyasal ve edebî ihtiyaçlarıyla genişlemiştir.【444】

Ortaçağ İslâm Dünyasında Malazgirt Anlatısı

Malazgirt hakkındaki İslâmî hafıza, olayın hemen ardından kaleme alınmış tek ve kesintisiz bir resmî anlatıdan doğmadı. Alp Arslan devrine ilişkin Arapça malzeme, birbirinden nakiller yapan çeşitli tarih kolları aracılığıyla sonraki yüzyıllara ulaştı; yerel rivayetler, Bağdat merkezli tarihçilik, Selçuklu saray çevresinin siyasî dili ve daha geç biyografi eserleri bu birikime farklı katmanlar ekledi. Bu sebeple aynı temel hadisenin İbnü’l-Cevzî, Sıbt İbnü’l-Cevzî, İbnü’l-Esîr, İbnü’l-Adîm, Bundârî ve başka müelliflerde hem ayrıntı hem vurgu bakımından değişen biçimlerde görülmesi olağandır.【445】


Anlatıların en etkili kalıpları, savaşın askerî safhalarından çok Alp Arslan’ın ideal hükümdar olarak tasvirine hizmet etti. XIV. yüzyıl müellifi İbnü’d-Devâdârî’nin aktardığı “Bugün burada bir sultan yoktur. Ben de sizlerden biriyim” sözü, doğrulanmış bir savaş tutanağından çok, hükümdar ile askerleri aynı iman ve tehlike içinde birleştiren örnek konuşma motifini temsil eder.【446】


IV. Romanos’un esareti de hafızanın başlıca dramatik sahnesine dönüştü. Sultan ile imparator arasında geçtiği rivayet edilen “Ben senin eline düşseydim ne yapardın?” sorusu, ardından gelen bağışlama ve saygılı uğurlama aynı anlatı içinde hem galibin üstünlüğünü hem de merhametini gösterebiliyordu. Rivayetlerin birbirinden farklı şartlar ve konuşmalar vermesi, bu sahnelerin diplomatik antlaşmanın tam zabtı değil, adalet, kibir, ceza ve hükümdarlık erdemleri üzerine kurulmuş öğretici anlatılar olduğunu düşündürür.【447】


XIII. yüzyılda Malazgirt’in dinî anlamı daha da belirginleşti. Bu dönemin Arap ve Fars tarihçileri, Birinci Haçlı Seferi’nin, 1099’da Kudüs’ün kaybının, 1187’de geri alınmasının ve Moğol istilalarının oluşturduğu bir dünyada yazıyorlardı. Bu bağlamda Alp Arslan’ın Roma imparatorunu yenmesi yalnız Selçuklu siyasî tarihine ait bir başarı olarak değil, Hristiyan rakip karşısında İslâm’ın gelecekteki zaferlerini haber veren bir başlangıç şeklinde yorumlandı.【448】


Farsça anlatılar, Arapça rivayetlerdeki temaları yüksek nesrin mecazları, ziyafet tasvirleri ve hükümdarlık edebiyatının öğütleriyle daha da süsledi. Reşîdüddin geleneğinde Alp Arslan’ın Malazgirt’in hemen ardından Saltuk, Artuk, Danişmend, Mengücek ve başka emirlere Anadolu’nun bölgelerini paylaştırdığına ilişkin tarihsel anlatı, XIV. yüzyıldaki Türk siyasî coğrafyasını en temelde 1071’e bağladı.【449】 Bununla birlikte söz konusu retorik, Türklerle Romalılar veya Müslümanlarla Hristiyanlar arasındaki gündelik ticareti, ittifakları ve birlikte yaşama biçimlerini bütünüyle açıklamaz. Tarihsel hafızanın savaşçı dili, sınır toplumlarının daha karmaşık gerçekliğiyle özdeşleştirilmemelidir.【450】

Roma ve Hristiyan Tarih Geleneğinde Malazgirt

Roma tarih yazıcılığında muharebenin en güçlü hafıza çekirdeğini Michael Attaleiates’in anlatısı oluşturdu. Seferde bulunan Attaleiates, ordunun çözülmesini imparatorluk düzeninin çöküşüyle birleştiren yoğun bir felaket dili kullandı ve manzarayı “bütün Roma devletinin altüst olması” şeklinde tasvir etti. Bununla birlikte aynı yazar, Alp Arslan’ın zaferi kendi gücüne değil Allah'a bağladığını, esir imparatoru teselli ettiğini ve ona rütbesine uygun davrandığını da kaydeder. Böylece anlatı, Roma yenilgisini büyütürken Selçuklu hükümdarının itidalini de hafızaya yerleştirdi.【451】


Michael Psellos’un tasviri ise saray siyaseti ve Doukas hanedanıyla yakınlığı yüzünden farklı bir çerçeveye sahiptir. IV. Romanos’un askerî yeteneğini, kararlarını ve meşruiyetini küçülten bu yaklaşım; yenilgiyi yalnız savaş alanındaki şartlarla değil, imparatorun kişisel kusurlarıyla açıklamaya elverişliydi. Attaleiates’in Romanos’a daha yakın ve yer yer savunucu anlatısıyla Psellos’un eleştirel tutumu arasındaki fark, “Roma kaynakları”nın tek sesli olmadığını; hafızanın daha ilk aşamada hanedan rekabetiyle biçimlendiğini gösterir.【452】


Sonraki Roma tarihçileri de yenilgiyi farklı sorumluluk şemaları içinde anlattılar. İmparatorun cesurca savaşması, Andronikos Doukas’ın ihtiyat kuvvetleriyle çekilmesi, ordunun çok etnili yapısı ve başkentteki rakip çevrelerin davranışları; Romanos’u ya hatalı komutan ya da ihanete uğramış trajik hükümdar olarak sunmaya yaradı. Bu ikinci imge özellikle imparatorun dönüşünden sonra tahttan indirilmesi, kör edilmesi ve kısa süre içinde ölmesiyle güçlendi; Malazgirt’in hatırası bir meydan yenilgisinden Roma iç siyasetinin ahlâkî iddianamesine dönüştü.【453】


Ermeni geleneği de kendi içinde tek sesli değildi. Aristakes Lastivertsi, felaketi Hristiyan toplumundaki günah, kibir ve bölünmenin sonucu olarak okurken Romanos’un cesaretini tümüyle inkâr etmedi; sultanın esire karşı merhametini ve Romanos’un kendi tebaası tarafından uğradığı zulmü ahlâkî bir karşıtlık içinde aktardı. Bu anlatıda Malazgirt, yalnız “Roma’nın yenilgisi” değil, Tanrı’nın Hristiyan hükümdarları ve toplulukları sınadığı geniş bir musibetler tarihinin parçasıdır.【454】


Urfalı Mateos’un anlatısı ise Roma yönetimiyle Ermeni toplulukları arasındaki mezhep ve iktidar gerilimlerini daha açık biçimde yansıtır. Sivas’ın yağmalanması, Romanos’un Ermeni mezhebine yönelttiği tehdit, Roma ordusundaki ihanet ve Alp Arslan’ın imparatorun ölümüne ağıt yakması gibi unsurlar, olayların kronolojisiyle her zaman uyuşmasa da Ermeni hafızasının topluluk içi acılarını savaş öyküsüne yerleştirir. Bu nedenle Mateos, yalnız muharebenin ayrıntılarını doğrulamak için değil, XII. yüzyıl Ermeni çevrelerinin Roma ve Selçuklu iktidarlarını nasıl anlamlandırdığını görmek için değerlidir.【455】


Latin-Norman gelenekte Guillaume d’Apulie’nin Gesta Roberti Wiscardi’si, Romanos’u cesur ve onurlu bir hükümdar olarak işlerken anlatıyı Norman savaşçılığının ve Birinci Haçlı Seferi’ne uzanan bir Latin başarı çizgisinin hizmetine soktu. Modern Yunan tarihyazımında ise Konstantinos Paparrigopoulos’tan Pavlos Karolides’e ve Penelope Delta’ya kadar Romanos, Anadolu’daki Helen varlığını savunan “kahraman” veya “şehit” hükümdar biçiminde yeniden kuruldu. Böylece aynı esaret sahnesi İslâmî gelenekte galibin merhametini, modern Yunan hafızasında ise mağlubun fedakârlığını simgeleyebildi.【456】

Osmanlı Tarihyazımında Malazgirt

Osmanlı tarihçiliği, hanedanın cihan hakimiyeti mefkuresini kuruluş, gaza, İstanbul’un fethi ve padişahların seferleri çevresinde kurduğu için Malazgirt’i modern Türkiye’deki kadar merkezî bir “başlangıç” kabul etmedi. Anadolu, imparatorluğun yalnız bir parçasıydı; siyasî aidiyet de hanedan, din ve devlet düzeni üzerinden ifade ediliyordu. Ahmed Cevdet Paşa’nın XIX. yüzyılda askerî coşkuyu cihat çağrısıyla açıklamayı sürdürmesi, bu uzun İslâmî-imparatorluk dilinin geç bir örneğidir.【457】


Bununla birlikte Malazgirt anlatılarında gelişen bazı edebî kalıplar Osmanlı gazanâmelerinde yaşamaya devam etti. Hükümdarın savaş öncesi duası, düşmanın sayıca çokluğunun vurgulanması, zaferin Allah'a atfedilmesi, fetihnâmenin yüksek sesli üslubu ve gazi sultanın adaleti; Varna, İstanbul, Mohaç ve başka Osmanlı zaferlerini anlatırken yeniden kullanıldı. Bu süreklilik her Osmanlı tarihçisinin açıkça Malazgirt’e gönderme yaptığı anlamına gelmez; daha çok Selçuklu döneminde olgunlaşan zafer retoriğinin Osmanlı saray tarihçiliğine aktarılmasını gösterir.【458】


Nitekim Ahmed Cevdet Paşa ile son Osmanlı vakanüvisi Abdurrahman Şeref, Malazgirt’i IV. Romanos’un yenilip esir düştüğü bir olay olarak anmış, fakat ona “Anadolu’nun kapılarını açan” belirleyici jeopolitik sonuç yüklememiştir. Ahmed Refik de Anadolu’nun Türkleşmesinde ağırlığı 1070’lerdeki Kutalmışoğlu Süleyman’ın faaliyetlerine vermiştir. Bu örnekler, bugün yaygın olan kurucu-zafer yorumunun Osmanlı tarihçiliğinin değişmez mirası değil, büyük ölçüde XX. yüzyılda sistemleşen bir okuma olduğunu ortaya koyar.【459】


Geç Osmanlı dönemindeki dönüşüm, Balkan Savaşları’nın kayıpları ve Anadolu’nun “Türk yurdu” olarak öne çıkmasıyla hızlandı. 1910’da kurulan Târîh-i Osmânî Encümeni hâlâ imparatorluk çerçevesinde çalışsa da yerel Anadolu tarihleri ve Osmanlı öncesi Türk siyasî teşekkülleri giderek daha fazla ilgi çekti. Malazgirt ile Anadolu’daki Türk yerleşimi arasında açık ve güçlü bağ kuran başlıca dönüm noktası, Fuad Köprülü’nün 1918’den itibaren geliştirdiği tarih yorumuydu; bu yaklaşım Cumhuriyet devrinin Selçuklu araştırmalarına köprü oluşturdu.【460】

Cumhuriyet Döneminde Malazgirt’in Yorumlanması

Cumhuriyet’in kuruluşuyla tarih, devletin sınırları ile “Türk milleti” arasında geçmişe dayalı bağın ortaya çıkarılmasının başlıca araçlarından biri oldu. Osmanlı’nın Balkanlar ve Arap ülkeleriyle bağlantılı imparatorluk coğrafyasının yerini Anadolu merkezli bir vatan anlayışı alınca, XI–XIII. yüzyıl Selçuklu tarihi modern Türkiye’nin uzak öncülü olarak değerlendirildi. Türk Tarih Kurumunun kurulması, tarih öğretiminin yeniden düzenlenmesi ve Osmanlı öncesi Anadolu araştırmalarının teşvik edilmesi bu yönelişin kurumsal zeminini oluşturdu.【461】


Malazgirt’in Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren kesintisiz biçimde en merkezî olay sayıldığı düşünülmemelidir. Türklerin Anadolu’da çok eski çağlardan beri bulunduğunu ileri süren Türk Tarih Tezi bakımından 1071’i “Anadolu’ya geliş” tarihi olarak ön plana çıkartmak başlangıçta uyumsuzdu. Bu erken dönem teoriler etkisini kaybettikçe Malazgirt, tarihsel olarak belgelenebilir bir muharebeye dayanması ve Anadolu’daki Türk siyasî varlığının en kuvvetli başlangıcını simgelemesi sebebiyle daha elverişli bir kurucu anlatıya dönüştü.【462】


Bu dönüşümün ilmî dildeki basamakları belirgindir. Köprülü 1918’de zaferle Türklerin Anadolu’ya yerleşmesi arasında bağ kurdu; 1922 ve 1926’daki çalışmalarında Malazgirt’in Anadolu yollarını açtığını yazdı. Mükrimin Halil Yinanç, 1944’te muharebeyi hem Türk hem dünya tarihi için dönüm noktası sayarken Feridun Dirimtekin onu “Türklerin Cannae Muharebesi” diye niteledi. Böylece askerî olay, önce Anadolu’nun fethi ve ardından ulusal tarihin başlangıcıyla özdeşleşti.【463】


Bununla beraber Cumhuriyet dönemi tarihçileri tek bir yorumda birleşmedi. Mehmet Altay Köymen, zaferi daha çok Türk askerî teşkilâtı ve savaş usulleriyle açıklarken Osman Turan, Türk ve İslâm unsurlarını birleştirerek muharebeyi dinî-tarihî bir yükselişin işareti saydı. Nejat Kaymaz ise özellikle 900. yıldönümü çevresinde oluşan romantik atmosferi eleştirdi; Alp Arslan’a Anadolu’yu bütünüyle fethetmeye yönelik önceden hazırlanmış bir plan atfedilmesinin antlaşma şartlarıyla uyuşmadığını belirtti. Bu ayrımlar, “millî tarihyazımı” içinde de eleştirel ve muzafferiyetçi çizgilerin yan yana bulunduğunu gösterir.【464】 Bunun dışında akademide de “Rum Selçukluları” yerine “Anadolu Selçukluları” teriminin yaygınlaşması, Selçuklu ülkesini modern Anadolu kavramına yaklaştırdı.【465】


1960’lar ve 1970’lerde Malazgirt’in yorumuna Türk-İslâm sentezi daha güçlü biçimde girdi. İbrahim Kafesoğlu, Alp Arslan’ı Sünnî siyasî birliği koruyan ve Türkleri tarihî-İslâmî görevle Anadolu’ya yönelten hükümdar olarak öne çıkardı; Osman Turan ile Ali Sevim de Anadolu’nun “Türk yurdu” hâline gelişini Malazgirt’in başlıca sonucu saydı. Böylece erken Cumhuriyet’in daha “vatan” vurgusu, Ortaçağ kaynaklarının gazi sultan ve dinî zafer motifleriyle yeniden birleşti.【466】


1971’deki 900. yıldönümü bu sürecin kurumsal dönüm noktasıydı. Selçuklu Tarih ve Medeniyeti Enstitüsünün 1966’da kurulması, 1969–1972 arasında bir Selçuklu araştırmaları dergisinin yayımlanması, Türk Tarih Kurumunun kaynak neşirleri, halk kitapları ve Selçuklu semineri hazırlaması aynı anma ikliminin parçalarıydı. Faruk Sümer ile Ali Sevim’in Arapça ve Farsça metinleri çevirileriyle bir araya getirmesi gibi kalıcı ilmî çalışmalar, yıldönümünün yalnız tören değil kaynak yayını üretmesini de sağladı.【467】


Ali Sevim’in Türk Tarih Kurumu tarafından “Halk İçin Tarih Yayınları” dizisinin ilk kitabı olarak basılan Malazgirt Meydan Savaşı, bu ikili niteliği açıkça taşır. Eser bir yandan o tarihte bilinen kaynakları genel okuyucuya derli toplu sunmayı amaçlar; öte yandan “Türk ulusuna armağan”, “eşsiz kahraman” ve “aziz hatıra” gibi 900. yıldönümünün anma dilini kullanır. Bu nedenle kitap, yalnız muharebeyi anlatan bir çalışma değil, 1971’de akademik kurum ile kamusal hafızanın nasıl iç içe geçtiğini gösteren bir belgedir.【468】


“Anadolu’nun kapısı” kalıbı daha sonraki popüler ve kimi akademik metinlerde yaşamayı sürdürdü. Muharebenin Roma İmparatorluğu’nu doğrudan yıkılışa soktuğu ve savaştan hemen sonra Anadolu’nun bütünüyle Türk yurdu olduğu biçimindeki doğrusal ve açıklayıcı özetler, uzun süreli göç, yerleşme, iç savaş ve bölgesel devletleşme süreçlerini tek bir güne sıkıştırır. Malazgirt’i dönüm noktası saymak mümkündür; fakat bu ifade, 1071 ile sonraki yüzyıllar arasındaki çok aşamalı dönüşümün yerine geçirilmemelidir.【469】

“Alp Arslan” ve “Malazgirt” Simgelerinin Oluşumu

Malazgirt’in kurucu simgeye dönüşmesini kolaylaştıran başlıca etken, anlatının tarihsel bir çekirdeğe ve güçlü bir dramatik yapıya aynı anda sahip olmasıdır: karşı karşıya gelen iki hükümdar, kalabalık ve bileşik Roma ordusu, hareketli Selçuklu süvarileri, yenilgi, imparatorun esareti ve galibin bağışlayıcılığı. Modern ulusal hafıza bu karmaşık olay örgüsünü “yurdun kazanıldığı an” şeklinde yoğunlaştırdı; böylece muharebe hem askerî zafer, hem toprak, hem de kolektif başlangıç noktası işlevi kazandı.【470】


Alp Arslan’ın simgesel kişiliği de farklı çağlardan gelen niteliklerin birleşmesiyle oluştu. Ortaçağ metinlerindeki dindar sultan, gazi, okçu ve merhametli galip; modern anlatıda Türk yurdunun kurucusu ve milleti ortak amaç çevresinde toplayan başkomutan hâline geldi. Buna karşılık IV. Romanos bazen kibirli saldırgan, bazen mağlup hükümdar, bazen de kendi siyasî çevresinin ihanetine uğramış trajik rakip olarak temsil edildi. İki hükümdarın karşılaşması, tarihsel kişiliklerinden daha kalıcı bir kültürel ikili yarattı.【471】


Alp Arslan ile Mustafa Kemal Atatürk arasında kurulan paralellik, bu simgeleşmenin en etkili örneklerinden biridir. Malazgirt için 26 Ağustos 1071 tarihinin, Büyük Taarruz’un başladığı 26 Ağustos 1922 ile takvimsel uyumu; “yurdu kazanan” ve “yurdu kurtaran” iki askerî önderi aynı anlatı ekseninde buluşturdu. Dirimtekin’in eserine koyduğu “Tarih tekerrürden ibarettir: 26 Ağustos 1071—26 Ağustos 1922” ibaresi ve 1971 toplantılarında yapılan karşılaştırmalar, bu ilişkinin bilinçli bir hafıza düzenine dönüştüğünü gösterir.【472】


Kamusal heykel ve anıtlar, soyut anlatıyı Malazgirt çevresindeki mekâna sabitledi. Selçuklu Tarih ve Medeniyeti Enstitüsü 1967’de Malazgirt’e bir Alp Arslan heykeli dikilmesi girişimini başlattı; Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay temel taşı törenine katıldı. Kasabanın batı girişindeki atlı hükümdar figürü ile doğusundaki iki yüksek sütundan oluşan zafer anıtı, ziyaretçiye muharebe alanına girdiğini bildiren görsel eşikler hâline geldi.【473】


Madalyon, para ve posta pulları ise Malazgirt imgesini gündelik dolaşıma soktu. 1971 tarihli 50 liralık gümüş parada Alp Arslan portresi, 1071–1971 tarihleri ve Van Gölü çevresinden Anadolu’ya yayılan oklar; pullarda ise atlı okçu, kırmızı zemin ve büyütülmüş hükümdar figürü kullanıldı. Miğfer, bıyık, zırh ve at koşumu gibi ayrıntıların bir bölümü XI. yüzyılla uyuşmasa da görsellerin amacı arkeolojik doğruluk değil, hızla tanınabilen savaşçı hükümdar ve fetih mesajı üretmekti.【474】


Ahmet Yüzendağ’ın 1971 kutlamaları vesilesiyle yazdığı “Malazgirt’te Bir Meşale Yanar” şiiri, Alp Arslan’ı aynı anda hakan, sultan, gazi ve yurdun kurucusu olarak işler. Şiirin sonundaki “Alparslanların elinde” sözü, hükümdarın adını sonraki kuşaklara aktarılabilen bir kahramanlık sıfatına dönüştürür. Bu ifadenin dönemin milliyetçi siyasetçisi Alparslan Türkeş’e örtülü gönderme taşıdığı görüşü ileri sürülmüşse de bunu kesin bir yazar niyeti olarak değil, metnin 1960’lar–1970’ler siyasal ortamında kazanabileceği çağrışımlardan biri olarak değerlendirmek gerekir.【475】


Simgelerin yeni siyasî bağlamlarla güçlendirilmesi XXI. yüzyılda da sürdü. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 26 Ağustos 2017 konuşmasında Alp Arslan’ın “bir elinde kızıl bayrak, diğerinde yeşil sancak” ile Anadolu’yu ebedî yurt kıldığı anlatıldı ve Selçuklu başlangıcı Osmanlı'nın genişlemesine bağlandı. İstanbul’daki Büyük Çamlıca Camii’nin dört minaresinin 107,1 metre yüksekliği ile konferans salonunun 1.071 kişilik kapasitesi de muharebe tarihinin mimari sayılara dönüştürülmesine örnek gösterilmiştir.【476】

Malazgirt’in Ders Kitaplarındaki Yeri

Cumhuriyet dönemi okul tarihçiliğinde Malazgirt, öğrenciyi yalnız bir askerî olay hakkında bilgilendiren konu değil, millet ile Anadolu arasındaki bağı kuran başlangıç anlatısı olarak işlev gördü. Ders programlarının çocuklarda ulusal gurur, bayrağa ve tarihî şahsiyetlere saygı oluşturma hedefi; muharebenin Alp Arslan’ın önderliği, askerlerin fedakârlığı ve Anadolu’nun yurt oluşu çevresinde öğretilmesini teşvik etti.【477】


Bununla birlikte müfredattaki önem ve yorum sabit kalmadı. Erken Cumhuriyet’in Orta Asya ve eski Anadolu uygarlıklarını merkeze alan tarih tezi, bir süre Malazgirt’in “kurucu muharebe” anlamını geri plana itti; sonraki dönemde Selçuklular modern Türkiye’nin öncülleri olarak öne çıktıkça 1071 daha güçlü bir eşik hâline geldi. Dolayısıyla ders kitaplarındaki Malazgirt, yalnız ilmî araştırmalardaki yeni bilgilerin değil, devletin vatan, din ve milliyet kavramları arasında kurduğu değişen ilişkinin de göstergesidir.【478】

Yıldönümleri ve Resmî Anma Törenleri

1971’deki 900. yıldönümü, Malazgirt anmalarını ulusal ölçekte örgütlü ve çok araçlı bir programa dönüştürdü. Türk Tarih Kurumu yeni kaynak neşirleri ve “Halk İçin Tarih Yayınları” dizisini hazırladı, Ekim 1971 için bir Selçuklu semineri planladı ve Erzurum ile Malazgirt’teki törenlere geniş bir heyetle katılma kararı aldı. Kurumun programı, bilimsel yayın ile kamusal anmayı birbirinin alternatifi değil, aynı yıldönümü faaliyetinin iki parçası olarak tasarlıyordu.【479】


Yıldönümü için hatıra paraları ve pullar basıldı, armağan kitapları ve monografiler yayımlandı, bir tiyatro oyunu sipariş edildi ve muharebeyi canlandıran askerî bir manevra düzenlendi. Bu çeşitlilik, 1971’in yalnız bir gün süren tören olmadığını; akademi, ordu, posta, para, sahne ve yerel yönetim gibi kurumların ortaklaşa ürettiği bir hafıza seferberliği olduğunu gösterir.【480】


Malazgirt’teki yerel kutlamalarda dönem kıyafetleri, atlı gösteriler ve muharebenin temsili canlandırmaları öne çıktı. Kentin doğusundaki zafer anıtı çevresinde yapılan bu gösteriler, seyirciye tarih anlatmak kadar geçmişi bedensel ve mekânsal olarak “yeniden yaşatma” işlevi gördü; 2003’te başbakanın da kutlamaları izlemesi, yerel törenin merkezî siyasetin görünür olduğu ulusal sahneye dönüşmesini gösteriyordu.【481】


Üst düzey devlet katılımı sonraki yıllarda devam etti. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel 1998’de Muş ve Malazgirt çevresindeki programa katıldı; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 2004’teki konuşmasında 933 yıl önceki gerçekleşen zaferi “birlik ve barış” çağrısıyla ilişkilendirdi. Böylece anma konuşmaları yalnız geçmişi övmekle kalmadı, konuşulduğu dönemin birlik, güvenlik ve siyasal meşruiyet kavramlarını tarihsel bir örnek üzerinden ifade etti.【482】


2017’deki konuşma, Malazgirt’i Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet’i birbirine bağlayan uzun bir devlet sürekliliğinin başlangıcı olarak ortaya koydu. Kızıl bayrak ile yeşil sancak imgesi Türklük ve İslâmiyet’i aynı sahnede birleştirirken zaferin “yeni bir yurt ve gelecek” kazandırdığı vurgulandı.【483】


Anmaların takvimde 30 Ağustos Zafer Bayramı’na yakınlığı ayrıca anlam üretir. 26 Ağustos 1071 ile Büyük Taarruz’un başladığı 26 Ağustos 1922, Malazgirt ve Dumlupınar’ı “yurdun kazanılması” ile “yurdun kurtarılması” olarak eşleştirmeye imkân verdi; ağustosun son haftasında iki zaferin aynı siyasî program içinde anılması da bu çağrışımı güçlendirdi.【484】

Edebiyat, Sinema ve Popüler Tarih Anlatıları

Malazgirt anlatısının edebî uyarlamaya elverişliliği, Ortaçağ kaynaklarında başlamıştı. Hükümdarların yüz yüze gelmesi, sayı bakımından eşitsiz ordular, savaş öncesi hitabet, imparatoru yakalayan adı belirsiz gulâm, esaret çadırındaki diyalog ve beklenmedik merhamet; kroniğe tiyatroya benzer sahneler kazandırdı. Bu öğeler tarihsel doğrulukları aynı derecede güçlü olmasa da sonraki yazarların kahramanlık, kibir, kader ve bağışlama temalarını işlemelerine hazır bir olay örgüsü sundu.【485】


“Malazgirt’te Bir Meşale Yanar” şiiri, modern Türk edebî temsilinin kaynak havuzunda en ayrıntılı biçimde belgelenen örneğidir. Şiirde beyaz giysi, dua, “Allah Allah” nidaları, çok kalabalık Roma ordusu ve Türklerin ikinci anayurdu temaları bir araya gelir; Ortaçağ İslâm anlatısının gazi hükümdarı Cumhuriyet döneminin millî kurucu kahramanına dönüşür.【486】


Yunan edebiyatında Penelope Delta’nın tamamlanmamış To Gremisma (Çöküş/Yıkılış) romanı karşıt bir hafıza kurar. Anlatı Malazgirt gecesinde, esir Romanos’un çadırında başlar; imparatorun yenilgisi Roma devletinin ve Anadolu’daki Helen varlığının çözülüşünü haber veren trajik başlangıç sayılır. Delta’nın eseri yazdığı 1912–1927 dönemi ile 1922’deki Yunan yenilgisi ve Anadolu’dan kopuş arasındaki yakınlık, XI. yüzyıl olayının modern ulusal felaket deneyimini ifade eden tarihsel alegoriye dönüşmesini sağlar.【487】


Batı romanında kaynak havuzunun kaydettiği belirgin örnek, Alfred Duggan’ın 1953’te yayımlanan The Lady for Ransom adlı eseridir. Roman Malazgirt seferini kurmaca için arka plan olarak kullanır; bu durum muharebenin yalnız Türk ve Yunan millî anlatılarına değil, paralı askerler, saray entrikası ve Ortaçağ savaşçılığı üzerinden İngilizce tarihî romana da taşındığını gösterir. Bununla birlikte kurmaca eser, kaynakların sustuğu yerleri karakter ve olay icat ederek doldurduğundan tarihsel kanıt yerine temsil tarihi içinde değerlendirilmelidir.【488】


Guillaume d’Apulie’nin Ortaçağ Latin destanı, tarih ile edebî temsil arasındaki sınırın çok daha erken bir örneğidir. Romanos’un cesareti ve felaketi Normanların askerî değerini yücelten bir anlatıya eklenmiş, Türklerin Roma ülkesine ilerlemesi Birinci Haçlı Seferi sonrasının kutsal yol ve Hristiyan başarı söylemiyle ilişkilendirilmiştir. Eser, bir muharebe anlatısının daha yazıldığı yüzyılda bile onu aktaran topluluğun siyasî hedefleri doğrultusunda yeniden düzenlenebildiğini gösterir.【489】

Malazgirt Meydan Muharebesi Tarihî Millî Parkı

Malazgirt çevresinin anma mekânına dönüşmesi, tarihî millî park adlandırmasından önce başlayan heykel, anıt ve yıldönümü faaliyetlerine dayanır. Mekânsallaşmanın ilk belirgin adımlarından biri, Selçuklu Tarih ve Medeniyeti Enstitüsünün 1967’de başlattığı Alp Arslan heykeli girişimiydi. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın temel taşını koyduğu ve Malazgirt’in batı girişine yerleştirilen atlı heykel, kente yaklaşan ziyaretçiyi hükümdar figürüyle karşılayan bir hafıza işareti oluşturdu. Heykel kaidesindeki 15.000 Selçuklu ve 210.000 Roma askeri rakamları, anıtların tarihsel tartışmaları çözmekten çok dönemin kabul gören anlatısını somutlaştırdığını da gösterir.【490】

Malazgirt Meydan Muharebesi Tarihi Milli Parkı (T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı)


Kasabanın doğusunda, savaşın gerçekleştiği düşünülen alana dikilen ve yaklaşık 42 metre yükselen iki beyaz sütunlu zafer anıtı ise “Anadolu’nun girişi” fikrini mimari biçime dönüştürdü. Birbirine yaklaşan iki dikey kütle, uzaktan görülebilen bir kapı veya eşik etkisi yaratır; böylece “Anadolu’nun kapılarının açılması” sözü yalnız metinde tekrarlanan bir mecaz olmaktan çıkar ve ziyaret edilen fiziksel bir simge hâline gelir.【491】


Her yıl ağustos ayında yapılan törenler ve kostümlü canlandırmalar, heykel ile zafer anıtını yaşayan bir anma peyzajının parçalarına dönüştürdü.【492】 Devlet temsilcilerinin katılımı, yerel halkın gösterileri ve ulusal medyada dolaşıma giren görüntüler; savaş alanını yalnız geçmişe ait bir coğrafya değil, kimlik ve siyasî birlik mesajlarının periyodik olarak yeniden üretildiği törensel bir sahne hâline getirdi. Tarihî millî park fikri, bu bakımdan daha eski anıtlaştırma ve ziyaret pratiklerinin kurumsallaşmış devamı olarak okunabilecek bir politika örneği olarak kabul edilmektedir.【493】 Günümüzde de milli park merkez olmakla beraber çeşitli şehirlerde kutlamalar, sempozyum ve paneller sürdürülmekte, Malazgirt muharebesinin hatırası devlet protokolü de dahil olmak üzere pek çok mecrada yaşatılmaya devam edilmektedir.

Kaynakça

Aslan, İlhan. “Matteos Urhayetsi’nin ‘Yıllık’ Adlı Eserinde Malazgirt Savaşı’na Dair Kayıtlar.” Selçuk Türkiyat, no. 67 (Nisan 2026): 61–80. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://doi.org/10.21563/sutad.1725843.

Attaleiates, Michael. The History. Çev. Anthony Kaldellis ve Dimitris Krallis. Dumbarton Oaks Medieval Library 16. Cambridge, MA: Harvard University Press, 2012. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://www.hup.harvard.edu/books/9780674057999.

Ağırnaslı, Nilay. “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları.” Doktora tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2013. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=hIKIuqnDMJw2QbEPXawNaQ&no=ile9jUFAvkiNcWCgx7ZN9Q.

Bilinir, Sedat. “Mikhail Psellos’un Khronographia’sı.” Kitap tanıtımı. Türk & İslam Dünyası Sosyal Araştırmalar Dergisi 4, no. 10 (Mart 2017): 395–398. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://doi.org/10.16989/TIDSAD.1217.

Cahen, Claude. “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı.” Çev. Zeynep Kerman. Türkiyat Mecmuası 17 (1972): 77–100. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/172866.

Daş, Mustafa. “Normanlar, ‘Gesta Roberti Wiscardi’ ve Malazgirt Savaşı.” Tarih Dergisi, no. 71 (2020): 83–90. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://doi.org/10.26650/TurkJHist.2020.006.

Demirkent, Işın. “Haçlı Seferleri Kaynaklarının Büyük Külliyatı: Recueil des Historiens des Croisades, II: Bizanslı Tarihçiler.” Belleten 65, no. 244 (Aralık 2001): 921–958. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://doi.org/10.37879/belleten.2001.921.

Eskikurt, Adnan. “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde (1068, 1069 ve 1071) Kullandığı Güzergâhlara Dair Genel Bir Değerlendirme.” Tarih Dergisi, no. 88 (Şubat 2026): 1–24. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://doi.org/10.26650/iutd.1640245.

Giovanni Boccacio. “Bataille de Malazgirt (1071).” XV. yüzyıl. Yazma resmi. De casibus virorum illustrium. Bibliothèque nationale de France, Département des manuscrits, Français 236, fol. 203. Portail Biblissima. Erişim tarihi: 22 Ağustos 2026. https://portail.biblissima.fr/fr/ark%3A/43093/ifdata504187a480465e72c4bea183b3daa66dae338770.

Gök, Halil İbrahim. “Mir’âtü’z-Zamân’a Göre Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultan Alp Arslan Devri.” Yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1995. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=AOR9QxOsCTHI8uFKE-3Ayw&no=AOR9QxOsCTHI8uFKE-3Ayw.

Hacısalihoğlu, Fuat. “Aristakes Lastivertsi’nin ‘Tarih’ Adlı Eserinde Malazgirt Savaşı’na Dair Kayıtlar.” Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılı Özel Sayısı (Ekim 2023): 67–74. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://doi.org/10.53718/gttad.1343065.

Haldon, John, Vince Gaffney, Georgios Theodoropoulos ve Phil Murgatroyd. “Marching across Anatolia: Medieval Logistics and Modeling the Mantzikert Campaign.” Dumbarton Oaks Papers 65/66 (2011–2012): 209–235. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://www.jstor.org/stable/41933710.

Hillenbrand, Carole. Malazgirt Muharebesi: Türklerin Efsanesi, İslamın Simgesi. Çev. Mehmet Moralı. İstanbul: Alfa, 2015. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://kutuphane.ttk.gov.tr/details?id=588213&materialType=KT&query=Hillenbrand%2C+Carole.

Keçiş, Murat. “İhanetten İmparatorluğa: IV. Romanos Diogenes.” Belleten 86, no. 305 (Nisan 2022): 89–117. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://doi.org/10.37879/belleten.2022.089.

Köymen, Mehmet Altay. “Alp Arslan Zamanı Selçuklu Askerî Teşkilâtı.” Tarih Araştırmaları Dergisi 5, no. 8–9 (1967): 1–73. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://makale.isam.org.tr/handle/123456789/185522.

Maître de Rohan. “Bataille de Malazgirt (1071).” XV. yüzyıl. Yazma resmi. Giovanni Boccaccio, De casibus virorum illustrium. Bibliothèque nationale de France, Département des manuscrits, Français 226, fol. 256. Portail Biblissima. Erişim tarihi: 22 Ağustos 2026. https://portail.biblissima.fr/fr/ark%3A/43093/ifdata5363e55d67c21cdf06eae947a2827b5c0215b948.

Sevim, Ali. Malazgirt Meydan Savaşı. Türk Tarih Kurumu Yayınları, XX. Seri, no. 1. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1971. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://kutuphane.ttk.gov.tr/details?id=837970&materialType=KT&query=Malazgirt+Sava%C5%9F%C4%B1%2C+1071+_+Tarih.

Sevim, Ali. “Malazgirt Muharebesi.” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi 27:481–483. Ankara: TDV Yayınları, 2003. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://islamansiklopedisi.org.tr/malazgirt-muharebesi.

Sümer, Faruk, ve Ali Sevim. İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı: Metinler ve Çevirileri. Türk Tarih Kurumu Yayınları, XIX. Dizi, no. 3. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1971. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://kutuphane.ttk.gov.tr/details?id=752246&materialType=KT&query=Malazgirt+Sava%C5%9F%C4%B1%2C+1071.

T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü. “Malazgirt Meydan Muharebesi Tarihi Milli Parkı.” Doğa Turizmi Web Uygulaması. Erişim tarihi: 22 Ağustos 2026. https://ekotaban.tarimorman.gov.tr/alan/2871.

The Cleveland Museum of Art. “Nomisma with Eudocia and Romanus IV Diogenes.” 1068–1071. Altın, çap 2,7 cm. The Norweb Collection, envanter no. 1964.425. Kamu malı. Erişim tarihi: 22 Ağustos 2026. https://www.clevelandart.org/art/1964.425.

Theotokis, Georgios. The Campaign and Battle of Manzikert, 1071. War and Conflict in Premodern Societies. Leeds: Arc Humanities Press, 2024. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://www.cambridge.org/core/books/campaign-and-battle-of-manzikert-1071/F0EDB4E136BFDB998088EC3D242C495E.

Uyanık, Ömer Faruk. “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri (1068–1071).” Yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, 2018. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=KGxiQMXMnri24tsKXLUhfQ&no=NAH3Sb840_hKgpxmY8MnHQ.

Vryonis, Speros, Jr. “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair Kişisel Bir Değerlendirme.” Çev. Pınar Kaya. Tarih İncelemeleri Dergisi 33, no. 1 (2018): 283–298. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://doi.org/10.18513/egetid.447416.

Çetin, Kaan. “Bizans Kaynakları ve Batılı Araştırmacıların Gözüyle Malazgirt Savaşı ve Bizans Ordusu.” Yüksek lisans tezi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=JOW3USkic-0zBtHZOEh3_w.

Şahin Demir, Mazlum. “XI. Asırda Değişen Anadolu’da Türkler: Malazgirt Savaşı (26 Ağustos 1071).” Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi 4, no. 11 (Mayıs 2017): 240–256. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://dergipark.org.tr/tr/pub/atdd/article/410232.

Şeşen, Ramazan. “Alp Arslan’ın Hayatı ile İlgili Arapça Kaynaklar.” Türkiyat Mecmuası 17 (1972): 101–112. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2026. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/172870.

“Romain IV et Alp Arslan.” XV. yüzyıl. Yazma resmi. Giovanni Boccaccio, De casibus virorum illustrium. Bibliothèque nationale de France, Département des manuscrits, Français 232, fol. 323. Portail Biblissima. Erişim tarihi: 22 Ağustos 2026. https://portail.biblissima.fr/fr/ark%3A/43093/ifdata4aebe809ce03c5ae8568686af0bda4ae7a75475b.

“Supplice de Romain IV.” XV. yüzyıl. Yazma resmi. Giovanni Boccaccio, De casibus virorum illustrium. Bibliothèque nationale de France, Département des manuscrits, Français 230, fol. 254v. Portail Biblissima. Erişim tarihi: 22 Ağustos 2026. https://portail.biblissima.fr/ark:/43093/ifdata37d95d482524066e28fb9010ed9ad4b597e9ce63.

Dipnotlar

  • [1]

    Speros Vryonis, Jr., “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair Kişisel Bir Değerlendirme,” çev. Pınar Kaya, Tarih İncelemeleri Dergisi 33, no. 1 (2018), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://doi.org/10.18513/egetid.447416, 283.

  • [2]

    Carole Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi: Türklerin Efsanesi, İslamın Simgesi, çev. Mehmet Moralı (İstanbul: Alfa, 2015), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://kutuphane.ttk.gov.tr/details?id=588213&materialType=KT&query=Hillenbrand%2C+Carole, 15.

  • [3]

    Georgios Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, War and Conflict in Premodern Societies (Leeds: Arc Humanities Press, 2024), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://www.cambridge.org/core/books/campaign-and-battle-of-manzikert-1071/F0EDB4E136BFDB998088EC3D242C495E, ix.

  • [4]

    Ali Sevim, “Malazgirt Muharebesi,” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, c. 27 (Ankara: TDV Yayınları, 2003), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/malazgirt-muharebesi, 482–483; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 15–16.

  • [5]

    Claude Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” çev. Zeynep Kerman, Türkiyat Mecmuası 17 (1972), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/172866, 77–81; Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1–21.

  • [6]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, ii, 46; Fuat Hacısalihoğlu, “Aristakes Lastivertsi’nin ‘Tarih’ Adlı Eserinde Malazgirt Savaşı’na Dair Kayıtlar,” Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılı Özel Sayısı (Ekim 2023), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://doi.org/10.53718/gttad.1343065, 69–71.

  • [7]

    Michael Attaleiates, The History, çev. Anthony Kaldellis ve Dimitris Krallis, Dumbarton Oaks Medieval Library 16 (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2012), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://www.hup.harvard.edu/books/9780674057999.

  • [8]

    Ramazan Şeşen, “Alp Arslan’ın Hayatı ile İlgili Arapça Kaynaklar,” Türkiyat Mecmuası 17 (1972), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/172870, 108–110; Sevim, “Malazgirt Muharebesi,” 482.

  • [9]

    Şeşen, “Alp Arslan’ın Hayatı,” 109–110; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, ix–xv.

  • [10]

    Ali Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, XX. Seri, no. 1 (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1971), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://kutuphane.ttk.gov.tr/details?id=837970&materialType=KT&query=Malazgirt+Sava%C5%9F%C4%B1%2C+1071+_+Tarih, 75–77; Sevim, “Malazgirt Muharebesi,” 482.

  • [11]

    Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 288; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 30.

  • [12]

    Şeşen, “Alp Arslan’ın Hayatı,” 109–110; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 30, 142–143.

  • [13]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 142–143.

  • [14]

    Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 286–288; Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 2–16.

  • [15]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 2–4.

  • [16]

    Attaleiates, The History, 279–295; Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 25–26.

  • [17]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 3–5.

  • [18]

    Sedat Bilinir, “Mikhail Psellos’un Khronographia’sı,” kitap tanıtımı, Türk & İslam Dünyası Sosyal Araştırmalar Dergisi 4, no. 10 (Mart 2017), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://doi.org/10.16989/TIDSAD.1217, 395–398; Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 16.

  • [19]

    Bilinir, “Mikhail Psellos’un Khronographia’sı,” 397.

  • [20]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 6–8.

  • [21]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 9–13.

  • [22]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 8–10.

  • [23]

    Işın Demirkent, “Haçlı Seferleri Kaynaklarının Büyük Külliyatı: Recueil des Historiens des Croisades, II: Bizanslı Tarihçiler,” Belleten 65, no. 244 (Aralık 2001), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://doi.org/10.37879/belleten.2001.921, 923–926.

  • [24]

    Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” 78–79; Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 17–18.

  • [25]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, ix–xi.

  • [26]

    Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” 79–81; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, xi–xiv.

  • [27]

    Halil İbrahim Gök, “Mir’âtü’z-Zamân’a Göre Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultan Alp Arslan Devri” (yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1995), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=AOR9QxOsCTHI8uFKE-3Ayw&no=AOR9QxOsCTHI8uFKE-3Ayw, 1–4; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, xiv–xv.

  • [28]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, xvi–xix.

  • [29]

    Şeşen, “Alp Arslan’ın Hayatı,” 101–109; Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 18–20.

  • [30]

    Hacısalihoğlu, “Aristakes Lastivertsi’nin ‘Tarih’ Adlı Eseri,” 69–71.

  • [31]

    Hacısalihoğlu, “Aristakes Lastivertsi’nin ‘Tarih’ Adlı Eseri,” 71–73.

  • [32]

    İlhan Aslan, “Matteos Urhayetsi’nin ‘Yıllık’ Adlı Eserinde Malazgirt Savaşı’na Dair Kayıtlar,” Selçuk Türkiyat, no. 67 (Nisan 2026), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://doi.org/10.21563/sutad.1725843, 63–66.

  • [33]

    Aslan, “Matteos Urhayetsi’nin ‘Yıllık’ Adlı Eseri,” 66–68.

  • [34]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 15; Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” 77–78.

  • [35]

    Mustafa Daş, “Normanlar, ‘Gesta Roberti Wiscardi’ ve Malazgirt Savaşı,” Tarih Dergisi, no. 71 (2020), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://doi.org/10.26650/TurkJHist.2020.006, 86–88.

  • [36]

    Daş, “Normanlar, ‘Gesta Roberti Wiscardi’,” 88–90.

  • [37]

    Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 286–289; Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 2–16, 25–26.

  • [38]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, ix–xix; Gök, “Mir’âtü’z-Zamân’a Göre,” 1–4; Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” 78–83.

  • [39]

    Hacısalihoğlu, “Aristakes Lastivertsi’nin ‘Tarih’ Adlı Eseri,” 69–73; Aslan, “Matteos Urhayetsi’nin ‘Yıllık’ Adlı Eseri,” 63–68; Daş, “Normanlar, ‘Gesta Roberti Wiscardi’,” 86–90.

  • [40]

    Murat Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa: IV. Romanos Diogenes,” Belleten 86, no. 305 (Nisan 2022): 89–117, erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://doi.org/10.37879/belleten.2022.089, 95–97; Georgios Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 103–109.

  • [41]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 88–93; Ali Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 5–15.

  • [42]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 88–90.

  • [43]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 82–85, 90–93.

  • [44]

    Ömer Faruk Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri (1068–1071)” (yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, 2018), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=KGxiQMXMnri24tsKXLUhfQ&no=NAH3Sb840_hKgpxmY8MnHQ, 15–16.

  • [45]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 88–89.

  • [46]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 89–93.

  • [47]

    Nilay Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları” (doktora tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2013), erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=hIKIuqnDMJw2QbEPXawNaQ&no=ile9jUFAvkiNcWCgx7ZN9Q, 59–61.

  • [48]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 103–109.

  • [49]

    Adnan Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde (1068, 1069 ve 1071) Kullandığı Güzergâhlara Dair Genel Bir Değerlendirme,” Tarih Dergisi, no. 88 (Şubat 2026): 1–24, erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://doi.org/10.26650/iutd.1640245, 4–5.

  • [50]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 104–107.

  • [51]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 105–107.

  • [52]

    Michael Attaleiates, The History, çev. Anthony Kaldellis ve Dimitris Krallis, 189.

  • [53]

    Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa,” 102–105; Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 4–6.

  • [54]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 54–59.

  • [55]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 81–82.

  • [56]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 63–64.

  • [57]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 54–65.

  • [58]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 81–84.

  • [59]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 82–83.

  • [60]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 65–67.

  • [61]

    Mehmet Altay Köymen, “Alp Arslan Zamanı Selçuklu Askerî Teşkilâtı,” Tarih Araştırmaları Dergisi 5, no. 8–9 (1967): 1–73, erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://makale.isam.org.tr/handle/123456789/185522, 32–34.

  • [62]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 83; Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 9–11.

  • [63]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 66–68; Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 83.

  • [64]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 67–68; Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 11–13.

  • [65]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 84–85, 90–91.

  • [66]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 91–92; Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 13–17.

  • [67]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 85–86.

  • [68]

    Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes,” 14–15.

  • [69]

    Attaleiates, The History, 147–149; Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 86–87.

  • [70]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 86–87; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes,” 14–15.

  • [71]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 113–114.

  • [72]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 114.

  • [73]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 111–113.

  • [74]

    Köymen, “Alp Arslan Zamanı Selçuklu Askerî Teşkilâtı,” 33–34; Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 112–113.

  • [75]

    Köymen, “Alp Arslan Zamanı Selçuklu Askerî Teşkilâtı,” 33–34.

  • [76]

    Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa,” 95–98.

  • [77]

    Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa,” 98–101; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes,” 17–21.

  • [78]

    Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa,” 101–102; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes,” 21–23.

  • [79]

    Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa,” 101–104.

  • [80]

    Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa,” 102–105.

  • [81]

    Attaleiates, The History, 177–189; Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa,” 104–107.

  • [82]

    Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa,” 102–105; Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 4–6.

  • [83]

    Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa,” 102–104.

  • [84]

    Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes,” 23–25; Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 103–109.

  • [85]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 8.

  • [86]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 8–9; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes,” 24–36.

  • [87]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 114–115.

  • [88]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 9–10.

  • [89]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 9–10; Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 115–116.

  • [90]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 10.

  • [91]

    Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes,” 43–44; Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 14–15.

  • [92]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 9–10; Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 92–93.

  • [93]

    Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes,” 45–49; Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 116–118.

  • [94]

    Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa,” 107–110.

  • [95]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 94–96; Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 43–47.

  • [96]

    Faruk Sümer ve Ali Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı: Metinler ve Çevirileri, 41–45.

  • [97]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 45–49; Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 96–99.

  • [98]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 94–95.

  • [99]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 43–44; Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 94–95.

  • [100]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 99–100.

  • [101]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 78–80.

  • [102]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 47–50; Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 98–99.

  • [103]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 48–52; Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 50–54.

  • [104]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 99–100.

  • [105]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071, 78–81, 92–93; Ali Sevim, “Malazgirt Muharebesi,” 481–482.

  • [106]

    Adnan Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde (1068, 1069 ve 1071) Kullandığı Güzergâhlara Dair Genel Bir Değerlendirme,” Tarih Dergisi, no. 88 (2026): 3–14.

  • [107]

    Georgios Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071 (Leeds: Arc Humanities Press, 2024), 91–99, 111–39.

  • [108]

    Michael Attaleiates, The History, çev. Anthony Kaldellis ve Dimitris Krallis (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2012), 271–73.

  • [109]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 95–99.

  • [110]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 111–23, 135–39.

  • [111]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 12–14; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 151–54.

  • [112]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 151–55.

  • [113]

    Attaleiates, History, 273–91.

  • [114]

    Faruk Sümer ve Ali Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı: Metinler ve Çevirileri (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1971), 20–33.

  • [115]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 151–55.

  • [116]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 12–14, 23–24.

  • [117]

    John Haldon, Vince Gaffney, Georgios Theodoropoulos ve Phil Murgatroyd, “Marching across Anatolia: Medieval Logistics and Modeling the Mantzikert Campaign,” Dumbarton Oaks Papers 65/66 (2011–2012): 209–235, özellikle 212–29, erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://www.jstor.org/stable/41933710.

  • [118]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 151–55; Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 12–14.

  • [119]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 151–55.

  • [120]

    Attaleiates, History, 261–73; Haldon vd., “Marching across Anatolia,” 214–17.

  • [121]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 5–8.

  • [122]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 5–8; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 123–31.

  • [123]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 11–14.

  • [124]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 123–31.

  • [125]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 123–35.

  • [126]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 123–31; Murat Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa: IV. Romanos Diogenes,” Belleten 86, no. 305 (2022): 101–5.

  • [127]

    Attaleiates, History, 271–81; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 20–31.

  • [128]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 131–39.

  • [129]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 131–39.

  • [130]

    Kaan Çetin, “Bizans Kaynakları ve Batılı Araştırmacıların Gözüyle Malazgirt Savaşı ve Bizans Ordusu” (yüksek lisans tezi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020), 42–52, erişim tarihi 19 Ağustos 2026, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=JOW3USkic-0zBtHZOEh3_w.

  • [131]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 139–48.

  • [132]

    Çetin, “Bizans Kaynakları ve Batılı Araştırmacıların Gözüyle Malazgirt Savaşı,” 38–52.

  • [133]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 111–23.

  • [134]

    Attaleiates, History, 273–83; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 139–48.

  • [135]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 115–23.

  • [136]

    Attaleiates, History, 281–91.

  • [137]

    Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa,” 104–8; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 145–49.

  • [138]

    Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa,” 99–104.

  • [139]

    Attaleiates, History, 261–73; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 87–94.

  • [140]

    Attaleiates, History, 291–301; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 159–64.

  • [141]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 159–64.

  • [142]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 87–94.

  • [143]

    Mehmet Altay Köymen, “Alp Arslan Zamanı Selçuklu Askerî Teşkilâtı,” Tarih Araştırmaları Dergisi 5, no. 8–9 (1967): 9–23.

  • [144]

    Köymen, “Alp Arslan Zamanı Selçuklu Askerî Teşkilâtı,” 18–26.

  • [145]

    Köymen, “Alp Arslan Zamanı Selçuklu Askerî Teşkilâtı,” 9–18.

  • [146]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 87–94, 141–48.

  • [147]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 111–23.

  • [148]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 30–45; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 159–64.

  • [149]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 20–33; Ali Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1971), 57–68.

  • [150]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 139–49.

  • [151]

    Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 57–70; Köymen, “Alp Arslan Zamanı Selçuklu Askerî Teşkilâtı,” 9–23.

  • [152]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 30–45; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 139–49.

  • [153]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 20–33; Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 57–68.

  • [154]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 30–45; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 139–49.

  • [155]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 40–55; Çetin, “Bizans Kaynakları ve Batılı Araştırmacıların Gözüyle Malazgirt Savaşı,” 58–66.

  • [156]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 40–55; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 159–64.

  • [157]

    Haldon vd., “Marching across Anatolia,” 212–15; Çetin, “Bizans Kaynakları ve Batılı Araştırmacıların Gözüyle Malazgirt Savaşı,” 42–52.

  • [158]

    Haldon vd., “Marching across Anatolia,” 212–15; Attaleiates, History, 271–81.

  • [159]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 87–94; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 20–45.

  • [160]

    Haldon vd., “Marching across Anatolia,” 212–21.

  • [161]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 12–14; Haldon vd., “Marching across Anatolia,” 215–21.

  • [162]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 5–8; Çetin, “Bizans Kaynakları ve Batılı Araştırmacıların Gözüyle Malazgirt Savaşı,” 52–63.

  • [163]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 31–40, 87–94; Köymen, “Alp Arslan Zamanı Selçuklu Askerî Teşkilâtı,” 9–23.

  • [164]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 30–55.

  • [165]

    Attaleiates, History, 271–301; Haldon vd., “Marching across Anatolia,” 212–29.

  • [166]

    Georgios Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071 (Leeds: Arc Humanities Press, 2024), 118–23; Ömer Faruk Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri (1068–1071)” (yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi, 2018), 50–55.

  • [167]

    Murat Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa: IV. Romanos Diogenes,” Belleten 86, no. 305 (2022): 104–10.

  • [168]

    Kaan Çetin, “Bizans Kaynakları ve Batılı Araştırmacıların Gözüyle Malazgirt Savaşı ve Bizans Ordusu” (yüksek lisans tezi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, 2020), 36–41; Uyanık, “Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 50–54.

  • [169]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 120–23.

  • [170]

    John Haldon, Vince Gaffney, Georgios Theodoropoulos ve Phil Murgatroyd, “Marching across Anatolia: Medieval Logistics and Modeling the Mantzikert Campaign,” Dumbarton Oaks Papers 65/66 (2011–2012): 212–15; Speros Vryonis Jr., “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair Kişisel Bir Değerlendirme,” çev. Pınar Kaya, Tarih İncelemeleri Dergisi 33, no. 1 (2018): 286–89.

  • [171]

    Uyanık, “Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 50–55.

  • [172]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 120.

  • [173]

    Michael Attaleiates, The History, çev. Anthony Kaldellis ve Dimitris Krallis (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2012), 261–63; Uyanık, “Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 50–51.

  • [174]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 120–23.

  • [175]

    Çetin, “Bizans Kaynakları ve Batılı Araştırmacıların Gözüyle Malazgirt Savaşı,” 42–44.

  • [176]

    Adnan Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde (1068, 1069 ve 1071) Kullandığı Güzergâhlara Dair Genel Bir Değerlendirme,” Tarih Dergisi, no. 88 (2026): 8–12.

  • [177]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 123–24.

  • [178]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 123–25; Haldon vd., “Marching across Anatolia,” 214–16.

  • [179]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 11–12.

  • [180]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 125–27.

  • [181]

    Uyanık, “Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 61–63.

  • [182]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 12–14.

  • [183]

    Haldon vd., “Marching across Anatolia,” 212–15.

  • [184]

    Attaleiates, History, 271–75; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 133–34.

  • [185]

    Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 12–14; Çetin, “Bizans Kaynakları ve Batılı Araştırmacıların Gözüyle Malazgirt Savaşı,” 44–51.

  • [186]

    Haldon vd., “Marching across Anatolia,” 217–19.

  • [187]

    Haldon vd., “Marching across Anatolia,” 218–21.

  • [188]

    Attaleiates, History, 273–75.

  • [189]

    Haldon vd., “Marching across Anatolia,” 215–16.

  • [190]

    Haldon vd., “Marching across Anatolia,” 215–16; Eskikurt, “IV. Romanos Diogenes’in Anadolu Seferlerinde,” 6–8.

  • [191]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 123–27.

  • [192]

    Çetin, “Bizans Kaynakları ve Batılı Araştırmacıların Gözüyle Malazgirt Savaşı,” 44–51; Uyanık, “Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 61–65.

  • [193]

    Attaleiates, History, 261–71.

  • [194]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 127–29.

  • [195]

    Uyanık, “Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 61–65.

  • [196]

    Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa,” 107–10.

  • [197]

    Attaleiates, History, 273–75.

  • [198]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 133–39.

  • [199]

    Attaleiates, History, 273.

  • [200]

    Çetin, “Bizans Kaynakları ve Batılı Araştırmacıların Gözüyle Malazgirt Savaşı,” 46–49; Uyanık, “Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 64–66.

  • [201]

    Attaleiates, History, 273–75.

  • [202]

    Ali Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1971), 55–64.

  • [203]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 146–49.

  • [204]

    Faruk Sümer ve Ali Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı: Metinler ve Çevirileri (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1971), 23–40; Halil İbrahim Gök, “Mir’âtü’z-Zamân’a Göre Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultan Alp Arslan Devri” (yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi, 1995), 131–38.

  • [205]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 146–49.

  • [206]

    Attaleiates, History, 273–75.

  • [207]

    Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 288–92; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 133–39.

  • [208]

    Attaleiates, History, 275–79.

  • [209]

    Uyanık, “Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 66–68; Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 62–64.

  • [210]

    Attaleiates, History, 277–81.

  • [211]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 18–27; Carole Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi: Türklerin Efsanesi, İslamın Simgesi, çev. Mehmet Moralı (İstanbul: Alfa, 2015), 58–76.

  • [212]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 130, 139–41.

  • [213]

    Çetin, “Bizans Kaynakları ve Batılı Araştırmacıların Gözüyle Malazgirt Savaşı,” 52–56; Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 62–68.

  • [214]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 148; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 41–50.

  • [215]

    Nilay Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları” (doktora tezi, Gazi Üniversitesi, 2013), 94–104.

  • [216]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 129–31.

  • [217]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 3–11, 28–40; Gök, “Mir’âtü’z-Zamân’a Göre Büyük Selçuklu İmparatorluğu,” 131–38.

  • [218]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 139–45; Uyanık, “Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 68–73.

  • [219]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 118–20; Uyanık, “Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 56–61.

  • [220]

    Attaleiates, History, 289–91; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 149–50.

  • [221]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 3–5, 28–40; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 33–39, 67–76.

  • [222]

    Attaleiates, History, 289–91; Uyanık, “Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 75–77.

  • [223]

    Claude Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” çev. Zeynep Kerman, Türkiyat Mecmuası 17 (1972): 88–96; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 149–50.

  • [224]

    Michael Attaleiates, The History, çev. Anthony Kaldellis ve Dimitris Krallis (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2012), 291–97; Georgios Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071 (Leeds: Arc Humanities Press, 2024), 150–65.

  • [225]

    Speros Vryonis Jr., “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair Kişisel Bir Değerlendirme,” çev. Pınar Kaya, Tarih İncelemeleri Dergisi 33, no. 1 (2018): 288–94; Claude Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” çev. Zeynep Kerman, Türkiyat Mecmuası 17 (1972): 92–99.

  • [226]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 153–55; Kaan Çetin, “Bizans Kaynakları ve Batılı Araştırmacıların Gözüyle Malazgirt Savaşı ve Bizans Ordusu” (yüksek lisans tezi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, 2020), 58–59.

  • [227]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 154–55; Çetin, “Bizans Kaynakları,” 58–59.

  • [228]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 154–56.

  • [229]

    Çetin, “Bizans Kaynakları,” 58–59; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 155–56.

  • [230]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 155–56.

  • [231]

    Faruk Sümer ve Ali Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı: Metinler ve Çevirileri (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1971), 18–22; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 156.

  • [232]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 156–58; Carole Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi: Türklerin Efsanesi, İslamın Simgesi, çev. Mehmet Moralı (İstanbul: Alfa, 2015), 53–63.

  • [233]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 151–56.

  • [234]

    Attaleiates, History, 291; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 150, 156.

  • [235]

    Ali Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1971), 74–78; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 12–22.

  • [236]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 156–58.

  • [237]

    Attaleiates, History, 291–93; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 157–59.

  • [238]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 159–60; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 53–63.

  • [239]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 159–60.

  • [240]

    Çetin, “Bizans Kaynakları,” 59–60; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 158–61.

  • [241]

    Attaleiates, History, 293; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 157–59.

  • [242]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 157–58.

  • [243]

    Attaleiates, History, 293; Çetin, “Bizans Kaynakları,” 59–60.

  • [244]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 158–61; Attaleiates, History, 293.

  • [245]

    Çetin, “Bizans Kaynakları,” 60–61; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 151–54.

  • [246]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 160–61.

  • [247]

    Attaleiates, History, 293; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 161.

  • [248]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 12–40; Attaleiates, History, 297.

  • [249]

    Attaleiates, History, 293–95; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 28–29.

  • [250]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 161–62; Çetin, “Bizans Kaynakları,” 60–61.

  • [251]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 162; Çetin, “Bizans Kaynakları,” 61.

  • [252]

    Attaleiates, History, 295; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 162–63.

  • [253]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 23–40; Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 75–79.

  • [254]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 163–64; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 28–40.

  • [255]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 162–64; Çetin, “Bizans Kaynakları,” 61.

  • [256]

    Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 291–94; Attaleiates, History, 293–95.

  • [257]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 162–63; Çetin, “Bizans Kaynakları,” 61.

  • [258]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 163; Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 291–94.

  • [259]

    Attaleiates, History, 293–95; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 163.

  • [260]

    Murat Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa: IV. Romanos Diogenes,” Belleten 86, no. 305 (2022): 107–13; Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 291–94.

  • [261]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 162–63.

  • [262]

    Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 291–94; Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa,” 109–13.

  • [263]

    Attaleiates, History, 287–89; Çetin, “Bizans Kaynakları,” 55–56.

  • [264]

    Attaleiates, History, 287–89; Çetin, “Bizans Kaynakları,” 55–56.

  • [265]

    Fuat Hacısalihoğlu, “Aristakes Lastivertsi’nin ‘Tarih’ Adlı Eserinde Malazgirt Savaşı’na Dair Kayıtlar,” Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılı Özel Sayısı (2023): 70–71; İlhan Aslan, “Matteos Urhayetsi’nin ‘Yıllık’ Adlı Eserinde Malazgirt Savaşı’na Dair Kayıtlar,” Selçuk Türkiyat, no. 67 (2026): 72–74.

  • [266]

    Aslan, “Matteos Urhayetsi’nin ‘Yıllık’ Adlı Eserinde,” 73–75; Çetin, “Bizans Kaynakları,” 54–56.

  • [267]

    Attaleiates, History, 295; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 163–64.

  • [268]

    Attaleiates, History, 295–97; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 165.

  • [269]

    Attaleiates, History, 295–97; Çetin, “Bizans Kaynakları,” 61–62.

  • [270]

    Çetin, “Bizans Kaynakları,” 65–66; Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 293–96.

  • [271]

    Attaleiates, History, 295–97; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 164.

  • [272]

    Attaleiates, History, 297.

  • [273]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 12–17, 28–40; Çetin, “Bizans Kaynakları,” 62–63.

  • [274]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 125–29; Çetin, “Bizans Kaynakları,” 62–63.

  • [275]

    Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 293–96; Çetin, “Bizans Kaynakları,” 65–66.

  • [276]

    Çetin, “Bizans Kaynakları,” 65–66; John Haldon, Vince Gaffney, Georgios Theodoropoulos ve Phil Murgatroyd, “Marching across Anatolia: Medieval Logistics and Modeling the Mantzikert Campaign,” Dumbarton Oaks Papers 65/66 (2011–2012): 212–15.

  • [277]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 23–40; Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” 92–99.

  • [278]

    Attaleiates, History, 295–97; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 164–65.

  • [279]

    Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 293–96; Ali Sevim, “Malazgirt Muharebesi,” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi 27 (2003): 482–83.

  • [280]

    Michael Attaleiates, The History, çev. Anthony Kaldellis ve Dimitris Krallis (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2012), 297–301; Speros Vryonis, Jr., “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair Kişisel Bir Değerlendirme,” çev. Pınar Kaya, Tarih İncelemeleri Dergisi 33, no. 1 (2018): 290–91.

  • [281]

    Attaleiates, History, 297.

  • [282]

    Faruk Sümer ve Ali Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı: Metinler ve Çevirileri (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1971), 14–15, 35–36.

  • [283]

    Carole Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi: Türklerin Efsanesi, İslamın Simgesi, çev. Mehmet Moralı (İstanbul: Alfa, 2015), 53–55, 117–21; Georgios Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071 (Leeds: Arc Humanities Press, 2024), 168–69.

  • [284]

    Attaleiates, History, 297; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 14–15, 35–36.

  • [285]

    Attaleiates, History, 297–99.

  • [286]

    Attaleiates, History, 299.

  • [287]

    Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 290–91.

  • [288]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 169–71; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 15–16, 36–37.

  • [289]

    Fuat Hacısalihoğlu, “Aristakes Lastivertsi’nin ‘Tarih’ Adlı Eserinde Malazgirt Savaşı’na Dair Kayıtlar,” Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılı Özel Sayısı (2023): 70–72; İlhan Aslan, “Matteos Urhayetsi’nin ‘Yıllık’ Adlı Eserinde Malazgirt Savaşı’na Dair Kayıtlar,” Selçuk Türkiyat, no. 67 (2026): 73–74.

  • [290]

    Attaleiates, History, 297–301.

  • [291]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 15–17, 35–38; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 59–63.

  • [292]

    Hacısalihoğlu, “Aristakes Lastivertsi’nin ‘Tarih’ Adlı Eserinde,” 70–72; Aslan, “Matteos Urhayetsi’nin ‘Yıllık’ Adlı Eserinde,” 73–74.

  • [293]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 117–21; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 168–70.

  • [294]

    Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 290–94.

  • [295]

    Attaleiates, History, 299.

  • [296]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 15–16, 36–37.

  • [297]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 169–70; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 59–64.

  • [298]

    Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 290–91; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 28–38.

  • [299]

    Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 292–94; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 64.

  • [300]

    Attaleiates, History, 299–301; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 15–17, 25–27, 36–38.

  • [301]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 15–16, 36–37; Halil İbrahim Gök, “Mir’âtü’z-Zamân’a Göre Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultan Alp Arslan Devri” (yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi, 1995), 136–39.

  • [302]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 58–59; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 53–55.

  • [303]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 25–27; Attaleiates, History, 299–301.

  • [304]

    Claude Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” çev. Zeynep Kerman, Türkiyat Mecmuası 17 (1972): 96–99; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 60–64.

  • [305]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 15–17; Ali Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1971), 86–88.

  • [306]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 16–17, 25–27; Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 87–88.

  • [307]

    Attaleiates, History, 299–301; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 16–17.

  • [308]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 15–16, 36–38; Gök, “Mir’âtü’z-Zamân’a Göre,” 138–39.

  • [309]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 61; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 170–71.

  • [310]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 16, 37, 58–59; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 61.

  • [311]

    Attaleiates, History, 299–301; Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 290–91.

  • [312]

    Attaleiates, History, 299–301.

  • [313]

    Gök, “Mir’âtü’z-Zamân’a Göre,” 138–39; Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 86–87.

  • [314]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 170–71; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 64.

  • [315]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 15–16, 25–27.

  • [316]

    Attaleiates, History, 299–301.

  • [317]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 15–17, 25–27, 36–38.

  • [318]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 51–54.

  • [319]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 64; Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 290–91.

  • [320]

    Attaleiates, History, 299–301; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 15–17, 25–27; Hacısalihoğlu, “Aristakes Lastivertsi’nin ‘Tarih’ Adlı Eserinde,” 70–72.

  • [321]

    Attaleiates, History, 299; Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 290–91; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 58–59.

  • [322]

    Attaleiates, History, 299–301.

  • [323]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 16–17, 36–38; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 62–63.

  • [324]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 26, 38, 58–59; Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 88–89.

  • [325]

    Attaleiates, History, 299–301.

  • [326]

    Attaleiates, History, 301.

  • [327]

    Attaleiates, History, 301–03.

  • [328]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 170–71; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 15–16.

  • [329]

    Attaleiates, History, 301–03.

  • [330]

    Attaleiates, History, 303–25; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 171–72.

  • [331]

    Ömer Faruk Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri (1068–1071)” (yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi, 2018), 93–94.

  • [332]

    Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 93–95; Attaleiates, History, 303–07.

  • [333]

    Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 95.

  • [334]

    Attaleiates, History, 303–05; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 94–95.

  • [335]

    Attaleiates, History, 305–07.

  • [336]

    Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 94–96; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 171.

  • [337]

    Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 95–96, 105.

  • [338]

    Attaleiates, History, 305–09; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 95–96.

  • [339]

    Attaleiates, History, 305–07.

  • [340]

    Attaleiates, History, 305–07; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 95–96.

  • [341]

    Attaleiates, History, 307–09.

  • [342]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 171; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 95–96.

  • [343]

    Attaleiates, History, 305–09; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 95–97.

  • [344]

    Attaleiates, History, 307–09; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 96.

  • [345]

    Attaleiates, History, 309–11; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 96–97.

  • [346]

    Attaleiates, History, 311–13; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 97–98.

  • [347]

    Attaleiates, History, 313–15; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 171–72.

  • [348]

    Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” 98; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 26–27.

  • [349]

    Attaleiates, History, 313–15; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 98–100.

  • [350]

    Attaleiates, History, 315–17; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 172.

  • [351]

    Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 100–101.

  • [352]

    Attaleiates, History, 315–17; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 100–101.

  • [353]

    Attaleiates, History, 315–17.

  • [354]

    Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 100–101; Attaleiates, History, 315–17.

  • [355]

    Attaleiates, History, 317–19; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 101.

  • [356]

    Attaleiates, History, 319–23; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 172.

  • [357]

    Attaleiates, History, 321–23; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 102–03.

  • [358]

    Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 102–03.

  • [359]

    Attaleiates, History, 319–23; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 103–04.

  • [360]

    Attaleiates, History, 323–25; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 104.

  • [361]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 29; Uyanık, “Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes’in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri,” 104–05.

  • [362]

    Hacısalihoğlu, “Aristakes Lastivertsi’nin ‘Tarih’ Adlı Eserinde,” 70–72; Aslan, “Matteos Urhayetsi’nin ‘Yıllık’ Adlı Eserinde,” 74.

  • [363]

    Attaleiates, History, 299–301; Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” 97.

  • [364]

    Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” 98; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 26–27.

  • [365]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 26–27; Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” 98.

  • [366]

    Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” 97–99; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 170–72.

  • [367]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 64; Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” 97.

  • [368]

    Hacısalihoğlu, “Aristakes Lastivertsi’nin ‘Tarih’ Adlı Eserinde,” 71; Aslan, “Matteos Urhayetsi’nin ‘Yıllık’ Adlı Eserinde,” 74; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 172.

  • [369]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 32–33; Ramazan Şeşen, “Alp Arslan’ın Hayatı ile İlgili Arapça Kaynaklar,” Türkiyat Mecmuası 17 (1972): 110–11.

  • [370]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 172; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 32–33.

  • [371]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 171–76.

  • [372]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 32–33; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 171–72.

  • [373]

    Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” 97–99; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 32–33.

  • [374]

    Carole Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi: Türklerin Efsanesi, İslamın Simgesi, çev. Mehmet Moralı (İstanbul: Alfa, 2015), 32–34; Georgios Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071 (Leeds: Arc Humanities Press, 2024), 177–81.

  • [375]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 170–72.

  • [376]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 32–34; Claude Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” çev. Zeynep Kerman, Türkiyat Mecmuası 17 (1972): 97–99.

  • [377]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 171–72.

  • [378]

    Michael Attaleiates, The History, çev. Anthony Kaldellis ve Dimitris Krallis (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2012), 333–51; Nilay Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları” (doktora tezi, Gazi Üniversitesi, 2013), 193–200.

  • [379]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 171–76.

  • [380]

    Attaleiates, History, 333–51; Mustafa Daş, “Normanlar, ‘Gesta Roberti Wiscardi’ ve Malazgirt Savaşı,” Tarih Dergisi, no. 71 (2020): 84–86.

  • [381]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 174–76; Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 193–200.

  • [382]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 175–76; Daş, “Normanlar,” 84–86.

  • [383]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 177–78; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 32–33.

  • [384]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 177–78.

  • [385]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 32–34.

  • [386]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 173–76.

  • [387]

    Attaleiates, History, 335; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 172.

  • [388]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 19–20, 32–34.

  • [389]

    Attaleiates, History, 333–35; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 172–74.

  • [390]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 172.

  • [391]

    Attaleiates, History, 183, 383–87.

  • [392]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 171–76.

  • [393]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 194–95.

  • [394]

    Attaleiates, History, 383–87; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 32–34.

  • [395]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 19–20; Ali Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1971), 1–41.

  • [396]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 172–74.

  • [397]

    Ali Sevim, “Malazgirt Muharebesi,” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi 27 (2003): 482–83; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 172–76.

  • [398]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 33–34.

  • [399]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 172.

  • [400]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 33–34.

  • [401]

    Faruk Sümer ve Ali Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı: Metinler ve Çevirileri (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1971), 61–64.

  • [402]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 61–64; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 172.

  • [403]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 172–76; Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 195–96.

  • [404]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 181–82; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 34.

  • [405]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 194–96.

  • [406]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 34.

  • [407]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 197–200.

  • [408]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 181–82; Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 197–99.

  • [409]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 198–200.

  • [410]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 33–34.

  • [411]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 182.

  • [412]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 34.

  • [413]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 177–81.

  • [414]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 177–80; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 32–34.

  • [415]

    Speros Vryonis, Jr., “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair Kişisel Bir Değerlendirme,” çev. Pınar Kaya, Tarih İncelemeleri Dergisi 33, no. 1 (2018): 283; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 180–81.

  • [416]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 178–82.

  • [417]

    Sevim, “Malazgirt Muharebesi,” 481–83; Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 96–97; Mazlum Şahin Demir, “XI. Asırda Değişen Anadolu’da Türkler: Malazgirt Savaşı (26 Ağustos 1071),” Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi 4, no. 11 (2017): 240–51.

  • [418]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 19–20, 32–34.

  • [419]

    Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” 97–99.

  • [420]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 177–82.

  • [421]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 33–34; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 181–82.

  • [422]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 172–74.

  • [423]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 34.

  • [424]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 182.

  • [425]

    Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” 97–99.

  • [426]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 32–33.

  • [427]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 172.

  • [428]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 182.

  • [429]

    Kaan Çetin, “Bizans Kaynakları ve Batılı Araştırmacıların Gözüyle Malazgirt Savaşı ve Bizans Ordusu” (yüksek lisans tezi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, 2020), 68–71; Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 177–80.

  • [430]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 171–81.

  • [431]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 193–200.

  • [432]

    Attaleiates, History, 333–51, 487–89.

  • [433]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 174–76.

  • [434]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 180–81.

  • [435]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 15–16.

  • [436]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 195, 241–43.

  • [437]

    Daş, “Normanlar,” 84–86.

  • [438]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 241–43.

  • [439]

    Daş, “Normanlar,” 87–89.

  • [440]

    Ağırnaslı, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Mısır ve Anadolu Politikaları,” 243–44.

  • [441]

    Theotokis, Campaign and Battle of Manzikert, 182.

  • [442]

    Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, 95–96; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 15–16.

  • [443]

    Carole Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi: Türklerin Efsanesi, İslamın Simgesi, çev. Mehmet Moralı (İstanbul: Alfa, 2015), 15–20, 219–20.

  • [444]

    Speros Vryonis, Jr., “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair Kişisel Bir Değerlendirme,” çev. Pınar Kaya, Tarih İncelemeleri Dergisi 33, no. 1 (2018): 283–98; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 129–63.

  • [445]

    Ramazan Şeşen, “Alp Arslan’ın Hayatı ile İlgili Arapça Kaynaklar,” Türkiyat Mecmuası 17 (1972): 101–6; Claude Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” çev. Zeynep Kerman, Türkiyat Mecmuası 17 (1972): 77–82.

  • [446]

    Faruk Sümer ve Ali Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı: Metinler ve Çevirileri (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1971), 55–59.

  • [447]

    Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 32–35, 58–60, 65–68; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 129–61.

  • [448]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 161–63, 169–78, 217–18.

  • [449]

    Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 293–95; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 157–59, 170–72.

  • [450]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 167–218; Cahen, “İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı,” 98–100.

  • [451]

    Michael Attaleiates, The History, çev. Anthony Kaldellis ve Dimitris Krallis (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2012), 295–301; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 262–64.

  • [452]

    Sedat Bilinir, “Mikhail Psellos’un Khronographia’sı,” Türk & İslam Dünyası Sosyal Araştırmalar Dergisi 4, no. 10 (2017): 395–98; Murat Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa: IV. Romanos Diogenes,” Belleten 86, no. 305 (2022): 101–10.

  • [453]

    Vryonis, “Malazgirt Savaşı’nın Tarihine Dair,” 284–89; Keçiş, “İhanetten İmparatorluğa,” 104–16.

  • [454]

    Fuat Hacısalihoğlu, “Aristakes Lastivertsi’nin ‘Tarih’ Adlı Eserinde Malazgirt Savaşı’na Dair Kayıtlar,” Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılı Özel Sayısı (2023): 71–74.

  • [455]

    İlhan Aslan, “Matteos Urhayetsi’nin ‘Yıllık’ Adlı Eserinde Malazgirt Savaşı’na Dair Kayıtlar,” Selçuk Türkiyat, no. 67 (2026): 71–77.

  • [456]

    Mustafa Daş, “Normanlar, ‘Gesta Roberti Wiscardi’ ve Malazgirt Savaşı,” Tarih Dergisi, no. 71 (2020): 85–90; Georgios Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 1071 (Leeds: Arc Humanities Press, 2024), 183–87.

  • [457]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 219–20.

  • [458]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 162, 204–18.

  • [459]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 188–89.

  • [460]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 187–89; Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 220–25.

  • [461]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 220–24.

  • [462]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 227–28.

  • [463]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 188–90.

  • [464]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 228–31.

  • [465]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 187–88.

  • [466]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 189–90.

  • [467]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 238–40; Sümer ve Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, 1–8.

  • [468]

    Ali Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1971), VII–XI, 94–97.

  • [469]

    Mazlum Şahin Demir, “XI. Asırda Değişen Anadolu’da Türkler: Malazgirt Savaşı (26 Ağustos 1071),” Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi 4, no. 11 (2017): 240, 250–51; Ali Sevim, “Malazgirt Muharebesi,” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi 27 (2003): 481–83.

  • [470]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 231–34, 251–54.

  • [471]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 129–63, 251–54.

  • [472]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 234–40.

  • [473]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 240–41.

  • [474]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 244–48.

  • [475]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 241–44.

  • [476]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 190–91.

  • [477]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 225–27.

  • [478]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 227–28.

  • [479]

    Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, VII–XI.

  • [480]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 238–40.

  • [481]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 240–41.

  • [482]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 248–49.

  • [483]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 190–91.

  • [484]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 234–38.

  • [485]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 129–63.

  • [486]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 241–44.

  • [487]

    Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 186–87.

  • [488]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 229–30.

  • [489]

    Daş, “Normanlar, ‘Gesta Roberti Wiscardi’,” 85–90.

  • [490]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 240.

  • [491]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 240–41.

  • [492]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 240–49; daha yeni simgesel kullanımlar için bkz. Theotokis, The Campaign and Battle of Manzikert, 190–91.

  • [493]

    Hillenbrand, Malazgirt Muharebesi, 238–49.

Ayrıca Bakınız

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Yazar Bilgileri

Avatar
YazarOnur Çolak19 Ağustos 2026 09:30

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Malazgirt Muharebesi" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle

İçindekiler

  • Adlandırma, Tarihleme ve Kaynaklar

    • Malazgirt Adının Tarihi Biçimleri

    • Muharebenin Tarihi

      • 26 Ağustos 1071 Tarihinin Dayanakları

      • Kaynaklardaki Tarihleme Farklılıkları

    • Roma kaynakları

      • Michael Attaleiates

      • Michael Psellos

      • Nikephoros Bryennios

      • Skylitzes Geleneği ve Diğer Roma Tarihçileri

    • İslâm Kaynakları

      • Erken Arapça Kayıtlar

      • Selçuklu Tarih Geleneği

      • Farsça Kaynaklar

      • Geç Dönem İslâm Anlatıları

    • Ermeni Kaynakları

      • Aristakes Lastivertsi

      • Urfalı Mateos

    • Süryani Kaynakları

    • Latin ve Norman Kaynakları

    • Kaynakların Güvenilirliği ve Birbirleriyle İlişkileri

  • Siyasi ve Askeri Arka Plan

    • XI. Yüzyıl Ortalarında Roma İmparatorluğu

      • Doğu Sınırlarının Savunulması

      • Ermeni Krallıklarının Roma Tarafından İlhakı

      • Roma Ordusundaki İdarî ve Askerî Dönüşüm

    • Büyük Selçuklu Devleti’nin Batı Siyaseti

      • Türkmenlerin Anadolu’ya Yönelmesi

      • Selçuklu Emirlerinin Anadolu Seferleri

      • Kapetru Muharebesi

      • Tuğrul Bey Dönemindeki Gelişmeler

    • Alp Arslan döneminde Selçuklu–Roma ilişkileri

      • Ani’nin Selçuklular Tarafından Alınması

      • Doğu Anadolu ve Kafkasya Seferleri

      • Selçuklu Emirlerinin Anadolu’daki Faaliyetleri

    • IV. Romanos’un Tahta Çıkışı

      • Eudokia Makrembolitissa ile Evliliği

      • Doukas Ailesiyle İktidar Mücadelesi

      • Ordunun Yeniden Düzenlenmesi

    • IV. Romanos’un Anadolu seferleri

      • 1068 Seferi

      • 1069 Seferi

      • Seferlerin Sonuçları ve 1071 Hazırlıkları

    • Alp Arslan’ın Suriye ve Mısır Siyaseti

      • Halep Seferi

      • Fâtımîler Üzerine Yürüyüş Hazırlığı

      • Roma Seferinin Öğrenilmesi

      • Selçuklu Ordusunun Kuzeye Dönüşü

  • Harekat Sahası, Stratejik Hedefler ve Kuvvetler

    • Malazgirt ve Ahlat’ın Coğrafi Konumu

    • Muharebe Alanının Topografyası

      • Malazgirt Ovası

      • Su Kaynakları, Tepeler ve Geçitler

      • Muharebe Alanının Kesin Konumuna İlişkin Görüşler

    • Yollar, Kaleler ve İkmal Merkezleri

      • Roma Askerî Yolları ve Aplekta

      • Konstantinopolis–Erzurum Güzergâhı

      • Erzurum–Hınıs–Malazgirt Güzergâhı

      • Malazgirt–Ahlat Arasındaki Yollar

    • Tarafların Stratejik Hedefleri

      • Roma İmparatorluğu’nun Hedefleri

      • Büyük Selçuklu Devleti’nin Hedefleri

    • Roma Ordusu

      • Merkezî Birlikler ve Thema Kuvvetleri

      • İmparatorluk Muhafızları

      • Ermeni ve Gürcü Birlikleri

      • Norman ve Frank Paralı Askerleri

      • Peçenek ve Uz Birlikleri

    • Roma Ordusunun Komuta Heyeti

      • IV. Romanos

      • Joseph Tarchaneiotes

      • Nikephoros Bryennios

      • Roussel de Bailleul

      • Andronikos Doukas

    • Selçuklu Ordusu

      • Gulâm Birlikleri

      • Türkmen Kuvvetleri

      • Atlı Okçular

      • Selçuklu Ordusunun Hareket ve Savaş Düzeni

    • Selçuklu Ordusunun Komuta Heyeti

      • Sultan Alp Arslan

      • Selçuklu Emirleri

      • Öncü ve Keşif Kuvvetleri

    • Orduların Büyüklüğüne İlişkin Tahminler

      • Ortaçağ Kaynaklarındaki Rakamlar

      • Modern Araştırmalardaki Tahminler

      • Rakamların Lojistik ve Topografik Bakımdan Değerlendirilmesi

    • Silah, Teçhizat ve Savaş Yöntemleri

  • Roma Ordusunun 1071 Harekatı

    • Roma Ordusunun Hazırlanması

    • Konstantinopolis’ten Hareket

    • Anadolu Üzerinden Doğuya İlerleyiş

      • Helenopolis ve Sangarios Geçişi

      • Zompos Köprüsü ve Kharsianon

      • Kayseri ve Sivas Güzergâhı

      • Şebinkarahisar, Satala ve Erzurum

      • Erzurum’dan Malazgirt’e İlerleyiş

    • Yürüyüş ve İkmal Sorunları

      • Erzak ve Hayvan Yemi

      • Arabalar ve Yük Hayvanları

      • Ordunun İlerleme Hızı

      • Disiplin Sorunları

    • Roma Karargâhındaki Görüş Ayrılıkları

    • Ordunun Bölünmesi

      • Roussel de Bailleul’ün Ahlat Yönüne Gönderilmesi

      • Tarchaneiotes’in Kuvvetleriyle Ayrılması

      • Ayrılan Birliklerin Akıbetine İlişkin Görüşler

      • Bölünmenin Roma Ordusuna Etkisi

    • Malazgirt’in Roma Kuvvetleri Tarafından Alınması

    • Ahlat Çevresindeki İlk Çatışmalar

    • Selçuklu Ordusunun Bölgeye Gelişi

    • Savaş Öncesindeki Elçilikler ve Barış Görüşmeleri

  • Muharebe

    • Orduların Savaş Düzenleri

      • Roma Ordusunun Tertibi

      • Selçuklu Ordusunun Tertibi

    • Muharebenin Başlaması

    • Selçuklu Atlı Okçularının Saldırıları

    • Selçuklu Kuvvetlerinin Geri Çekilme Hareketi

    • Roma Ordusunun İlerleyişi

    • Roma Ordusuna Verilen Geri Dönüş Emri

    • Roma Savaş Düzeninin Bozulması

    • Selçuklu Karşı Taarruzu

    • Roma Kanatlarının Çökmesi

    • İhtiyat Kuvvetlerinin Muharebe Alanından Ayrılması

    • Andronikos Doukas’ın Rolü ve İhanet Tartışması

    • Peçenek ve Uz Birliklerinin Durumu

    • Roma Ordusunun Kuşatılması ve Dağılması

    • IV. Romanos’un Yaralanması ve Esir Alınması

    • Tarafların Kayıplarına İlişkin Tahminler

  • IV. Romanos’un Esareti ve Antlaşma

    • İmparatorun Selçuklu Karargâhına Götürülmesi

    • Alp Arslan ile IV. Romanos’un Görüşmesi

    • Görüşmeye İlişkin Roma ve İslâm Anlatıları

    • Rivayet Edilen Konuşmaların Tarihsel Değeri

    • Antlaşmanın Şartları

      • Fidye ve Yıllık Vergi

      • Esirlerin Serbest Bırakılması

    • Şehir ve Kalelerin Teslimi

      • Evlilik ve Askerî İttifak Rivayetleri

    • Antlaşma Şartları Arasındaki Kaynak Farklılıkları

    • IV. Romanos’un Serbest Bırakılması

    • İmparatorun Roma Topraklarına Dönüşü

  • Muharebenin Hemen Sonrasındaki Gelişmeler

    • Yenilgi Haberinin Konstantinopolis’e Ulaşması

    • IV. Romanos’un Tahttan İndirilmesi

    • VII. Mihail’in İmparator İlan Edilmesi

    • IV. Romanos’un Yeniden İktidar Mücadelesine Girişmesi

    • Romanos’un Yenilgileri ve Teslim Olması

    • Romanos’un Kör Edilmesi ve Ölümü

    • Malazgirt Antlaşması’nın Geçersiz Kalması

    • Selçuklu–Roma İlişkilerinin Yeniden Şekillenmesi

  • Muharebenin Neticeleri ve Tarihsel Önemi

    • Roma İmparatorluğu Üzerindeki Etkileri

      • Merkezî Otoritenin Zayıflaması

      • İç Savaşlar ve Taht Mücadeleleri

      • Roma Ordusunun Çözülmesi

      • Doğu Sınır Savunmasının Zayıflaması

      • Anadolu’daki İdarî ve Ekonomik Düzenin Bozulması

    • Anadolu’daki Siyasî ve Demografik Sonuçlar

      • Türkmenlerin Anadolu’ya Yayılması

      • Akın, Göç ve Yerleşme Süreçleri

      • Selçuklu Emirlerinin Bağımsız Faaliyetleri

      • Anadolu’daki İlk Türk Siyasî Teşekkülleri

      • Türkiye Selçuklu Devleti’nin Kuruluş Süreci

      • Anadolu’nun Türk-İslam Medeniyet Sahasına Dahil Oluşu

    • Malazgirt’in Bir Dönüm Noktası Olarak Değerlendirilmesi

    • “Anadolu’nun Kapılarının Açılması” İfadesi

    • Muharebe ile Anadolu’nun Türkleşmesi Arasındaki İlişki

    • Malazgirt’in Sonuçlarının Sınırları

    • Roma İç Savaşlarının Tarihsel Dönüşümdeki Rolü

    • Malazgirt ile Haçlı Saldırıları Arasındaki İlişki

  • Tarihsel Hafıza ve Kültürel Temsil

    • Ortaçağ İslâm Dünyasında Malazgirt Anlatısı

    • Roma ve Hristiyan Tarih Geleneğinde Malazgirt

    • Osmanlı Tarihyazımında Malazgirt

    • Cumhuriyet Döneminde Malazgirt’in Yorumlanması

    • “Alp Arslan” ve “Malazgirt” Simgelerinin Oluşumu

    • Malazgirt’in Ders Kitaplarındaki Yeri

    • Yıldönümleri ve Resmî Anma Törenleri

    • Edebiyat, Sinema ve Popüler Tarih Anlatıları

    • Malazgirt Meydan Muharebesi Tarihî Millî Parkı

KÜRE'ye Sor