Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, 1943’te Kırım’da doğmuş, henüz bebekken 18 Mayıs 1944 sürgünüyle ailesiyle birlikte Özbekistan’a sürgün edilmiştir. Gençlik yıllarından itibaren Kırım Tatar halkının hakları için mücadele etmiş, bu nedenle Sovyet döneminde defalarca tutuklanmış; uzun yıllar hapiste, sürgünde ve çalışma kamplarında kalmıştır.

Kırımoğlu, Avrupa Konseyi'nde Kırım Tatar Sergisi'nde (AA)
1980’lerden itibaren Kırım Tatar Millî Hareketi’nin lideri olmuş, halkının vatanına dönüş sürecine öncülük etmiş ve 1998 yılı mart ayından itibaren seçildiği ve hâlen yenilenen seçimlerle devam ettiği Ukrayna Parlamentosu’ndaki göreviyle Ukrayna’da etkili siyasi figürlerden biri olmuştur.
Doğumu, Ailesi ve Sürgünle Başlayan Hayatı
Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, 13 Kasım 1943 tarihinde Kırım’ın Bozköy köyünde doğdu. Babasının adı Abdülcemil, annesinin adı Mahfure’dir. Ağabeylerinin adı Hanefi ve Hasan, ablalarının adları Şevkiye ve Vasfiye, kız kardeşlerinin adı ise Gülizar ve Dilara’dır. Ailesi, Stalin döneminde uygulanan sınıfsal ve etnik tasfiyeler kapsamında, Sudak’ın Ayserez köyünden “kulak” (zengin köylü) oldukları gerekçesiyle Urallara sürgün edildi.
II. Dünya Savaşı başlarken aile, gizlice Kırım’a dönerek Kırım’ın Gözleve şehrinin kuzeyinde yer alan çöl (ova) bölgesindeki Bozköy’e yerleşti. Burada doğan Mustafa Abdülcemil henüz altı aylık bir bebekken, 18 Mayıs 1944 tarihinde bütün Kırım Tatar halkı ile birlikte sürgün edildi.
Sürgün sırasında annesi Mahfure ile birlikteydi. Babası Abdülcemil ise sürgünden iki gün önce, muhtemel direnişleri önlemek amacıyla diğer Kırım Tatar erkekleriyle birlikte tutuklanmış ve tecrit edilmişti. Aile, Özbekistan’ın Andican bölgesine gönderildi. Kız kardeşleri Gülizar ve Dilara, sürgün hayatı sırasında Andican’da dünyaya geldi.
Çocukluk ve Eğitim Hayatı
Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun çocukluğu, 18 Mayıs 1944 sürgünü sonrasında ailesiyle birlikte gönderildiği Özbekistan’daki sürgün yerleşimlerinde geçti. Ailesi, Özbekistan’ın Andican bölgesindeki bir köyde, Sovyet yönetiminin sürgün edilen halklar için uyguladığı kumandanlık rejimi altında yaşamaya mecbur bırakıldı. Bu rejim kapsamında aile, sürekli denetim altında tutuluyor; bulundukları yerleri izinsiz terk etmeleri, başka bölgelere seyahat etmeleri ve serbestçe yer değiştirmeleri yasaklanıyordu. Bu yıllar, Kırımoğlu’nun ailesi için ağır yoksulluk, gıda yetersizliği ve zorunlu çalışma koşullarıyla geçti. Sürgün yerlerinde çocukluğunu yaşayan Kırımoğlu, daha sonraki yıllarda bu dönemi, sofradan tok kalkmanın neredeyse hiç mümkün olmadığı, hastalık ve açlığın gündelik hayatın bir parçası hâline geldiği bir dönem olarak anlattı. Aile, ekonomik zorluklarla ve sürgün olmanın getirdiği toplumsal dışlanmışlıkla karşı karşıya kaldı.
1956 yılında Stalin öldükten sonra kumandanlık rejimi kaldırıldı ve aile, daha iyi yaşam ve çalışma imkânları umuduyla Taşkent yakınlarındaki Angren'e, daha sonra da Gülistan kasabasına yerleşti. Bu yer değişikliği, sürgün statüsünü ortadan kaldırmasa da Kırımoğlu’nun eğitimine devam edebilmesine imkân sağladı. Bu dönemde Rus dilinde eğitim aldı ve 1959 yılında ortaöğrenimini tamamladı.
Ortaöğrenimini tamamladıktan sonra Taşkent Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne başvuruda bulundu. Ancak başvurusu, Kırım Tatarlarının Sovyet yönetimi tarafından “sadık olmayan bir millet” olarak değerlendirilmesi gerekçesiyle reddedildi. Bu ret kararı, Kırımoğlu’nun etnik kimliği nedeniyle yükseköğretime erişiminin engellendiği ilk açık örneklerden biri oldu.
Üniversiteye kabul edilmemesi üzerine eğitim hayatına ara vermek zorunda kalan Kırımoğlu, geçimini sağlamak amacıyla işçi olarak bir fabrikada çalışmaya başladı. Bu dönem, onun hem sürgün koşullarını doğrudan deneyimlediği hem de Sovyet sisteminde Kırım Tatarlarının karşılaştığı yapısal ayrımcılığı erken yaşta fark ettiği bir dönem oldu. Bu yıllarda yaşadığı sürgün, yoksulluk ve eğitimden dışlanma tecrübesi, Kırımoğlu’nun ilerleyen dönemlerde Kırım Tatar halkının hak mücadelesine yönelmesinde belirleyici bir zemin hazırladı.
Millî Mücadeleye Giriş ve İlk Baskılar
Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun Kırım Tatar Millî Hareketi’ne fiili katılımı, 1961 yılında arkadaşlarıyla birlikte Kırım Tatar Millî Gençlik Teşkilatı’nı kurmasıyla başladı. Bu teşkilat, 1944 sürgünü sonrasında Orta Asya’ya dağılmış hâlde yaşayan Kırım Tatar gençleri arasında millî kimliği, tarih bilincini ve vatan fikrini canlı tutmayı amaçlıyordu. Teşkilatın faaliyetleri, gençler arasında yapılan toplantılar, tarih ve kimlik üzerine konuşmalar ile sürgünün hukuksuzluğunu tartışmaya yönelik çalışmalar etrafında şekillendi.
Teşkilatın kuruluşundan kısa bir süre sonra, Sovyet güvenlik birimleri bu faaliyetleri yakından takibe aldı. Teşkilatın lider kadrosu tutuklandı, Kırımoğlu ise çalıştığı işten çıkarıldı. Böylece Kırımoğlu, henüz genç yaşta, Sovyet rejimi tarafından “rejim açısından sakıncalı” olarak fişlenen Kırım Tatarları arasında yer aldı ve güvenlik makamlarının sürekli takibi altına girdi.
1962 yılında Taşkent Ziraat Mekanizasyon ve Sulama Enstitüsüne kaydolan Kırımoğlu, burada da Kırım Tatar gençleriyle temasını sürdürdü. Enstitüdeki öğrencilerle Kırım Tatar tarihine dair bilgiler paylaştı, Sovyet resmî tarih anlatısında yer verilmeyen veya çarpıtılan dönemler üzerine konuşmalar yaptı. Bu çerçevede, Kırım’da XIII–XVII. Yüzyıllarda Türk Medeniyeti başlıklı çalışmasını kaleme aldı ve bu yazıyı öğrenciler arasında dolaşıma soktu.
Söz konusu faaliyetlerle, KGB’nin (Rus Devlet Güvenlik Komitesi) dikkatini yeniden üzerine çekti. 1965 yılında, KGB’nin talebi doğrultusunda enstitü yönetimi tarafından hakkında işlem başlatıldı. Kırımoğlu; “milliyetçilik yapmak”, “Komünist Parti ve Sovyet Devleti aleyhine propaganda yürütmek” ve "yazdığı makaleyi öğrenciler arasında yaymak"la suçlandı. Bu suçlamalar sonucunda, üçüncü sınıf öğrencisi iken Taşkent Ziraat Mekanizasyon ve Sulama Enstitüsünden uzaklaştırıldı. Bu dönem, Kırımoğlu’nun Sovyet rejimiyle açık ve geri dönülmez bir çatışma içine girdiği ilk safhayı oluşturdu. Eğitim ve çalışma hayatından dışlanması, onun millî mücadeleden vazgeçmesine değil; aksine Sovyet hukuk sistemi, anayasa ve ceza mevzuatını öğrenerek mücadeleyi bilinçli ve sistemli biçimde yeniden yapılandırmasına olanak tanıdı.
Askerlik Reddi ve İlk Hapis Cezası
Enstitüden atılmasının ardından Kızıl Ordu’ya askerlik için çağrıldı. Kırımoğlu, “milletini tanımayan bir devlete askerlik yapamayacağını” belirterek askerliği reddetti. Bu tutumu nedeniyle tutuklandı ve 1966 yılında 1,5 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. İlk cezasını çalışma kampında geçirdi. Bu dönemde Sovyet hukuk sistemi, ceza kanunları ve anayasa üzerine yoğun şekilde çalıştı.
Uluslararası İnsan Hakları Mücadelesine Katılım
1967 yılı sonunda tahliye olduktan sonra Moskova’ya gitti ve Kırım Tatar Millî Hareketi mensubu Dr. Zampira Asan vasıtasıyla Moskova’daki insan hakları savunucularıyla tanıştı.1968 yılında Sovyetler Birliği’nin Çekoslovakya’yı işgalini protesto eden Moskova’daki aydınlar arasında yer aldı. Bu eylem, onun mücadelesinin Sovyet iç muhalefeti ve insan hakları savunuculuğu ile birleştiği bir dönüm noktası oldu. Mayıs 1969’da, II. Dünya Savaşı’nın ünlü generallerinden ve insan hakları savunucularından Piyotr Grigorenko’nun tutuklanmasının ardından kurulan “SSCB’de İnsan Haklarını Savunma Girişim Grubu”nun kurucuları arasında, Sovyetler Birliği’nin en tanınmış 14 insan hakları savunucusunun yanında 15. kişi olarak; tek Türk ve tek Müslüman temsilci sıfatıyla yer aldı. Bundan sonraki yıllarda ise SSCB tarihinin tanınmış Türk - Müslüman insan hakları savunucularından biri hâline geldi.
Bu faaliyetleri nedeniyle 1969 yılının Eylül ayında tutuklandı. Daha önce tutuklanan Grigorenko ve Yahudi şair İlya Gabay Taşkent’e getirildi. Ancak Grigorenko’nun davası ayrılarak kendisi akıl hastanesine kapatıldı. Böylece yalnızca Kırım Tatarlarının haklarını savunduğu için beş yılını tımarhanede geçirdi. 6 günlük bir duruşmayla yargılanan Kırımoğlu ve Gabay ise üçer yıl hapis cezasına mahkûm edildi.
Tekrarlanan Tutuklamalar ve Açlık Grevi
1974 yılında üçüncü kez tutuklanan Kırımoğlu, bir yıl süreyle Sibirya’daki ağır şartlı çalışma kampına gönderildi. Cezasının bitimine üç gün kala, yazdığı mektuplar gerekçe gösterilerek hakkında yeni bir dava açıldı. Bunun üzerine açlık grevine başladı.
Açlık grevi 303 gün sürdü. Bu süre boyunca zorla ve şiddet altında beslendi. Andrey Saharov, Piyotr Grigorenko ve diğer Sovyet aydınları ile insan hakları savunucuları, onun serbest bırakılması için Birleşmiş Milletler’e ve dünya kamuoyuna başvurularda bulundu. Kırımoğlu'na destek olma amacıyla Türkiye’de de çeşitli etkinlikler düzenledi ve Mustafa Abdülcemiloğlu adı, esir Türklerin bir sembolü hâline geldi. Bu süreçte Kırım Tatar meselesi uluslararası alanda tanınır hâle geldi. Nisan 1976’da 2,5 yıl ağır şartlı çalışma kampı cezası verildi ve Çin sınırındaki Primoskiy Hapishanesi ve Çalışma Kampı'na gönderildi.
Açık Nezaret, Sürgün ve Aile Hayatı
Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, ceza süresini tamamladıktan sonra serbest bırakılmak yerine Taşkent’e getirildi ve Sovyet güvenlik makamları tarafından sıkı açık nezaret altına alındı. Bu dönemde kendisine ağır idari kısıtlamalar uygulandı. Şehir dışına çıkması yasaklandı; akşam saat 20:00 ile sabah 06:00 arasında evinden ayrılması engellendi. Kahvehaneler, çay salonları, pazar yerleri, tiyatrolar ve benzeri toplu alanlara gitmesi yasaklandı. Ayrıca her hafta düzenli olarak karakola giderek imza vermekle yükümlü kılındı. Bu uygulamalarla, Kırımoğlu’nun toplumsal hayattan ve millî hareket içindeki temaslarından mahrum bırakılması amaçlandı.
Yaklaşık bir yıl sonra, açık nezaret şartlarını ihlal ettiği gerekçesiyle beşinci kez tutuklandı. Hakkında yeni bir yargılama yapıldı ve kapalı duruşma sonucunda, Sovyetler Birliği’nin en uzak ve ağır iklim koşullarına sahip bölgelerinden biri olan Yakutistan’ın Zıryanka kasabasına 4 yıl süreyle sürgün edilmesine karar verildi. Bu sürgün, fiilen yeniden cezalandırma ve toplumdan tecrit anlamı taşıyordu.

Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve Eşi Safinar Cemileva (AA)
Kırımoğlu, Zıryanka’daki sürgün hayatı sırasında Kırım Tatar hanımı Safinar ile evlendi ve oğulları Hayser sürgünde doğdu. Aile hayatı da sürgün koşulları altında şekillendi. Bu dönem, Kırımoğlu’nun siyasi faaliyetlerinin baskı yoluyla sınırlandırılmaya çalışıldığı ve özel hayatının doğrudan devlet denetimi altına alındığı bir safhayı temsil etti. Buna rağmen, sürgün ve açık nezaret uygulamaları, onun Kırım Tatar millî mücadelesinden kopmasına yol açmadı.
Son Sovyet Tutuklamaları ve Serbest Bırakılması
Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, 1983 yılı Kasım ayında altıncı kez tutuklandı. Taşkent’te yapılan yargılama sonucunda, daha önceki davalarla benzer nitelikte suçlamalarla karşı karşıya bırakıldı. Hakkındaki suçlamalar arasında, Sovyet Devleti’nin iç ve dış siyasetine iftira etmek, sovyet karşıtı faaliyetlerde bulunmak, Kızıl Ordu’nun Afganistan’ı işgalini kınayan bir bildiriyi Andrey Saharov ve bazı Sovyet aydınlarıyla birlikte yayımlamak yer aldı. Ayrıca 1983 yılında Krasnodar bölgesinde vefat eden babasının cenazesini, yasak olmasına rağmen Kırım’a defnetmeye teşebbüs etmek ve bu süreçte polis ve askerlerle yaşanan çatışmalara önderlik etmek de ek suçlamalar arasında gösterildi.
Bu suçlamalar neticesinde Kırımoğlu, üç yıl ağır şartlı çalışma kampı cezasına mahkûm edildi. Cezasını Magadan şehri yakınlarındaki kampta çekmeye başladı. Ancak ceza süresinin tamamlanmasına az bir zaman kala, Sovyet makamları tarafından hakkında yeni bir dava daha açıldı. Bu durum, Kırımoğlu’nun serbest bırakılmasını sürekli olarak ertelemeye yönelik sistematik bir uygulamanın devamı niteliğindeydi.
1986 yılı sonunda Magadan’da yeniden dava açıldı. Bunun haberi Batı’ya ulaşır ulaşmaz özellikle Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nde geniş yankı uyandırdı. Serbest bırakılması için uluslararası düzeyde yoğun kampanyalar yürütüldü. Bu kampanyalar, 1986 yılında İzlanda’nın Reykjavik kentinde yapılan ve dünya kamuoyunun yakından takip ettiği Gorbaçov - Reagan Zirvesi’ne de yansıdı. Zirve sırasında ABD Başkanı Ronald Reagan, ön şart olarak aralarında Kırımoğlu’nun da bulunduğu beş insan hakları savunucusunun serbest bırakılmasını talep etti. Bu dönemde Kırımoğlu’nun durumu, Sovyetler Birliği içindeki insan hakları ihlallerinin sembolik örneklerinden biri hâline geldi ve su süreçte yapılan yargılama sonucunda üç yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Ama yeniden hapishaneye bile gönderilmeden şartlı olarak mahkeme salonundan serbest bırakıldı. Serbest bırakılmasına rağmen, siyasi faaliyetlerde bulunması hâlinde kalan ceza süresini tamamlamak üzere yeniden tutuklanacağı kendisine bildirildi. Buna karşılık Kırımoğlu, Sovyet döneminin son safhasında Kırım Tatar Millî Hareketi içindeki faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.
Kırım’a Dönüş Mücadelesi ve Siyasi Liderlik
Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, 1987 yılında Sovyet makamları tarafından şartlı olarak serbest bırakıldıktan sonra, Kırım Tatar Millî Hareketi içerisindeki faaliyetlerini kesintisiz biçimde sürdürdü. Serbest bırakılmasına rağmen hakkında devam eden tehditler ve yeniden tutuklanma ihtimali, onun millî mücadeleden geri adım atmasına yol açmadı. Bu dönemde Kırım Tatarlarının temel talebi olan vatanlarına dönüş meselesi, mücadelenin merkezinde yer aldı.
1987 yılında, Sovyetler Birliği tarihinde eşine az rastlanır bir eylem sürecine öncülük etti. Moskova’daki Kızıl Meydan’da düzenlenen Kırım Tatar gösterilerinin organizasyonunda etkin rol oynadı. Bu gösteriler, Kırım Tatarlarının sürgün sonrası hak taleplerini açık ve kitlesel biçimde dile getirdiği ilk büyük eylemlerden biri oldu. Gösteriler, Sovyet kamuoyunda ve uluslararası çevrelerde geniş yankı uyandırdı ve Kırım Tatar meselesinin görünürlüğünü önemli ölçüde artırdı. Bu eylemler, Kırım Tatarlarının vatanlarına dönüş sürecini fiilen başlatan dönüm noktalarından biri oldu.
1989 yılında, Kırım Tatar Millî Hareketi’nin Teşebbüs Grupları tarafından düzenlenen genel toplantıda, tüzüğü ve kuruluşu açıkça ilan edilen Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı Başkanlığına seçildi. Bu görevle birlikte Kırımoğlu, dağınık hâlde yürütülen millî mücadelenin merkezî bir yapı altında toplanmasında belirleyici bir rol üstlendi.
Teşkilat, Kırım Tatarlarının sürgün sonrası haklarını savunmak, dönüş sürecini organize etmek ve toplumsal temsil mekanizmalarını oluşturmak amacıyla faaliyet gösterdi. Bu örgütlü mücadelenin sonucu olarak 1991 yılında, Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde, Kırım Tatarlarının yaşadığı tüm bölgelerde gerçekleştirilen demokratik seçimler sonucunda II. Kırım Tatar Millî Kurultayı toplandı. Kurultay, 26 Haziran 1991 tarihinde Akmescit’te gerçekleştirildi. Bu Kurultay, sürgün sonrası dönemde Kırım Tatar halkının kendi iradesiyle oluşturduğu seçilmiş en yüksek temsil organı niteliğini taşıyordu.
Kurultay tarafından, Kırım Tatar halkını temsil etmekle yetkili en üst organ olan Kırım Tatar Millî Meclisi oluşturuldu. Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kurultay delegelerinin tercihiyle Kırım Tatar Millî Meclisi Başkanlığına seçildi. Bu görev, onun mücadelesinin yeraltı direnişinden açık ve kurumsal siyasi liderliğe evrildiği süreci simgeledi. Daha sonraki yenilenen seçimlerde de Kırım Tatar halkının teveccühüyle Millî Meclis Başkanlığı görevini sürdürdü.
Bu dönem, Kırımoğlu’nun Kırım Tatar halkının sürgünden dönüş mücadelesini kitlesel, örgütlü ve meşru siyasi zeminlere taşıdığı; aynı zamanda millî hareketin lideri olarak ulusal ve uluslararası alanda tanınır hâle geldiği bir safha olarak öne çıktı. Ekim 2013 yılında kendi isteğiyle bıraktığı Millî Meclis Başkanlığı görevine, yapılan seçimi kazanan Refat Çubarov getirildi.
Rusya İşgali, Yeniden Sürgün ve Mücadele
Kırım 26-27 Şubat 2014'te Rusya tarafından fiilen işgal edildi. 16 Mart 2014 tarihinde silahların gölgesinde yapılan illegal referandum ile Kırım’ın Rusya’ya bağlandığı duyuruldu. Kırımoğlu, CNN International'da referandumun düzmece olduğunu, Kırım Türklerinin referandumu boykot ettiklerini, referanduma katlımın gerçekte çok düşük olduğunu ve Kırım’ın yerli halkı ve tarihî sahibi olan Kırım Tatarlarının kendi kaderlerini belirleme hakları olduğunu belirterek Rusya’nın işgalini kabul etmediklerini açıkladı.
Bilahare kendisini Rusya işgaline razı etmek isteyen Putin ile telefonda konuşan Kırımoğlu, askerlerini Kırım’dan çekmesini talep etti. Bunun üzerine Rus işgalciler, Kırım Tatar Millî Meclisi'ni bastı, Kırımoğlu’nun odasında arama yaptı ve Kırımoğlu’na 5 yıl süreyle vatanı Kırım’a ve evine giriş yasağı getirdiler. Daha sonra Kırım’a izinsiz girmeye teşebbüs suçlamasıyla hakkında dava açan Rusya, illegal yargılama ile Kırımoğlu'nu 3 yıl hapse mahkûm etti. Kırımoğlu’nun, Kırım’a giriş yasağını Rusya 15 yıl daha, 2034 yılına kadar uzattı. Rusya, Kırımoğlu’nun kuruluşuna öncülük ettiği, demokratik kurallarla inşa ettiği ve 22 yıl başkanlığını yaptığı Kırım Tatar Millî Meclisi’nin faaliyetlerini ve 18 Mayıs 1944 sürgün kurbanlarını anmayı yasakladı. Böylelikle Kırım Tatarları üzerinde yoğun baskı uygulanmaya başladı. Kırımoğlu, Kiev’de yaşamakta ve Rusya işgaline karşı mücadelesinde Kırım Türklerine önderlik etmeyi sürdürmektedir.
Onurlandırmalar
Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kırım Tatar halkının hak mücadelesi, insan hakları savunuculuğu ve demokratik değerler adına yürüttüğü faaliyetler nedeniyle ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda ödül ve ünvan aldı.
- 1998 yılında, Kırım Tatar halkını sürgünden barışçıl yollarla ve uzun soluklu bir mücadeleyle ana vatanlarına döndürmedeki rolü nedeniyle Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından verilen Nansen Madalyası’na layık görüldü.
- 2003 yılında, insan hakları mücadelesi ve milletlerarası ilişkilerin geliştirilmesine sağladığı katkılar dolayısıyla Ukrayna Bakanlar Kurulu kararıyla Şeref Diploması aldı.
- 2003 yılında, 60. yaş günü vesilesiyle, uluslararası ilişkilerin gelişmesine ve devletin kalkınmasına şahsen yaptığı katkılar sebebiyle Ukrayna Cumhurbaşkanlığı tarafından Yaroslav Mudriy Nişanı ile ödüllendirildi.
- 2006 yılında İstanbul’da, Dünya Demokrasi Hareketi tarafından, Kırım Tatar milleti ve Kırım Tatar Millî Meclisi adına Demokrasi Ödülü aldı.
- 4 Haziran 2014 tarihinde, Polonya Devleti Dayanışma Ödülü, eski Polonya Cumhurbaşkanı Lech Wałęsa adına kendisine takdim edildi.
- 15 Nisan 2014 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye Cumhuriyeti Nişanı ile taltif edildi.
- 6 Temmuz 2015 tarihinde, Litvanya Cumhuriyeti Şövalyelik Nişanı, Litvanya Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Dalia Grybauskaitė tarafından verildi.
- 3 Kasım 2018 tarihinde, 75. yaş günü vesilesiyle, Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko tarafından Özgürlük Nişanı takdim edildi.
- 13 Kasım 2023 tarihinde, doğum gününde, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy tarafından “Ukrayna Ulusal Kahramanı” ünvanı ve buna bağlı olarak Devlet Nişanı verildi.

YTB’nin Düzenlediği "Vatana Adanmış Bir Ömür: Mustafa Kırımoğlu Vefa ve Kitap Tanıtım Programı’ndan (AA)
- Ayrıca Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’na, Türkiye’de Gebze Yüksek Teknoloji Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Bursa Uludağ Üniversitesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi başta olmak üzere birçok üniversite tarafından fahri doktora ünvanı verildi.

Kırımoğlu Kitap Tanıtım Programı’nda (AA)
İleri yaşına rağmen Kırımoğlu, Kırım Tatar halkına önderlik etmeye devam etmekte; mücadelesini şiddet dışı, barışçı ve hukuk temelli yöntemlerle sürdürmeyi esas almaktadır. Hayatı boyunca defalarca tutuklanmış, sürgün edilmiş, uzun yıllar hapishane ve çalışma kamplarında kalmış olmasına rağmen, millî mücadelesinden vazgeçmemiştir.
Kişisel Bilgiler
Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, ilk evliliğini 1960’lı yılların sonunda Gülnar Appazova ile yapmıştır. Bu evlilik sırasında, 1969 yılında Kırımoğlu tutuklu bulunduğu dönemde bir kız çocuğu dünyaya gelmiş; kızını ilk kez ancak 2,5 yaşına geldiğinde, cezaevinden çıktıktan sonra görebilmiştir.
Kırımoğlu, ikinci evliliğini Yakutistan’ın Zıryanka kasabasına sürgün edildiği yıllarda Safinar Hanım ile gerçekleştirmiştir. Bu evlilikten Eldar ve Hayser adlarında iki oğlu dünyaya gelmiştir.
Büyük oğlu Eldar Ebubekirov, uzun süredir mücadele ettiği hastalık nedeniyle 22 Ekim 2025 tarihinde, 51 yaşında hayatını kaybetmiştir. Ebubekirov’un cenaze namazı, Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun katılımıyla Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camisi’nde öğle namazını müteakip kılınmıştır.



